III. ULUSLARARASI HAMZA NİGARİ TÜRK KÜLTÜRÜ MİRASI SEMPOZYUMU

Kongre Takvimi

Özet Son Teslim Tarihi 29 Nisan 2016
Kabul Edilen Özetlerin İlanı 13 Mayıs 2016
Resmî Davetlerin Gönderilmesi 27 Mayıs 2016
Bildirilerin Son Gönderilme Tarihi 26 Ağustos 2016
Kongre Programının İlanı 01 Nisan 2016
Sempozyum Günleri 1. Gün: 27Ekim 2016 ( Kayıtlar Saat 09.00-10.00)
2. Gün: 28 Ekim 2016

Onur Kurulu

Prof. Dr. Metin ORBAY Amasya Üniversitesi Rektörü
Prof. Dr. Mahmut AK İstanbul Üniversitesi Rektörü
Prof. Dr. Mustafa ÖZKAN İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dekanı
Prof. Dr. Vahit KONAR Amasya Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Dekanı
Prof.Dr. Kubra ALİYEVA Azerbaycan Milli Bilimler Akademisi

Düzenleme Kurulu

Düzenleme Kurulu Başkanı

Prof. Dr. Mustafa ÖZKAN İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dekanı

Düzenleme Kurulu Üyeleri Türkiye

Yrd. Doç. Dr. Metin HAKVERDİOĞLU Amasya Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi
Arş. Gör. Mevlüt İLHAN Amasya Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi
Arş. Gör. Ömer GÜVEN İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi
Arş. Gör. Ayşegül KUŞDEMİR Amasya Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi
Muttalip ULUTANRIVERDİ Azerbaycan Türkleri Kültür Sanat ve Dayanışam Derneği Başkanı
Bilal DÜNDAR TADEF (Türkiye Azerbaycan Türkleri Dernekleri Federasyonu) Başkanı
Düzenleme Kurulu Üyeleri Azerbaycan

Fariz HALİLİ Azerbaycan
Şöle BAYRAMOVA Azerbaycan
Memmed RAHİMOV Azerbaycan
Mehman MİKAYILOV Azerbaycan
Uğur GİYASİ Azerbaycan
Vugar GULİYEV Azerbaycan
Fergane CABBAROVA Azerbaycan
Mehbare ABBASOVA Azerbaycan
Günel SEYİDAHMEDLİ Azerbaycan
Valeh CEFEROV Azerbaycan

Bilim Kurulu

Bilim Kurulu Türkiye
Prof. Dr. Mustafa ÖZKAN Türkiye
Prof. Dr. A. Azmi BİLGİN Türkiye
Prof. Dr. Mehmet EVSİLE Türkiye
Prof. Dr. Şuayip ÖZDEMİR Türkiye
Prof.Dr. Veli ALİYEV Azerbaycan
Prof.Dr. Cafer GİYASİ Azerbaycan
Prof.Dr. Gafar CEBİYEV Azerbaycan
Prof.Dr. Minehanım Nuriyeva-TEKLELİ Azerbaycan
Prof.Dr. Şikar GASIMIOV Azerbaycan
Prof.Dr. Luigi SCRİNZİ İtalya
Prof. Dr. Jaloliddin MİRZO Özbekistan
Prof.Dr. Rubin ZEMON Makedonya
Prof. Dr. Ergin JABLE Kosova
Doç. Dr. Mücahit KAÇAR Türkiye
Doç. Dr. İbrahim SERBESTOĞLU Türkiye
Yrd. Doç. Dr. Metin HAKVERDİOĞLU Türkiye
Yrd. Doç. Dr. Kürşat EFE Türkiye
Yrd. Doç. Dr. Orhan Fatih KUŞDEMİR Türkiye
Yrd. Doç. Dr. Savaş ŞAHİN Türkiye
Yrd. Doç. Dr.Gülsüm TARAKÇI GÜL Türkiye
Yrd.Doç. Dr. Recep Orhan ÖZEL Türkiye
Yrd.Doç. Dr. Abdülkadir TEKİN Türkiye
Dr. Andrea MACCHİA İtalya
Dr. Ağaselim AZİZOV Azerbaycan
Dr. Habiba ALİYEVA Azerbaycan
Dr. Könul HACIYEVA Azerbaycan
Dr. Gulnara SEFEROVA Azerbaycan
Dr. Kemale PANAHOVA Azerbaycan
Dr. Fariz HALİLLİ Azerbaycan
Dr. Melahet BABAYEVA Azerbaycan
Dr. Kubilay AKMAN Türkiye
Dr.Ahmet AYTAÇ Türkiye
Maulen Sadıkbekov Kazakistan

Sempozyum Destekçileri

İstanbul Üniversitesi
Amasya Üniversitesi
ASSAM (Amasya Üniversitesi Sosyal ve Stratejik Araştırmalar, Uygulama ve Araştırma Merkezi)
MİRAS Medeni İrsin Öyrenilmesine Kömek İctimai Birliği
TADEF (Türkiye Azerbaycan Türkleri Dernekleri Federasyonu)
Amasya Azerbaycan Türkleri Kültür, Sanat ve Daynışma Derneği
İstanbul Fatih Belediyesi
Amasya Valiliği
Amasya Belediyesi
Avrasya Beynelhalk Araştırmaları Enstitüsü

Web adres: www.miras.az ( ve ) hamzanigari.amasya.edu.tr
E-mail: hamzanigari@gmail.com

https://www.facebook.com/photo.php?fbid=10209080034938587&set=a.1122480942783.2020151.1249876036&type=3&theater

Web adres: www.miras.az ( ve ) hamzanigari.amasya.edu.tr
E-mail: hamzanigari@gmail.com

Amasya Üniversitesi, İstanbul Üniversitesi, Miras Medeni İrsin Öyrenilmesine Kömek İctimai Birliği’nin İşbirliği, TADEF (Türkiye Azerbaycan Türkleri Dernekleri Federasyonu) ve Amasya Azerbaycan Türkleri Kültür-Sanat ve Dayanışma Derneği ile 27-28 Ekim 2016 tarihleri arasında “III. Uluslararası Hamza Nigarî Türk Dünyası Kültürel Mirası Sempozyumu” düzenlenecektir. Düzenlenecek olan bu sempozyumun temel amacı Hamza Nigarî’nin fikir dünyası ve hayatının yanı sıra geçmişten gelen perspektif üzerinden Türk ve İslam dünyasının bugününü değerlendirmektir.

Sempozyum İştirak Şartları

İstanbul Üniversitesi’nde yapılacak olan bu sempozyumda bildiriler Türkiye Türkçesi, Azerbaycan Türkçesi, İngilizce ve Rusça olarak sunulabilecektir. İştirakçiler bildirilerini, bildiri özetlerini ve kısa özgeçmişlerini aşağıda belirtilecek olan tarihlerde göndermelidir. Özetler 300 kelimeyi geçmemelidir. Özetler hamzanigari@gmail.com adresine belirlenen tarihte gönderilmelidir. Katılımcıların İstanbul’daki iki günlük konaklama giderleri sempozyum teşkilatçıları tarafından karşılanacaktır. Yol harcamaları ise iştirakçilere aittir.

Sempozyum Konuları

• Türk Dünyasının Kütürel Mirasının Tarih, Edebiyat, İlahiyat, Coğrafya, Arkeoloji, Musiki gibi Sosyal Bilimlerdeki İzleri
• Azerbaycan’da Sufizm: Halvetilik, Nakşîlik, Yesevîlik.
• Türkiye-Azerbaycan Ortak Tarihî Kültürel Değerleri ve Temsilcileri.
• Azerbaycan Türkiye Edebî Alakaları ve Temsilcileri.
• Türkiye’de Yaşamış Azerbaycan Muhaceret Edebiyatı Temsilcileri.
• Türk Kültür Tarihinde Azerbaycan Etkisi. Sufiler, Şairler, Alimler, Sanatkarlar, Siyasetçiler ve Fikir Adamları.
• Türkiye (Selçuklu ve Osmanlı dönemi) – Azerbaycan Tasavvufi Alakaları.
• Ortak Kültür Temsilcisi Olarak Karabağlı Mir Hamza Nigarî. Edebî ve Tasavvufî Şahsiyeti.
• İsmail Siraceddin Şirvanî ve Hamza Nigarî’nin Türkiye ve Azerbaycan’daki Etkileri.
• Kafkaslarda Tasavvuf. İsmail Şirvanî ve Hamza Nigarî’nin Kafkasya’ya Etkileri.
• Multikültüralizm ve Sufizm

Sempozyumun Adı III. Uluslararası Hamza Nigarî Türk Dünyası Kültürel Mirası Sempozyumu

Sempozyumun Tarihi 27-28 Ekim 2016

Sempozyumun Yeri İstanbul Üniversitesi Kongre ve Kültür Merkezi Beyazıt / İstanbul
Sempozyumun Dili Türkiye Türkçesi, Azerbaycan Türkçesi, İngilizce ve Rusça

Kongre Takvimi

Özet Son Teslim Tarihi 29 Nisan 2016
Kabul Edilen Özetlerin İlanı 13 Mayıs 2016
Resmî Davetlerin Gönderilmesi 27 Mayıs 2016
Bildirilerin Son Gönderilme Tarihi 26 Ağustos 2016
Kongre Programının İlanı 01 Nisan 2016
Sempozyum Günleri 1. Gün: 27Ekim 2016 ( Kayıtlar Saat 09.00-10.00)
2. Gün: 28 Ekim 2016

Posted in Makalelerim | III. ULUSLARARASI HAMZA NİGARİ TÜRK KÜLTÜRÜ MİRASI SEMPOZYUMU için yorumlar kapalı

HARÎMÎ DİVANI (ŞEHZADE KORKUT DİVANI) YAYINLANIYOR

AMASYA BELEDİYESİ TARAFINDAN ŞEHZADE KORKUT (HARİMî) DİVANI BASILIYOR.

DİVAN-I HARİMÎ

DR. METİN HAKVERDİOĞLU

Posted in Makalelerim | HARÎMÎ DİVANI (ŞEHZADE KORKUT DİVANI) YAYINLANIYOR için yorumlar kapalı

LALE DEVRİ TARİH KASİDELERİ (KİTAP)

EBCED ÇÖZÜMLEMELERİ İLE
LALE DEVRİ TARİH MANZUMELERİ

Yrd. Doç. Dr. Metin HAKVERDİOĞLU

İçindekiler
ÖN SÖZ 3
Ebced Hakkında 6
Ebcedli Tarih Çeşitleri 7
A. Temel Ebcedli Tarih Çeşitleri ve Örnekleri 8
İSHAK EFENDİ 13
RÂŞİD EFENDİ 19
MUSÎB EFENDİ 21
NEDÎM 25
NA‘TÎ 28
İSHAK EFENDİ 30
‘AFVÎ 33
DÜRRÎ EFENDİ 36
SA’DÎ 40
FEYZÎ 43
MUSÎB EFENDİ 45
NA‘TÎ 48
SA‘DÎ 48

ÖN SÖZ
Türk edebiyatında ebced hesabının tarih manzumelerinde sıkça kullanılması bu hesap ile ilgili örneklerin daha kolay bulunmasını ve ilgilenenlere sunulmasını gerekli kılmaktadır. Ebced ve tarih manzumeleri bugün için unutulmuş gibi görünse de hem tarihçiler hem de edebiyatçılar için bilinmesi elzem olan hususlardır. Biz bu çalışmayı bu eksikliği gidermek amacıyla her iki dalda bu hususa ilgi duyanlara bol örnek sunmak amacıyla yaptık. Bu örneklerdeki kimi tarihlerin gün ışığına yeni çıkıyor olması da önemle altı çizilmesi gereken bir husustur.
Faiz Efendi ile Şakir Bey Mecmuası’ndan alınan aşağıdaki 154 tarih aynı zamanda Lale Devri hakkında kronolojik bilgi içermektedir. Ebced hesapları altlarına açıklanmış olan bu şiirler, Mecmuadaki tarih manzumelerinin genellikle son beyti alınarak oluşturulmuştur.
Metinlerin alındığı Mecmua, Damad İbrâhîm Paşa ve III. Ahmed dönemini özetleyen tarihlerle doludur. Bu tarihlerin kronolojik sırayla yazılması Mecmuanın peyderpey oluşturulduğunu göstermektedir. Bu çalışma ile Lale Devri’nin en önemli tarih kasideleri sırayla ve ebced hesabı yapılmış olarak gözler önüne serilecektir.

Ebced için her ne kadar bugünkü toplumumuz bir fal bakma anlamı çıkarıyorsa da yüz yıl önce bu kavram bir medeniyet göstergesi idi. İnsanlar önemli gördükleri hemen hemen her hususu ölümsüzleştirecek bir yöntem olarak ebcedi görüyorlardı. Yani, yeni yapılan bir bina için yazılan ebced beytinin, oranın kitabesinde yüz yıllarca kalacağını biliyorlardı. Ayrıca o beyit bir divana girdiği için bina yıkılsa dahi o binanın yapılış tarihi kaybolup gitmiyordu.
Ebced’in bir de şu yönü ilginçtir: Bir çeşme yapımı için yazılan tarih kasidesi sayesinde o çeşme divandaki yerini sonsuza kadar alıyor, aynı kasidenin genellikle son beyti bir hattat tarafından yazılarak harika bir hat sanatı örneği oluyor, o hattı bir mermer ustası kitabeye kazıyarak bir başka sanat eseri ortaya koyuyor ve mimar o kitabeyi tezhipler ile süsleterek çeşmenin uygun yerine yerleştiriyor; kitabeye bakan kişi seyrine doyum olmaz bir sanat eserini hem görüyor hem de ebced kurallarıyla onu çözerek ilgi düzeyini yükseltiyor. İşte bu sanatlar arası etkileşim bugün en çok arzulanan; ancak bir türlü başarılamayan noktadır. Sadece ebcede ilgisini kaybeden ve muhteşem binalara on yıl içinde dökülecek “Yapım Yılı: 2013” yazan ruhsuz levhalar asan bir nesil olmak bile neler kaybettiğimizi göstermeye yeterlidir.
Faiz Efendi ve Şakir Bey Mecmuası ebced örnekleri yönünden oldukça hacimli bir eserdir. Damat İbrahim Paşa tarafından yazdırılan bu mecmua, Lale Devrinin yüzlerce kasidesi yanında, yine yüzlerce tarih manzumelerini toplamıştır. İşte, çalışmamızda bu mecmuadaki tarih manzumelerinin 154 tanesi ele alınmıştır. Bu manzumeler, genellikle kronolojik bir sıra izlediği için sıcağı sıcağına yazılan ve orijinal ilk elden şiirler olarak kabul edilebilir. Bu şiirlerin bir kısmı divanlara girmiştir; fakat genellikle farklılıklar söz konusu olmuştur. Bu farklılıkta birinci kaynak olarak bu mecmua kabul edilse yanlış olmaz kanaatindeyiz.
Çalışmamızda ele aldığımız manzumelerin büyük bir kısmı, divanı henüz ele geçmemiş şairlere aittir. Bu yönden de çalışmamız önem arz etmektedir.

1. GİRİŞ:

Türk edebiyatında ebced hesabının tarih manzumelerinde sıkça kullanılması bu hesap ile ilgili örneklerin daha kolay bulunmasını ve ilgilenenlere sunulmasını gerekli kılmaktadır. Ebced ve tarih manzumeleri bugün için unutulmuş gibi görünse de hem tarihçiler hem de edebiyatçılar için bilinmesi elzem olan hususlardır. Biz de çalışmamızı bu eksikliği gidermek amacıyla her iki dalda bu hususa ilgi duyanlara bol örnek sunmak amacıyla yaptık. Bu örneklerdeki bazı tarihlerin gün ışığına yeni çıkıyor olması da önemle altı çizilmesi gereken bir husustur.
Faiz Efendi ile Şakir Bey Mecmuası’ndan alınan aşağıdaki 154 tarih aynı zamanda Lale Devri hakkında kronolojik bilgi içermektedir. Ebced hesapları altlarına açıklanmış olan şiirler, bu mecmuadaki tarih manzumelerinin genellikle son beyti alınarak oluşturulmuştur.
Metinlerin alındığı Mecmua, III. Ahmed ve Damad İbrâhîm Paşa dönemini özetleyen tarihlerle doludur. Bu tarihlerin kronolojik sırayla yazılması Mecmuanın peyderpey oluşturulduğunu göstermektedir.
Bildiri boyutunu aştığı için ele alınan dönem, devlet adamı ve şairler hakkında bilgilere sadece başlık olarak değinilmiştir.
Konumuza geçmeden şunu da kısaca belirtmek gerekir: “Türk Tarih Encümeni Mecmuası”nda Ahmet Refik Altunay (1340) tarafından yayınlanan Nevşehir Kitabeleri ile ilgili bölümde bizim çalışmamızda FŞM 93, 203, 479, 480 ve 481nolu varaklarda yer alan tarih kasideleri bulunmaktadır. Bu kitabeler şu şairlere aittir: Nedîm (Cami Kitabesi ve Hamam Kitabesi), Vehbî (Mektep Kitabesi), Râşid (Han ve Çarşı Kitabesi), Behçetî (Medrese Kitabesi). Ancak kitabe okuması olduğu için eksiklik ve hatalar söz konusudur.

Ebced Hakkında
Ebced hesabında esas; alfabenin her harfine bir rakam değeri vermek; bir kelimeyi teşkil eden harflerin toplam rakam değerini, anlatılmak istenen bir hadisenin tarihine denk düşürmektir. Böylece, ebced hesabıyla belirli bir tarihi anlatan kelimelere veya satırlara baktığımızda karşımızda herhangi bir rakam göremeyiz; o kelime veya satırın her harfinin rakam değerini birbiriyle toplaya toplaya sonucu bulmamız gerekir.
Bu teknik; çeşme, cami, medrese, han, hamam, kale, mezar kitabelerinde; birçok tarihî olayın, kitap telif ve istinsahlarının, şahısların doğum ve vefatlarının tespitinde o kadar çok kullanılmıştır ki, ebced hesabını bilmeden onları anlamak ve onlardan faydalanmak imkânsız hale gelmiştir.
Ebcedde harflere verilen rakam değerleri şöyledir:
Tablo
Elif, medli elif ve hemze ا آ 1
Be ve pe ب پ 2
Cim ve çe ج چ 3
Dal د 4
He ه 5
Vav و 6
Zâ (keskin z) ve je ز ژ 7
Hâ (noktasız) ح 8
Tı ط 9
Ye ى 10
Kef, kâf-ı Farisî ve sağır kef ڭ ك گ 20
Lâm ل 30
Mim م 40
Nun ن 50
Sin س 60
Ayn ع 70
Fe ف 80
Sad ص 90
Kaf (iki noktalı, kalın k) ق 100
Rı ر 200
Şın ش 300
Te (iki noktalı) ت 400
Se (peltek se) ث 500
Hı (noktalı ve hırıltılı h) خ 600
Zel (peltek z) ذ 700
Dad ض 800
Zı (direkli, bir noktalı t) ظ 900
Gayn غ 1000

“Bu hesaplama işinde önemli olan kelimenin yazılışı ve imlâsıdır, telaffuzu değil; ayrıca şeddeli harf tek hesap edilir. Harekeler hesaba katılmaz, harf-i tarifteki okunmayan elifler ve huruf-u şemsiyye önündeki lâmlar hesaba katılır; elif-i maksûre –y ile yazıldığı için –y olarak hesaplanır.” (Coşan, 1978; 34).
Edebiyatımızda ebced ile ilgili en önemli isim Surûrî’dir. “Surûrî, kendisinin, kendisinden önce gelenlerin ve çağdaşlarının tarihlerinden beğendiklerini bir araya toplamıştır. Surûrî Mecmuasında 216 şairden derlenmiş 2300 tarih bulunaktadır.” (Mercanlıgil, 1960; 44).

Ebcedli Tarih Çeşitleri:
Prof. Dr. İsmail Yakıt (2010; 11) ebcedle tarihleri şöyle tasnif etmiştir:

1- Kelime Tarihler
a) Bir Kelimeli Tarihler
b) Terkip Halindeki Tarihler
c) Kelime ve Terkip Halinde Olan Tarihlerin Tarih Manzumelerindeki Yeri
2- Tam Tarih
a) Asıl Tam Tarih
b) Katmalı Tam Tarih
c) Dolaylı Tam Tarih
3- Ta’miyeli Tarih
a) Eksik Ta’miye
b) Fazla Ta’miye
4- Noktalı Harflerle Tarih
a) Asıl Noktalı Harflerle Tarihler
b) Ta’miyeli-Noktalı Tarihler
5- Noktasız Harflerle Tarih
a) Noktasız Harflerin Hesaplanmasıyla Tarih:
b) Hiç Noktalı Harf Kullanılmadan Düşürülen Tarihler
6- Noktalı ve Noktasız Harflerle Tarih
7- Katmerli Tarihler (=Dütâ-Setâ-Ratâ…)
a) Asıl Katmerli Tarih
b) Beyitle Katmerli Tarih
c) Noktalı-Noktasız Katmerli
d) Katmerlinin Katmerlisi Tarih
8- Katıp-Atma Yoluyla Tarih
9- Muvassal Harflerle Tarih
10- Mukatta’a (Kesik) Harflerle Tarih
11- Mükerrer Harflerle Tarih
12- Gayr-i Mükerrer Harflerle Tarih
13- Müveşşah (= Tevşîh = Akrostiş) Harflerle Tarih
14- Beyitle Tarih
a) Her Mısra’ı Birer Tarih Olan Beyitler
a1) Her Mısra’ı Birer Tam Tarih Olan Beyitler
a2) Her Mısra’ı Menkut Tarih Veren Beyitler
b) Beytin Tamamı Sadece Bir Tarih Veren Beyitler
b1) Beytin Tamamının Bir Tam Tarih Olması
b2) Beytin Tamamının Menkut Bir Tarih Vermesi
c) Müstezâd Yollu Tarihler
LAFZEN VE MA’NEN TARİHLER
1- Fazla Ta’miyeli Lafzen ve Ma’nen Tarihler
2- Eksik Ta’miyeli Lafzen ve Ma’nen Tarihler
SATRANÇ USÛLÜ TARİH
MU’AMMA TARİHLER

A. Temel Ebcedli Tarih Çeşitleri ve Örnekleri:

a: Tarih-i tam: Bir mısra veya beytin bütün harfleri tamamen hesaba katılır.

Târîh-i Hâsim berây-ı kâ’im-makâm
‘Âlem-i bâlâda tahrîr itdiler târîhini
Oldı İbrâhîm Paşa mansıb-ı kâ’im-makâm
1128 Tarih-i tam Mecmua: 028

İkinci dizenin tüm harfleri hesaplandığında 1128 tarihi bulunmaktadır.
(Ka’immakamdaki hemze “ye” okunacaktır.)

b: Mücevher: Bir mısra’ın veya beyitin sadece noktalı harflerinin hesaba katılması ile tarih düşürülmesidir. Buna “cevher”, “cevherin”, “mu’cem” ve “menkut” adları da verilir ve tarih düşüren kimse bu kelimelerden birini şiirinde kullanmak suretiyle tarih düşürme türüne işaret eder.

Târîh-i Mir‘izzet berây-ı dâmâd şuden

Hurûf-ı nokta-dâr ile didi târîhini hâtif
Cenâb-ı Rabb-i Bârî ide tuğun dâ’imâ mansûr
1129 Cevherî tarih Mecmua: 050

İkinci dizenin noktalı harfleri toplanınca tarih bulunur: 1129. “barî”deki “ye” hesaplanır.

c: Tarih-i muhmel: Bir mısra’ın veya beytin Arap alfabesinin sadece noktasız harflerinin hesaba katılması ile elde edilir. Bu türde “bî-nükat” ifadesi kullanılır.
Târîh-i Sa‘dî Çelebi berây-ı dâmâd şuden

Bî-nükat kendi yediyle ‘add idüp menkûtını
Çâr târîh oldı ol vechile beyt-i bî-‘adîl

Oldı dâmâd-ı şeh-i devlet-me’âb ü cûd-kâr
Asaf-ı ‘adl-âver İbrâhîm Paşa-yı cemîl

1129 Çıkarmalı bî- nükat tarih Mecmua: 033
İkinci beytin noktasız harfleri hesaplanınca 1133 çıkar. Şair çâr; tarih oldu dediği için çar yani dört çıkar. 1133-4= 1129. Sonuç 1129’dur.

(iki elif fazla)

d: Dü-tâ tarih düşürme: Bir beyitin her iki mısra’ında da aynı tarih bulunur; yani iki değişik şekilde tarih düşürülür.
Târîh-i Vehbî berây-ı dâmâd şuden

Her birinde derc idüp bir gûne târîh eyledim
İki mısra‘ı karîn-i yek-diğer çün farkadân

Âsaf-ı mülk oldı dâmâd-ı şeh-i gerdûn-makâm
Eyledi mihr ile hâlâ mâh-ı nûr-efzâ kıran
1129 Eklemeli Tam tarih Mecmua: 031

İkinci beytin her iki dizesi de ayrı ayrı 1128 tarihini verir. Ancak yukarıda “derc idüp bir gûne” dediği için her iki dizenin de hesabına “bir” eklemek gereklidir. 1128+1=1129

e: Lafzen ve manen tarih düşürme: Bu usulde hem olayın açıkça tarihi söylenir hem de “tarih-i tam” usulü ile tarih düşürülür.

Târîh-i Râmî Paşa-zâde berây-ı sâl-i cedîd
Didi tebrîk ile târîh-i re’fet lafza vü ma‘na
Ola bin yüz kırk bir sâli Sultân Ahmede es‘ad
mefâîlün(3)
1141 Tarih-i tam Mecmua: 557

İkinci dizenin tüm harf değerleri toplandığında 1141 tarihi çıkmaktadır. Şair ayrıca tarihi açıkça lafzen ve ma‘na olarak da söylemiştir. Ancak ebcedli tarih 1143 çıkmaktadır.(be harfinin biri fazlalık.)
f: Tamiyeli tarih düşürme: Bu usulde bir mısradaki Arapça harflerin ebced değerlerinin toplamı bazen belirtilmek istenilen tarihten noksan veya fazla olabilir. Bu noksanlık veya fazlalığın bir bilmece gibi beyitten ortaya çıkarılması gerekir.
Târîh-i Sa‘dî berây-ı sâl-i cedîd
Geldi sâl-i cedîde bir târîh
Sene-i feth ü sâl-i nasr-ı güzîn
1129 Eklemeli Tarih Mecmua: 026

İkinci dizenin tüm harfleri hesaplandığında 1128 tarihi bulunmaktadır. Şair geldi bir tarih dediği için bir eklenecek: 1128+1= 1129. Yeni yıl tebriki ile ilgilidir.

Târîh-i Sâmî berây-ı dâmâd şuden

Sûret-i evc-i ‘alâyı mısra‘-ı evvel geçüp
Çün meh-i tam oldı dilde mısra‘-ı sânî bedîd

Oldı İbrâhîm Paşa sıhr-ı sultân-i celîl (1131)
Şâha dâmâd oldı İbrâhîm Paşa-yı sa‘îd(1129)
1129 Eksiltmeli tarih Mecmua: 038

İkinci beytin ilk dizesinde “üç” fazlalık vardır, bu da yukarıdaki beyitte “evvel geçüp” diyerek belirtilmiştir. “üç” sayısı “cim”e tekabül eder. Bir cim fazladır. 1131-3= 1129. “Evc”kelimesi “o cim” gibi de kabul edilebilir.
İkinci dize ise tarih-i tamdır.
g: Lügazlı tarih düşürme:
Ebced hesabıyla tarih düşürme usulünde bir de ‘lügazlı tarih düşürme’ yöntemi vardır. ‘Lugazli tarih düşürme’ usulünde tarih bilmeceli (lügazlı) olarak ortaya çıkar ve harflerin ebced hesabındaki sayı değerleri kullanılmayabilir.
“Bir, iki, iki delik
Abdulmecid oldu melik”
Şair veya ebced-han (ebced söyleyen kimse), beytin ilk mısra’ında lugazlı ١٢٥٥ (bulmacalı, bilmeceli, şifreli ve esprili) bir tarih düşürme sanatı sergilemiştir: Bir (1), iki (2), iki delik (55), yani 1255. İlk mısradaki iki delik sözü, iki tane ortası delikli sıfır gibi yazılan Arapça (ve elbette Osmanlıca) sayı olan 55 rakamına işaret etmekte ve ikinci mısra ise olayı haber vermektedir. Böylece Sultan Abdulmecid’in tahta çıkışına Hicri Takvim’e göre 1255 olarak tarih düşürülmektedir.

2. LÂLE DEVRİ TARİHLERİNİN KONULARI:
Bu çalışmamızda toplam 50 konuda, 55 şairin, 154 tarih manzumesi incelenmiştir. Bu sayede Lâle Devri hakkında devir şairlerinin önemsediği konular da tespit edilebilmiştir. Çok tarih yazılan konular için çok önemsenmiştir demek yanlış olmasa gerektir. Çalışmamıza alınan tarihlerin konuları ve bu konularda yazan şairlerin isimleri aşağıda sıralanmıştır:
1. Dâmâd İbrâhîm Paşa’nın Ka’im-makâm oluşu ile ilgili tarihler: (1128)
İshak Efendi, Râşid, Musîb, ‘İlmî, Nedîm, Na‘tî, ‘Afvî, Dürrî, Sa‘dî, Hâsim.
2. Şehzâdelerin doğumu konulu tarihler: (1129) Feyzî, Musîb, Na‘tî.
3. Sâl-i cedîd (yeni yıl) konulu tarihler: (1141) Sa‘dî (1129); Râmî Paşa-zâde, Şerîf.
4. İbrahim Paşa’nın Sultan Ahmed’e damat oluşu: (1129) Sa‘dî, Mir‘izzet, Vehbî, Sâmî, Mâcid, Dürrî, Hâsib, Fâ’iz, Mâcid.
5. Nemçe ile sulh (Pasarofça Sulhu): (1130) Fâ’iz, Dürrî, Neylî, Feyzî, Hâşim, Tâ’ib, Hamdî.
6. Sâhil-hâne’nin yapımı: (1131) Sâhib.
7. Şehzâde Bâyezid’in doğumu: (1131) Râşid, Fâ’iz, Râzî.
8. Kasr-ı cedîd’in yapımı: (1131) Tâ’ib Efendi.
9. Sâl-hâne’nin yapımı: (1126) Râşid.
10. Medrese yapımı: (1126) Behçetî.
11. Dârül-hadis yapımı: (1132) Es‘ad, Sadîk.
12. Tophâne’nin yenilenmesi: (1132) Ebu’l-Es‘ad.
13. İbrahim Paşa’nın tüfek atışı: (1133) Dürrî, Nedîm, Zâtî.
14. İbrahim Paşa’nın Sultan Ahmed’e damat oluşu: (1130) Hamdî, Sa‘dî, Mir‘izzet, Vehbî, Sâmî, Mâcid, Dürrî, Hâsib, Fâ’iz.
15. Sebil yapımı: (1132) Fâ’iz, Ebu’l-Es‘ad, Reşîd.
16. Sahil-hâne’de çerâgân eğlencesi: (1132) Şehrî.
17. İbrahim Paşa’nın oğlu Mehmed’in sünneti: (1132) Feyzî, İshâk, Râzî, Sa‘dî, Sâmî, Osman-zâde, Mâcid.
18. Başka bir sebilin yapımı: (1134) Musîb.
19. Sahil-sarayın yapımı: (1131) Hâşim, Vâkıf.
20. Yeni çeşme yapımı: (1132) Nedîm.
21. Saray tamiri: (1132) Sa‘dî.
22. İbrahim Paşa’nın tüfek atışı, nişân-zeden: (1133) Reşîd, Vehbî, Vâkıf.
23. Şehzadelerin sünneti: (1132) Hıfzî, Şehrî.
24. Çubuklu Çeşmesinin yapımı: (1134) Vehbî.
25. Vehbî’nin Medine görevine terfii: (1134) Vehbî.
26. Mehmed Bey’in vezir oluşu ve evlenmesi: (1136) Râşid, Sâlim-i Trabzonî, Fâ’iz, Kâzım, Kâmî, Şâkir, Nedîm, Âsım, Sa‘dî.
27. Emn-âbâd’ın yapımı: (1137) İmâm-ı evvel.
28. Minâre tamiri: (1136) Şehdî.
29. Luristan’ın fethi: (1137) Vehbî, Âsım.
30. Erdebil’in fethi : (1137) Fâ’iz.
31. Revân’ın fethi: (1137) Vehbî,Yümnî.
32. Tebriz’in fethi: (1137) Zühdî, Şâkir.
33. İran’nın fethi: (1137) Vehbî (Toplu halde tüm fetihler içindir.)
34. Gence’nin fethi: (1137) İshâk, Şehdî, Nahîfî, Salih Mehmed Efendi, Rif’at, Hilmî, ‘Âtıf, Fâ’iz, Reşîd, Sa‘dî, Şehrî, Yümnî, Şâkir.
35. Sene-i cedîd (yeni yıl): ( 1138) Fâ’iz.
36. Neşad-âbâd’ın yapımı: (1138) Râşid.
37. Teberdârân’ın yapımı: (1138) İshâk, Râşid.
38. Saray-ı ‘Atik’in yapımı: (1138) Nedîm.
39. Kasr-ı Hümâyûn’un yapımı: (1138) Nedîm.
40. Darp-hâne’nin yenilenmesi: (1138) Seyyid Vehbî.
41. Nevşehir Camii’nin yapımı: (1139/ 1141) Râşid, Nedîm.
42. Nevşehir Mektebinin yapımı: (1139/1140) Râşid, Vehbî.
43. Nevşehir’de Hamam yapımı: (1140) Râşid, Nedîm.
44. Nevşehir Çarşısı ve Hanının yapımı: (1140) Râşid.
45. Nevşehir’de Çeşme yapımı: (1139) Şâkir, Nedîm.
46. Eşref Şah ile sulh: (1140) Nedîm, Vehbî, Kelîm, Kelîm, Şeyh-zâde Sadîk, Şâkir, Mübîh, Subhî.
47. Fatma Zehra Sultan’ın Camii’nin yapımı: (1140) Vehbî.
48. Sâl-i cedîd (Yeni yıl): (1141) Râmî Paşa-zâde, Şerîf.
49. Şeref-âbâd’ın yapımı: (1141) Sa‘dî, İshâk, Sâhib, Vehbî, Osman-zâdeSâbir, Rahmî Ağa, Şâkir.
50. Sultan Ahmed Çeşmesi’nin yapımı: (1141) Vehbî.

4. METİNLER VE ŞAİRLERİ
1
İSHAK EFENDİ

Târîh-i İshâk Efendi berây-ı kâim-makâm şuden düstûr-ı mükerrem İbrâhîm Paşa

Ṣafâ-yı ḫâṭır ile ẕât-ı pâkini dâ’im
Mü’ebbed eyleye devletde Ḫâliḳ-ı bî-çûn

1128 Cevherî tarih Mecmua: 005
Cevherî tarihtir yani sadece son satırın noktalı harfleri hesaplanmıştır ve bî-çûn dediği için be ve cim alınmış nun alınmamıştır. 1128.
Mefâ‘ilün Fe‘ilâtün Mefâ‘ilün Fe‘ilün

1 Müdâm böyledir âyîn-i bezm-i dehr-i nigûn
Gehî ḫumâr-ı ġam u geh dem-i mey-i gül-gûn

2 Bu bezm-gehde olur çü nigeh-i ġamla dem-i tev’em
Bu ṭavra devr ider elbette sâḳî-i gerdûn

3 Ne dem ki ḫâṭırı ḫamyâze-i ḫumâr-ı elem
Ṣudâ’-ı ġamla ide dürd-nûş-ı derd-i derûn

4 İder o demde müheyyâ o bezm-i îşreti kim
Peyâm-ı vaṣfı olur ẕevḳ-baḫş-ı her maḥzûn

5 Düşen ayaġ-ı ġama cür‘a-nûş-ı miḥnet olup
Elin yusa ni‘am -ı neşveden dil-i pür-ḫûn

6 Olunca mest-i şarâb-ı keder o dem eyler
Aña tedârük-i bezm-i ṭarab hemân gerdûn

7 O meclis-i ferah-âver ki telḫi-i kederi
İder mübeddel-i şîrîn-i şehd-i şevḳ-i derûn

8 Ḫuceste meclis-i şâdî-bisâṭ kim olmuş
Müretteb anda simâṭ-ı neşâṭ-ı gûn-â-gûn

9 Bihîn nihân-i feraḥ-bâr-ı bâġ-ı şâdîden
Güzîde mîve-i şevḳ anda nuḳl-i zîb-efzûn

10 Nola duḫûl iden ol bezme rind-i şevḳ olsun
Mey-i sermest ile pürdür anda câm-ı derûn

11 Ṣafâ-yı nâle nevâ-yı neşâṭ-baḫşâdur
Ney-i gülûvi figân-sâz u müzn-i mażmûn

12 Maḳâm-ı ḫandededir girye-i rebâb anda
Vezin de evc-i feraḥdan ṣabâ-yı şevḳ-efzûn

13 Uṣûl-bend-i feraḥdır benân-ı mûsiḳâr
Ṣadâ-yı ḫûb ile ḫânendedir fem-i ḳânûn

14 Olursa râst sezâ çeng-i ḳâmet-i ‘uşşâḳ
Nemâ-yı cûy-ı feraḥla çü ‘ar‘ar-ı mevzûn

15 Burur ḳulaġ-ı ġamı dest-i naġme-i mıżrab
Durûn-ı kâse-i ṭanbûr olup ṣafâ-meşhûr

16 Hemîşe sille-ḫor-ı dest-i şevḳ olursa n’ola
Ki bezm-i ‘îşden olmaya dâ’ire bîrûn

17 Derûn-ı gam-keşi şâd itme ki müheyyâdır
Bu meclis-i feraḥ-efzâyiş-i ṣafâ maḳrûn

18 Bu gûne şevḳa sebebdir ġam-ı cihân zîrâ
Dil-i ḥazîni sezâ itse tesliyet memnûn

19 Ḫarâbî-i ġam olur bâ‘is-i ‘imâret-i şevḳ
Ḫazân olur sebeb-i maḳdem-i bahâr- derûn

20 Olur muḳaddeme-i ġam netîce baḫş-ı sürûr
Ki kesri cebr iledir de’b-i Ḫâlıḳ-ı bî-çûn

21 Ne ġam bu sâl-i meserret-me’âl-i zîbâda
Egerçi ḥüzn-i hezîmetle oldı dil maḥzûn

22 Velî verâsi ġamuñ çünki şâd-mânîdir
Hezîmetüñ ‘aḳabi dâḫı nuṣrete maḳrûn

23 Ġamı sürûra mübeddeldir ‘an-ḳarîb İsḥaḳ
O dâverüñ ki cihân medḥ-i ẕâtına meftûn

24 Sezâdır olsa bihîn vaṣf-ı ẕâtı vâlâsı
Hemîşe vird-i zebân-ı dil-i ŝenâ- maḳrûn

25 Yegâne dâver-i ekrem ki ẕât-ı ẕî-şânı
Sezâ olur faṭânetde reşk-i Eflâtûn

26 Cenâb-ı ḥażret-i ḳâ’im-maḳâm paşa kim
Odur kerîm-i müşîr âṣaf-ı himem-meşḥûn

27 Çün oldı ẕât-ı kerîmi semiyy-i İbrâhîm
Simâṭ-ı cûdı ‘aceb mi olursa żayf-efzûn

28 Derem-nisâr-ı keremdir ki her dem olmaḳda
Derinde cümle-i aḥrâr bende-i me’zûn

29 Ḫuceste ẕât-ı mekârim-ḳarîni olmaġla
Güzîde ḳâ’id-i zîbâ-semend-i şevket-gûn

30 Rikâb-ı pâkine ḳa’im-maḳâm olup oldı
Müzeyyen-efgen-i ṣadr-ı ‘aṭâ-yı gûn-â-gûn

31 Ḳoyup rikâb-ı hümâyûna pây-ı düstûrî
Semend-i devlete oldı süvâr-ı zîb -efzûn

32 O nûr-ı dîde-i ‘âlem ki olmaya her dem
Ġubâr-ı dergehi kuḥl-i cilâ-fezâ-yı ‘uyûn

33 Sipihr-i cûd u ‘aṭâdır ki ebr-i ṭab‘ından
Beher dem olmaya bârîde ṣad dür-i meknûn

34 Zülâl-i meşreb-i luṭfı hemîşe cârîdir
Ḥayât-teşne-dilân-ı ‘aṭâya çün ceyhûn

35 Mey-i ḥalâl-i ‘aṭası neşâṭ -âver iken
Ḥarâmdır dil-i âfâḳa bâde-i gül-gûn

36 Dür-i vücûdudır ol gevher-i yem-i cûduñ
Hemîşe tâc-ı cihâna olan bahâ-efzûn

37 Zemîne ḥüsn-i naẓar itse tûde-i ḫâki
Nigâh-ı re’feti iksîr-veşider altun

38 ‘Uluvv-i şân-ı ma‘âlî-nişânı yâdıyle
Selefde olmadadır ḳadr-i dâverân mâdûm

39 Pesend iderdi ḫurûş-ı yem-i faṭânetine
Göreydi ḥiddet-i ṭab‘-ı reşîdini Hârûn

40 Olunca vefret-i genc-i ‘aṭâsı gûş-zedi
Ḥicâb idüp yere geçdi define-veş Ḳârûn

41 Müşîr-i kân-nevâlâ dilîr-i ṣâf-dilâ
Eyâ dür-i yem-i luṭf u ‘aṭâsı gûn-â-gûn

42 Dem-i Mesîḥ-i şifâ-sâz-ı luṭfuñ olmaḳda
Ḥayât-ı mürde-dilân-ı ġumûma râh-nümûn

43 Hemîşe sâye-i luṭfuñda müsteẓil olanıñ
Derûnı rencîş-i tâb-ı elemden oldı maṣûn

44 Sitâyiş-i kerem-i ṭab‘-ı mekrümet-kâruñ
Ne mümkin eyleye imlâ dil-i ŝenâ-maḳrûn

45 Ne deñlü sâḥa-i medḥüñde olsa cevlân kim
Kümeyt-i ḫâme olur ‘acz ile çü esb-i ḥarûn

46 Şikeste beste bu taḥrîrden ġaraż oldı
Zebân-ı şevḳ ile tebrîk-i câh-ı devlet-gûn

47 Olunca şevḳ-ı peyâm-ı vezâretüñle göñül
Tefekkür-âver-i târîḫ-i meymenet-maḳrûn

48 O demde ḫâme-i zîbâ-nüvis-i feyż-i Ḫudâ
Bu beyt-i dil-keşi ḳıldı ṭırâz-ı levḥ-i derûn

49 Ḫuceste beyt ki her mıṣra‘-ı dil-ârâsı
Olur muvâfıḳ-ı târîḫ-i sâl-i şevḳ -nümûn

50 Rikâb-ı devlete oldı ḳudûm-ı İbrâhîm
Zer-i vezâret ile çün ṭılâ-yı dâd-efzûn

51 Mübârek eyleye Mevlâ hezâr behcet ile
Vücûd-ı pâki ola dâ’imâ emîn ü maṣûn

52 Yeter bu rütbe ‘ubûdiyetüñ beyân İsḥâḳ
Du‘âya eyle ser-âgâz bâ-ḫulûṣ-ı derûn

53 Vücûd-ı mekrümet-âlûdı tâ-be-rûz-ı cezâ
Bahâ-yı devlet-i zîbendeyi ide efzûn

54 Ṣafâ-yı ḫâṭır ile ẕât-ı pâkini dâ’im
Mü’eyyed eyleye devletde Ḫâliḳ-ı bî-çûn

2
RÂŞİD EFENDİ

Târîh-i Râşid berây-ı kâ’im-makâm

Didiler Râşid bezimdir müjde vir târîḫini
Oldı İbrâhîm Paşañ aṣaf-ı ḳâ’im-maḳâm

1128 Tarih-i tam Mecmua: 003
İkinci dizenin tüm harfleri hesaplandığında 1128 tarihi bulunmaktadır. “kâ’im-makâm” daki hemze de elif sayılmaktadır.

Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün

1 Ḥażret-i düstûr-ı vâlâ ḳadr-i ‘âlî-menzilet
Ya‘ni mîr-âḫûr-ı evvel dâver-i ferḫunde-fâm

2 Ẕâtıdır çâḳ mebde’-i neşv ü nemâsından olan
Ḥayr-ḫâh-ı devlet-i sulṭân İskender-ġulâm

3 Gördi şâhen-şâh-ı dehr iḳbâle isti‘dâdını
Ẕâtına itdi vezâret rütbesiyle iḥtirâm

4 Var iken devletde böyle ṣâḥib-i rüşd-i sedâd
Kim olur şâyân-ı fatḳ-ı ratḳ-ı emr-i ḥâṣṣ u ‘âm

5 Hem emîn hem nîk-ḫû hem nüktedir hem ḫande-rû
Hem saḫî hem ṣâ’ibü’t-tedbîr hem merd-i tamâm

6 Böyle ṣâdıḳ bende-i ṣâḥib-ḫulûṣı var iken
Ẕâtına geldi göründi şimdi ḥaṣren ol maḳâm

7 Ḫayli müddetden berû ẕâtı pür-isti‘dâdına
Fâl iderdi bu maḳâm-ı rif‘at-efzâ-yı enâm

8 Müjde dîn ü devlete geldi mühim-sâz-ı umûr
Reşk-i mülk ü millete bulsa gerek ḥüsn-i niẓâm

9 Merhemin terkîbe der-kâr oldı himmet-kârsâz
Zaḫm-ı cângâh-ı umûra virmek içün iltiyâm

10 Birbirine merḥabâ-gûy-ı ḳudûm-ı şevḳ olup
‘Iyda döndürdi zamânı ḫalḳa bu reşk-i peyâm

11 Bâ-ḥuṣûṣ ancaḳ bu iḥyâ-kerde-i efżâlinüñ
Bu idi dergeh-i Ḥaḳ’dan müdde‘âsı ṣubḥ u şâm

12 Ḥaḳḳ’a ṣad ḥamd itdi iḫlâṣ-ı dil-i zârum eŝer
Oldı dil-ḫah üzre maḳbûl-i der-i Mevlâ du‘âm

13 Bendeñe beẕl itdügüñ cûdı kime itdi vücûh
Baña ṣâḥib çıḳdıġuñ gibi kime çıḳdı kirâm

14 Dest-i ‘aczimden maḳâm-ı şükrde ancaḳ gelen
Eylemekdir vaṣfuña vaḳf-ı zebân-ı iltizâm

15 Virdi luṭfuñ şevḳ-ı cevlân bâd-pâ-yı ḫâmeme
Eylesün şimdengirü vâdi-i medḥüñe ḫırâm

16 Dâmen-i efżâlüñe ḥaṣr-ı teşebbüs eyleyüp
Himmet-i vâlâña itdim çünki tefvîż-i mehâmm

17 ‘Arż-ı ḥâl-i maṭlabum ḫâmûşi-i teslîmdür
Ṭûl-i ‘ömr ü devletüñdür baña aḳṣâ-yı merâm

18 Ḥaḳḳ te‘âlâ ẕâtuñı ḥıfẓ eylesün âfetden
Eyleye iḳbâlüñi mezdûd-ı evtâd-ı devâm

19 Kendi bendeñ olduġumdan sadra teşrîfüñ içün
Herkes olup müjdegânî-ḫâh-ı istiḳbâl-i kâm

20 Didiler Râşid bizimdür müjde vir târîḫini
Oldı İbrâhîm Paşañ âṣaf-ı ḳâ’im-maḳâm

3
MUSÎB EFENDİ

Târîh-i Musîb berây-ı kâ’im-makâm

Eyledim ta‘ẓîm ü tekrîm ile târîḫin Muṣîb
Oldı İbrâhim Paşa sa‘d ile ḳâ’im-maḳâm

1128 Tarih-i tam Mecmua 007
İkinci dizenin tüm harfleri hesaplandığında 1128 tarihi bulunmaktadır.

Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün

1 Gûşe-i gülzârda bülbülsüz eyler nûş-ı câm
Neş’e-i mey dilerim olsun güle ḳat ḳat ḥarâm

2 Bir mihek ebrûları fikr ile yanup yaḳılur
‘Anber-âsâ-yı mücem ṭab‘ımda bir sevdâ-yı ḫâm

3 Ben aña naḳd-i dil ü cân ol baña bir bûseye
Olmuşuz ol lebleri gül-fâm ile ibrâ-yı ‘âmm

4 Yârdan cevr ü cefâ çoḳ gelmez oldı ‘aynıma
Ṣuyını buldurdı ekşim firkatüñle ṣubḥ u şâm

5 Ġâlibâ bir nâzenin ‘âlemüñ evṣâfındadır
Bilmezem destimde ḫâmem naz ile eyler ḫırâm

6 Ẕâtını ber pâk-i ṭab‘uñ vaṣf-ı medḥ itsem gerek
Ḥâżır olsun ṭab‘-ı mevzûna ideñ benden selâm

7 Ṣaddüli’l-ḥamd oldı bir dânâ-yı ‘âlî menzilet
Mesned-ârâ-yı vezâret mülteḥâ-yı ḫâṣ u ‘âm

8 Şehsüvâr-ı himmet-i İbrâhîm paşa dilîr
Oldı ‘izzetle rikâb-ı devlete ḳâ’im-maḳâm

9 Mesned-ârâ-yı seḫâvet şem‘-i pür nûr-ı kerem
Revnaḳ-efzâ-yı sa‘âdet mihr-i maḳbul-i kirâm

10 Ġonca-yı gülzâr-ı himmet sünbül-i baġ-ı ḥayâ
Gevher-i engüşter-i engüst-i cûd-ı pâk-nâm

11 Ḫâtem-i devletde ḳonmuş ṣâf bir elmasdır
Mihr-i rif‘at pâk-i ṭıynet hem mükerrem hem nâm

12 Noḳṭa ḳonmaz ẕât-ı pâkine meger kim ḫâl ola
İ‘tidâl-i ṭavrına Ḥaḳ böyle virmişdir niẓâm

13 Himmet-i yeksâle-i gerdûne eyler gûş-mâl
Devlet iḥsânında bir sâ ‘at niŝâr-ı sîm-i ḫâm

14 Aṣafâ deryâ dilâ elṭâfuña olmaz nihâ
Olsa ger mevc ü serâb-ı baḥr ü ber-i nümş-i tâm

15 Sensin ol pür feyż-i mahż-ı nûr-ı ḥaḳ kim gûyiyâ
Bir naẓîrüñi meger aḥvel ola çeşm-i enâm

16 Naḫl-i ṭûbâ-yı behişt-i ‘adlünüñ kim eylemiş
İlticâlar sâyeñe (ki) cümle ḫâṣ ile ‘avâm

17 Bu ser-i zülf-i perîşân-ı umûr-ı ‘âleme
Mû-be mû hep şâne-i fikrüñ ile vir intiẓâm

18 Bu kerâmetdir ki elbetde gelür eyler ẓuhûr
‘Âleme feyż-i dehânuñdan dagılsa bir gulâm

19 Sensin ol mâh-ı kerem pertev-nümâ-yı cûd kim
Şem‘üñe pervâneler gibi döner naḳd-i peyâm

20 Muntaẓırdı ḫayliden ḥâcet-virân-ı rûzgâr
Kim gele ṣadr-ı mu‘allâya bu ẕât-ı nîk nâm

21 Ḥamdülillâh oldı bi’l-cümle ḳabûl ü müstecâb
Anları mesrûr-ı ḥâṭır itdi Ḥayy-ı lâ-yenâm

22 Bu peyâm-ı ruḥ-baḫşı ben daḫi gûş idicek
Fırṣat iddi‘ayadır çoḳ itmeyüp ṭûl-i kelâm

23 Eyledim ta‘ẓîm ü tekrîm ile târîḫin Muṣîb
Oldı İbrâhim Paşa sa‘d ile ḳâ’im-maḳâm

4 İLMÎ EFENDİ

Târîh-i ‘İlmî Efendi berây-ı kâ’im-makâm
Du‘â idüp didüm târîḫ câh u ‘izzetin ‘İlmî
İşüñ âsân vü câhuñ meymenetli eyleye Vehhâb
1128 Tarih-i tam Mecmua: 008
İkinci dizenin tüm harfleri hesaplandığında 1128 tarihi bulunmaktadır.

Mefâ‘îlün Mefâ‘îlün Mefâ‘îlün Mefâ‘îlün

1 Yine raḫşende oldı berḳ-ı feyż-i ḥaẓret-i Vehhâb
Yine bârân-ı luṭfın itdi ḥaḳ ‘âlemlere işrâb

2 Ḳatı çoḳdan felek tefsîde leb ḳalmışdı miḥnetle
Göründi ebr-i bârân-ı ṣafâ mânende-i senc-âb

3 Giyâh-ı sebze ḳâ’ilken bu meştâ-yı belâda dil
Açıldı gülşen-i ‘âlemde şimdi ṣad gül-i serâb

4 Cihân çün ateş-i Nemrûd pür şûr-ı belâ iken
Olup berd-i selâm İbrâhim ile buldı eb ü bâb

5 Rikâb oldı sa‘âdet ile mîr-âḫûr-ı sulṭânî
‘İnân-ı esb-i ‘izzi aldı dest-i dehdiye-i bâb

6 Ne ḫoş düşdi vezîr-i a‘ẓam-ı aṣaf-naẓar ile
Ḫalîle oldı İbrâhim meḳârin ḥabbeẕâ ashâb

7 Tefe’üldür olur devletde ṣad neşv-i nemâ bî-şek
Ki İbrâhim Ḫalildir şimdi ḥâlâ devlete erbâb

8 Ẓuhûr itdi murad-ı ‘âlem üzre fi‘l-i müstaḥsen
Cihân-ı köhne başdan tâzelendi oldı gûyâ şâbb

9 Gehî ref‘ ü gehi ḥıfż-i müfik anlanmadı dirdüñ
Meger maḫfîce bir terkîb idermiş tâzece i‘râb

10 İṣâbet itdi sulṭân-ı cihân bu işde fevḳa’l-ḥad
Cihânda görmedim bir kimse kim ḳılmaya istiṣvâb

11 İlâhî ḳadrini terfi‘ ü a‘dâsın ḳılup maḥfûz
Muḳîm it naṣb ü ‘izzetde cihân (….) âb

12 Muvaffaḳ eyle teshil eyle cümle kâr-ı düşvârın
Murâd u maḳṣadın sen ḥâṣıl it yâ Ḥâlıḳü’l-esbâb

13 Du‘â idüp didüm târîḫ câh u ‘izzetin ‘İlmî
İşüñ âsân vü câhuñ meymenetli eyleye Vehhâb

5
NEDÎM

Târîh-i Nedîm berây-ı kâ’im-makâm

Virüp meydânın İbrâhîmPaşa edhem-i ‘aẓmüñ
Rikâba yümn ü câh u şân ile ḳâ’im-maḳâm oldı
1128 Tarih-i tam Mecmua: 008

İkinci dizenin tüm harfleri hesaplandığında 1128 tarihi bulunmaktadır. Ancak kaimmakam’daki hemze “ye”(10-on) olarak hesaplanmalıdır.

Mefâ‘îlün Mefâ‘îlün Mefâ‘îlün Mefâ‘îlün

1 Bi-ḥamdi’llah yine bir gerdişinden sâḳi-i dehrin
Hilâl-i câm-ı âmâl-ı cihân bedr-i tamâm oldı

2 Bi-ḥamdi’llah yine bir cünbişinden kilk-i taḳdîrüñ
Dehân-ı dâl-ı devlet ġonca-veş pür-ibtisâm oldı

3 Neşâṭ ü şâd-mânîden cihanuñ kâse-i nûnı
Miŝâl-i câm-ı mey leb-ber-leb-i ṣahbâyı kâm oldı

4 Dil-i sengîni çarḫ-ı keç-nihâd ü kîne-mu‘tâduñ
Bu dem seng-i fesân-ı ḫançer-i mîm-i niẓâm oldı

5 Olup âmâde-i ıṣlâḥ-kâr-ı derhem-i ‘âlem
Umûr-ı dîn ü devlet müsta‘idd-i intiẓâm oldu

6 N’ola şimdi salâḥ ümmidin itsem kâr-ı ‘âlem
Ki bir dergâh-ı ‘âlî-şân melâẕ-ı ḫâṣ u ‘âm oldı

7 N’ola âsân desem ‘azm eylemek ser-menzil-i kâma
Ki bir ẕât-ı kerîme eblâḳ-i ecrâm râm oldı

8 Cihân-ṣadr-ı mu‘allâ-ḳadr İbrâhîm paşa kim
Ŝüreyyâ edhem-i iḳbâline zerrin sinâm oldı

9 Vezîr-i muḥteşem kim enderûn-ı ḫâṣına ḫurşîd
Müzerkeş câmeli altun külehli bir ġulâm oldı

10 Ṭırâz-ı ṣadr-ı ḥaşmet zîver-i dîvân-ı devlet kim
Leb-i iḳbâl dergâhında vaḳf-ı iltiŝâm oldı

11 Ḫidîv-i âsmân-mesned cihân-bân-ı mü’eyyed kim
Rikâbı âftâb-ı burc-ı ‘izz ü iḥtişâm oldı

12 Şehenşâh-ı cihânuñ mîr iken ıṣṭabl-ı ḫâṣında
Rikâbından çıḳup üç tuġla ḳa’im-maḳâm oldı

13 Zihî iḳbâl-i şâhî iltifât-ı pâdişâhî kim
Ẓuhûrundan ser-âser ḫalḳ-ı ‘âlem şâd-kâm oldı

14 Nice şâd olmasınlar kim bu iḳbâli dil-ârânuñ
Miŝâl-i ebr-i nisâm luṭfı şâmil feyżi ‘âm oldı

15 Ki böyle bir ṭabîb-i ḫâzıḳuñ te’ŝîri-i tedbîri
Nice zaḫm-ı derûna kâr-sâz-ı iltiyâm oldı

16 Cihanda böyle bir ‘ıyd olmadı çoḳ sâl ü meh geçti
Felekde böyle bir gün doġmadı çoḳ ṣubḥ u şâm oldı

17 Budur ümîdimiz kim düşmenüñ bünyan -ı sâmânı
Bu günden ṣoñra bî-şek raḫne-yâb-ı inhidâm oldı

18 Budur me’mûlümüz kim ba‘d-ezîn maḫṭûba-yı nuṣret
Edüp te’ḫîri terk âmâde-i keşf-i lisâm oldı

19 Refîḳ itsün Ḫudâ tevfîḳini hem-vâre ḥaḳḳâ kim
Du‘â-yı devleti farż-ı berâyâ-yı enâm oldı

20 Şeh-i ‘âlem-penâhuñ da ola iḳbâli rûz-efzûn
Ki ol sadr-ı güzîne mâye-baḫş-ı iḥtirâm oldı

21 Bu beyti gûş ḳıldım bir kemîne çâkerinden kim
Bu naṣb-ı dil-keşe her mıṣra‘ı târîḫ-i tâm oldı

22 Virüp meydânın İbrâhîmPaşa edhem-i ‘aẓmüñ
Rikâba yümn ü câh u şân ile ḳâ’im-maḳâm oldı

6
NA‘TÎ

Târîh-i Na‘tî berây-ı kâ’im-makâm

Böyle târîḫ bir düşer Na‘tî
Buldı ḳâ’im-maḳâmın Aḥmed Ḫân
1128 Çıkarmalı tarih Mecmua:009

İkinci dizenin tamamı hesaplanacak ve bir önceki dizede “bir düşer” ifadesinden dolayı “bir” çıkarılacaktır. 1129-1= 1128. Ancak Kaimmakam’daki hemze “elif” olarak hesaplanmalıdır.

Fâ‘ilâtün Mefâ‘ilün Fe‘ilün

1 Nev-be-nev luṭf-ı ḥaḳ olup ẓâhir
Tâze cân buldı şimdi ḫalḳ-ı cihân

2 Bir nesîm-i ṣafâ-vezân oldı
Gül gibi ḳıldı dilleri ḫandân

3 N’ola olsa bu demde cümle enâm
Ġarḳ-ı in‘âm-ı ḥażret-i raḥmân

4 Ki himem-i cenâb-ı İbrâhîm
Oldı ḳâ’im-maḳâm-ı şâh-ı cihân

5 Sevḳ idüp ḥikmet-i ḥakîm ü ḳadîm
Lâ-yaḳin itdi fâ’iḳü’l-iḳrâm

6 Ḥaḳ bu kim ol vücûd-ı ẕî-şânuñ
Rûşene böyle kisvedir şâyân

7 Ṣaḥibin buldı mesned-i devlet
Şerefin buldı ṭâli‘-i insân

8 Mekteb-i ‘aḳl ü râ’yına lâyıḳ
Bû ‘Ali olsa ṭıfl-ı ebced-hân

9 Ḥüsn-i tedbîri ‘illet-i dehre
Budur ümîd kim ider dermân

10 Ḳanda kim ‘azm iderse devletle
Ola fetḥ ü ẓafer yanınca revân

11 Ola bih-ḫâhı dâ’ima maḳhûr
İde dil-ḫâhını ‘aṭâ Yezdân

12 Ey velî ni’am-ı müşîr-i güzîn
V’ey bihîn-naḳş-ı ṣafḥa-yı devrân

13 Mû-be-mû ḥâli bendeñüñ ma‘lûm
Saña ḳaldı mürüvvet ü iḥsân

14 Dehri lebrîz idüp neşâṭ ü ṣafâ
Ḫalḳı gördükde şevḳ ile şâdân

15 Sebebin eyleyince istifsâr
Didi hâtif o demde müjde-resân

16 Böyle târîḫ bir düşer Na‘tî
Buldı ḳâ’im-maḳâmın Aḥmed Ḫân

7
İSHAK EFENDİ

Târîh-i İshâk Efendi berây-ı kâ’im-makâm

Bu dem ey dil nice ‘izzetle İbrâhîm Efendimiz
Rikâb-ı dâd-sâz-ı devlete kâim’makâm oldı

1128 Tarih-i tam Mecmua: 012

İkinci dizenin tüm harfleri hesaplandığında 1128 tarihi bulunmaktadır. Ancak Kaimmakam’daki hemze “ye” olarak hesaplanmalıdır.

Mefâ‘îlün Mefâ‘îlün Mefâ‘îlün Mefâ‘îlün

1 Ḫoşâ dem kim dil-i âfâḳ maḳżiiyyü’l-merâm oldı
Cihân fıṭr-ı feraḥla gûyiyâ dârü’s-elâm oldı

2 Ḫoşâ vaḳt-i bahâr-ı şevḳ -baḫş-ı şâdmânî kim
Güşâd-ı ġonça-i maḳṣûd ile ‘âlem be-kâm oldı

3 Meserret cism-i afâḳa miŝâl-i rûḥ sârîdir
Ḥayât-ı tâze iḥyâ-sâz-ı ecsâm-ı enâm oldı

4 Şuhûd-ı şâhid-i şâdî ile rûşen dil-i ‘âlem
Ṣafâ-yı vuṣlat-ı maḥbûb-ı ḫâhiş müstedâm oldı

5 Ru’us-ı neşve ruḫsâr eyleyüp ‘arż-ı cemâl-i şevḳ
Fürûġ-ı rûy-ı vuṣlat kâşif-i baḥr-i ẓülâm oldı

6 Gelüp dîdâr-ı ḫâhân-ı vücûd-ı şevḳ-ı ḫandânî
Gül-i rûy-ı dili eşküfte tâb-ı ibtisâm oldu

7 Nice şevḳ -i seḥâb-ı feyż ile ‘âlem bahâr olmaz
Ki bûy-ı luṭf –ı düstûrı ṭarabsâz-ı lisâm oldı

8 O düstûr-ı kerîmüñ feyż-i luṭfıdır bu şâdî kim
Ġubâr-ı dergehi rûşen-ger-i çeşm-i enâm oldı

9 Ḫalîl-i pâdişâh-ı ‘âlem İbrahîm Paşa kim
Simâṭ-ı ref’eti dil-sîr-sâz-ı ḥâṣ u ‘âm oldı

10 Odur yektâ süvâr-ı eşheb-i iḳbâl kim ḥaḳḳâ
Rikâb-ı müsteṭâb-ı devlete ḳa’im-maḳâm oldı

11 Bihîn -i mihr-i sipihr-i devr pirâ-yı iṣâbet kim
Dilinden re’y-i ṣâ’ib pervez-endâz-ı niẓâm oldı

12 Hilâl ebrû-yı sîmîn-zîn-i zîbâ esb-i iḳbâli
Bihîn târ-ı şu‘â‘-ı ḫâver -i zerrîn licâm oldı

13 Sezâ ‘aḳd-i süreyyâ tıġına zerrîn kim olsa
Ki şemşîri ‘adîl-i ẕülfikâr-ı pâk-nâm oldı

14 Ḫudâvend-i kerem-perver ḫıdîv-i cûd-güster kim
Der-i iḳbâlinüñ ḫüddâmı ser-cümle kirâm oldı

15 Nigâh-ı luṭfı vâlâ ḫıl‘at-i ecsâm-ı ‘âlemdir
Metâ‘-ı cûdı zîbâ câme-i dûş-ı enâm oldı

16 Bihîn dârü’ş-şifâdır dergehi dârû-yı iḥsânı
‘Alîlân-ı ġama ṣıḥḥat-dih-i şevḳ-ı müdâm oldı

17 O memdûḥ-ı kerem-perver ki bûy-ı ‘anber-i luṭfı
Meşâm-ı ‘âleme ol rütbe ḳuvvet-baḫş-kâm oldı

18 Ki ehl-i dil ṣafâ-yı bâl ile dîvân-ı medḥinde
Ŝenâ-pîrâ-yı vaṣf-ı âsaf-ı ‘âlî-maḳâm oldı

19 Ḫuṣûṣâ gülsitân-ı medḥiyetde ḫâme-i İsḥâḳ
Hezâr-ı naġme-perdâ-senâ-yı ṣubḥ u şâm oldı

20 Nice âġâze-kâr-ı naḳş-ı vaṣf-ı pâki olmaz kim
Bihîn-i bûy-ı gül luṭfıyla ol ḥadd şâd-kâm oldı

21 Ki ẕevḳinden ḳuvâ-yı ẓâhiri vü bâṭını ile
Hemân ser-tâ-be-pâ ol bûy-ı dil-cûya meşâm oldı

22 Zihî dâdâr-ı ref’et perveriş kim şevḳ-ı vaṣf ile
Dehân-ı ḫâme gerçi levḥa-bûs-ı irtisâm oldı

23 Sezâ-tekrâr idersem vaṣf-ı pâkin ṭûṭi-i ḫâmem
Şeker-ḫâri-i ḳand-ı şevḳ ile şirîn-kelâm oldı

24 Yine bezm-i medḥ-i ẕât-ı pâkinde olup gûyâ
Bu beyt-i dil-güşâ-manẓarla pür-gû-yı merâm oldı

25 Ki her bir mıṣra‘-ı zîbâsı evc-i sâl-i iḳbâle
Ziyâ-baḫşâ-yı târîḫ olmada bedr-i tamâm oldı

26 Bu dem ey dil niçe ‘izzetle İbrâhîm Efendimiz
Rikâb-ı dâd-sâz-ı devlete ḳâ’im-maḳâm oldı

27 Mübârek eyleye aña hezârân şevḳ ü behcetle
Ki ẕât-ı pâki dâ’im ḫayr-ḫâh-ı ḫâṣ u ‘âm oldı

28 Hemîşe rütbe-i iḳbâlini müzdâd ide Mevlâ
Bu da‘vet bende-gâna rükn-i vird-i ṣubḥ u şâm oldı

8
‘AFVÎ

Târîh-i ‘Afvî

Beyt-i vâḥidde derc idüp ‘Afvî
Yazdı târîḫini bu kilk-i dü-nîm

Ṣâḥibin buldı mesned-i ‘âlî
Buldı el-ḥaḳ maḳâmın İbrâhîm

1128 (dü-tâ) Tarih-i tam Mecmua: 012

Son iki dizenin (dü-nîm) tüm harfleri toplanınca 1128 elde edilir. El-hak’taki “el” lam-ı tarifi hesaba katılmaz.

Fâ‘ilâtün Mefâ‘ilün Fe‘ilün

1 Şâh-ı ‘âlem ḫidîv-i devr-i zamân
Dâver-i dâd-kâr heft-iḳlîm

2 İtdi ḳâim-maḳâm-ı Yezdânî
İdüp ikrâm aña o şâh kerîm

3 Baṣdı ‘izzetle çoḳ rikâba ḳadem
Ol himemi cenâb-ı İbrâhîm

4 Görmedi miŝl-i ẕâtını bî-şek
Çoḳ zamân devr ider bu çarḫ-ı le’îm

5 Fârisü’l- ḫayl-i cilve-gâh-ı cevâd
Ṣâḥib-i re’y ü fikr ü ‘aḳl-i selîm

6 Pîşesi cümle etbâ‘-ı Rasûl
Kârı hep inḳıyâd-ı şer‘-i ḳavîm

7 Virdi teşrîfi câ-yı iclâle
Dil-i a‘dâ-yı dîne ḫaşyet ü bîm

8 Hep umûrunda dest-gîri olup
İde şâyân-ı luṭf-ı Rabb-i ‘alîm

9 ‘Arżı ancaḳ du‘â-yı devletdir
Bir ḳaç ebyât ile idüp taḳdîr

10 Dilde yoḳ ẕerrece ṣafâ ki idem
Şevḳ ile vaṣf-ı pâkini terḳîm

11 Baña raḥm itmeyüp felek bir dem
Çoḳ eẕiyyetle eyledi ta’lîm

12 İtdigi ġadri ey kerem-perver
İdemem ḫâk-i pâyine tahsîm

13 İde şimdi meger mükâfâtın
Devr-i luṭfuñda ey vezîr-i kerîm

14 Beyt-i vâḥidde derc idüp ‘Afvî
Yazdı târîḫini bu kilk-i dü-nîm

15 Ṣâḥibin buldı mesned-i ‘âlî
Buldı el-ḥaḳ maḳâmın İbrâhîm

9
DÜRRÎ EFENDİ

Târîh-i Dürrî berây-ı kâ’im-makâm

Cümle ‘âlem şâd olup Dürrî didi târîḫini
Oldı İbrâhîm Paşa-yı cevî ḳâ’im-maḳâm

1126 tâmiyeli Tarih-i tam Mecmua: 013

İkinci dizenin tüm harfleri hesaplandığında 985 tarihi bulunmaktadır. Ancak “‘âlem” kelimesi de önceki dizeden eklenmelidir. ‘âlem(141)+(987)= 1128

Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün

1 Müjdeler kim maṭla‘-ı ferḥunde-i iḳbâlden
Oldı tâbân bir münevver kevkeb-i raḫşende-fâm

2 Müjdeler kim bir muṣaffâ gevher-i yekdâneyi
Eyledi Ḫakkâk-i ḳudret zîb-i silk-i intiẓâm

3 Müjdeler kim bir muṭarrâ ġonce-i nevresteyi
Bâd-ı tevfiḳ eyledi eşküfte-i bâġ-ı merâm

4 Müjdeler kim bûy-ı müşkîninden evvel derdi terk
İtdi erbâb-ı ṭabâbi‘ cümle ta‘ṭîr-i meşâmm

5 Müjdeler kim eyledi bir bende-i hâṣın çerâġ
Ḥażret-i Ḫan Aḥmed ol dâdâr Ḥaḳan-ı iḥtirâm

6 Ya‘ni İbrâhîm Paşa ṣâḥib-i ḫalḳ-ı ḥasen
Kim anuñ memnûn-ı ḥüsn-i ḫalḳıdır hep ḫâṣ u ‘âm

7 Meşreb-i pâk-i hümâyûn üzre ḥizmetler idüp
Kâtib-i dâru’s-sa‘âde oldu bir ḳaç yıl tamâm

8 Herkesüñ kârîn-edâ ḫâṭırların taṭyîb ile
Oldı merġûb-ı kirâmü’n-nâs-ı memdûḥ-ı enâm

9 Ḫizmeti maḳbûl olınca sa‘yide meşkûr olup
Ḫâcegân-ı ehl-i dîvân içre buldı iḥtirâm

10 İde deh me’mûr olup niçe umûr-ı devlete
Her birine virdi ḥaḳḳâ kim kemâl-i intiẓâm

11 Çünki istiḥdâm olundıḳça bilindi gevheri
Anı mîr-âḫur-ı evvel ḳıldı Sulṭân-ı benâm

12 Eyleyüp ol merkez-i vâlâda daḫi imtiḥân
Eyledi maḫṣûṣ-ı teşrîf-i vezâretle be-kâm

13 Müsteḥaḳdır her ne deñlü eylese ikrâm aña
Ol şehen-şâh-ı Ferîdûn-çâker ü Dârâ-ġulâm

14 Kim sedâd ü rüşd ü ‘aḳl u fehm ile şimdi odur
‘Ârif-i dârü’s-sa‘âde oldı bir ḳaç yıl tamâm

15 Müsteşâr-ı dîn ü devlet ṣâḥib-i tedbîdir
Ḥaḳ ḫaṭâdan ḫıfẓ ide re’yinde ṣâ’ib der-tamâm

16 Ḫil‘at-i ḫâṣ-ı şehenşâh ile oldı ser-firâz
Aña teşrîfin mübârek eyleye Rabb-i enâm

17 Hikmet-i Ḥaḳ böyledir lâ-büt gelince sâ‘ati
Şâhid-i maḳṣûd eyler biṭṭalep ‘arż-ı ḫırâm

18 Biñ yıl aḥkâm-ı felekden bir ḥakîm-i feylesof
İtse her bir emr içün bir sâ‘at-ı sa‘d ü iltizâm

19 Mâlik-i iksîr olup hem ḳılsa tesḫîr ḳılup
Eylese şâh u gedâyı ḥikmetine bi’l-cümle râm

20 Olmaz el-ḳıṣṣa muḳadderden ziyâde ḳısmeti
Ḥaşre dek devr eylesün ister ise dünyâ-yı tâm

21 Ḥall ü ‘aḳd ü fatḳ u ratḳ-ı ḳabż u basṭ u ‘adl ü naṣb
Hep yedd-i ḳudretdedir ṣıġmaz buña ġayri kelâm

22 Ḥâṣılı ger ehl-i ḥikmetdir vü ger aṣḥab-ı şer‘
Müttefiḳdir cümle bu ḳavl üzre cumhur-ı enâm

23 ‘Aḳl u rüşd ü sa‘y ü gûşiş illet olmaz devlete
Ḳısmet-i rûz-ı ezel tevfîḳ-i Ḥaḳdır ve’s-selâm

24 Vâde-i ḥaḳḳa ḳana‘at eyleyen kâmillere
Feyż-i iksîr-i tevekküldür hemân ‘ayn-ı merâm

25 Ḥaḳ te‘âlâ eyleyüp tevfîḳini n‘amü’r-refîḳ
Emr-i ḫayra niyyet itdikçe vire ḥüsn-i ḫitâm

26 Başlayup şimden girü ey dil du‘â-yı devlete
Ṣıdḳ ile evḳatuñı evrâda ṣarf eyle müdâm

27 Tâ ide çarḫ üzre cevlân raḫş-ı zerrîn-zeyn-i mihr
Behişt-i sîmîn-rikâb-ı mâhla her ṣubḥ u mesâ

28 Şehsuvâr-ı ṣaḥn-ı devlet ḥażret-i Ḫân Aḥmedüñ
İde dest-i re’yine teslim-i tevfîḳ-i zamân

29 Var ümîdim bir tecehhülle o sulṭân-ı gayûr
Düşmen-i dînden ider elbette aḥd-i intiḳâm

30 Ol ḳadar iḳbâli pertev-baḫş ola ifâḳa kim
Pâyine yüzler süre cümle selâṭîn-i ‘iẓâm

31 Çünki taḳdîr-i ezel ol âṣaf-ı Cem-meşrebin
Bârekâh-ı ḳadrine virdi vezâretle niẓâm

32 Cümle ‘âlem şâd olup Dürrî didi târîḫini
Oldı İbrâhîm Paşa-yı cevî ḳâ’im-maḳâm

10
SA’DÎ

Târîh-i Sa‘dî berây-ı kâ’im-makâm

Ḥamd-biḥamd ile Sa‘dî söyledi târîḫini
Ṣâḥibin buldı maḳâmında rikâb-ı serveri

1128 Tarih-i tam Mecmua: 014

İkinci dizenin tüm harfleri hesaplandığında 1142 tarihi bulunmaktadır. Ancak, Sa‘di’nin “di” si atılarak; “dal ve ye” harfleri (14) çıkınca tam tarih bulunmaktadır.
Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilâtün Fâ‘ilün

1 Aldı dil âġûş-ı kâma bir meh-i sîmîn-teri
Dönmede şimdi murâdım üzre çarḫın çenberi

2 Pertev-i ruḫsârına çeşm-i kevâkib mübtelâ
Vaṣfına yüz şevḳ ile mehdir o mihre müşteri

3 Şevḳden ṣubḥa dek bî-dâr olursam ġam değil
Evc-i ref‘etde dıraḫşân oldı encüm-i aḥteri

4 Çün ṣadef leb-teşne-i nîsân-ı feyż-i ḥaḳ idim
Ḳulzüm-i tevfîḳde göñlümce buldum gevheri

5 Mâlik oldum bir melek sîmâya kim ruḫsârasin
Görse bir kez şevḳden ḥayrân olur çeşm-beri

6 Vechi-vârdır eyleyem bu şevḳ ile şimdengirü
Bir vezîrüñ vaḳt-i medḥi ṭab‘-ı mażmûn-perveri

7 Aṣaf-ı ‘âlî-nejâd ü ṣâḥib-i râ’y-ı rezîn
Kim ider tedbîri ḥayrân zümre-i dâniş-veri

8 Ḫilḳati ‘âlem-pesend ü râ’yı maḳbûl-i enâm
Ẕâtı kâmil cevheri silk-i vezâret zîveri

9 İntisâb iden der-i devlet-meâb-ı luṭfuna
Devletinde bir daḫi gezmez ẕelîl ü serserî

10 Ya‘ni İbrâhîm Paşa-yı mükerrem kim odur
Rüşd ü isti‘dâdı ile luṭf Ḫudânuñ mazharı

11 Söylesünler var ise miŝli seḫan-dânân-ı dehr
Müdde‘âm iŝbât ider memdûḥumuñ ḫaṣletleri

12 Hem Ḥalîl ü hem saḫi ü hem ġayûr u hem vaḳûr
Çâr cevherden mürekkep ẕât-ı ṣâfî cevheri

13 Görmüş ise söylesün(ler) pür-seher-i köhne sâl
Böyle bir pâşâ-yı ṣâḥib ḥilm ü şefḳat-küsteri

14 Cevher-i ẕâtın görünce zer gibi kâmil ‘ıyân
Ḥażret-i Sulṭan Ahmed Ḫân cihânuñ serveri

15 Dûd-mân-ı i‘tibâruñ (hep) yeter tâ bendesi
Âsmân-ı iḳtidâruñ âfitâb-ı enveri

16 Ḳahr iderse mermer eyler mûm-ı bezmi ḳahr ile
Luṭf iderse mûm ider te’sîr-i luṭfı mermeri

17 Öyle bir sulṭân-ı ‘âlî-şân ki ednâ-bendesin
İstese sulṭân ider dünyâya luṭf-ı kemter

18 Ḳuvvet-i nûr-ı ferâsetle bilüp keyfiyyetin
Ḳıldı ḥaḳḳa kâm-yâb ol âṣaf-ı fermân-beri

19 Ḫıl‘at-i ḫâṣ-ı vezâretle ser-efrâz eyleyüp
Re’yine tefvîż ḳıldı hep umûr-ı kişveri

20 Olur elbette vücûh ile müşâr-i bi’l- benân
Bir vücûduñ ki ola tevfîḳ-i Bâri rehberi

21 Ḫayra meyl eyler hemîşe şerden eyler ictinâb
Her kim isterse rıżâ-yı Ḫâlıḳ-ı ḫayr u şeri

22 Olmasa eṭvârı maḳrûn-ı rıẕâ-yı pâdişâh
Eylemezdi nev-be-nev teşrîf-i cây-ı ber-teri

23 Luṭfına maẕhar olınca ol şehüñ herkes didi
Ḳadr-i zer zer ger şinâsed ḳadr-i gevher gevheri

24 Tâ ki maḥv eyler ẓülâm-ı leyli nûr-ı âfitâb
Tâ ki fetḥ eyler ḳala‘-ı şâmı şâh-ı ḫâveri

25 Hem-ser olsun burc-ı eflâke livâ-yı salṭanat
Ḥaḳ ser-efrâz eylesün ol şâh-ı himmet-küsteri

26 Hem o paşa-yı ṣadâḳat kîş ü ṣâḥip himmetüñ
Dâ’imâ olsun vucûdı kir-i a‘dâdan berî

27 Ḥamd-biḥamd ile Sa‘dî söyledi târîḫini
Ṣâḥibin buldı maḳâmında rikâb-ı serveri

11
FEYZÎ

Târîh-i Feyzî berây-ı velâdet-i şehzâdegân-ı Sulṭân Aḥmed

Derûne bi’l-bedâhe düşdi bir şevḳ ile târîḫi
Muḥammed nûr-ı ‘âlem virdi Sulṭân Aḥmede Bârî

1129 Eksiltmeli Târih Mecmua: 024

İkinci dizenin tüm harfleri hesaplandığında 1130 tarihi bulunmaktadır. “düşdi bir” dediği için şair “bir” çıkartmamızı istemektedir: 1129 (III. Ahmed’in oğlu Şehzade Muhammed’in doğumu hakkında tebriktir.)

Mefâ‘îlün Mefâ‘îlün Mefâ‘îlün Mefâ‘îlün

1 Cenâb-ı ḥażret-i Sulṭân Aḥmed bin Muḥammed Ḫân
Mu‘ammer eyleye Mevlâ o şâh-ı mekremet-kârı

2 Ṣafâ-baḫş ola nûr-ı şevḳ ile ṭab‘-ı hümâyûnı
İlâhî görmeye dâr-ı cihanda ẕerre ekdârı

3 Meh-i burc-ı ‘adâlet âfitâb-ı maşrıḳ-ı devlet
İḥâṭa eyledi dehri ser-â-ser nûr-ı eṭvârı

4 Bir iki gün egerçi şîve-i taḳdîr-i zebânı
Keder-nâk itdi ḫalḳı dehr-i dûnuñ renc-i efkârı

5 Ġam-âlûd olsa diller şâd-kâm olmuş mu‘azzezdür
Murâd üzre Ḫudâ devr itdürür bu çarḫ-ı devvârı

6 Cezâsı der- ‘ıḳabdur kâfirân-ı dûzaḫ âyînüñ
Cünûd-ı müslimînüñ yirde ḳalmaz âh ile zârı

7 Olur ma‘dûm-ı şemşir-i şeri‘at böyledir ebed
İder ḫâk ile yeksân luṭf-ı Mevlâ cünd-i küffârı

8 Olur bî-şüphe manṣûr-ı muẓaffer ‘asker-i İslâm
Perîşân eyleye ‘avn-i Ḫüdâ küffâr-ı ġaddârı

9 Teveccüh üzre erbâb-ı ḳulûbuñ cünd-i İslâma
İcâbet etmesi emr-i mukarrer olmaz inkârı

10 Hezârân bendeler olmuşdı iḥyâ devr-i ‘adlüñde
Kemâl-i luṭf ile mesrûr ḳıldı nice ġam-ḫârı

11 Biḥamdillah şeh-i ‘âlem-i pâk ṣulb-i pâkinden
Olub zîb-âver-i mehd-i cihân ber der-i şehvârı

12 Vücûda geldi bir şehzâde-i pâkîze gevher kim
Ḫacil eyler cesîmin enveri mihr-i pür envârı

13 Serîr-i taḫt-ı devletde Ḫüdâ ‘ömrün füzûn itsün
Mu‘ammer eyleye Ḥaḳ ol şehenşâh-ı cihandârı

14 Ḳadîmi bendedür emr-i ma‘âşında ciger ‘usret
İde şâyân-ı luṭf u merḥamet Feyżî-i nâ-çârı

15 Derûne bi’l-bedâhe düşdi bir şevḳ ile târîḫi
Muḥammed nûr-ı ‘âlem virdi Sulṭân Aḥmede Bârî

12
MUSÎB EFENDİ

Târîh-i Musîb berây-ı velâdet-i şehzâdegân

Gelüp hâtif beşâretle didi târîḫini ol dem
Ḳadem baṣdı cihâna müjde şehzâde Muḥammed Ḫan

1129 Cevherî Tarih Mecmua: 025

İkinci dizenin noktalı harfleri (cevher) toplandığında 1129 tarihi çıkmaktadır. “ye” harfi cevherî sayılır. (Hâtif; gelecekten, gaybdan haber verendir.)

Mefâ‘îlün Mefâ‘îlün Mefâ‘îlün Mefâ‘îlün

1 Bu demdir ol eyâ kilk-i cevâhir naẓm-ı pür em‘ân
Çeküp taḥrîre dürr-i naẓmı ile cümleyi ḥayrân

2 Bu demdir ol vezân oldı nesîm-i luṭf-ı Yezdânî
Hezârân dilleri güller gibi ḳılmaḳdadır ḫandân

3 Bu demdir ol kemâl-i şevḳ ile oldı meserret-baḫş
Olanlar gûşe-gîr-i renciş-i ġam oldılar şâdân

4 Bu demdir ol ki dürr-i şevḳ-ı dilde çeşme-der-çeşme
Nesîm-i feyżle yemm-i lücce lücce olmada cûşân

5 Nisâr it ḳabża ḳabża pâre-i mażmûnı vaṣfuñla
Behişt-i midḥat-ı rengînüñe reşk eylesün rıdvân

6 Feżâ-yı lafẓa ḳorunç-ter zer-ender-zer mübâhâtı
Binüp raḫş-ı Süleymânî ma‘âniyye Tehemtensân

7 Şurû‘ it şevḳ ile bir mihr-i evc-i şevkini vaṣfa
Ki zîrâ pâyına lâyıḳ çekilse aṭlas-ı devrân

8 Nice mihr-i sipihr-i taḫt-ı şevket kim bu dehr içre
Olamaz cûşiş-i luṭfıyle mevc-i baḥr aña iḳrâm

9 Eger zencîre de çekseñ niŝâr olur yine ṭurmaz
O zer kim kîse-i luṭf-ı ‘amîmi içredir pinhân

10 Cenâb-ı Ḥażret-i Sulṭân Aḥmed Ḫân-ı Ġâzi kim
Odur mihr-i münîr-i maṭla‘-ı ser- cümle-i şâhân

11 Odur yenba‘-i iḥsân u kerem raḥmet-i ger ‘âlem
Odur üftâde-gân-ı ‘âcizâna eyleyen iḥsân

12 Odur mihr-i münîr-i neyyirâ celâl-i ḫaḳanî
Odur raḫşende mâh-ı maṭla‘-ı iḳbâl-i şevket-rân

13 ‘Adâlet-küster-i ser-cümle-i şâhân-ı ‘âlemdür
Melâz u yâver-i dîn-i mübîndür ol şeh-i ẕi-şân

14 Sipihr-i devletüñ ol ḳuṭb-ı ferruḫ-ẕâtdur kâviş
Zamân emrine merhûn-ı umûr-ı devlet-i devrân

15 Ulül-emr-i iṭâ‘at vâriŝ-i mülk-i ḫilâfetdür
Mezâ-yı tıġdur ol ser ki olmaz emrine fermân

16 Mübârek el bil-iḳbâl-i ẕevâl iclâl-i şevketdür
Naṣirüddîndür ẕâtın ḫaṭâdan ṣaḳlasun Yezdân

17 İderse ‘arżuḥal-i maṭlabın bir ‘âciz nâ-kâm
Bulur elbette zaḫm-ı derdine bir merhem-i şâyân

18 O naḫlüñ olmasun çün ‘arḳ-ı ẕât-ı ṭâhiri maḳtû‘
Zamâne gülşen-i ‘âlemde açdı bir gül-i ḫandân

19 Olup mesrûr elde sükkerin câm olmada şimdi
Bu bir vaḳt-ı müsellemdür ki görmiş mi bunı insân

20 Meserret dilde şekker içre bâdâm olmamış n’olsun
Bi-ḥamdi’llâh vücûda geldi şehzâde Muḥammed Ḫan

21 Ḳudûmı sa‘d ola nûrı münîr kıldı âfâḳı
Ṣafâ-yı ḫâṭır oldı cümle ḫalḳ-ı ‘âleme şâyân

22 Gelen nûr-ı Muḥammed ṣulb-i pâk-i Sulṭan Aḥmeddür
Zihî luṭf-ı Ḫüdâ kim maẓhar oldı ol kerîmü’ş-şân

23 Ḫüdâ ol şâhı taḫt-ı şevket üzre müstedâm itsün
Daḫi fermân-ber olsun emrine ser-cümle-i şâhân

24 Be-ḥaḳ-ı Ka‘be vü Baṭḥâ hem ol şehzâde-i pâkin
Vücûdı pâkini berḳ-ı naẓardan ḥıfẓ ide her an

25 Muṣîbâ gûş idüp mevlûdini târîḫ içün dilde
Ḥurûf-ı cevherin bir mıṣra‘ın itmiş iken nihân

26 Gelüp hâtif beşâretle didi târîḫini ol dem
Ḳadem baṣdı cihâna müjde şehzâde Muḥammed Ḫan

13
NA‘TÎ

Târîh-i Na‘tî Berây-ı Velâdet-i Şehzâdegân

Ṣad müjde cihâne baṣdı yümn ile pâ
Şehzâde Muḥammed ibn-i Sulṭân Aḥmed

1129 Tarih-i tam Mecmua: 025
Her iki dizenin tüm harfleri toplanarak 1129 tarihi bulunur.

Mef‘ûlü Mefâ‘ilün Mefâ‘lün Fe‘ilün

1 Şehzâdeyi luṭf eyleyüp ol Rabb-i eḥad
Târîḫi olur Na‘tî bu beyt-i müfred

2 Ṣad müjde cihâne baṣdı yümn ile pâ
Şehzâde Muḥammed ibn-i Sulṭân Aḥmed

14
SA‘DÎ

Târîh-i Sa‘dî Berây-ı Velâdet-i Şehzâde Sultân Muhammed Han

Yazıldı ibtidâ besmele ile ‘arşa bu târîḫ
Ebu’l-fetḥ-i ceri Sulṭan Muḥammed geldi dünyâya

1129 Eklemeli Tarih Mecmua: 025

Son dizenin tüm harfleri hesaplandığında 1127 tarihi elde edilir. Şair, “ibtidâ besmeleyle” dediği için “be =2” harfinin değeri eklenmelidir. 1127+2= 1129

Mefâ‘îlün Mefâ‘îlün Mefâ‘îlün Mefâ‘îlün

1 Ser-efrâz-ı Selâṭîn-Ḥażret-i Ḫân Aḥmed-i Ġâzî
Ki ẕât-ı pâki oldı kârgâh-gûne ser-pâye

Târîh-i Sa‘dî Berây-ı Sâl-i Cedîd

Geldi sâl-i cedîde bir târîh
Sene-i feth ü sâl-i nasr-ı güzîn

1129 Eklemeli Tarih Mecmua: 026

İkinci dizenin tüm harfleri hesaplandığında 1128 tarihi bulunmaktadır. Şair, geldi bir tarih dediği için bir eklenecek: 1128+1= 1129. Yeni yıl tebriki ile ilgilidir.

Fâ‘ilâtün Mefâ‘ilün Fe‘ilün

1

15- Târîh-i Sa‘dî berây-ı sâl-i cedîd (yeni yıl)

Yazıldı hâme-i kudretle çarha bu târîh
Mübârek ola şehen-şâha mâh-ı sâl-i cedîd
1129 Tam tarih Mecmua:026

İkinci dizenin tüm harfleri hesaplandığında 1129 tarihi bulunmaktadır.

16- Târîh-i Hâsim berây-ı kâ’im-makâm
‘Âlem-i bâlâda tahrîr itdiler târîhini
Oldı İbrâhîm Paşa mansıb-ı kâ’im-makâm
1128 Tarih-i tam Mecmua: 028
İkinci dizenin tüm harfleri hesaplandığında 1128 tarihi bulunmaktadır.
(Ka’immakamdaki hemze “ye” okunacaktır.)

17- Târîh-i Hâsim diğer berây-ı kâ’im-makâm
Cevher-i kül söyledi târîhini
Basdı vezâretle rikâba kadem
1128 Tarih-i tam Mecmua: 029

İkinci dizenin tüm harfleri hesaplandığında 1128 tarihi bulunmaktadır. Ancak şair burada “cevher” kelimesini noktalı harfler anlamında kullanmamıştır. Cevher-i kül diyerek tüm harfleri toplamak gerektiğini belirtmiştir.

18- Târîh-i Sa‘dî Çelebi berây-ı dâmâd şuden

Bî-nükat kendi yediyle ‘add idüp menkûtını
Çâr târîh oldı ol vechile beyt-i bî-‘adîl

Oldı dâmâd-ı şeh-i devlet-me’âb ü cûd-kâr
Asaf-ı ‘adl-âver İbrâhîm Paşa-yı cemîl

1129 Çıkarmalı bî- nükat tarih Mecmua: 033
İkinci beytin noktasız harfleri hesaplanınca 1133 çıkar. Şair çâr tarih oldu dediği için çar yani dört çıkar. Sonuç 1129’dur.

19- Târîh-i Mir‘izzet berây-ı dâmâd şuden

Yâ İlâhî sen mübârek eyle târîhin didim
Oldı İbrâhîm Paşa sıhr-ı sultân-ı cihân
1129 Tamiyeli Tarih Mecmua: 034

İkinci dizenin tüm harfleri hesaplandığında 1129 tarihi bulunmaktadır. Ancak, beytin başındaki “yâ” nidası hesaba katılmalıdır. Yâ,11+1118=1129.

20- Târîh-i Vehbî berây-ı dâmâd şuden

Her birinde derc idüp bir gûne târîh eyledim
İki mısra‘ı karîn-i yek-diğer çün farkadân

Âsaf-ı mülk oldı dâmâd-ı şeh-i gerdûn-makâm
Eyledi mihr ile hâlâ mâh-ı nûr-efzâ kıran
1129 Eklemeli tarih Mecmua: 031

İkinci beytin her iki dizesi de ayrı ayrı 1128 tarihini verir. Ancak yukarıda “derc idüp bir gûne” dediği için “bir” eklemek gereklidir. 1128+1=1129

21-Târîh-i Sâmî berây-ı dâmâd şuden

Sûret-i evc-i ‘alâyı mısra‘-ı evvel geçüp
Çün meh-i tam oldı dilde mısra‘-ı sânî bedîd

Oldı İbrâhîm Paşa sıhr-ı sultân-i celîl
Şâha dâmâd oldı İbrâhîm Paşa-yı sa‘îd
1129 Eksiltmeli tarih Mecmua: 038

İkinci beytin ilk dizesin de “üç” fazlalık vardır, bu da yukarıdaki beyitte “evvel geçüp” diyerek belirtilmiştir. “üç” sayısı “cim”e tekabül eder. Bir cim fazladır. 1131-3= 1129.
İkinci dize ise tarih-i tamdır. “evc” kelimesi daima “üç” çağrıştırmaktadır.

22- Târîh-i Sa‘dî berây-ı dâmâd şuden

Gelüp hep dâmen-i bûs eyleyenler didiler târîh
İlâhî sûrı mes‘ûd ola İbrâhîm Paşaya
1129 Eklemeli tarih Mecmua: 040

Birinci dizedeki “gelüp hep” ifadesinden dolayı ikinci dize hesaplanırken “hep” ifadesinin karşılığı “7” sayısı eklenmelidir. 1122+7= 1129

23- Târîh-i Vehbî-i diğer berây-ı dâmâd şuden:

Mübârek-bâd şimdi buldı dâmâdın şeh-i vâlâ
Bu demde oldı İbrâhîm Paşa sıhr-ı sultânî
1129 Tarih-i tam Mecmua: 042

Her iki dizenin de ayrı ayrı toplamı tam tarih vermektedir. 1129.
24- Târîh-i Mâcid berây-ı dâmâd şuden
Mâcidâ tebşîr idüp hâtif didi târîhini
Oldı dâmâd-ı şeh İbrâhîm Paşa-yı ‘alîm
1129 Tarih-i tam Mecmua: 046

İkinci dizenin tüm harfleri hesaplandığında 1129 tarihi bulunmaktadır.

25- Târîh-i Dürrî berây-ı dâmâd şuden
Feleklerde melekler didiler târîhin ey Dürrî
Bir âsaf oldı hakkâ şân ile dâmâd-ı sultânî
1129 Tarih-i tam Mecmua: 049
İkinci dizenin tüm harfleri hesaplandığında 1129 tarihi bulunmaktadır.

26- Târîh-i Hâsib berây-ı dâmâd şuden
Geldi muhbir zevk ü şevk ile didi târîhini / Oldı İbrâhîm Paşa şimdi dâmâd ü nedîm
1129 Eklemeli tarih Mecmua: 049
İkinci dizenin tüm harfleri hesaplandığında 1128 tarihi bulunmaktadır. Birinci dizedeki “geldi muhbir” ifadesinden “bir” eklenmesi gerektiği anlaşılmaktadır. 1128+1= 1129
27- Târîh-i Hâsib berây-ı dâmâd şuden
Hamd İbrâhîm Paşa sa‘d ile
Oldı dâmâdı Sultân Ahmedin
1129 Tarih-i tam Mecmua: 049

İki dizenin de tüm harfleri toplanınca tam tarih çıkmaktadır: 1129.

28- Târîh-i Hâsib-i diger berây-ı dâmâd şuden

Zifâfın gûş idince hâtif-i ‘aynî didi târîh
Sezâdır Fâtıma Sultân İbrâhîm Paşada

1129 Tarih-i tam Mecmua: 050

29- Târîh-i Hâsib-i diger berây-ı dâmâd şuden

Didiler tahsîn-i gûyân şevk ile târîhini
Buldı İbrâhîm Paşa Zühre-i Zehrâ cemîl
1129 Tarih-i tam Mecmua: 050

İkinci dizenin tüm harfleri hesaplandığında 1129 tarihi bulunmaktadır.

30- Târîh-i Mir‘izzet berây-ı dâmâd şuden
Hurûf-ı nokta-dâr ile didi târîhini hâtif
Cenâb-ı Rabb-i Bârî ide tuğun dâ’imâ mansûr
1129 Cevherî tarih Mecmua: 050

İkinci dizenin noktalı harfleri toplanınca tarih bulunur: 1129. Da’imdeki hemze “ye” olarak hesaplanacak.

31-Târîh-i Fâ’iz berây-ı dâmâd şuden
Didi tebrîk idüp târîhini sad şevk ile Fâ’iz
Ehak dâmâd-ı Sultân Ahmed İbrâhîm Paşadır
1129 Tarih-i tam Mecmua: 050

İkinci dizenin tüm harfleri hesaplandığında 1129 tarihi bulunmaktadır

32-Târîh-i Fâ’iz berây-ı sulh

Bu sulhun lafza vü ma‘na didi târîhini Fâ’iz
Cihân bin yüz otuzda oldı sulh-ı pâk ile dilşâd
1130 Tarih-i tam Mecmua: 061

İkinci dizenin tüm harfleri hesaplandığında 1130 tarihi bulunmaktadır. Ayrıca ilk dizede şairin de belirttiği gibi, aynı dizede tarih hem sözle hem de ebced hesabıyla söylenmiştir.

33-Târîh-i Dürrî berây-ı sulh
Re’y-i İbrâhîm Paşa-yı Felâtûn-fehm ile
Yüz otuzda ‘akd olundı Nemçe sulhu vesselâm
1130 Tarih-i tam Mecmua: 063

Her mısra ayrı ayrı hesaplandığında tam tarih elde edilir. Ayrıca sözle de tarih belirtilmiştir.

34-Târîh-i Neylî berây-ı sulh
Kıldı emn-âbâd cümle kişveri sulh u salâh
Buldı sa‘y-i dâver-i ekremle âsâyiş cihân
1130 Tarih-i tam Mecmua: 064

Her dize ayrı ayrı tam tarih verir: 1130

35-Târîh-i Feyzî berây-ı sulh
Cihân âsûde oldı şevk ile Feyzî didim târîh
Bu ‘âlem hamdüli′llâh sulh ile buldı hele râhat
1130 Tarih-i tam Mecmua: 065

İkinci dizenin tüm harfleri hesaplandığında 1130 tarihi bulunmaktadır.

36-Târîh-i Sâhib berây-ı sâhil-hâne
Bu târîhi debîr-i feyz yazdı tâk-i iclâle / Bu sâhil-hâne-i vâlâyı yapdı âsaf-ı ‘âlî
1131 Tarih-i tam Mecmua: 069
İkinci dizenin tüm harfleri hesaplandığında 1131 tarihi bulunmaktadır. Ancak Sahil-hâne-i derken terkip “i” olan hemze, elif kabul edilerek bir eklenmesini sağlamıştır.

37-Târîh-i Râşid berây-ı velâdet-i Şehzâde Bâyezîd

Düşdi bu bir garra nev-meh târîh-i mîlâd- sa‘îd
Şehzâde Sultân Bâyezîd dünyâyı kıldı şâd-mân
1131 Tarih-i tam Mecmua: 075

İkinci dizenin tüm harfleri hesaplandığında 1131 tarihi bulunmaktadır.

38-Târîh-i Fâ’iz-i Edirnevî berây-ı velâdet-i Şehzâde Bâyezîd

Müjde idüp çıkdı bir kâmil didi târîhini
Virdi şâdı mevlid-i Şehzâde Sultân Bâyezîd
1131 Tarih-i tam Mecmua: 076

İkinci dizenin tüm harfleri hesaplandığında 1131 tarihi bulunmaktadır.

39-Târîh-i Râzî berây-ı velâdet-i Şehzâde Bâyezîd

Tâcın atdı çarh şevkından didiler Râziyâ
Geldi devletle vücûd iklîmine Şeh Bâyezîd
1131 Eksiltmeli tarih Mecmua: 076

İkinci dizenin tüm harfleri hesaplandığında 1133 tarihi bulunmaktadır. Tacın attı ifadesi ile Bayezid’in ilk harfi atılmalıdır. B=2
1133-2=1131
40-Târîh-i Hâşim berây-ı sulh

Kudsiyân mısra‘-ı târîhini inşâd idicek
Cümle bu sulha didi re’y-i rezîndir ‘ukalâ

1130 Tarih-i tam Mecmua: 065

İkinci dizenin tüm harfleri hesaplandığında 1131 tarihi bulunmaktadır.

41-Târîh-i Tâ’ib Efendi berây-ı sulh
Nizâm-ı ‘âlem oldı sulh ile dehre amân virdi
Cihân târîhin eytdi sulh-ı hayr-encâm-ı mülk-âbâd
1131 Tarih-i tam Mecmua: 084
Sulh-ı hayr-encâm-ı mülk-âbâd” kısmı 1131 târîhi verir.

42-Târîh-i Tâ’ib Efendi berây-ı Kasr-ı cedîd
Ne hâcet medhe Tâ’ib vasfı târîhinden anlasun
Bu vâlâ kasrı İbrâhîm Paşa eyledi bünyâd
1131 Tarih-i tam Mecmua: 085

İkinci dizenin tüm harfleri hesaplandığında 1131 tarihi bulunmaktadır.

43-Târîh-i Râşid Efendi berây-ı Salhâne
Didüm bânîsine Râşid du‘âdan sonra târîhin
Bu bâlâ kasr-ı zîbâ cilve-gâh-ı sadr-ı ‘âlîdir
1126 Tarih-i tam Mecmua: 092

İkinci dizenin tüm harfleri hesaplandığında 1126 tarihi bulunmaktadır.

44-Târîh-i Behcetî berây-ı medrese
Behcetî tebrîk idüp tullâb-ı târîhin didi
Âsaf İbrâhîm Paşa müjde yapdı medrese
1126 Tarih-i tam Mecmua: 093

İkinci dizenin tüm harfleri hesaplandığında 1126 tarihi bulunmaktadır.

45-Târîh-i Ebul-Es‘âd berây-ı dârü’l-hadis
Feyz-i Hakla Kâsım-ı envâr târîhin didi
Medreseňde ‘ayn-ı nûr-ı ‘ilm ola çün selsebîl
1132 Tarih-i tam Mecmua: 125

İkinci dizenin tüm harfleri hesaplandığında 1132 tarihi bulunmaktadır. Ancak,
medreseňde ifadesi medresede okunmalıdır çünkü 20 sayısına denk gelen kef hesabı bozmaktadır. Bu durumda hesap 1152 çıkmaktadır.(?)

46-Târîh-i Sadîk berây-ı dârü’l-hadis

1132 Tarih-i tam Mecmua: 126

Ayrı ayrı bütün dizelerin harfleri hesaplandığında her biri 1132 tarihini vermektedir.

Sadr-ı muhyid-devle İbrâhîm Paşa kim anın / Köhne ‘âlemde degil nev-matlabı devlet-serâ
Nüktedân dâmâd-ı Sultân-ı mübîndir o kim / Nev-‘arûs câhına dünyâda naz itse sezâ
‘Âmm-i tab‘ı olup râz âşinâ-yı hendese / Bî-bedel yer buldı tahsîn eylesün ehl-i semâ
Yapdı hem-nâm-ı Halîlullâh o vâlâ buk‘ayı / Ortasında beldenin zîb oldı amma vakı‘â
Öyle enseb her mahal olmaz müesser herkese / Lutf-ı Rabbânîdir a‘ceb bu zemin-i dil-güşâ
Medrese olmış makâmında sebîl-i zemzemî / Bî-sebîlillâh sâfü’l-hak zihî ‘ayn-eş-şifâ
Didi ta‘yîn eyleyüp sâlin kemâlinde Sadîk / Kıldı İbrâhîm Paşa buk‘asın Allâh binâ

47-Târîh-i Ebu’l-Es‘âd berây-ı tecdîd-i Tophâne
Söyledi târîh-i bünyâdın Ebu’l-Es‘âd anın
Oldı Sultân Ahmedin lutfıyla Top-hâne cedîd
1132 Tarih-i tam Mecmua: 127

İkinci dizenin tüm harfleri hesaplandığında 1132 tarihi bulunmaktadır.

48-Târîh-i Ebu’l-Es‘âd velehü berây-ı tecdîd-i Tophâne
Söyledi târîh-i bünyâdın Ebu’lEs‘âd anın
Yapdı Tophâneyi Sultân Ahmed-i memdûh-ı âm
1132 Tarih-i tam Mecmua: 128

İkinci dizenin tüm harfleri hesaplandığında 1132 tarihi bulunmaktadır.

49-Târîh-i Dürrî berây-ı tüfenk endâz-ı İbrâhîm Paşa
Kemâl-i fennine tahsîn idüp Dürrî didi târîh
Urup hem kırdı ol âsaf sebûyı çak o sâhilden
1133 Tarih-i tam Mecmua: 128

İkinci dizenin tüm harfleri hesaplandığında 1133 tarihi bulunmaktadır.

50-Târîh-i Nedîm berây-ı tüfenk endâz-ı İbrâhîm Paşa
Nedîm-i bende didi tarz-ı Nef‘î üzre târîhin
Sebûyı urdı hakkâ dikdi taş sadr-ı tüfenk-endâz
1133 Çıkarmalı tarih Mecmua: 129
İkinci dizenin tüm harfleri hesaplandığında 1133 tarihi bulunmaktadır. Ancak “tüfenk” kelimesi eksiltilmelidir; çünkü aslında şair, tarz-ı nef’i derken eksilmesi gereken bir kelimenin varlığını îmâ etmektedir. O da “tüfenk”tir.

51- Târîh-i Hamdî berây-ı dâmâd şuden
Çü sâhib çıkdı aldı mühri târîhin didi Hamdî
Gül-i mühr oldı bu yâ sadr-ı İbrâhîm Paşada
Çıkarmalı tarih 1130 Mecmua: 130

İkinci dizenin tüm harfleri hesaplandığında 1130 tarihi bulunmalıdır. Ancak bunun için “sahîb” kelimesi yani “sahîb=101” eksiltilmelidir.
1231-101= 1130

52- Târîh-i Hamdî berây-ı sulh
Lisân-ı hâtif-i gaybî didi târîhini Hamdî
Olupdur sulh-ı mâbeyn ‘ahd-i İbrâhîm Paşada
1130 Tarih-i tam Mecmua: 130
İkinci dizenin tüm harfleri hesaplandığında 1130 tarihi bulunmaktadır. Ancak “İbrahîm” isminde ikinci elifin olmadığına dikkat edilmelidir. Bu yüzden bir eksik hesaplanmalıdır.

53- Târîh-i Fâ’iz berây-ı sebîl
Gûyiyâ bu cây-gâhda bu sebîl-i bî-bahâ
‘Ayn-ı zemzemdir makâm-ı pâk-i İbrâhîmde
1132 Tarih-i tam Mecmua: 131

Beyitin tamamı hesaplandığı zaman 1132 tarihi elde edilmektedir.

54- Târîh-i Ebul-Es‘âd berây-ı sebîl

Nûş-ı abın eyleyüp didim anın târîhini
Fî-sebîlillah yapılmış içine âb-ı hayât
1132 Tarih-i tam Mecmua: 131

İkinci dizenin tüm harfleri hesaplandığında 1130 tarihi bulunmaktadır.

55-Târîh-i Şehrî berây-ı çerâgân-ı Sâhil-hâne

Çerâgâne ‘aceb mi düşse yektâ Şehriyâ târîh
Yanup yakıldı rûy-ı lâle şevk-engîz olup dilden
1132 Çıkarmalı tarih Mecmua: 142

İkinci dizenin tüm harfleri toplandığında 1133 çıkmaktadır. “düşse yektâ” ifadesinden “bir” çıkarmak gerektiği anlaşılmaktadır. 1133-1= 1132

56-Târîh-i Reşîd berây-ı sebîl
Lisânımdan Reşîdâ böyle cârî oldı tevârîh
Sebîl-i ‘ayn-ı İbrâhîm Paşadır içün sıhhâ
1132 Tarih-i tam Mecmua: 154

İkinci dizenin tüm harfleri toplandığında 1132 çıkmaktadır.

57-Târîh-i Feyzî berây-ı hıtân (İbrahim Paşa’nın oğlu)

Müjde kıl şükrâne tekrâr eyleyüp târîhini
Mîr Mehmed oldı sünnet hamdüli′llâh kim bu dem
1132 Tarih-i tam Mecmua: 158

İkinci dizenin tüm harfleri toplandığında 1132 çıkmaktadır.

58-Târîh-i İshâk berây-ı hıtân (İbrahim Paşa’nın oğlu)
Gûş-ı İshâka didi hâtif o dem târîhini
Sünnet oldı necl-i sadr-ı ‘âli-i zîbâ nejâd
1132 Tarih-i tam Mecmua: 159

İkinci dizenin tüm harfleri toplandığında 1132 çıkmaktadır.

59-Târîh-i Râzî berây-ı hıtân (İbrahim Paşa’nın oğlu)
Du‘â-yı devlet ü iclâlin eyleyüp didi Râzî
Cemîl-i yümn ile sünnet oldı Mîr-Mehmed
1132 Tarih-i tam Mecmua: 160

İkinci dizenin tüm harfleri toplandığında 1132 çıkmaktadır.

60-Târîh-i Sa‘dî berây-ı hıtân (İbrahim Paşa’nın oğlu)
Du‘â idüp didi ihlâs ile Sa‘dî kulun târîh
Mehemmed Beg bi-hamdillâh ki oldı sûr ile sünnet
1132 Tarih-i tam Mecmua: 160

İkinci dizenin tüm harfleri toplandığında 1132 çıkmaktadır.

61-Târîh-i Sâmî berây-ı hıtân
Gelüp ‘ıydın ikinci rûz-ı isneyni didim târîh
Mehemmed Beg olundı yümn ile sünnet mübârek-bâd
1132 Eklemeli tarih Mecmua: 161

İkinci dizenin tüm harfleri toplandığında 1130 çıkmaktadır. Gelüp ikinci dediğine göre ikinci harf olan “be=2” eklenmelidir. 1130+2=1132

62-Târîh-i Osman-zâde berây-ı hıtân (İbrahim Paşa’nın oğlu)

Böyle inşâd eyledi târîhini kerrûbiyân
Sadr-ı ‘âlî eyledi ihyâ Mehemmed sünnetin
1132 Tarih-i tam Mecmua: 161

İkinci dizenin tüm harfleri toplandığında 1132 çıkmaktadır.

63-Târîh-i Zâtî berây-ı Tüfenk endâz-ı İbrâhîm Paşa
Delicek merbi sebûyı didi hâtif târîh
Koluna kuvvet ola âsaf-ı ‘âlî himemin
1133 Tarih-i tam Mecmua: 170
İkinci dizenin tüm harfleri toplandığında 1133 çıkmaktadır. Ancak kuvvet kelimesi iki vav’la yazılmış sayılmalıdır; aksi takdirde 6 eksik çıkmaktadır.

64- Târîh-i Musîb berây-ı sebîl

Ayagından içüp bu mâ-i pâki söyledim târîh
Sebîl-i mâ-i İbrâhîm Paşa ‘ayn-ı zemzemdir
1133 Tarih-i tam Mecmua: 172

İkinci dizenin tüm harfleri toplandığında 1133 çıkmaktadır.

65-Târîh-i Mâcid berây-ı hıtân (Şehzâdelerin sünneti )

Du‘â idüp didi kerrûbiyân târîhini Mâcid
Sürûr-encâm ola bu sûr-ı Sultân Ahmed-i Cem-câh
1132 Tarih-i tam Mecmua: 175

İkinci dizenin tüm harfleri toplandığında 1132 çıkmaktadır.

66-Târîh-i Mâcid velehü berây-ı hıtân (Mehmet Bey’in sünneti)

Hıtân-ı meymenet mekrûnuna Mâcid didim târîh
Mehemmed Beg de sünnet oldı bu şehzâdegân ile
1132 Tarih-i tam Mecmua: 175

İkinci dizenin tüm harfleri toplandığında 1132 çıkmaktadır.

67- Târîh-i Hâşim berây-ı sulh
Kudsiyân mısra‘-ı târîhini inşâd idicek
Cümle bu sulha didi re’y-i rezîndir ‘ukelâ
1130 Tarih-i tam Mecmua: 188

İkinci dizenin tüm harfleri toplandığında 1130 çıkmaktadır.

68- Târîh-i Hâşim berây-ı sulh, tecdîd-i Sâhil-sarây
Ne hâcet vasfa Tâ’ib vasfı târîhinden anlasun
Bu vâlâ kasrı İbrâhîm Paşa eyledi bünyâd
1130 Tarih-i tam Mecmua: 200

İkinci dizenin tüm harfleri toplandığında 1130 çıkmaktadır.

69- Târîh-i Nedîm berây-ı çeşme
Vasf-ı pâkinde Nedîm anın bu beyti söyleyüp
İki mısra‘dan iki târîh tevlîd eyledi

Pür-himem dâmâd İbrâhîm Paşa-yı vezîr
Bu dilârâ çeşme-i dil-cûyı tecdîd eyledi
1133 Tarih-i tam Mecmua: 203
Son beyitin her mısra’ı ayrı ayrı tam tarih verir: 1133.

70- Târîh-i Vâkıf berây-ı Sâhil-sarây
Vâkıfâ sad-şevk ile târîh-i itmâmın didi
Tarz-ı nev-pâkize kasr u bî-bedel sâhil-serây
1131 Tarih-i tam Mecmua: 207

İkinci dizenin tüm harfleri toplandığında 1131 çıkmaktadır.

71- Târîh-i Sa‘dî berây-ı tamîr-i sarây
Didi itmâmına târîh Sa‘dî
Güzel şâhâne mesken tarz-ı ra‘nâ
1132 Tarih-i tam Mecmua: 209

İkinci dizenin tüm harfleri toplandığında 1132 çıkmaktadır.

72- Târîh-i Reşîd berây-ı nişân-zeden
Söyledim târîhini tahsîn idüp anın Reşîd
Üç sebû kırdı sekiz yüz kâmda sadr-ı kerîm
1133 Eksiltmeli Tarih Mecmua: 210
İkinci dizenin tüm harfleri toplandığında 1136 çıkmaktadır. Bir cim fazladır. Üç sebu kırdı dediğine göre 3 eksik anlamına da gelir.

73- Târîh-i Seyyid Vehbî berây-ı nişân-zeden

Bunda da tozkoparan menzili alup hakkâ
Üç sebû kırdı pey-â-pey tüfek ile âsaf
1133 Tarih-i tam Mecmua: 212

İkinci dizenin tüm harfleri toplandığında 1133 çıkmaktadır.

74- Târîh-i Hıfzî berây-ı hıtân-ı Şehzâdegân ( Şehzadelerin sünneti)

Menkûtası târîh-i du‘âdır bu sürûra
Allâh hümâyûn ide bu sûr-ı hıtânı
1132 Menkûta tarih Mecmua: 228

İkinci dizenin noktalı harfleri toplandığında 1132 çıkmaktadır.

75- Târîh-i Şehrî berây-ı hıtân-ı Şehzâdegân (Şehzadelerin sünneti)

Müjde bu târîh-i sultân-ı cihâne Şehriyâ
Sünnet oldı cümle-i şehzâdegân cem-i cenâb
1132 Tarih-i tam Mecmua: 229

İkinci dizenin tüm harfleri toplandığında 1132 çıkmaktadır.
76- Târîh-i Vâkıf berây-ı nişân-zeden-i sebû

Vâkıf olup Vâkıfâ söyledi târîhini
Kırdı sekiz yüz adım konmuş iken üç sebû
1132 Tarih-i tam Mecmua: 229

İkinci dizenin tüm harfleri toplandığında 1132 çıkmaktadır.

77- Târîh-i Vehbî berây-ı nişân-zeden-i dinâr
Görenler Vehbiyâ tahsîn birle yazdı târihin
Urup dâmâd İbrâhîm Paşa bozdı dînârı
1132 Tarih-i tam Mecmua: 250

İkinci dizenin tüm harfleri toplandığında 1132 çıkmaktadır.

78- Târîh-i Vehbî berây-ı çeşme-i Çubuklu:

Ziyâde bir güzel târîh-i tahrîr ile ey Vehbî
Suyın buldı Çubuklı devr-i İbrâhîm Paşada
1133 Çıkarmalı tarih Mecmua: 266

İkinci dizenin tüm harfleri toplandığında 1134 çıkmaktadır. Ziyade “bir” dediği için bir çıkarılacak demektir. 1134-1=1133

79- Târîh-i Seyyid Vehbî berây-ı Terfî-i Medîne-i münevvere
İderken bende Vehbî fikr-i târîh
Lisân-ı gaybdan geldi bu müfred

Müsâvî itdi câh-ı Ka‘be ile
Medîne pâyesin Sultân Ahmed
1134 Tarih-i tam Mecmua: 288

İkinci beytin tüm harfleri toplandığında 1134 çıkmaktadır.

80- Târîh-i Râşid Efendi berây-ı sûr-ı tebrik-i vezâret-i Mehmed Bey
Mübârek ola Ahmed hâna sadr-ı ekremin necli
Mehemmed Beg vezâretle musâhib oldı hem dâmâd
1133 Menkûta tarih Mecmua: 360

İkinci dizenin noktalı harfleri toplandığında 1133 çıkmaktadır.

81- Târîh-i Kâzım berây-ı zifâf-ı Mehmet Bey

Yaz zifâf-ı pâki târîhin sipihre Kâzımâ
Oldı ‘izz ile mülâkî şems ile mâh-ı münîr
1136 Tarih-i tam Mecmua: 363

İkinci dizenin tüm harfleri toplandığında 1136 çıkmaktadır.

82- Târîh-i Sâlim-i Trabzonî berây-ı tebrîk-i vezâret-i Mehmed Paşa

Söyledi ‘abd-i kerem dîdesi Sâlim târîh
Buldı iclâl vezâretde Mehemmed Paşa
1136 Tarih-i tam Mecmua: 364

İkinci dizenin tüm harfleri toplandığında 1136 çıkmaktadır.

83- Târîh-i Kâtib-ül hurûf Fâiz berây-ı sûr u vezâret

Didi târîhini bir beyt ile Fâ’iz-i du‘â-gûyî
Ki her bir mısra‘ı pâkîze târîh-i etemm oldı

Musâhib oldı yümn ile olup dâmâd-ı Ahmed Hân
Mehemmed Beg vezîrân-ı vezîr-i pür-kerem oldı
1136 Tarih-i tam Mecmua: 364

İkinci beyitin her dizesi ayrı ayrı toplandığında 1136 çıkmaktadır.

84- Târîh-i Kâmî berây-ı sûr-ı hümâyûn

Hezârân şevk ile Kâmî-i dâ‘î didi târîhin
Zihî devlet bu üç sultânın üç sûrı se ‘ıyd oldı
1136 Tarih-i tam Mecmua: 367

İkinci dizenin tüm harfleri toplandığında 1136 çıkmaktadır.

84- Târîh-i Şâkir berây-ı tebrîk-i sûr-ı vezâret

Buldı iclâl-i vezâretde Mehemmed Paşa
Sıhr-ı sultân-ı dilîr oldı Mehemmed Paşa
1136 Tarih-i tam Mecmua: 368

Her iki dizenin tüm harfleriayrı ayrı toplandığında 1136 çıkmaktadır.

85- Târîh-i Nedîm berây-ı tebrîk-i vezâret

Nedîmâ bendesi bu mısra‘ ile didi târîhin
Mehemmed Beg vezîr ü sıhr-ı sultân oldı bir günde
1136 Tarih-i tam Mecmua: 369

İkinci dizenin tüm harfleri toplandığında 1136 çıkmaktadır.

86- Târîh-i İmâm-ı evvel-i sultanî berây-ı sâhil-sarây-ı Emn-âbâd:

Bu nüzhed-gâhın itmâmında mâmure didüm târîh
Hümâyûn ola Sultân Ahmede bu kasr-ı zerrîn tâk
1137 Tarih-i tam Mecmua: 398

İkinci dizenin tüm harfleri toplandığında 1137 çıkmaktadır.

87- Târîh-i ‘Âsım berây-ı tebrîk-i vezâret

Sâl-i târîhîn hezârân şevkile dürc eyledi
Kemterîn-i bendegân ‘Âsım gelüb bir müfrede

Dâd-ı Hak ile olup hâlâ Mehemmed Beg vezîr
Hem musâhîb oldı hem dâmâd Sultân Ahmede

1136 Eklemeli Tarih Mecmua: 369

Her iki dizenin tüm harfleri toplandığında 1135 çıkmaktadır. “gelüp bir” dediği için bir eklenir. 1135+1= 1136.

88- Târîh-i Sa‘dî berây-ı sûr-ı hümâyûn

İki garrâ mısra‘ı Sa‘dî hisâb itdüm tamâm
Her biri bir başka târîh oldı bî- naks u kesir

Şer‘-i zîbâ ile Sultân Ahmed-i Dârâ kemâl
Kendüye bir ayda dâmâd itdi üç ‘âlî vezîr

1136 Tarih-i tam Mecmua: 369

Her iki dizenin tüm harfleri ayrı ayrı toplandığında 1136 çıkmaktadır.

89- Târîh-i Şehdî berây-ı imâret-i minâre

Çıkup âvâze ‘arşa didi târîh
Ta‘âlâ şâne Allâhü ekber
1136 Çıkarmalı tarih Mecmua: 371

İkinci dizenin harflerinin toplamı 1156’dır; çıkup “âvâze” dediğine göre bu kelimenin ebced değeri olan 20 çıkarılmalıdır. 1156-20=1136
(Şeyma Bayındır s. 80)

90- Târîh-i Seyyid Vehbî berây-ı feth-i Lûristân

Kıble-i ikbâl ide bu bâbı Hayy-i Zülcelâl
Dâd-ı Sultân Ahmed oldı feth-i bâb-ı narsa dâl
1137 Tarih-i tam Mecmua: 398
Her iki dizenin tüm harfleri ebcedle ayrı ayrı hesaplandığında 1137 çıkmaktadır.

91- Târîh-i Çelebi-zâde ‘Âsım berây-ı feth-i Lûristân

Didi bir mısra‘ içre ‘Âsım anın fethine târîh
Luristânı da Sultân Ahmed-i vâlâ-himem aldı
1137 Tarih-i tam Mecmua: 399

İkinci dizenin tüm harf değerleri toplandığında 1137 çıkmaktadır.

92- Târîh-i Fâ’iz berây-ı feth-i Erdebil
Didi târîhin du‘â birle anın Fâ’iz kulu
‘Ahd-i Sultân Ahmedîde feth olundı Erdebîl
1137 Tarih-i tam Mecmua: 399

İkinci dizenin tüm harf değerleri toplandığında 1137 çıkmaktadır.

93- Târîh-i Seyyid Vehbî berây-ı feth-i Revân

Olup efser ribây-ı cim şeh-i ‘âlem didim târîh
Kılıçla geldi miftâh-ı Revân bâb-ı hümâyûna
1137 Eksiltmeli tarih Mecmua: 408

İkinci dizenin tüm harf değerleri toplandığında 1140 çıkmaktadır. ribâ-yı “cim” denildiğine göre cim= 3 fazlalıktır. 1140-3 =1137.

94- Târîh-i Diğer Seyyid Vehbî berây-ı feth-i Revân
Mest olup bî-bâde şevk ile didim târîhini
Geldi miftâh-ı Revân dîvân-ı Sultân Ahmede
1136 Tamamlamalı tarih Mecmua: 408
İkinci dizenin tüm harf değerleri toplandığında 1129 çıkmaktadır. Bî-“bâd” dediğine göre bâd= 7 eksik demektir. 1129+ 7=1136

95- Târîh-i Diğer Seyyid Vehbî berây-ı feth-i Revân
Ziyâde bir güzel târîhdir olsa n’ola meşhûr
Revân hısnında hâlâ aldı Sultân Ahmed-i mansûr
1137 Eksiltmeli tarih Mecmua: 408
İkinci dizenin tüm harf değerleri toplandığında 1138 çıkmaktadır. Ziyade “bir” dediğine göre bir çıkarılmalıdır. 1138-1= 1137

96- Târîh-i Diğer Zühdî Berây-ı Feth-i Tebriz

Gûş idince fethini Zühdî didi târîhini
Aldı Tebrîz ülkesini hükm-i Sultân Ahmedî
1137 Tarih-i tam Mecmua: 408
İkinci dizenin tüm harf değerleri toplandığında 1137 çıkmaktadır.

97- Târîh-i Seyyid Vehbî berây-ı feth-i İrân *********** güzel

Çekdi a‘câme kılıç şer‘ile sultân-ı enâm / Ya‘ni sultân-ı cihân-dâr u necîb ü erşed
Aldı yek hamlede bir bendesi Kirmânşâhın / Nice kal‘a nice iklîmini serhad serhad
Müjde zîl-hiccede cenk ile alındı Hemedân / Dâd ile aldı Revânı sipeh-i Hân Ahmed
Mülk-i İslâma olup şu‘be Nihâven-i ‘Irâk / Erivân kal‘asın aldı o şeh-i Cem-mesned
Geldi miftâh-ı Revân açdı der-i Âmîdi / Şeh-i Dârâ sipeh ü dâver-i İskender-ced
Şeh-i Tahmâsbı mat eyledi sultân-ı cihân / Yümn ü iclâl ile Mevlâ vire ‘ömr-i sermed
Aldı Tebrîz ü Nihâvendini de Îrânın / Hemedân Gence Revân fâtihi Sultân Ahmed
Nahcivân ile alup ülke-i Erdübâdın / Olmadı leşker-i İskender-i Cem-kevkebe sed
Bu nüh ebyâtda her mısra‘-ı pâk-i Vehbî / Sene-i feth ile birdir bi-hisâb-ı ebced
1137 Tarih-i tam Mecmua: 408

Her dizenin tek tek tüm harf değerleri toplandığında 1137 çıkmaktadır.
98- Târîh-i Diğer İshâk berây-ı feth-i Gence

Kıldı genc-i Gence bî-feth ü küşâd
Seyf-i Sultân Ahmed-i şevket-penâh
1137 Tarih-i tam Mecmua: 409

İki dizenin ayrı ayrı tüm harf değerleri toplandığında 1137 çıkmaktadır.

99- Târîh-i Şehdî berây-ı feth-i Gence
Kal‘a-i gevher-nigîn-i Genceyi
Aldı Sultân Ahmed-i ‘âdil bu ‘âm
1137 Tarih-i tam Mecmua: 409

İki dizenin tüm harf değerleri toplandığında 1137 çıkmaktadır.
.

100- Târîh-i Nahîfî berây-ı feth-i Gence

Ey Nahîfî tuhfe-i ilhâmdır târîh ana
‘Avn-i Hakdan Gence fethi oldı Sultân Ahmedin
1137 Tarih-i tam Mecmua: 410

İkinci dizenin tüm harf değerleri toplandığında 1137 çıkmaktadır.

101- Târîh-i Sâhib Mehmed Efendi berây-ı feth-i Gence

Düşdi bir vechile üç beldeye Sâhib târîh
Gence Kazvîn ile Kum fâtihi Sultân Ahmed
1137 Eksiltmeli tarih Mecmua: 410

İkinci dizenin tüm harf değerleri toplandığında 1138 çıkmaktadır. Düşdi “bir” dediğine göre bir çıkmalıdır: 1138-1= 1137. (Burada hesap aslında 1139 çıkmaktadır. Bu durumu düzeltmek için üçten bir düşürülür, iki kalır; bu da tarihten çıkınca tam tarihi tespit edilmiş olur. )

102- Târîh-i Rif‘at Çelebi berây-ı feth-i Gence

Ben de bu fethi gûş idüp Rif‘at didüm târîhini
Seyf ile aldı Genceyi Hân Ahmed-i vâlâ cenâb
1137 Tarih-i tam Mecmua: 411

İkinci dizenin tüm harf değerleri toplandığında 1137 çıkmaktadır.

103- Târîh-i Hilmî berây-ı feth-i Gence
Mısra‘-ı zîbâyla Hilmî didim târîhini
Gence fethin kıldı Sultân Ahmede Mevlâ ‘atâ
1137 Eklemeli tarih Mecmua: 411

İkinci dizenin harf değeri 1135 çımaktadır. Tarihin tam olması için iki eklemek gerekmektedir. Şair mısra-i “zi-bâ” diyerek bir “ba” harfi değeri (2) eklenmesini istemiştir. 1135+2= 1137)
104- Târîh-i ‘Âtıf Efendi berây-ı feth-i Gence
İkisinin fethi bir târîhe geldi ‘Âtıfâ
Genceyi Tebrîzi aldı seyf-i Sultân Ahmedî
1137 Eklemeli tarih Mecmua: 411

İkinci dizenin tüm harf değerleri toplandığında 1135 çıkmaktadır.”ikisinin” fethi dediğine göre şair iki eklememizi istemektedir. 1135+2= 1137.

105- Târîh-i Fâ’iz berây-ı feth-i Gence

Bu sürûr ile didi târîh Fâ’iz bendesi
Rezm ile Sultân Ahmed Genceyi feth eyledi
1137 Tarih-i tam Mecmua: 412

İkinci dizenin tüm harf değerleri toplandığında 1137 çıkmaktadır.

106- Târîh-i Münîf berây-ı feth-i Tebrîz

Tutulup peyk-i Revâfız kesdiler başın o dem
Müjde ‘avnillah ile Tebrîzi aldı Süneyân
1137 Eksiltmeli tarih Mecmua: 413

İkinci dizenin tüm harf değerleri toplandığında 1139 çıkmaktadır. “kesdiler başın” ifadesi (2)çıkması gerektiği belirtilmiştir. 1139-2=1137
Be= 2

107- Târîh-i Reşîd berây-ı feth-i Gence

Sezâdır cem olursa ser-nihâde böyle târîhe
Açıldı genc-i Gence sa‘y-i Ahmed Han ile müjde
1137 Tarih-i tam Mecmua: 413

İkinci dizenin tüm harf değerleri toplandığında 1137 çıkmaktadır.

108- Târîh-i Yümnî berây-ı feth-i Revân
Bir kemîne didi bu mısra‘ı Yümnî târîh
Müjde kim oldı Revân fâtihi Sultân Ahmed
1137 Eklemeli tarih Mecmua: 413

İkinci dizenin tüm harf değerleri toplandığında 1136 çıkmaktadır.”bir” kemine dediğine göre şair bir eksik söylediğini ima etmektedir: 1136+1= 1137

109 Târîh-i Sa‘dî berây-ı feth-i Gence
Sa‘dîyâ düşdi ser-i a‘dâ didim târîhini
Virdi Gence gencini Fettâh Sultân Ahmede
1137 Eksiltmeli tarih Mecmua: 414

İkinci dizenin tüm harf değerleri toplandığında 1138 çıkmaktadır. Şair “düştü ser-i a’dâ” demekle “bir” çıkması gerektiğini ima etmiştir. 1138-1= 1137

110- Târîh-i Şehrî berây-ı feth-i Gence
Didi Şehrî müjde bu târîh-i ferruh sâlde
Gence şehrin aldı Sultân Ahmed-i Dârâ-düvel
1137 Tarih-i tam Mecmua: 414

İkinci dizenin tüm harf değerleri toplandığında 1137 tarihi çıkmaktadır.

111- Târîh-i Yümnî berây-ı feth-i Gence
Bir ‘adû tarhıyla Yümnî söyledim târîhini
Genceyi de aldı Sultân Ahmed-i nusret-me’âb
1137 Eksiltmeli tarih Mecmua: 415

İkinci dizenin tüm harf değerleri toplandığında 1138 tarihi çıkmaktadır. Şair “bir ‘adu tarhıyla” diyerek “bir” çıkması gerektiğini ima etmiştir. 1138-1=1137.
112- Târîh-i Hilmî berây-ı feth-i Gence

Fethini gûş eyleyüp Hilmî didüm târîhini
Gence fethi seyf-i Sultân Ahmede oldı nasîb
1137 Tarih-i tam Mecmua: 415

İkinci dizenin tüm harf değerleri toplandığında 1137 tarihi çıkmaktadır.

113- Târîh-i Şâkir berây-ı feth-i Tebrîz

Böyle yaz târîhini zerrîn kalemle Şâkir
Hısn-ı Tebrîz oldı Sultân Ahmede mülk-i cedîd
1137 Tarih-i tam Mecmua: 416

İkinci dizenin tüm harf değerleri toplandığında 1137 tarihi çıkmaktadır.

114- Târîh-i Şâkir berây-ı feth-i Gence

Du‘â-gûne kemîne bendesi Şâkir didi târîh
Hümâyûn ola feth-i Gence Sultân Ahmede yâ Rab
1137 Tarih-i tam Mecmua: 416

İkinci dizenin tüm harf değerleri toplandığında 1137 tarihi çıkmaktadır.
115- Târîh-i Fâ’iz berây-ı sene-i cedîd******

Fâ’izâ mâh-ı muharrem gelicek târîhine
Nusrete dâl oldıgıçün sâl-i nusretdir bu sâl
1138 Eklemeli tarih Mecmua: 417

Sadece “sâl-i nusretdir bu sâl” kısmı toplanır ve 1134 tarihi bulunur. Bu tarihe bir “dal” yani “dört” eklenmesi gerektiği imâ edilmiştir. 1134+4= 1138

116- Târîh-i Seyyid Vehbî berây-ı vasf-ı cenâb

Eyle bir müfredle iki mısra‘-ı târîh-i tam / Her biri ammâ ola silk-i belâgatde ferîd
‘Iydda geldi nüvîd-i feth-i lutfullahı gör
‘Iyd-ı şevvâli dü-bâlâ kıldı bu feth-i cedîd
1137 Eklemeli tarih Mecmua: 426
İki dizenin tüm harf değerleri ayrı ayrı toplandığında 1136 tarihi çıkmaktadır. Yukarıdaki beyitte “eyle bir” diyerek “bir” eklenmeli denmektedir. 1136+1= 1137.

117- Târîh-i Râşid berây-ı Kasr-ı hümayun Neşâd-âbâd
Râşidâ bu cây-ı vâlânın didim târîhini
Sa‘d ola kasr-ı Neşâd-âbâd Sultân Ahmede
1138 Tarih-i tam Mecmua: 448

İkinci dizenin tüm harf değerleri toplandığında 1138 tarihi çıkmaktadır.

119- Târîh-i İshâk Efendi berây-ı menzîl-gâh-ı teberdârân

Hıtâmında bu me’vânın didim İshak târîhin
Bu beyt-i pâki İbrâhîm Paşa eyledi bünyâd
1138 Tarih-i tam Mecmua: 448

İkinci dizenin tüm harf değerleri toplandığında 1138 tarihi çıkmaktadır.

120- Târîh-i Râşid Efendi berây-ı cây-gâh-ı Teberdârân-ı Saray-ı Atik

Tamâmında bu cây-ı dil-geşin târîhini Râşid
Didim itdi binâ bu câygâhı âsaf-ı yektâ
1138 Tarih-i tam Mecmua: 449

İkinci dizenin “Didim” hariç tüm harf değerleri toplandığında 1138 tarihi çıkmaktadır.

121- Târîh-i Nedîm Efendi berây-ı Sarây-ı ‘Atîk
Bu mısra‘la Nedîmâ eyledi tahrîr-i târîhini
Bu vâlâ kasr-ı nev-tarh ola Sultân Ahmede mes‘ûd
1139 Tarih-i tam Mecmua: 449

İkinci dizenin tüm harf değerleri toplandığında 1139 tarihi çıkmaktadır.

122- Târîh-i Nedîm Efendi berây-ı Kasr-ı Hümâyûn
Du‘â idüp Nedîmâ söyledi bu mısra‘ı ol dem
Bu kasr-ı pâk Sultân Ahmede yâ Rab sa‘îd olsun
1139 Tarih-i tam Mecmua: 449

İkinci dizenin tüm harf değerleri toplandığında 1139 tarihi çıkmaktadır.

123- Târîh-i Seyyid Vehbî Efendi berây-ı tecdîd-i Darp-hâne

Ana bir altun kalem ister ki târîhin yazam
Kıldı cây-ı sikkeyi Sultân Ahmed Hân cedîd
1138 Tarih-i tam Mecmua: 451

İkinci dizenin tüm harf değerleri toplandığında 1138 tarihi çıkmaktadır.

124- Târîh-i Râşid Efendi berây-ı Câmi‘-i Nevşehir

Sûy-ı hâtifden işitdim Râşidâ târîhini
Câmi‘-i ra‘nâ münevver ma‘bed-i ‘âlî-makâm
1139 Tarih-i tam Mecmua: 478

İkinci dizenin tüm harf değerleri toplandığında 1139 tarihi çıkmaktadır.

125- Târîh-i Râşid Efendi berây-ı Mekteb-i Nevşehir

Zâyirânından işitdim Râşidâ târîhini
Bî-bedel yapıldı İbrâhîm Paşa mektebi
1140 Tarih-i tam Mecmua: 478

İkinci dizenin tüm harf değerleri toplandığında 1140 tarihi çıkmaktadır.

126- Târîh-i Râşid Efendi berây-ı Hamâm-ı Nevşehir****
Sakın bir habbe virme dinle hamâmı ne dir târîh
Gelüp gir akçesiz hammâm-ı İbrâhîm Paşaya
1140 Eksiltmeli tarih Mecmua: 478

İkinci dizenin tüm harf değerleri toplandığında 1141 tarihi çıkmaktadır. Şair “sakın bir habbe virme” diyerek bir eksik olması gerektiğini ima etmektedir. 1141-1=1140.

127- Târîh-i Râşid Efendi berây-ı Hân u Çarşû-yı Nevşehir**

Görenler didiler târîhini menkût ile Râşid
Bu hân bu çârsû Nevşehri âbâd eyledi hakkâ
1139 Noktalı harflerle tarih Mecmua: 479

İkinci dizenin noktalı (menkut) harflerin değerleri toplandığında 1139 tarihi çıkmaktadır. (Ahmet Refik)

128- Târîh-i diger berây-ı Hân Râşid Efendi

Hitâmın gûş idüp menkût ile Râşid didim târîh
Bu bî-mânend hân bünyâd-ı İbrâhîm Paşadır
1140 Noktalı harflerle tarih Mecmua: 479

İkinci dizenin noktalı (menkut) harflerin değerleri toplandığında 1140 tarihi çıkmaktadır.

129- Târîh-i Vehbî Efendi berây-ı Mekteb-i Nevşehir

Vehbî-i bende du‘â idüp didi târîhini
Cûd-ı İbrâhîm Paşa yapdı bu nev mektebi
1139 Tarih-i tam Mecmua: 479

İkinci dizenin tüm harf değerleri toplandığında 1139 tarihi çıkmaktadır.

130- Târîh-i Nedîm Efendi berây-ı câmi‘-i Nevşehir

Didi bu mısrâ‘ ile târîh-i itmâmın Nedîm
Kıldı İbrâhîm Paşa câmi‘-i enver binâ
1140 Tarih-i tam Mecmua: 480

İkinci dizenin tüm harf değerleri toplandığında 1140 tarihi çıkmaktadır.

131- Târîh-i Nedîm Efendi berây-ı Hammâm

Eyledim çün vakt-i itmâmın Nedîmâdan su’âl / Böyle iki mısra‘-ı târîh ile virdi cevâb
Cûd-ı İbrâhîm Paşa germ idüp bâzârını / Buldı bu hammâm ile bu şehr-i zîbâ âb u tâb
1140 Tarih-i tam Mecmua: 480

İkinci beytin her iki dizesinin tüm harf değerleri ayrı ayrı toplandığında ayrı ayrı
1140 tarihi çıkmaktadır.

132- Târîh-i Şâkir berây-ı Çeşme-i Nevşehir

Okurlar su gibi leb-teşne-gân târîhini Şâkir
Gel iç nev-çeşme-i dil-cûy-ı İbrâhîm Paşadan
1139 Tarih-i tam Mecmua: 481

İkinci dizenin tüm harf değerleri toplandığında 1139 tarihi çıkmaktadır. (“çeşme-i” tabirindeki hemze elif =1 kabul edilmiştir. )

133- Târîh-i Nedîm berây-ı Sulhiyye
Eyledim şevketlü hünkârım hisâb
Gâlibâne oldı târîhi tamâm
1140 Tarih-i tam Mecmua: 484

İkinci dizenin “Gâlibâne oldı” kısmının tüm harf değerleri toplandığında 1140 tarihi çıkmaktadır.

134- Târîh-i Nedîm berây-ı Fâtıma Zehrâ Sultân Câmi‘i

Bu mısra‘la Nedîmâ söyledi târîh-i itmâmın
Ne a‘lâ câmi‘ ihyâ itdi el-hak Fâtıma Sultân
1140 Tarih-i tam Mecmua: 487

İkinci dizenin tüm harf değerleri toplandığında 1140 tarihi çıkmaktadır.

135- Târîh-i Vehbî Efendi berây-ı Fâtıma Zehra Sultân Câmi‘i

Fâtıma Sultân idüp ihyâ bu zîbâ ma‘bedi
Mescid iken böyle bir pâkîze câmi‘ eyledi
1140 Tarih-i tam Mecmua: 487

Beytin tüm harf değerleri toplandığında 1140 tarihi çıkmaktadır.
136- Târîh-i Vehbî Efendi berây-ı sulh-ı Eşref Şâh
Ser-fürû itdiricek hasma didim târîhin
Eşrefin haddini bildir diye Sultân Ahmed
1140 Eksiltmeli tarih Mecmua: 489

İkinci dizenin tüm harf değerleri toplandığında 1141 tarihi çıkmaktadır. “ser-fürû ittiricek” diyerek şair, “1” çıkacağını imâ etmektedir: 1141-1=1140

137- Târîh-i Kelîm berây-ı sulh-ı Eşref Şâh
Geldi çün bir müjde târîhin didim anın Kelîm
Bildi haddin kıldı Sultân Ahmede Eşref niyâz
1140 Eklemeli tarih Mecmua: 492

İkinci dizenin tüm harf değerleri toplandığında 1139 tarihi çıkmaktadır. “geldi çün bir”ifadesi ile şair “1” eklenmesi gerektiğini imâ etmektedir. 1139+1=1140

138- Târîh-i Kelîm berây-ı sulh-ı Eşref Şâh

‘Akd-i sulhı gûş idüp hâtif didi târîhini
Oldı İrân ehli Sultân Ahmede fermân-ber
1140 Tarih-i tam Mecmua: 492

İkinci dizenin tüm harf değerleri toplandığında 1140 tarihi çıkmaktadır.

139- Târîh-i Şeyh-zâde Sadîk berây-ı sulh- ı Eşref Şâh

Sadîk itdi bu dem inkıyâdına târîh
Hu bize virdi olup sulh-ı bî-gümân Eşref
1140 Eklemeli tarih Mecmua: 494

İkinci dizenin tüm harf değerleri toplandığında 1132 tarihi çıkmaktadır. Şair “itdi bu dem” demekle bu karşılığı “8”in eklenmesi gerektiğini imâ etmektedir. 1132+8=1140
140- Târîh-i Şâkir berây-ı sulh- Eşref Şâh
Yazıldı sâl-i sulhun kilk-i Şâkir birle târîhin
Didi Eşref amân sulh oldı Sultân Ahmed-i dânâ
1140 Eklemeli tarih Mecmua: 494

İkinci dizenin tüm harf değerleri toplandığında 1139 tarihi çıkmaktadır. Şair “birle” ifadesi ile bir eklemek gerektiğini imâ etmektedir. 1139+1= 1140

141- Târîh-i Mübîh berây-ı sulh-ı Eşref Şâh iki eksik nedeni belli değil

Geldi esnâ-yı haberde böyle târîh ey Mübîh
Aldı Eşref sulh ile Sultân Ahmedden amân
1140 Tarih-i tam Mecmua: 495

İkinci dizenin tüm harf değerleri toplandığında 1141 tarihi çıkmaktadır.

142- Târîh-i Subhî berây-ı sulh-ı Eşref Şâh

Bu sulha Eşref ağzından çıkup hâtif didi târîh
Amân virsün de Sultân Ahmed alsun mülk-i Îrânı
1140 Çıkartmalı tarih Mecmua: 496

İkinci dizenin tüm harf değerleri toplandığında 1145 tarihi çıkmaktadır. Şair “çıkup hâtif” demekle bir “he”(5) nin çıkması gerektiğini belirtmiştir. 1145-5=1140 .
143- Târîh-i Râmî Paşa-zâde berây-ı sâl-i cedîd

Didi tebrîk ile târîh-i re’fet lafza vü ma‘na
Ola bin yüz kırk bir sâli Sultân Ahmede es‘âd
1141 Tarih-i tam Mecmua: 557

İkinci dizenin tüm harf değerleri toplandığında 1141 tarihi çıkmaktadır. Şair ayrıca tarihi açıkça lafzen ve ma‘na olarak da söylemiştir. Ancak ebcedli tarih 1143 çıkmaktadır.
144- Târîh-i Şerîf berây-ı sâl-i cedîd

Çıkdı dilden Şerîf bir târîh
Sâl-i iclâl ü sa‘d u nasr u fütûh
1141 Çıkartmalı tarih Mecmua: 558

İkinci dizenin tüm harf değerleri toplandığında 1142 tarihi çıkmaktadır. Şair, “Çıkdı…. bir”demekle “bir” eksiltmemiz gerektiğini söyler. 1142-1=1141.

145- Târîh-i Şerîf berây-ı sâl-i cedîd

Dâ’im ü bâkî idüp şevket ile Hakk-ı Halîl
Sa‘d ide nev-sâl-i İbrâhîm Paşayı Rahîm

1141 Tarih-i tam Mecmua: 558

İkinci dizenin tüm harf değerleri toplandığında 1141 tarihi çıkmaktadır.

146- Târîh-i Sa‘îd berây-ı Şeref-âbâd

Ta‘miye kasd olunup mısra‘-ı evvelde hemân
Geldi bu beyt-i güzîn cilve-geh-i inşâda
Yapsa divarına mi‘mâr-ı himem bir mihrâb
Kıble-gâh dinse olurdı bu Şeref-âbâda
1141 Ta‘miyeli (eklemeli) tarih. Mecmua: 561

İkinci beytin ikinci dizesinin tüm harf değerleri toplandığında 1140 tarihi çıkmaktadır. Tamiyye “evvelde” denildiği için “bir” eklenmelidir. 1140+1= 1141.

147- Târîh-i İshâk Efendi berây-ı Şeref-âbâd

Didim tebrîk idüp İshâk-veş târîh-i itmâmın
Zihî nâdîde me’vâ kasr-ı ebhâ-yı Şeref-âbâd
1141 Tarih-i tam Mecmua: 562

İkinci dizenin tüm harf değerleri toplandığında 1141 tarihi çıkmaktadır.

148- Târîh-i İmâm-ı Sânî Sâhib Efendi berây-ı Kasr-ı Şeref-âbâd

Bu şeh beyt-i mu‘allâyı görüp Sâhib didi târîh
Şeref-âbâd Sultân Ahmede lâyık makâm-ı pâk
1141 Tarih-i tam Mecmua: 563

İkinci dizenin tüm harf değerleri toplandığında 1141 tarihi çıkmaktadır.

149- Târîh-i Vehbî Efendi berây-ı Şeref-âbâd:
Okuyup ismine telmîh iderek târîhin
Şeref-âbâd ola bu kasr-ı hümâyûn didiler
1141 Tarih-i tam Mecmua: 563

İkinci dizenin tüm harf değerleri toplandığında 1141 tarihi çıkmaktadır. Dize sonundaki “didiler” ifadesi katılmayacaktır.

150- Târîh-i Vehbî Efendi berây-ı Şeref-âbâd
Hüdâ mes‘ûd ide didi Şerîf-i bende târîhin
Şeref-âbâd Sultân Ahmedî tarh-ı bihîn-i nev
1141 Tarih-i tam Mecmua: 563

İkinci dizenin tüm harf değerleri toplandığında 1141 tarihi çıkmaktadır.

151- Târîh-i ‘Osman-zâde Sâbir berây-ı Şeref-âbâd

Târîh-i du‘â birle didi Sâbir-i nâşâd
Kasr-ı Şeref-âbâd-ı hümâyûn ola âbâd
1141 Eklemeli tarih Mecmua: 563

İkinci dizenin tüm harf değerleri toplandığında 1140 tarihi çıkmaktadır. “Du’a birle” demekle şair “bir” eklemek gerektiğini ima etmektedir. 1140+1=1141.
152- Târîh-i Rahmî Aga berây-ı Şeref-âbâd:

Didim seyr eyleyüp itmâmının târîhin ey Rahmî
Şeref-âbâd ola ‘izz ile Sultân Ahmede mes‘ûd
1141 Tarih-i tam Mecmua: 564

İkinci dizenin tüm harf değerleri toplandığında 1141 tarihi çıkmaktadır.

153- Târîh-i Şâkir berây-ı Şeref-âbâd
Kemîne ‘abd-i ihyâ-kerdesi Şâkir didi târîh
Mekân-ı sa‘d-ı Sultân Ahmed-i ‘âdil Şeref-âbâd
1141 Tarih-i tam Mecmua: 565

İkinci dizenin tüm harf değerleri toplandığında 1141 tarihi çıkmaktadır.

154- Târîh-i Vehbî berây-ı Sultân Ahmed Çeşmesi
Târîhi Sultân Ahmedin cârî-zebân-ı lûleden
Aç besmeleyle iç suyı Hân Ahmede eyle du‘â
1141 Tarih-i tam Mecmua: 608

İkinci dizenin tüm harf değerleri toplandığında 1141 tarihi çıkmaktadır.

ŞAİRLER

Afvî,
Âsım(2),
Âtıf (Cevdet Dadaş),
Behçetî,
Dürrî(5) (İhsan Kılıç),
Ebu’l-Es‘ad(2),
Es‘ad,
Fâ’iz (8), (Tarık Demir çalışmış; ancak bu şiirler yok.)
Feyzî(3),
Hamdî(2)
Hâsib(2),
Hâsim,
Hâşim(2),
Hıfzî,
Hilmî,
İlmî,
İmâm-ı evvel,?
İshak Efendi(6),

Kâmî,
Kâzım,
Kelîm(2),
Mâcid(4),
Mir‘izzet(2),
Musîb(3),
Na‘tî(2),
Nahîfî,
Nedîm(10),
Neylî,
Mübih(1),
Osman-zâde Sâbir,
Rahmî Ağa(Sevgi Elmas),
Râmî Paşa-zâde(2)(Fatma Zehra Kavukçu),
Râşid(5)(Halid Biltekin) (Fatih Günay),
Râzî(2),
Reşîd(4),
Rif’at,
Sa‘dî (9),
Şeyh-zâde Sadîk(2),
Sâhib(2),
Salih Mehmed Efendi,
Sâlim-i Trabzonî,
Sâmî(3),
Subhî,
Şâkir(6),
Şehdî(2)(Şeyma Bayındır),
Şehrî(3),
Şerîf(4)(Hasan Kasır),
Tâ’ib Efendi(2) (Güler Doğan ?),
Vâkıf(2),
Vehbî(10)(Hamid Dikmen),
Yümnî,
Zâtî,
Zühdî.
(55 şair)

Yök kaydında olanlar kırmızı
Yök kaydında olmayanlar mavi

NEDİM DİVANINDA BULUNAN VE BULUNMAYAN TARİH MANZUMELERİ

5- Târîh-i Nedîm berây-ı kâ’im-makâm MACİD (1997; 134)

Virüp meydânın İbrâhîm Paşa edhem-i ‘azmin
Rikâba yümn ü câh u şân ile kâ’im-makâm oldı
1128 Tarih-i tam Mecmua: 008

İkinci dizenin tüm harfleri hesaplandığında 1128 tarihi bulunmaktadır. Ancak Kaimmakam’daki hemze “ye” olarak hesaplanmalıdır.

50-Târîh-i Nedîm berây-ı tüfenk endâz-ı İbrâhîm Paşa MACİD (1997; 162)

Nedîm-i bende didi tarz-ı Nef‘î üzre târîhin
Sebûyı urdı hakkâ dikdi taş sadr-ı tüfenk-endâz

1133 Çıkarmalı tarih Mecmua: 129
İkinci dizenin tüm harfleri hesaplandığında 1133 tarihi bulunmaktadır. Ancak “tüfenk” kelimesi eksiltilmelidir; çünkü aslında şair tarz-ı nef’i derken eksilmesi gereken bir kelimenin varlığını îmâ etmektedir. O da “tüfenk”tir.

69- Târîh-i Nedîm berây-ı çeşme MACİD(1997; 159)

Vasf-ı pâkinde Nedîm anın bu beyti söyleyüp
İki mısra‘dan iki târîh tevlîd eyledi

Pür-himem dâmâd İbrâhîm Paşa-yı vezîr (1133)
Bu dilârâ çeşme-i dil-cûyı tecdîd eyledi (1133)

1133 Tarih-i tam Mecmua: 203

Son beyitin her mısra’ı ayrı ayrı tam tarih verir: 1132.

85- Târîh-i Nedîm berây-ı tebrîk-i vezâret MACİD(1997; 163)

Nedîmâ bendesi bu mısra‘ ile didi târîhin
Mehemmed Beg vezîr ü sıhr-ı sultân oldı bir günde
1136 Tarih-i tam Mecmua: 369

İkinci dizenin tüm harfleri toplandığında 1136 çıkmaktadır.

121- Târîh-i Nedîm Efendi berây-ı Sarây-ı ‘Atîk MACİD(1997) bulunamadı
Bu mısra‘la Nedîmâ eyledi tahrîr-i târîhini
Bu vâlâ kasr-ı nev-tarh ola Sultân Ahmede mes‘ûd
1139 Tarih-i tam Mecmua: 449

İkinci dizenin tüm harf değerleri toplandığında 1139 tarihi çıkmaktadır.

122- Târîh-i Nedîm Efendi berây-ı Kasr-ı Hümâyûn MACİD (1997; 148)
Du‘â idüp Nedîmâ söyledi bu mısra‘ı ol dem
Bu kasr-ı pâk Sultân Ahmede yâ Rab sa‘îd olsun
1139 Tarih-i tam Mecmua: 449

İkinci dizenin tüm harf değerleri toplandığında 1139 tarihi çıkmaktadır.

130- Târîh-i Nedîm Efendi berây-ı câmi‘-i Nevşehir MACİD (1997; 153)
Ahmed Refik’te de var.

Didi bu mısrâ‘ ile târîh-i itmâmın Nedîm
Kıldı İbrâhîm Paşa câmi‘-i enver binâ
1140 Tarih-i tam Mecmua: 480

İkinci dizenin tüm harf değerleri toplandığında 1140 tarihi çıkmaktadır.

131- Târîh-i Nedîm Efendi berây-ı Hammâm MACİD (1997; 157)

Eyledim çün vakt-i itmâmın Nedîmâdan su’âl / Böyle iki mısra‘-ı târîh ile virdi cevâb
Cûd-ı İbrâhîm Paşa germ idüp bâzârını (1140) / Buldı bu hammâm ile bu şehr-i zîbâ âb u tâb(1140)
1140 Tarih-i tam Mecmua: 480

İkinci beytin her iki dizesinin tüm harf değerleri ayrı ayrı toplandığında ayrı ayrı
1140 tarihi çıkmaktadır.

133- Târîh-i Nedîm berây-ı Sulhiyye MACİD(1997) bulunamadı.
Eyledim şevketlü hünkârım hisâb
Gâlibâne oldı târîhi tamâm
1140 Tarih-i tam Mecmua: 484

İkinci dizenin “Gâlibâne oldı” kısmının tüm harf değerleri toplandığında 1140 tarihi çıkmaktadır.

134- Târîh-i Nedîm berây-ı Fâtıma Zehrâ Sultân Câmi‘i MACİD (1997) bulunamadı.

Bu mısra‘la Nedîmâ söyledi târîh-i itmâmın
Ne a‘lâ câmi‘ ihyâ itdi el-hak Fâtıma Sultân
1140 Tarih-i tam Mecmua: 487

İkinci dizenin tüm harf değerleri toplandığında 1140 tarihi çıkmaktadır.

KARŞILAŞTIMA KAYNAĞI :
MACİT, M. (1997) Nedîm Divânı, Akçağ, Ankara.

3. KAYNAKÇA
Altunay, A. R. (1340), Nevşehir Kitabeleri, Tarih Encümeni Dergisi.
Aynur, H. (2003) Üniversitelerde Eski Türk Edebiyatı Çalışmaları, 2000, 2001, 2002, 2003.
Bağrıaçık, Z. (2001) Dürrî’nin Tarih Manzumelerinde Lale Devri, TÜBİAR-X-/2001
Coşan, E. (1978) Ebced Hesabı ile Tarih Düşürme Sanatı, 1 Ekim. Diyanet Gazetesi.
Faiz-Şâkir, (FŞM) Nevşehirli Dâmat İbrâhim Paşa’ya Sunulan Kasîdeler Mecmua Süleymaniye Kütüphanesi, Halet Efendi Kitaplığı, Numara 763, İstanbul.
Hakverdioğlu, M. (2007), Edebiyatımızda Lâle Devri ve Nevşehirli Damat İbrâhîm Paşa’ya Sunulan Kasideler İnceleme-Metin, Doktora Tezi. Konya: S.Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü
Koçyiğit, F. (2013) Lâle Devri İstanbul Çeşmeleri, Doktora Tezi, Erciyes Ünv., SBE.
Mercanlıgil, M. (1960) Ebced Hesabı, Ankara, Doğuş Ltd. Şirketi Matbaası.
Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü (1993), Ebced Maddesi, MEB. Yay.
TDEA (1998) Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi, c. 8, İstanbul. Dergah Yayınları.
Uzunçarşılı, İ. H. ( 1987) Osmanlı Tarihi, Ankara.
Yakıt, İ. (2010)Türk-İslâm Kültüründe Ebced Hesabı ve Tarih Düşürme, İstanbul. Ötüken Yayınevi.

Doğan, Muhammed Nur, Lâle Devri Şâiri Şeyhülislam İshak ve Dīvânı, MEB Yayınları, İstanbul 1997.

Posted in Makalelerim | LALE DEVRİ TARİH KASİDELERİ (KİTAP) için yorumlar kapalı

TÜRK DİLİ DERSLERİ NOTLARI

 

 

 

SORU ÖRNEKLERİ

Türk Dili Dersinin önemi hakkında görüşlerinizi yazınız.

Niçin imla ve noktalamaya dikkat ederiz?

1 Aşağıdaki cümlelerden hangisi “Sana bu kitabı doğum gününde hediye etmiştim.” cümlesiyle yapıca özdeştir?

A) Sizin önce bana gelmeniz daha uygun olur.

B) Tekrar ne zaman geleceğini size söyledi mi?

C) Sürekli seni beklemekten inan bıktım.

D) Romanın ikinci cildi birincisinden daha güzel.

E) Senden çok şeyler beklendiğini biliyorsun.

2   Aşağıdakilerden hangisinde cümle, yapıca diğerlerin­den farklıdır?

A) Çocuk özlemini gidermek için evlat edindi.

B) Bu soruyu ilk ben çözmek isterdim.

C) Kitaplar bilgimizi artırır, sözcük dağarcığımızı geliştirir

D) Basmakalıp cümlelerle bilgili görünmeye çalışıyor.

E)   Soru sorulmazsa, insanın düşünme hızı yavaşlar.

Işığın Anadolu’ya dokunduğu yerde ilk karşılaşacağınız,

Harranlı çocukların yüzleridir. (II) Gölgenin ve

ışığın uyumunu yakalamaya çalıştığınız sırada, küçük

bir çocuğun size yolun kenarından el salladığını görürsünüz.

(III) Irmakta tuttuğu balığı, ağaçtan topladığı elmayı

ya da otların arasından derlediği yaban çiçeklerini,

almanız için size uzatır. (IV) Oradan geçen bir yolcu olarak

onların dünyasında nasıl bir umut olduğunuzu bütünüyle

bilemezsiniz. (V) Çocukların büyüklere kızdığı bir

dünyayı hayal bile edemediklerinden, arabanız üstlerine

tozlar savursa da size hiç içerlemezler.

3                     Bu parçadaki numaralanmış cümlelerden hangisinde öğelerin sıralanışı “Duvarın dibindeki kızı görünce

Harran Kalesi’nde bir akşamüstü karşılaştığım o esmer

kızın büyüleyici yüzünü anımsadım.” cümlesiyle

aynıdır?

A) I.              B) II.             C) III.            D) IV.         E) V.

4   Aşağıdaki cümlelerin hangisinde arasöz kullanılmış­tır?

 

A) Bu sene Türkiye’nin kuzeyini, dünyanın en yeşil bölgesini, ge­zeceğiz.

B) Akıllı ve mantıklı insan, her zaman sorunlarını çözme­yi başarır.

C) Çok sakin denilen köy, insanlardan, arabalardan geçil­miyordu.

D) Pazara gideceksen, bize de elma, çilek ve erik al.

E)    Toplumsal yenilikler, her zaman, her toplumda zor kabul edilir.

 

5       “Zenginin malı züğürdün çenesini yorarmış.”

Yukarıdaki atasözünde bulunan altı çizili tamlama­nın özdeşi aşağıdaki atasözlerinin hangisinde var­dır?

A) Baba malı tez tükenir, malı evlat kazana.

B) El yarası geçer, dil yarası geçmez.

C) İyiliğe iyilik olsaydı, koca öküze bıçak olmazdı.

D) Kurtla ortak olan tilkinin hissesi ya bağırsaktır, ya tırnak.

E) Dağ başından duman, yiğit başından boran eksik olmaz.

Takısız ad tamlamalarında, tamlayan, tamlananın neye benzediğini ya da neden yapıldığını anlatır.

6   Aşağıdaki cümlelerin hangisi bu açıklamaya örnek gösterilemez?

A) Annemin yıllar önce ördüğü yün kazağı hâlâ kulla­nıyorum.

B) Gece evimize giren hırsızlar, annemin altın bilezik­lerini alıp kaçmışlar.

C) Marmara’da deprem olduğunda eğlencesine ara vermeyen katı yürekli insanlar da var bu memle­kette.

D) Adana’daki taş köprü çok eski zamanlardan beri ulaşım için kullanılmaya devam ediyor.

E) Artık evlerimizi süsleyen saksılardaki çiçeklerin yerlerini naylon çiçekler aldı.

 

 

7  Bu cümledeki anlatım bozukluğunun nedeni aşağıdakilerden hangisinde verilmiştir?

A) Mantık hatası

B) Özne eksikliği

C) Yüklem eksikliği

D) Gereksiz sözcük kullanımı

E) Tamlayan eksikliği

18. “Ali yarın mutlaka bize gel.”  Cümlesinin  “Ali”  öğesi aşağıdakilerden hangisidir?

A.  Özne   B. Yüklem    C.   Cümle Dışı Unsur  D. Tümleç    E. Nesne

 

8Aşağıdaki cümlelerin hangisinde dolaylı tümleç kullanılmıştır?

A) Buradaki insanlar zengindi; ama mutlu değillerdi.

B) Okuduğum romanın çok acıklı bir anlatımı vardı.

C) Varacağım yere erken saatlerde ulaşmalıyım.

D) Bir gün benim haklı olduğumu sen de anlayacaksın.

E) Gönderdiğiniz hediyeyi çok beğendim

9Aşağıdaki cümlelerin hangisinde sözde özne voktur?

A) Yöneticilerin olayların üstüne kararlılıkla gitmesi beklenir.

B) Çocukların kitapları, defterleri ve beslenme kutula­rı çantalarına yerleştirildi.

C) Çalışanlar, işe coşkuyla başlarsa her işin hakkın­dan gelirler.

D) Konuşmacı, konuşmasına başlamadan önce sa­londa sessizlik sağlandı.

E) Yazarın çeşitli gazetelerde yirmi kadar makalesi yayımlandı.

Bir gün mahallenin ana caddelerinden birinden geçer­ken ekmek satan yeni bir dükkânın açıldığını gördüm.

10 Bu cümlede altı çizili bölüm cümlenin hangi öğesidir?

A) Özne                                                     B) Belirtisiz nesne

C) Dolaylı tümleç                              D) Belirtili nesne

E) Zarf tümleci

11 Aşağıdaki sorulardan hangisi dolaylı tümleci bul­durmaya yöneliktir?

A) iki gün önce beni mi aramıştın?

B) Onun Ankara’ya gelince nerede kalacağını biliyor musun?

C) Otobüsün nerede mola vereceğini biliyor musun?

D) Bu sözleri kimden duydunuz?

E) Bu konuda kime başvurman gerektiğini söylediler mi?

 

“Bir eşek var idi zaif ü nizâr” dizesiyle başlayan bu mesnevi, kişileştirme sanatı ve hiciv türünün çarpıcı örneklerindendir. Teşhis sanatı şiir boyunca devam eder. Boynuz umup kulaktan olan bir eşeğin hikayesidir.
12  Parçada sözü edilen eser ve yazarı, aşağıdakilerin hangisinde verilmiştir?

A)   Beng ü Bade – Fuzuli
B)   Hüsn ü Aşk – Şeyh Galip
C)   Garipname – Aşık Paşa
D)   Harname – Şeyhi
E)   Sihâm-ı Kazâ – Nef’i

13 16. yüzyılda şairler sultanı olarak anılan şairimizdir. Genellikle din dışı konuları işlemiştir. Kanuni Sultan Süleyman tarafından korunmuş, ondan yardım görmüştür. Ahenk ve musikiye önem vermiş; söz seçiminde titiz davranmıştır. En ünlü eseri terkib-i bend biçiminde yazdığı “Kanuni Mersiyesi”dir.
Paragrafta sözü edilen şair aşağıdakilerden hangisidir?
A)   Nabi
B)   Fuzuli
C)   Baki
D)   Nef’i
E)   Şeyhi

 

14 Aşağıdakilerden hangisinin anlamı yanlış verilmiştir?

A   Mütehassis- uzman

B   Nüfuz etmek- etkilemek

C    Selef- eski

D    Halef- yeni

E    Porte- parasal değer

15 Aşağıdaki cümlelerin hangisinde diğerlerinden farklı bir nedenden kaynaklanan anlatım bozukluğu vardır?

A)  Rüştü, iyi bir kaleci ;ancak fazla topla oynuyor.

B)  Eğer sütü çok dışarıda bırakırsanız, süt bozulur.

C)  Penceremden uçan kuş sürülerini izliyordum.

D)  Sanatçının eserini  yazdığı mekan uygunsa,   tabi ki daha orijinal eserler yazacaktır.

E)  Günde on kez  telefon satan dükkana uğrardı.

16 Aşağıdaki cümlelerin hangisinde bağlaşıklık yönünden bir anlatım bozukluğu yapılmıştır?

A)  Ehliyet alabilmeniz için lise öğreniminizi  tamamlamanız gerekir.

B)  Unudmayın, gelecekte birgün gelecek.

C)  Yarın Siirt’ten  Batman’a gidiyorum.

D)  Kral da dilenci de aynı iştahla acıkır.

E)  Ülkeler kılıçla alınır; adaletle korunur.

 

“Ay bir yandan sen bir yandan sar beni.”

Bu kitap okurların düşüncelerini allak bullak etmişti.

17 Bu cümlenin öğeleri aşağıdakilerin hangisinde sırasıyla doğru olarak verilmiştir?

A) Özne – nesne – yüklem

B) Özne – yüklem

C) Özne – zarf tümleci – yüklem

D) Özne – zarf tümleci – nesne – yüklem

E) Nesne – zarf tümleci – yüklem

 

19.  “Eve gelirse yemeğini yer.” Cümlesi yapı yönünden aşağıdakilerden hangisidir?

A. Basit   B. Sıralı    C.  Şartlı Birleşik    D. Girişik Birleşik  E. İç İçe Birleşik

 

20. “Hakkıdır Hakk’a tapan milletimin istiklal.”cümlesinin öğe sayısı kaçtır?

A-  1      B- 2       C- 3     D-4     E-5

 

 

ŞİİR DİLİ

Değerli arkadaşlarım bu dersimizin konusu “Şiir Dili”dir.

Thomas Eliot’a göre şiir, en milli sanat dalıdır; çünkü bir milleti başka milletler gibi düşündürmek kolay olduğu halde, ona başka milletler gibi hissetmeyi öğretmek imkansızdır.[1]

Şiirin normal konuşma dilinin üzerinde bir yapısı olduğu herkesçe bilinir. Bir üst-dildir şiir dili. Ne var ki bir üst-dil deyince, her şeyde olduğu gibi bu da abartıldı ve olmadık anlamlara çekildi. Bugün şiir dili demek; kuş dili gibi bir şey demek oldu neredeyse. Sadece kuş dili bilenlerin anladığı bir dil. Oysa; şiir dili adı üzerinde güzel bir “dil” dir. Samimidir ve yüreğin dili olması gerekir. Düşüncelerin yürekte damıtılması ve ifadesini de yüreğin dilinde bulmasıdır esasında. Yani, sözcüsü yürek olan düşüncedir şiir. Şiir dili de işte budur. Beyinleri dopdolu, çok yönlü, birikim kazanmış duyarlı insanların, şiirin yapısını da mutlaka bilmesi koşuluyla; yaşam karşısındaki duruşlarından ve bakışlarından yola çıkarak edindikleri bilgileri, yorumları, şair olarak yüreklerine indirip, oradan dışavurmalarıdır. Yürek olunca da; daha bir incelik söz konusu ve melodisi ile heyecanı ile yürekten yüreğe bir akım başlayarak insanları kendinden geçirebiliyor. Yüreğin potasında erimeyen hiçbir sözcük şiir olma şerefine erişemez. Bütün sözcükler şiir olmak için, önce şairin yüreğine gireceklerdir. Önceki hayatlarını unutup; sıfır derece anlamda yani nötr olarak oraya girecek ve şiir olmak için o sıcak potada diğer sözcüklerle şairin yüreğinde birbirleriyle tanışacaklardır. Ve şairin verdiği bütünlüğe doğru yol alacaklar; bütünün hizmetinde olmak üzere ve sadece o şiire özgü olmak üzere yepyeni anlamlara kavuşacaklardır. Şiirin bütünü ise, parçaların dışında; onu oluşturan sözcüklerin toplamı değil; onlardan oluşan ama onları epeyce aşan, ilahi bir niteliğe sahip olan ve şairin hayata bakışını ve duruşunu da içeren ve vermeye çalıştığı yönü de göstermeye çalışan bir bütündür. Bu bütünlük çok özel bir durumdur ve onu oluşturan sözcükler bu bütünün bir anlamlandırması olmaksızın hiçbir şeydirler. Ancak o bütünün vereceği görevi yaptıkları oranda önem kazanır ve var olurlar.

“Sanat Nedir?” adlı eserinde bakın ne diyor ünlü yazar TOLSTOY:
“Bir eserin, bütün insanlık için yararlı olması için, iyi ve kötüyü ayırması, güzel ve anlaşılır olması gerekmektedir. Sanat ancak, belli bir sınıf için değil, büyük kitleler için yarar sağladığı zaman sözü edilebilir bir değere ulaşır.

…Fırsatçıların her zaman kullandıkları bir yöntem vardır. Halkın kullanmadığı, dile yerleşmemiş kelimeleri kullanarak, gerektiğinde icat ederek halkın gözünde kendisini yüceltmek. Bu, ‘ halk, anlamadığına inanır’ mantığıdır ve çoğu zaman başarılı olur. Kitleler, bilmedikleri kelimelerin ardından sürüklenirler. Bu arada sanat da tükenmeye yüz tutar. “[2]

 

Değerli arkadaşlarım, her sanatın belli kuralları vardır. Tabiidir ki şiirin de kuralları ve özellikleri olacaktır. Şiir  söz konusu olduğunda “zevkler ve renkler tartışılmaz.” gibi saçma bir ön kabulle hareket eden insanlar, her sanatın kendine mahsus  kurallarının olduğunu hemen gözden uzaklaştırmaktadır.

Arkadaşlar,

İşte size şiirde bulunması gereken belli başlı özellikler. Bu özelliklerin hiçbirini  bulundurmayan bir şiire güzel demek en basit tabiri ile şiirden anlamamaktır.

  1. İmge
  2. Lirizm
  3. Eksiltilik
  4. Kesiflik
  5. Günlük dilden yararlanma
  6. Bilgelik
  7. İçten anlatım
  8. Çokanlamlılık (tevriye)
  9. Göndergesel anlam

10.  Özel adlardan yararlanma (telmih)

11.  Yan anlamlar

12.  Uzak çağrışımlar (tenasüp, mazmun…)

13.  Karşıtlıklar (tezat)

14.  Benzetmeler (Teşbih)

15.  Deyim aktarması (istiare)

16.  Somutlaştırma

17.  Ölçü

18.  Kafiye

19.  Sapmalar

20.  Söz dizimi yapısı

Gelin bu özellikleri Türk şiirinin güzel örneklerinde görelim ve bir anlamda bir

taşla iki kuş vuralım: Hem şiir dilinin özelliklerini öğrenelim hem de Türk şiirini tanıyalım.

 

 

1  İMGE:

 

“Şiiri şiir yapan, onun özünü oluşturan öğelerden biri imge (imaj, hayal) dir. Rus

incelemeci Alexander Potebnya bu konuda  şöyle der: “İmgesiz(hayalsiz) sanat olmaz; şiir ise hiç olmaz.”[3]

Peki imge nedir?

İmge, sanatçının çeşitli duyularıyla algıladığı özel, özgün bir görüntünün dille

aktarılışıdır. Bu bir şeyi tasvir etmekten öte farklı  bir dille yorumlamadır.

Şimdi Ahmet Muhip Dranas’ın Olvido şiirine bir göz atalım:

 

OLVİDO

Hoyrattır bu akşamüstüler daima.

Gün saltanatıyla gitti mi bir defa

Yalnızlığımızla doldurup her yeri

Bir renk çığlığı içinde bahçemizden,

Bir el çıkarmaya başlar bohçamızdan

Lavanta çiçeği kokan kederleri;

Hoyrattır bu akşamüstüler daima.

 

Dalga dalga hücum edip pişmanlıklar

Unutuşun o tunç kapısını zorlar

Ve ruh, atılan oklarla delik deşik;

İşte, doğduğun eski evdesin birden

Yolunu gözlüyor lamba ve merdiven,

Susmuş ninnilerle gıcırdıyor beşik

Ve cümle yitikler, mağlûplar, mahzunlar…

 

 

YERÇEKİMLİ  KARANFİL

Biliyor musun az az yaşıyorsun içimde

Oysaki seninle güzel olmak var

Örneğin rakı içiyoruz, içimize bir karanfil düşüyor gibi

Bir ağaç işliyor tıkır tıkır yanımızda

Midemdi aklımdı şu kadarcık kalıyor.

Edip Cansever

 

İmge için divan edebiyatı, halk edebiyatı, yeni Türk edebiyatı ayrımı yapılamaz. Her devirde şiirde imge kullanılmıştır:

 

İşte Baki:

Açıl bagun gül ü nesrîni ol ruhsarı görsünler

Salın serv ü sanavber şive-i reftârı görsünler

Sen yüzünü aç, bahçenin gülü, o yanağını görsünler. Salınarak yürü de servi ve çamlar, yürüyüşündeki güzelliği, başkalığı görsünler (kıskansınlar).

 

İşte Namık Kemal:

Felek her türlü esbâb-ı cefâsın toplasın gelsin

Dönersem kahbeyim millet yolunda bir azimetten

 

İşte Erzurumlu Emrah:

Sabahtan uğradı ben bir fidana

Dedim mahmur musun  dedi ki yok yok

Ak elleri boğum boğum kınalı

Dedim yar bayram mıdır söyledi yok yok.

İşte Cemal Süreya

SİZİN HİÇ BABANIZ ÖLDÜ MÜ?

Sizin hiç babanız öldü mü?
Benim bir kere öldü kör oldum
Yıkadılar aldılar götürdüler
Babamdan ummazdım bunu kör oldum
Siz hiç hamama gittiniz mi?
Ben gittim lambanın biri söndü
Gözümün biri söndü kör oldum
Tepede bir gökyüzü vardı yuvarlak
Şöylemesine maviydi kör oldum
Taşlara gelince hamam taşlarına
Taşlar pırıl pırıldı ayna gibiydi
Taşlarda yüzümün yarısını gördüm
Bir şey gibiydi bir şey gibi kötü
Yüzümden ummazdım bunu kör oldum
Siz hiç sabunluyken ağladınız mı?

 

 

Dikkat ediniz şiirin neredeyse tamamı imgelerden oluşuyor. Örnekler için bkz. Doğan Aksan, Şiir Dili ve Türk Şiir Dili, Ankara 1993.

2 LİRİZM:

Şiirde lirizm konuyla yakından alakalıdır. Ölüm, gurbet, ayrılık, anne gibi konularda lirizm yakalanamazsa şiirin etkisi zayıflar.

Örneğin, annesini kaybeden şair bakın nasıl duygulanıyor ve duygulandırıyor:

ADI GÜL’DÜ!

Adı Gül’dü
Gülleri severdi en çok
Güldü mü güller açardı gül yüzünde
Güllerle bölüşürdü yalnızlığını
Hep gül beklerdi sevdiğinden
Bir de ‘gül mevsimini’ takvimlerden
Bir gül kokusuna
Bir de ‘gül reçeline’ dayanamazdı
Hep güller kurutmuştu
Hayatının en hazin sayfalarında
Hep gülerek büyütmüştü sevdasını
Ve her sabah
Bir gül gibi bırakırdı tebessümünü sofraya
Tıpkı sımsıcak bir ekmek gibi
Ahşap bir evin avlusunda
Mis kokulu gülleri derlerdi
Ve bütün sırlarını sadece güllere söylerdi
Ne zaman bir haksızlık görse
Kanayan bir gül gibi
Ahh bu dünyada
Gülü gülle tartsalar derdi

Ne okur ne yazardı
Ağlasa gülleri sular
Gülse gülleri okşardı
Ama ne zaman içli bir şarkı duysa
Güllere bakar uzun uzun dalardı

İşte öyle bir çiçekti
Şiirimin ucunda gülden bir kalemdi
İşte o kadın
Benim annemdi.

Bir bilseniz
Ne güller yeşertti hayatın dikenlerinden
Dökerek gözyaşını
Ve şimdi
O güller süslüyor onun mezar taşını…

Ahmet Selçuk İlkan

 

3  EKSİLTİLİK

 

Kısa anlatımın en belirgin örnekleri Japon  şiirinde yer alan “haiku”lardır. Belli bir duygu anlatılıken  çok az sözle; ama çok geniş anlam değeri olan sözcüklerle kısa anlatım, eksilti sağlanır.

Şiirimizde mısra-ı bercesteler bu tipin en bariz örnekleridir.

 

Melali anlamayan nesle aşinâ değiliz (Ahmet Haşim)

 

Söz ola kese savaşı

Söz ola bitire başı

Söz ola ağulu aşı

Bal ile yağ ede bir söz (Yunus Emre)

 

Geceleri, aydan, evlere girilemiyordu (Ece Ayhan, Zambaklı Padişah)

 

4 ÜSTÜ KALSIN

 

Ölüyorum tanrım

Bu da oldu işte.

 

Her ölüm erken ölümdür

Biliyorum tanrım.

 

Ama, ayrıca, aldığın şu hayat

Fena değildir…

 

Üstü kalsın… (Cemal Süreya, Sevda Sözleri)

 

5 KESİFLİK

Özellikle Divan şiirimizde az sözle çok şey anlatma; yani kesif anlatım önemli bir özelliktir. Mısra-ı bercesteler (sıçramış, beğenilmiş mısralar) bu konuda yine en iyi örneklerdir:

 

Avazeyi bu âleme Davud gibi sal

Baki kalan bu kubbede bir hoş sada imiş (Bakî)

 

Bir şulesi var ki şem’-i cânın

Faânusuna sığmaz âsmânın  (Gâlib)

(Can mumunun öyle bir alevi vardır ki,   gökyüzü denen fanusa sığmaz)

 

Şeb-i yeldâyı müneccimle muvakkit ne bilür

Mübtelâ-yı gama sor kim geceler kaç saat    (Sabit)

Sunar bir câm-ı memlû bin tehî peymâneden sonra
Felek dilşad eder ehl-i dili amma neden sonra (Mezaki-i Mevlevi)

Âdet budur  en sonra gelir bezme ekâbir (Nev’î)

Her kimin var ise zatında şeraret küfrü

Istılâhat-i ulûm ile müselman olmaz.

Ger kara taşı kızıl kan ile rengin etsen

Tâb’ına tağyir verip lâl-i Bedehşan olmaz.

Eylesen tuti’ye talim-i eda-yı kelimat

Nutku insan olur amma ki özü insan olmaz  (Fuzulî)

 

Bu örnekler uzayıp gider; ancak bir gerçek var ki, Türk şiiri kesifliği  her zaman şiirin vazgeçilmezi olarak görmüştür.

 

 

6  GÜNLÜK DİLDEN YARARLANMA

 

Günlük dilden yararlanma şiirde doğallığı önplana çıkarır. “Konuşma dilindeki doğal, rahat, zorlamadan uzak söyleyiş, şiiri okuyan/ dinleyence daha içten algılanmasını sağlar.”[4]

Ancak şunu hiçbir zaman unutmamak lazımdır ki şiir dili daima konuşma dilinden ayrı ve daha fazla işlenmiştir. Günlük konuşma şiirde bazen kullanılan bir özelliktir.

 

“ Gülüm şöyle gülüm böyle  demektir yâre mu’tadım

Seni ey gül sever cânım ki cânâna hitabımsın      (Nedim)

 

Gerek öldür gerek ko hükm hükmün rây râyındır

Gözüm cânım efendim sevdiğim devletlü sultanım  (Fuzulî)

 

Ne atom bombası

Ne Londra Konferansı

Bir elinde cımbız

Bir elinde ayna

Umurunda mı dünya  (Orhan Veli Kanık)

 

“_Nedir elindeki yâhû

_Cerîde

_ At şu pisi

_Neden?

_Yalan yazıyor oğlum onların hepsi.

_ Ya doğru yazsa asarlar… Ne oldu “Volkan”cı,

 

Unuttunuz mu?

_Bırak  boşboğazlık etme Hacı!”

(Mehmet Akif Ersoy Mahalle Kahvesi)

 

7   BİLGELİK

Türk şiirinde bilgelik özelikle didaktik şiirlerde zirvelere çıkmıştır. Kutadgu Bilig’den başlayarak bilgi verme, insanları eğitme şiirin en temel konularından biri olmuştur. Yunus Emre’den Fuzulî’ye; Mehmet Akif’ten Sezai Karakoç’a bilge şair tavrı her zaman kendini göstermiştir.

İlim ilim bilmektir

İlim kendin bilmektir

Sen kendini bilmezsin

Ya nice okumaktır  (Yunus Emre)

8   İÇTEN ANLATIM

Kısa , içten anlatımın ve şiirde lirizmin en üst düzeye çıktığı aşağıdaki şiirde Yunus Emre’nin erişilmezliği belirgin bir nitelik kazanmakta, sunuştaki içtenlik, ritm, yinelemeler ve uyaklarla dilin gücü bu şiirin etkisini büsbütün artırmaktadır.[5]

Acep şu yerde var m’ola şöyle garip bencileyin
Bağrı başlı gözü yaşlı şöyle garip bencileyin

Gezerim Rum ile Şam’ı Yukarı İller’i kamu
Çok istedim bulamadım şöyle garip bencileyin

Kimseler garip olmasın hasret oduna yanmasın
Hocam kimseler olmasın şöyle garip bencileyin

Söyler dilim ağlar gözüm gariplere göynür özüm
Meğer ki gökte yıldızım şöyle garip bencileyin

Nice bu derd ile yanam ecel ere bir gün ölem
Meğer ki sinimde bulam şöyle garip bencileyin

Bir garip ölmüş diyeler üç günden sonra duyalar
Soğuk su ile yuyalar şöyle garip bencileyin

Hey Emre’m Yunus biçare bulunmaz derdine çare
Var imdi gez şardan şara şöyle garip bencileyin

9   ÇOKANLAMLILIK (tevriye)

“Bu kadar letafet çünkü sende var
Beyaz gerdanında bir de ben gerek”

İkinci dizede “ben” tevriyeli kullanılmıştır. Yakın anlamı, vücuttaki siyah kabartı; uzak anlamı ise, I. Tekil kişi.

 

“Bana Tâhir Efendi kelp demiş
İltifatı bu sözde zâhirdir
Mâlikî mezhebim benim zirâ
İtikatımca kelp tâhirdir.          (Nefi)

Kelp köpek demektir. Tâhir, söylenen anlamı “temiz” demektir; amaçlanan anlamı ise Tâhir Efendi’dir.

 

Bir buse mi bir gül mü verirsin dedi gönlüm
Bir nim tebessümle o afet gülüverdi.

Gülüverdi: 1. Güldü 2. Gül verdi

 

Aşiyan-ı mürg-i dil zülf-i perişanındadır.
Kande olsam ey peri gönlüm senin yanındadır. (Fuzulî)

Kande: 1. Nerede 2.Kan içinde

 

Sarmısak da acı amma evde lazım bir dişi

Dişi: 1. Sarmısak parçası 2. Bayan

 

Gül yağını eller sürünür, çatlasa bülbül

El: 1. Organ 2. Yabancı

 

Güzeller mihriban olmaz demek yanlıştır ey Baki

Olur vallahi olur billahi  hemen yalvarı görsünler

Yalvar: 1. devrin para birimi/ 2.yalvarmak fiili

10   GÖNDERGESEL ANLAM

Bir ileti dilin göndergeyi olduğu gibi ifade etmesi için düzenlenerek oluşturulmuşsa dil göndergesel işlevde kullanılmıştır. Bu başka bir ifadeyle dilin bilgi verme işlevidir. Burada amaç, gönderge konusunda doğru, nesnel, gözlemlenebilir bilgi vermektir.

Şiirde göndergesel anlam çok tercih edilen bir yol değildir; ancak bunun da şiiri güzelleştirdiği örnekler mevcuttur. Yahya Kemal Beyatlı’nın “Eylül Sonu” şiiri buna iyi bir örnektir.

Günler kısaldı… Kanlıca’nın ihtiyarları

Bir bir hatırlamakta geçen sonbaharları.

 

Yalnız bu semti sevmek için ömrümüz kısa…

Yazlar yavaşça bitmese, günler kısalmasa…

 

İçtik bu nâdir içki’yi yıllarca kanmadık…

Bir böyle zevke tek bir ömür yetmiyor, yazık!

 

Ölmek kaderde var, bize ürküntü vermiyor;

Lâkin vatandan ayrılışın ıztırâbı zor.

 

Hiç dönmemek ölüm gecesinden bu sâhile,

Bitmez bir özleyiştir, ölümden beter bile.

 

11    ÖZEL ADLARDAN YARARLANMA (Telmih)

Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da
hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil,
bütün iş Tahir’le Zühre olabilmekte
yani yürekte.

Mesela bir barikatta dövüşerek
mesela kuzey kutbunu keşfe giderken
mesela denerken damarlarında bir serumu
ölmek ayıp olur mu?

Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da
hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.

Seversin dünyayı doludizgin
ama o bunun farkında değildir
ayrılmak istemezsin dünyadan
ama o senden ayrılacak
yani sen elmayı seviyorsun diye
elmanın da seni sevmesi şart mı?
Yani Tahir’i Zühre sevmeseydi artık
yahut hiç sevmeseydi
Tahir ne kaybederdi Tahirliğinden?

Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da
hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.

Bu şiirde Nazım Hikmet Ran, Tahir ile Zühre hikayesinin kahramanlarını hatırlatmaktadır.

Kamil iken cahil ettim alimi,
Vahşi iken yahşi ettim zalimi,
Yavuz iken zebun ettim Selim’i,
Her oyunu bozan gizli zor benim.

İlahimle Mevlana’yı döndürdüm,
Yunusumla öfkeleri dindirdim,
Günahımla çok ocaklar söndürdüm,
Mevla’danım; hayır benim, şer benim.

Sebep bazı Leyla, bazı Şirin’di;
Hatrım için yüce dağlar delindi;
Bilek gücüm Ferhat ile bilindi;
Kuvvet benim, kudret benim, şer benim,

Yeryüzünde ben ürettim veremi;
Lokman hekim bulamadı çaremi;
Aslı için kül eyledim Keremi;
İbrahim’in atıldığı kor benim. 

Cemal Safi de bu şiirinde pek çok ünlü ismi anmaktadır.

12   YAN ANLAMLAR

Dilde kelimeler sadece ilk çıktığı anlamı ile kalmazlar. Zamanla çok farklı anlamlar yüklenirler. İşte şiir de bu anlam farklarını sık sık kullanır. Şöyle demek mümkündür: Şiir temel anlamdan çok yan anlam ile örülen ipek bir halıdır. “Şiir yan anlamların çoğaldığı yerde şiir olur.”[6]

Yalnız yan anlamla bizim kastettiğimiz sadece sözlük anlamı dışında kullanım değildir. Şairin bir kelimeye kendince verdiği/ yüklediği anlam işte bu yan anlamı doğurur.

Mağlupken ordu, yaslı dudurken vatan

Ruyama girdi her gece bir fatihâne zan

Buradaki “zan” sanma, sezme sözcüğü, temel anlamı dışındadır. Bununla anlatılmak istenen”fatihlerin güçlü isteği, umudu, amacıdır”.

Bu konuda aşağıdaki çalışmam  incelenebilir.

http://www.liseedebiyat.com/index.php/okunasi-yazilar/54-szn-cn-sectklermz/362-sakarya-tuerkuesue-uezerine-anlam-ve-mge-ncelemesi.html

Örnek Şiirler:

Kırmızı bir kuştur  soluğum

Kumral göklerinde saçlarının

Seni kucağıma alıyorum

Tarifsiz uzuyor bacakların

Cemal Süreya’nın bu şiirinde kırmızı, bir renk olarak değil “ihtiras” “ateş” kavramları olarak yer almaktadır. Burada kırmızının  yan anlamının ihtiras olmadığını ve şairin özel kullanımı ile bu anlamı aldığını gözden kaçırmamak gereklidir. Saçarın kumral gökleri ise alışılmamış bağdaştıma örneğidir. O da bir yan anlam hususudur.

 

13    UZAK ÇAĞRIŞIMLAR (mazmunlar)

Su yerine süs akıyor

Deliklerinden

Eğilimiş ölümcül ince bilekli

Cariyeler bakıyor

Derinden geliyor sesleri  (Sezi Karakoç)

 

dizelerinde cariye göstergesiyle Osmanlı Sarayı, geçmişimizle ilgili, uzak çarışımlar yansıtılıyor.

İşte divan şiirinden ilginç uzak çağrışım/ mazmun örnekleri:

 

Şeb-i hicrãn yanar cãnum töker kan çeşm-i giryãnum

Uyarur halkı efgãnum kara bahtum uyanmaz mı (Fuzûli)           mum mazmunu

 

Âfitâb-ı ‘âlem-ârâ heft kişver-i  bî-nazir

Pâdişâh-ı ‘âsar-ı  ‘ilm  kâmrân  rif’at -meâb                Hz. ‘İsâ

Hazret-i İsa güneşin bulunduğu makamdadır; o yüzen afitap, hurşid gibi kelimeler uzak çağrışımla onu akla getirir.

14     KAŞITLIKLAR (tezat)

Şiirde zıtlıklar da bir güzellik unsuru olarak kullanılır.

Şîrler pençe-i kahrımda olurken lerzân

Beni bir gözleri âhûya zebûn etti felek (Yavuz Sultan Selim)

 

Bag-ı dehrin hem hazânın hem bahârın görmüşüz

Biz neşâtın da gamın da rûzigârın görmüşüz (Nabi)

15   BENZETMELER (teşbih)

Türk edebiyatı bir benzetmeler deryasıdır. Birkaç örnekle geçiyoruz.

sisler bulvarı’na akşam çökmüştü

omuzlarımıza çoktan çökmüştü

kesik birer kol gibi yalnızdık

dağlarda ateşler yanmıyordu

deniz fenerleri sönmüştü

birbirimizin gözlerini arıyorduk

Attila İlhan Sisler Bulvarı adlı şiirinin bu bendinde kendine özgü bir benzetme kullanmaktadır: kesik birer kol gibi yalnızdık

Hilmi Yavuz ise şöyle bir benzetmeyi şiirinde tercih eder:

“işte akşam işte çapakçur[7]

ve çapakçur’da akşam

bir divanıharp gibi kurulur

ağır ağır giden bulut müfrezeleri

hem bulanık, hem firari yağmur”

 

16   DEYİM AKTARMASI (istiare)

Yunanca metaphora, Türkçe (eskiden) istiare terimleri ile karşılanan, bugün bazı kaynaklarda eğretileme adı verilen deyim aktarması şiirin derinlik unsurlarındandır. İnsanı biraz düşünmeye ve şiirle ilgi kurmaya zorlamaktadır.

Sabahtan uğradım  ben bir fidana

Dedim mahmur musun dedi ki yok yok  (Erzurumlu Emrah)

Fidan kelimesi burada yeni yetişen ağaç değil genç bir kızdır.

Âh eylediğim serv- i hırâmanın içündür

Kan ağladığım gonce-i handânın içündür (Fuzulî)

Burada, gonca doğrudan doğruya dudak için, servi ise sevgilinin boyudur.

Kişileştirme de bu bahiste ele alınabilir:

Âheste çek kürekleri mehtap uyanmasın

Bir âlem-i hayâle dalan âb uyanmasın (Yahya Kemal)

Su ve mehtap insana benzetilerek kişileştirilmektedir.

Faruk Nafiz Çamlıbel, ölümsüz şiiri Han Duvarları’nda şu enfes kişileştirmeyi kullanır:

Bu ıslıkla uzayan, dönen kıvrılan yollar,

Uykuya varmış gibi görünen yılan yollar

Başını kaldırarak boşluğu dinliyordu.

Gökler bulutlanıyor, rüzgâr serinliyordu

                               Ey köyleri hududa bağlayan yaşlı yollar,
                               Dönmeyen yolculara ağlayan yaslı yollar!

 

Behçet Necatigil de Geceye Girerken Balat şiirinde şöyle der:

“Odalardan birinde yorgun ikindi”

 

17     SOMUTLAŞTIRMA

Deşt-i fenâda mürg-i hevâ durmayup döner

Tîgın huda yolunda sebil etti canları (Baki/ Kanuni Mersiyesi)

Bakınız, şiirde eski yeni diye bir şey yoktur. Belki teknik belli bir yükseliş grafiğine sahip olabilir; ancak sanatta bu grafik aynı şekli göstermez. Sanat eski yeni demeden zirve noktalar yakalayabilir. Baki de Kanuni mersiyesinde harika bir somutlama örneği gösterir: fanilik çölü/ istek kuşu

Şair, soyut olan faniliği çöl ile; yine soyut olan isteği kuş ile somutlamaktadır.

 

El yazması acılar asılmış duvara” (Cemal Süreya)

“Tüm üveyikleri  bir ayrılığın

Kondu üstüme”   (Tahsin Saraç)

“Gurbet elde bir silen yok yaşımı

Kendim gider kotarırım aşımı

Yuvası içinde gönül kuşumu

Göz yaşım akıtıp baz eylemsin” (Karacaoğlan)

18-19    ÖLÇÜ  VE KAFİYE

Bu kavramların her yerde açıklaması ve örneği bulunabildiği için derinlemesine incelenmyecektir. Ancak şu da söylenmelidir ki şiirde ölçü son yüz yıla kadar olmazsa olmazlar içindeydi. Son dönemde ölçünün serbest bırakılması başka ölçülerin olmadığını göstermez. Konumuzun başından beri ölçülü ölçüsüz şiirlerde belli kurallardan bahsediyoruz. Demek ki ölçüsüz şiir kuralsız şiir değildir.

Kafiye konusu da aynıdır. Şair kafiye kullanmayabilir;ancak bu onun kuralsız yazdığı anlamına gelmez. Sesler arası ilişkiyi, ahengi iyi kullanamayan şairin kalıcı olması düşünülemez.

20   SAPMALAR

Alışılmadık bağdaştırma adı da verilen  sapmalar şiir şaşkınlık doğuran ifadelerdir ve son dönem şiirimizde sıklıkla kullanılır.

Masalların Masalı adlı şiirinde Nazım Hikmet aşağıdaki altı çizili noktalarda bizi şaşırtıyor:

Su başında durmuşuz,
çınarla ben.
Suda suretimiz çıkıyor,
çınarla benim.
Suyun şavkı vuruyor bize,
çınarla bana.

Su başında durmuşuz,
çınarla ben, bir de kedi.
Suda suretimiz çıkıyor,
çınarla benim, bir de kedinin.
Suyun şavkı vuruyor bize,
çınarla bana, bir de kediye.

Su başında durmuşuz,
çınar, ben, kedi, bir de güneş.
Suda suretimiz çıkıyor,
çınarın, benim, kedinin, bir de güneşin.
Suyun şavkı vuruyor bize,
çınara, bana, kediye, bir de güneşe.

Su başında durmuşuz,
çınar, ben, kedi, güneş, bir de ömrümüz.
Suda suretimiz çıkıyor,
çınarın, benim, kedinin, güneşin, bir de ömrümüzün.
Suyun şavkı vuruyor bize,
çınara, bana, kediye, güneşe, bir de ömrümüze .

Su başında durmuşuz.
Önce kedi gidecek,
kaybolacak suda sureti.
Sonra ben gideceğim,
kaybolacak suda suretim.
Sonra çınar gidecek,
kaybolacak suda sureti.
Sonra su gidecek
güneş kalacak;
sonra o da gidecek…

Su başında durmuşuz.
Su serin,
Çınar ulu,
Ben şiir yazıyorum.
Kedi uyukluyor
Güneş sıcak.
Çok şükür yaşıyoruz.
Suyun şavkı vuruyor bize
Çınara bana, kediye, güneşe, bir de ömrümüze

Cemal Süreya Bun adlı şiirinde,

“Ablasını o saat meryemsiyorum

Çünkü her kadını meryemsiyorum

Gibi ilginç, şaşırtıcı bir ifade kullanıyor.

Attila İlhan’ın sürekli küçük harf kullanımı da bir sapmadır.

Baki’nin Kanuni Mersiyesinde Farsça başlaması da bu sapmalara örnek olabilir:           Ey pây-bend-i dâm-geh-i kayd-ı nâm ü neng

Tâ key hevâ-yi meşgale-i dehr-i bî-direng
An ol günü ki âhir olub nev-bahâr-ı ömr

Berg-i hazana dönse gerek ruy-ı lale-reng

 

Üvercinka ismi de Cemal Süreya’nın şiirine ismi verirken kullandığı sapmalardandır.

Özdemir Asaf’tan Sapma /şaşırtan söz  örnekleri ile konumuzu tamalıyoruz:

  • Ne derseniz deyin,
    Heykellerin saçı yoktur.
  • Dünüyle ünlü insanlar bugün gün yüzü görmezler.
  • Sevilenin yanlışı görünmez, sevilmeyenin görüntüsü yanlıştır.
  • Evlilik, iki kişilik yalnızlıktır.
  • Bütün renkler aynı hızla kirleniyordu, birinciliği beyaza verdiler .
  • Bugüne en uzak gün, dün.
  • Dün sabaha karşı kendimle konuştum.
    Ben hep kendime çıkan bir yokuştum.
    Yokuşun başında bir düşman vardı.
    Onu vurmaya gittim ve kendimle vuruştum.
  • Yalnızlık paylaşılmaz, paylaşılsa yalnızlık olmaz.
  • Ben ölseydim, o belki ağlardı. Ama o ağlasaydı, ben ölürdüm.
  • Bir insan treni kaçırırsa başka bir tren gelir onu alır. Bir ulus treni kaçırırsa başka bir ulus gelir onu alır.
  • Seni bulmaktan önce aramak isterim.
    Seni sevmekten önce anlamak isterim.
    Seni bir yaşam bitirmek değil de,
    Sana hep hep yeniden başlamak isterim.
  • Solan renkleri boyamakta o boyasız boyacı.
  • Anı bahçelerinde üşümek sıcaktı.
  • Bir kez geçer, bir insan bir karşı’ya,
    Ondan sonra artık her-şey karşı’dır.
  • Ölüm; ben seni utanç ile titrerken gördüm.
  • Ölünceye kadar seni bekleyecekmiş,
    Sersem.
    Beni seni beklerken ölmem ki…
    Beklersem.
  • Gelmesen önemli değil, gelsen önemli olurdu!.. Gelmemen büyük yalnızlığımı doldurdu…
  • Beni öyle bir yalana inandır ki ömrümce sürsün doğruluğu.
  • Keşke sen ben olsan; seni sevmenin ne kadar zor olduğunu anlasan, Keşke ben sen olsam; bu kadar sevilmenin tadını çıkarsam..
  • Benim söylemek için çırpındığım gecelerde SİZ YOKTUNUZ…
  • Geleceğim, bekle dedi, gitti..Ben beklemedim, o da gelmedi.Ölüm gibi bir şey oldu..Ama kimse ölmedi.
  • Kendi bahçesinde dal olamayanın biri,
    Girmiş bahçeme ağaçlık taslıyor.
  • Ben birini sevmiyordum. O da beni sevmiyordu. Bir gün bir yerde randevulaştık. Ben gitmedim. O da gelmedi.
  • Sana gitme demeyeceğim; ama gitme Lavinia…
  • Biraz sonra, sonra olacaktır.

SÖZ DİZİMİ YAPISI

Aliterasyon ve Asonans diye de adlandırabileceğimiz bu hususta birkaç örnek vermek yeterli olacaktır:

Beni candan  usandırdı cefadan yar usanmaz mı

Felekler yandı ahımdan muradım şemi yanmaz mı  (Fuzulî)(m aliterasyonu)

 

Tak tak ayak sesimi aç köpekler işitsin

Yolumda bir tak olsun zulmetten taş kemerler (Necip Fazıl) (k-t aliterasyonu)

 

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı
Önce hafiften bir rüzgar esiyor;
Yavaş yavaş sallanıyor
Yapraklar, ağaçlarda;
Uzaklarda, çok uzaklarda,
Sucuların hiç durmayan çıngırakları
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı. (Orhan Veli) (m aliterasyonu)

 

Eylülde melûl oldu gönül soldu da lâle
Bir kâküle meyletti gönül geldi bu hâle  (l aliterasyonu)


Kim o deme boşuna benim ben
Öyle bir ben ki gelen kapına baştan başa sen. (Özdemir Asaf) (m-n aliterasyonu)

Dest busi arzusuyla ölürsem dostlar

Kuze eylen toprağım sunun anınla yâre su (Fuzûlî) (u asonansı)

Son

 

 

 

Yrd. Doç. Dr. Metin HAKVERDİOĞLU

 

 


[1] Doğan Aksan, Şiir Dili ve Türk Şiir Dili, Ankara 1993,  s. 7.

[2] SANAT NEDİR? L.N.TOLSTOY, Şule Yayınları İstanbul, Eylül 1992, Çev.Baran Dural, s,7

http://www.turkceciler.com/siir-dili.html

[3] Doğan Aksan, a.g.e.,  s. 29.

 

[4][4] Doğan Aksan, a.g.e., s. 49.

[5] Doğan Aksan, a.g.e., s. 82.

 

[6] Doğan Aksan, a.g.e., s. 91.

[7] Çapakçur:Bingöl’de bir yer ismi.

 

Anlatım Bozukluğu Ders Notları

Değerli arkadaşlarım,

Bugünkü konumuz, hayatımızın her anında karşımıza çıkan ve bazen yanlış anlamalara sebep olan  anlatım bozukluklarıdır.

Karamanoğlu Mehmet Beyi Arıyorum (ŞİİRİ İLE BAŞLAYALIM. BAKINIZ DİLİMİZ İLGİSİZLİKTEN NE HALLERE GELİYOR.)(EKLER BÖLÜMÜNDE)

Anlatım bozuklukları iki ana grupta incelenebilir:

  1. Bağdaşıklık
  2. Bağlaşıklık

Bağdaşıklık ile ilgili bozukluklar “anlam” ile ilgili hatalardır.

Bağlaşıklık ile ilgili hatalar i se “dil bilgisi” ile ilgili hatalardır.

Yani bu konu, hem  kelime ve cümleyi anlamlı kurmayı hem de dil bilgisi hatasına düşmemeyi amaçlamaktadır.

Şimdi sıra ile örnek cümleler vererek hayatımızda ne kadar çok anlatım bozukluğu ile karşılaştığımızı görelim.

Daha sonra bu hataların neler olduğunu tek tek açıklayalım.

Bağdaşıklık (anlam) yönünden hatalı cümleler:

1                    Bu kazada can kaybı yaşanmadı.

2                    Bu konuda gençleri azımsamak doğru değildir.

3                    Öteki kentler gibi bu kent de çirkin bir görüntüye kavuştu.

4                    Fiyatlar çok pahalı olduğu için satışlar durgundu.

5                    Bu, kendi resimleri için açtığı ilk kişisel sergi olacağı için çok heyecanlıydı.

6                    Bu ilaç mide yanmasına sebep olmadığı gibi ne de asit baz dengesi üzerinde olumsuz bir etki de yapmaz.

7                    Kendisine söylenen bu sözü duyar duymaz oturduğu yerden ayağa kalktı.

8                    Hava kirliliğinin nedenlerinden biri de yeşil alanların azlığındandır.

9                    Elbette onunla birlikte gitmiş olabilir.

10                Türk okuru için durum uzun uzadıya farklı değildi.

11                Öneri on ikiye karşı sekiz oyla reddedildi.

12                Önümüzdeki haftanın önemli programlarını hatırlatıyorum.

Bağlaşıklık (dil bilgisi) yönünden hatalı cümleler:

13                Yabancı gazeteciye tüm bildiklerini söyledi.

14                Genç saçlarına ak düşmemiş bir şairdi.

15                Ahmet Bey derneğimizin üye ve ikinci başkanıdır.

16                Fen ve askeri liselerin sınavı dün yapıldı.

17                Onun birçok sorunlarının olduğunu biliyorum.

18                Hiçbiri bu konuda aykırı görüş bildirmemiş hemen kabullenmişti.

19                Boyu kısa, bedeni de pek biçimli değildi.

20                Çocuklar oyun oynamayı çok, ders çalışmayı ise hiç sevmiyorlar.

21                Sevdamızın adı berrak, sonu toprak, dönen alçak olsun.

22                Olaylara bu gözle bakmak, bu gözle değerlendirmek doğru değildir.

23                Yaşamını zenginleştiren, anlam kazandıran pek çok dostu vardı.

24                Şehre giriş ve çıkış yasaklanmıştı.

YAPMAYINIZ!

25                Öğrenciler diploma töreni için salona giriş yaptılar.

26                Bu yıl oğlumu daha iyi bir dershaneye kayıt yaptıracağım.

27                Lütfen bekleme yapmayınız.

28                Kesin dönüş yapmak.

29                Etki yapmak.

30                Evham yapma

31                Evlilik yaptım.

32                Ezber yapıyorsunuz.

33                Film yapmak.

34                Filmin gişe yapması bekleniyor.

35                Gol yapmak.

36                Ben ne çok hata yapmışım meğer.

37                Hatırlatma yapmak.

38                Hat-trick yapmak.

39                Kendine ipnotizma yapıyor.

40                Carlos maçtan sonra iştah yapmış görünüyor.

41                Bir iyilik yap kendine.

42                Bize bir hava yaptı bir hava yaptı, sormayın.

43                Ben stresliyim diye siz heyecan yapmayın.

44                Hırs yapıyorsun (sinirleniyorsun)

45                İmaj yapmak (imajını değiştirmek)

46                Bunlar inat yapıyorlar.

47                İndirim yaptırdım.

48                Kapris yapıyor.

49                Katkı yapmak.

50                Ağız kavgası yapmak.

51                Kayıt yaptırdım.

52                Kazak yapmışsın. (kazak almışsın).

53                Kızıl yaptım saçlarımı.

54                Ben çok kilo yaptığım için…

55                Operasyon yaptık.

56                Kötü bir orta yapıyor. Köşe vuruşunu yapıyor. Pas yapıyorlar.

57                Piyasa özeti yapacak.

58                Özveri yapmak.

59                Panik yapmıyoruz.

60                Sen kesinlikle paranoya yapıyorsun.

61                Park yapılmaz.

62                Sulu bırakırsan pas yapar.

63                Sahneye çıkıp canlı performans yaptı.

64                Reyting yapmak.

65                Saygısızlık yapma.

66                Bugüne kadar beş si-di yaptım.

67                Sitem yapma.

68                Sohbet yapacağız.

69                Su yapma lütfen. (ciddiyetini koru)

70                Stres her şeyi yapıyor.

71                Tüm vücut tarama yapıyoruz

72                Bodrum’da tatilini yaparken…

73                Bana tavır mı yapıyorsun?

74                Genel tekrar yaptık.

75                Telaş yapma.

76                Lütfen gereksiz tepki yapma.

77                Terbiyesizlik yapma.

78                Terör yapmak.

79                Şöyle hızlı bir tur yapalım. Sepet yapmak için.

80                Vicdan yaptım (duygu sömürüsü).

81                Motive yapacağız.

82                Şebnem size yalan yaptı, yapmamalıydı.

83                Yalakalık yapma!

84                Yumurta yapıyoruz.

85                Tekrar kontrol yapmak zor oluyor.

86                Damping yapıyoruz.

87                Özgürlükler yıllarca bu ülkelerde ayaklar altında çiğnendiler

88                Annem ve sen pazara gideceksin.

89                Bu tür duygular gözlerimi yaşartırlar.

90                Topaltıya Ali, Ahmet, Hamza ve sen katılmalıydın.

91                Köye gidip olayın araştırılması istendi.

92                Çalışmamızı eksik mi buluyor yoksa yeniden yapmamız mı isteniyor.

93                Bu görüşe şöyle karşılık verebilinir.

 

Hayatımızda bu kadar çok hataya neden olan bu eksiklerimizi gelin tek tek giderelim.

Öncelikle “Bağdaşıklık” yani anlam ile ilgili yanlışlık olan cümleleri ele alalım.

1                    Bu kazada can kaybı yaşanmadı.

Can kaybı yaşanmaz. Can kaybı oldu veya olmadı ,denir.

2                    Bu konuda gençleri azımsamak doğru değildir.

Azımsamak kelimesi yanlış kullanılmıştır. Doğrusu küçümsemek olmalıdır.

3                    Öteki kentler gibi bu kent de çirkin bir görüntüye kavuştu.

Kavuşmak kelimesi olumlu şeyler için kullanılır. Oysa burada olumsuz bir durum söz konusudur. Doğrusu, “Öteki kentler gibi bu kentin de görüntüsü bozuldu.” olmalıydı.

4                    Fiyatlar çok pahalı olduğu için satışlar durgundu.

Değerli arkadaşlarım fiyatlar yüksek veya düşük olur. Mal pahalı veya ucuz olur.  Ayrıca bir malın fiyatı, bir hizmetin ücreti vardır.

Bu dersi anlattığım için benim bir ücretim olabilir; ancak bir fiyatım söz konusu değildir.

Bir malın örneğin benzininin fiyatına zam yapılır, ücretine değil.

5                    Bu, kendi resimleri için açtığı ilk kişisel sergi olacağı için çok heyecanlıydı.

Bu cümlede kendi resimleri ile kişisel kelimeleri aynı anlamdadır. Biri gereksizdir.

6                    Bu ilaç mide yanmasına sebep olmadığı gibi ne de asit baz dengesi üzerinde olumsuz bir etki de yapmaz.

Ne de bağlacı gereksiz kullanılmıştır.,

7                    Kendisine söylenen bu sözü duyar duymaz oturduğu yerden ayağa kalktı.

Oturduğu yerden başka nereye kalkılabilir?

8 Hava kirliliğinin nedenlerinden biri de yeşil alanların azlığındandır.

Azlığıdır yeterli iken “ından” eki fazladır.

9                    Elbette onunla birlikte gitmiş olabilir.

Hem kesinlik ifadesi “elbette” hem de ihtimal ifadesi “olabilir” aynı cümlede olabilir mi?

10                Türk okuru için durum uzun uzadıya farklı değildi.

Burada deyim ve atasözlerinin  yanlış kullanımından doğan bir hata söz konusudur. “fazla” kelimesi yerine gereksiz kullanılmış bir deyim söz konusudur. Atasözü ve deyimlerde en küçük bir değişiklik yapılamadaığını burada hatırlatmam lazım. “Yazın gölge hoş, kışın ambar boş.” denemez.

“Yazın gölge hoş, kışın çuval boş.”denir.

11                Öneri on ikiye karşı sekiz oyla reddedildi.

Bir önerinin reddedilmesi için çoğunluğun hayır demesi lazımdır. Burada matıkısız bir durum söz konudur.

12                Önümüzdeki haftanın önemli programlarını hatırlatıyorum.

Önümüzdeki hafta henüz yaşanmadığı için geçmiş muamelesi göremez. Hatırlatma geçmişte yaşanmış zaman dilimleri için kullanılır. Önümüzdeki haftanın önemli programlarını belirtiyorum,denilmeliydi.

Şimdi de “Bağlaşıklık” yani dil bilgisi ile ilgili yanlışlık olan cümleleri ele alalım.

13                Yabancı gazeteciye tüm bildiklerini söyledi.

Burada hepinizin dikkatini çektiği gibi bir virgül problemi var. “Yabancı” mı , “yabancı gazeteci” mi?

14                Genç saçlarına ak düşmemiş bir şairdi.

Bu cümlede gençten sonra “ve” bağlacı kullanılması anlatım bozukluğunu giderecektir.

15                Ahmet Bey derneğimizin üye ve ikinci başkanıdır.

Derneğimizin üyesi dememiz yani isim tamlamasının tamlayan eki koymamız gerekir.

Arkadaşlar, tamlamalarla ilgili bilgilerimizin daima canlı tutulması bu tip hatalara düşmemizi engelleyecektir.  Bakın aşağıdaki örnekte yine aynı bilgimiz araştırımaktadır.

16                Fen ve askeri liselerin sınavı dün yapıldı.  Askeri liselerin sınavı deriz; ama fen liselerin sınavı diyemeyiz. İki tamlamayı bir arada kullanak anlam bozukluğuna neden olmaktadır.

17                Onun birçok sorunlarının olduğunu biliyorum. “birçok” kelimesi zaten çokluk anlamı verirken bir de sorun kelimesine “lar” eki getirmek yanlıştır.

18                Hiçbiri bu konuda aykırı görüş bildirmemiş hemen kabullenmişti. “hiçbiri” kelimesi olumsuz yüklem ister. Nitekim “bildirmemişti” yüklemi onunla uyumludur; ancak “kabullenmişti” yüklemi olumludur. O halde hiçbiri kelimesi ile kullanılamaz.  “hepsi” beligisiz zamiri kullanılmalıdır.

19        Boyu kısa, bedeni de pek biçimli değildi. Bu cümlede ek-fiil bilgimiz ölçülmektedir. Ek-fiil eksikliğinden dolayı cümlede anlam tam tersine dönemktedir. “değildi” yükmeli “boyu kısa” cümleciğini de etkilemkte ve şu anlam çıkmaktadır: “Boyu kısa değildi, bedeni de pek biçimli değildi.” Oysa asıl denmek istenen şudur:“Boyu kısaydı(idi), bedeni de pek biçimli değildi.” Ek-fiil hakkında küçük bir hikaye: bkz. Kaynak: http://molekuleredebiyat.com/hakverdioglu/?p=99

20        Çocuklar oyun oynamayı çok, ders çalışmayı ise hiç sevmiyorlar. Bu cümlede ise yüklem eksikliği anlamı bozmuştur. “çok seviyor” şeklinde bir yüklem bu cümlede şarttır.

21        Sevdamızın adı berrak, sonu toprak, dönen alçak olsun. Bilinidiği gibi  bu bir şarkı sözüdür; ancak  maalesef pek çoğunda olduğu gibi bu şarkı sözünde de anlatım bozukluğu vardır. Bu durumda bu söz şu anlama gelir:

Sevdamızın adı berrak olsun, sevadamızın sonu toprak olsun, sevdamızın dönen alçak olsun. Bariz bir  ortak tamlayan kullanma hatası söz konusudur.

22        Olaylara bu gözle bakmak, bu gözle değerlendirmek doğru değildir.

Bu cümlede nesne eksikliği vardır. Fiilerde çatı ile ilgili olan bu husus şöyle özetlenebilir: Bazı filliler nesne alabilir, bazıları alamaz. Nesne alanlar “neyi” sorusuna cevap verir, nesne alamayanlar bu soruya cevap vermez. Bu cümleki yüklemlerden “değerlendirmek”(neyi değerlendirmek?) nesne alır; ancak “bakmak” (neyi bakmak?) nesne almaz. O halde neye bakmak sorusunun karşılığı olan “olaylara”  kelimesi var, değerlendirmek fiilinin istediği “onları” nesnesi  yoktur.

23 Yaşamını zenginleştiren, anlam kazandıran pek çok dostu vardı.  Yine aynı konu ile ilgili hata söz konususur: Neyi zenginleştiren? (onu/ yaşamını). Neyi anlam kazandıran (??). Neye anlam kazandıran  (ona/ yaşamına)

Yaşamını zenginleştiren, ona anlam kazandıran pek çok dostu vardı.

24 Şehre giriş ve çıkış yasaklanmıştı.  Bu hatayı neredeyse her gün yapıyoruz. Bakınız dikkat etmediğimiz nokta neresidir?

Şehre girişler yasaklanabilir/ ama/ şehre çıkışlar yasaklandı denebilir mi?

Şehre girişler ve şehirden çıkışlar yasaklandı.

Bariz ablatif eki almış dolaylı tümleç eksikliği vardır.

YAPMAYINIZ!

Değerli öğrencilerimiz, Bu maddeden 86. maddeye kadar verdiğimiz örnekler “yapmak fiilinin yanlış yerde kullanımı ile ilgilidir. Neden bu kadar çok örnek verdik bu hususta? “Yapmak” fiili, örneklerde de görüleceği gibi, artık bir hastalık haline gelmiştir. Özellikle basın yayın kuruluşlarının bu konuda sorumluluğu/ sorumsuzluğu söz konusudur. Örnekleri sıralayıp doğruları söyleyip geçiyoruz.[1]

25 Öğrenciler diploma töreni için salona giriş yaptılar. (Girdiler.)

26 Bu yıl oğlumu daha iyi bir dershaneye kayıt yaptıracağım. (Kaydettireceğim.)

27 Lütfen bekleme yapmayınız. (Beklemeyiniz.)

28 Kesin dönüş yapmak. (Kesin olarak döndük.)

29 Etki yapmak. (etkilemek)

30 Evham yapma (evhamlanmak)

31 Evlilik yaptım.(Evlendim.)

32 Ezber yapıyorsunuz.(Ezberliyorsunuz.)

33 Film yapmak. (film çekmek)

34 Filmin gişe yapması bekleniyor. (çok kazandırmak)

35 Gol yapmak. (gol atmak)

36 Ben ne çok hata yapmışım meğer. (hata etmek)

37 Hatırlatma yapmak. (hatırlatmak)

38 Hat-trick yapmak.  (üç gol atmak)

39 Kendine ipnotizma yapıyor. (ipnotize etmek)

40 Carlos maçtan sonra iştah yapmış görünüyor.            (iştahlanmış)

41 Bir iyilik yap kendine. (iyilik etmek)

42 Bize bir hava yaptı bir hava yaptı, sormayın. (hava atmak)

43 Ben stresliyim diye siz heyecan yapmayın. (Heyecanlanmayın.)

44 Hırs yapıyorsun (Hırslanıyorsun.)

45 İmaj yapmak (görünümünü değiştirmek)

46 Bunlar inat yapıyorlar. (inat etmek)

47 İndirim yaptırdım. (İndirttim.)

48 Kapris yapıyor. (Kaprisli davranıyor.)

49 Katkı yapmak.(katkıda bulunak)

50 Ağız kavgası yapmak. (sataşmak)

51 Kayıt yaptırdım. (Kaydettirdim.)

52 Kazak yapmışsın. (Kazak almışsın.)

53 Kızıl yaptım saçlarımı. (Kızıla boyadım.)

54 Ben çok kilo yaptığım için…(kilo almak)

55 Operasyon yaptık. (operasyona çıkmak)

56 Kötü bir orta yapıyor. Köşe vuruşunu yapıyor. Pas yapıyorlar. (paslaşmak)

57 Piyasa özeti yapacak. (Özetleyecek.)

58 Özveri yapmak. (özveride bulunmak)

59 Panik yapmıyoruz.  (paniklemek)

60 Sen kesinlikle paranoya yapıyorsun. (Paranoyaksın.)

61 Park yapılmaz. (Park edilmez)

62 Sulu bırakırsan pas yapar. (Paslanır.)

63 Sahneye çıkıp canlı performans yaptı. (Canlı performansta bulundu.)

64 Reyting yapmak. (izlenme sayısı yükselmek)

65 Saygısızlık yapma. (Etme.)

66 Bugüne kadar beş si-di yaptım. (Beş CD çıkardım.)

67 Sitem yapma. (Etme.)

68 Sohbet yapacağız. (Edeceğiz.)

69 Su yapma lütfen. (Ciddiyetini koru.)

70 Stres her şeyi yapıyor. (Her şeye neden oluyor.)

71 Tüm vücut tarama yapıyoruz. (gözden geçirmek)

72 Bodrum’da tatilini yaparken…(Tatildeyken.)

73 Bana tavır mı yapıyorsun? (tavır almak)

74 Genel tekrar yaptık. (Tekrar ettik.)

75 Telaş yapma.(Telaşlanma.)

76 Lütfen gereksiz tepki yapma. (tepki vermek)

77 Terbiyesizlik yapma.(Terbiyesizleşme.)

78 Terör yapmak. (terör estirmek)

79 Vicdan yaptım (duygu sömürüsü).

80 Motive yapacağız. (etmek)

81 Şebnem size yalan yaptı, yapmamalıydı. (Söyledi.)

82 Yalakalık yapma! (Etme.)

83 Yumurta yapıyoruz. (pişirmek)

84 Tekrar kontrol yapmak zor oluyor.  (etmek)

85 Damping yapıyoruz. (Fiyatları indiriyoruz.)

86

Son olarak şu hataları da gözden geçirip dersimizi bitirelim:

87 Özgürlükler yıllarca bu ülkelerde ayaklar altında çiğnenediler

İnsan harici çoğul öznelerin yüklemi tekildir:

Özgürlükler yıllarca bu ülkelerde ayaklar altında çiğnenedi.

88 Bu tür duygular gözlerimi yaşartırlar.

Aynı kural geçerlidir.

89 Annem ve sen pazara gideceksin.

Bu cümlede özne yüklem uyumu yoktur.

Kural: “Ben”im bulunduğum her topluluk “biz”dir

“Ben”im olmadığım “sen”in bulunduğun her topluluk “ siz”dir.

O halde:

Annem ve sen pazara gideceksiniz. (sen+0= siz)

Arjkadaşlar,

Bu aralar çok fazla karşılaşılan bir kişi zamiri hatası da şudur:

Ali ben.  Ayşe ben. Yakup ben.

Bu kullanım yanlıştır. Ben Ayşe’yim veya Benim adım Ayşe’dir. Demek zorundayız.

90 Topaltıya Ali, Ahmet, Hamza ve sen katılmalıydın.

Kural neydi?

“ben” bulunan grup = biz

“sen” bulunan grup= siz

Burada onlar(Ali, Ahmet, Hamza) ve sen var. Bu durumda cümle şöyle olmalıydı:

Topaltıya Ali, Ahmet, Hamza ve sen katılmalıydınız

 

91 Köye gidip olayın araştırılması istendi.

Bu cümlede etken/edilgen konusunun bilinmesi isteniyor.

Bir cümlede iki yüklem varsa ikisi de etken ya da ikisi de edilgen olmalıdır.

Biliyorsunuz edilgenlik “başkası tarafından”yapılma anlamı verir ve fiilin yanına –l veya –n eki getirilerek oluşturulur.

Bu cümlenin yan cümlesinin yüklemi gidip, etkendir; asıl cümlenin yüklemi istendi ise edilgendir.

O halde yüklemler arası uyumsuzluk bir anlatım bozukluğu doğrumuştur.

 

92 Çalışmamızı eksik mi buluyor yoksa yeniden yapmamız mı isteniyor.

Aynı mesele bu cümlede de kendini gösterektedir.

 

93 Bu görüşe şöyle karşılık verebilinir.

“verilebilir” şeklinde bir kullanımla eklerin yanlış yerde kullanılmasından doğan yanlışlık düzeltilebilir.

Değerli arkadaşlarım,

Görüldüğü gibi anlatım bozuklukları sadece sınavlarda karşımıza çıkan bir husus değildir. Hayatımızın her anında bu yanlışlıklarla karşılaşıyoruz. Bizler üniversite okumuş insanlar olarak bu konulara biraz daha dikkat etmeli ve kurduğumuz cümlelerde daha dikkatli olmaya çalışmalıyız.

Başarılar dilerim.

EK BİLGİLER

EK FİİLİN HİKAYESİ

Günlerden bir gün fiiller tatile çıkmışlar. Bütün fiiller Bodrum’da eğlenirken insanlar YÜKLEM yokluğundan konuşamaz olmuş.

Bunun üzerine isimler bir arayışa girmişler.  Aramışlar, taramışlar sonunda tatile gitmemiş bir fiil bulmuşlar. Bu fiil yaşlı ve yorgunmuş. zaten bu yüzden diğerleri ile Bodrum’a gitmemiş. Adı da  i-mek fiili imiş.

Diğer adı ek fiil olan bu ihtiyar fiil, isimlerin yoğun isteği ve baskısı üzerine onlara yardımcı olmak zorunda kalır. Fakat bir şartı vardır: “Dokuz kipin hepsinde çekim yapamam, sadece dört kip seçin. ”

İsimler dokuz kipi bir torbaya koyup çekiliş  yapar. Çekilişte ” -di , -miş, -se,- dir ” çıkar.

-imek fiili bunların başına gelir ve idi, imiş, ise, dir şiklini alır.

Annem hemşire idi.

Annem hemşire imiş.

Annem heşire ise…

Annem hemşire!dir. (Dikkat: hemşire!yim/ hemşire!sin/ hemşire!dir…)

Unutmayınız, bütün isim cümleleri “ek-fiil” alır. Aksi halde yüklem olamazlardı.

Yaşlı ek-fiil oh, bu işten de kurtuldum, artık rahatça köşeme çekilip uyurum dediği anda bir ses duyar. Bu ses iki sevgiliden gelmektedir. Birleşik ve Zaman adlı iki sevgili bir türlü bir  araya gelemedikleri için ağlayıp durmaktadır.

İhtiyar ek-fiil bunları da birleştirmedikçe rahat edemeyeceğini anlar. Onların da arasına girip bir birlerine kavuşmalarını sağlar.

Böylece basit zaman ile  hikayesi (-di), rivayeti (-miş), şartı (-se) bir araya gelebilmiş.

Ama bunda da -dır’ı eksik bırakır.

Geliyor      idi

Geliyor     imiş

Geliyor    ise

Geliyordur (birleşik zaman değildir!!!!!!!!!!!!!!!)

Onlar ermiş muradına biz çıkalım kerevetine. ))

Ek fiil ile ilgili size son bir hile daha söyleyeyim:

Tüm isim cümleleri ek fiil almıştır…. Bu kadar basit!

Bu onun annesiymiş.  (anne yüklem olarak kullanılan bir isim değil mi? İş bitti. Bu cümlede  ek fiil kullanıldıııııııııııı.)

Bir de birleşik zamanlı fiillerde hiç düşünmeden ek fiil vardııııııııııııııır, denebilir.

Eve doğru gelmekteydi.    mekte(yor)+ di  =mekteydi  / mekte i-di

 

FİİLLERDE ÇATIYA ÇIKALIM MI?

HAYDİ ÇATIYA ÇIKIYORUZ:)

ÖZNE ÇATISI                                                   NESNE ÇATISI

BU ÇATININ

ÖZNE KİREMİTLERİ                                                     NESNE KİREMİTLERİ
ETKEN                                                                              GEÇİŞLİ

EDİLGEN                                                                          GEÇİŞSİZ

DÖNÜŞLÜ                                                                         OLDURGAN

İŞTEŞ                                                                                  ETTİRGEN

MANTIK AYNI: Bir binanın çatısı ve kiremitleri varsa fiillerin de çatısı ve kiremidi vardır.

Özneye göre çatıda ÖZNE VAR MI, YOK MU, ÖZNENİN YAPTIĞI KENDİNE DÖNÜYOR MU? gibi sorular söz konusudur.

ETKEN FİİLLER ÖZNE ALIR: Ali camı kırdı. O camı kırdı.

EDİLGEN FİİLLER ÖZNE ALMAZ (BAŞKASI TARAFINDAN İŞ YAPILIR.) (-l  ve -n  ekine dikkat!)

Cam kırıldı. (kim kırdı? başkası tarafından.)

Gemi görüldü. (başkası tarafından.)     Kadın dövüldü. (başkası tarafından.)

DÖNÜŞLÜ FİİLLERDE ( YAPILAN İŞ YAPANA DÖNER. ) (-l  ve -n  ekine dikkat!) (KENDİ KENDİNE FORMÜLÜ İŞLER.)

Kadın dövünüyordu. (kendi kendine)

Gemi göründü. (kendi kendine)

İŞTEŞ FİİLLER YA BİRLİKTE YA DA KARŞILIKLI YAPILIR (-ş ekine dikkat!)

Kuşlar uçuştu. (birlikte)

Öğrencilerle selamlaştık. (karşılıklı) (Ben onları selamladım, onlar da beni selamladı. )

Nesneye göre çatıda FİİL NESNE ALIYOR MU ALMIYOR MU? sorusu önemlidir.

GEÇİŞLİ FİİLLERDE NEYİ SORUSUNA, ONU CEVABI ALINIR.

Yıkılan evi gördüm. (neyi gördüm? onu gördüm)

Yrd. Doç.Dr. Metin HAKVERDİOĞLU

ŞİİR:

Karamanoğlu Mehmet Beyi Arıyorum

Göreniniz, bileniniz, Duyanınız var mı?
Bir ferman yayınlamıştı:
Bu günden sonra, divanda, dergâhta,Bârgâhta, mecliste, meydanda
Türkçeden başka dil konuşulmaya diye
Hatırlayanınız var mı?

Dolanın yurdun dört bir yanını,
Çarşıyı, pazarı, köyü, şehri, Fermana uyanınız var mı?
Nutkum tutuldu, şasırdım merak ettim,
Dolandığımız yerlerdeki Türkçe olmayan isimlere,
Gördüklerine, duyduklarına üzüleniniz var mı?

Tanıtımın demo, sunucunun spiker,
Gösteri adamının showmen, Radyo sunucusunun diskjokey,
Hanım ağanın, firstlady olduğuna
Şaşıranınız var mı?

Dükkânın store, bakkalın market, torbanın poşet,
Mağazanın süper, hiper, gross market,
Ucuzluğun, damping olduğuna
Kananınız var mı?

İlan tahtasının billboard, sayı tablosunun skorboard,
Bilgi alışının brifing, bildirgenin deklarasyon,
Merakın, uğrasın hobby olduğuna
Güleniniz var mı?

Bırakın eli, özün bile seyrek uğradığı,
Beldelerin girişinde welcome çıkışında goodbye
Okuyanınız var mı?

Korumanın, muhafızın, body guard,
Sanat ve meslek pirlerinin duayen,
İtibarın, saygınlığın,prestij olduğunu
Bileniniz var mı?

Sekinin, alanın platform, merkezin center,
Büyüğün mega, küçüğün mikro, sonun final,
Özlemin hasretin,
Nostalji olduğunu
Öğreneniniz var mı?

İş hanımızın plaza, bedestenimizin galeria,
Sergi yerlerimizi, center room, show room,
Büyük şehirlerimizi, mega kent diye
Gezeniniz var mı?

Yol üstü lokantamızın fast food,
Yemek çeşitlerimizin menü,
Hesabını, adisyon diye
Ödeyeniniz var mı?

İki katlı evinizi dubleks,
Üç katlı komşu evini tripleks,
Köşklerimizi villa, eşiğimizi antre,
Bahçe çiçeklerini flora diye
Koklayanınız var mı?

Sevimlinin sempatik, sevimsizin antipatik,
Vurguncunun spekülatör, eşkıyanın mafya,
Desteğe, bilemediniz koltuk çıkmağa, sponsorluk
Diyeniniz var mı?

Mesireyi, kır gezisini picnic,
Bilgisayarı computer, hava yastığını air bag,
Eh pek olasıcalar, oluru, pekalayı, okey diye
Konuşanınız var mı?

Çarpıcı önemli haberler, flash haber,
Yaşa, var ol sevinçleri, oley oley,
Yıldızları, star diye
Seyredeniniz var mı?
Virvirik dağının tepesindeki köyde,
Cafe show levhasının altında,
Acının da acısı
Kahve içeniniz var mı?

Toprağımızı, bayrağımızı,
İnancımızı çaldırmayalım derken,
Dilimizin çalındığına, talan edildiğine,
Özün el diline özendiğine,
İçi yananınız var mı?

Masallarımızı, tekerlemelerimizi,
Ata sözlerimizi unuttuk,
Şarkılarımızı, türkülerimizi,

Ninnilerimizi kaybettik,
Türkçemiz elden gidiyor,
Dizini döveniniz var mı?

Karamanoğlu Mehmet Beyi arıyorum,
Göreniniz, bileniniz,
Duyanınız var mı?

Bir ferman yayınlamıştı …
Hayal meyal hatırlayıp da,
Sahip çıkanınız var mı?

 

 

Örnek cümleler:

 

Neşeli, sağlıklı, şen bir görünüşü vardı. (1981-ÖSS)

Hiçbiri – Ali Suavi’den başka – ülkede bir ayaklanmayı düşünmemiş, padişaha bağlılığı bir

görev saymıştır. (1982-ÖSS)

Ortaklar arasındaki mevcut ikiliği giderdik. (1983- ÖSS)

Bu konuda söylenenlere inanıyor, her yerde öne sürüyordu. (1983-ÖSS)

Bu tür, duygular gözlerimi yaşartırlar. (1983-ÖSS)

Bu ilaç, mide yanmasına sebep olmadığı gibi ne de asit-baz dengesi üzerinde herhangi bir

olumsuz etkiye de yol açmaz. (1986-ÖSS)

Yazarlarımızın köy yaşayışına ilgilenmeleri toplumumuz açısından çok yararlıdır.

(1986-ÖSS)

Ölçümlere ne zamandan beri başladınız. (1987-ÖSS)

Bu sonuca ulaşılacağını belki de biliyor olmalılar. (1987-ÖSS)

Önümüzdeki haftanın programlarından bazılarını sizlere hatırlatmaya çalıştık sayın seyirciler. (1987-ÖSS)

Shakespear’in oyunları arasında en sık sahnelenen ve Türk seyircisi tarafından en çok

benimsenenler arasında Hamlet ve Othello’dur. (1987-ÖSS)

Bunun üzerine üyeler, bir an sessizlik içinde kaldılar ve herkes ellerini havaya kaldırarak

söz istediler. (1987-ÖSS)

Bu büyük apartmanlar, birbirine yaklaşık yapılmıştı. (1987-ÖSS)

İçtenlikle söylüyorum; eğer vapur biletini almamış olsaydım, bu geziden vazgeçerdim.

Arkadaşım gördüklerini, duyduklarını gizli bir sırmış gibi yavaşça kulağıma fısıldadı.

(1988-ÖSS)

Genç sanatçılara, yapıtlarının konularını seçerken nelere önem vermelerini anlatıyor.

(1988-ÖSS)

Konunun az bilinen bir yönüne ışık tutuyor, aydınlatıyor. (1990-ÖSS)

Şehrimizde çeşitli kültürel ve sanat etkinlikleri gerçekleştirildi. (1991-ÖSS)

Hitit tabletlerinde orman kelimesinin adı sık sık geçmektedir. (1991-ÖSS)

Ona, buraya gelmeden önce mi sonra mı telefon ettin? (1991-ÖSS)

Havada taze bir esinti ve toprak kokusu kaplar ortalığı. (1991-ÖSS)

Yeni sözcükler yaratmak için her ulus, dilinin sunduğu olanaklardan yararlanma yoluna

gitmesi gerekir. (1992-ÖSS)

O yıllarda ben otuz, o ise otuz beş yaşlarındaydı. (1992-ÖSS)

Konuşmacının düşüncelerine katılıyor ve destekliyorum. (1992-ÖSS)

Sağlık durumlarının iyi ancak çok yorgun oldukları görülüyordu. (1992-ÖSS)

Kendisine söylenen bu sözü duyar duymaz oturduğu yerden ayağa kalktı, kürsüye yöneldi.

(1992-ÖSS)

Hava kirliliğinin nedenlerinden biri de  yeşil alanların azlığındandır. (1992-ÖSS)

Buralara ayda yılda bir, seyrek olarak gelirdi. (1993-ÖSS)

Birbirlerini çok iyi anlar, inanırlardı. (1993-ÖSS)

Neşeli ve güldürü unsurlarının çokça kullanıldığı bu filmi mutlaka görmelisiniz.

(1993-ÖSS)

Dilimize gereken ilgi ve önemi vermek zorundayız, diyorsunuz. (1993-ÖSS)

Ürünlerimiz ilk defa olarak o yıl dünya pazarlarına çıktı. (1993-ÖSS)

Son durağa geldiğimizde, otobüste bir ben bir de o yaşlı adam kalmıştı. (1993-ÖSS)

Arkadaşlarımızın sorununa sahip çıkarak desteklemeliyiz. (1994-ÖSS)

İş konusunda ben onu, o da beni etkilemek istemez. (1994-ÖSS)

Bu tutumuyla ailesine zarar mı veriyor yarar mı anlayamadık. (1994-ÖSS)

Özel zevklerim arasında kitap okumayı severim. (1994-ÖSS)

Anne ve babalar çocuklarıyla sürekli ilgilenmeli, öğretmenine durumunu sormalıdır.

(1994-ÖSS)

Yeryüzünde bir sen bir de ben varım. (1995-ÖSS)

Bu gençler, ölmek üzere olan, can çekişen bir sanat dalını canlandırmak için yetiştiriliyorlar.

(1995-ÖSS)

Türkiye’nin birkaç bölgesi hariç henüz kar yüzü görmedi. (1995-ÖSS)

Çocuklar bundan en az zarar ya da hiç zarar görmeden kurtarılmalıdır. (1995-ÖSS)

Bu haberin ne kadar doğru olup olmadığını öğreneceğiz. (1995-ÖSS)

Şiirlerinde bol bol abartılmış sözcükler seçmesi yüzünden hitabet havası taşımaktadır.

(1996-ÖSS)

Yapılanları doğru bulmadığıma inanıyorum. (1996-ÖSS)

Ali, arkadaşı Mustafa’yı hem çok seviyor, hem de kimi davranışlarından dolayı kızıyordu.

(1996-ÖSS)

Bu iş yerinde aşağı yukarı üç dört yıldan beri çalışıyorum. (1996-ÖSS)

Elbette onunla birlikte gitmiş olabilirler. (1996-ÖSS)

Bu konuda gençleri azımsamak doğru değildir. (1996-ÖSS)

Bu soru ben ve benim gibi sınava girmiş olan birçok kişinin kafasını karıştırdı.

(1997-ÖSS)

Dürüst biri olduğundan dün de bugün de kuşkuya düşmüyorum. (1997-ÖSS)

O akşam ben kendi odama, Fatma da kendi odasına çekilmişti. (1998-ÖSS)

Bu kameralar, rahatça kullanabildiği ve taşınmasının kolay olması nedeniyle tercih ediliyor. (1998)

Siyasi, askeri ve ekonomi alanlarında görüştüler. (1998-ÖSS)

Yanlış bir şey yapsam da kızmaz; ama inanılmayacak kadar anlayışlıdır. (1998-ÖSS)

Bu kazada can kaybı yaşanmadı. (2005-ÖSS)

Sözünü ettiğiniz binayı ne gördüm ne de yerini bilirim. (2005-ÖSS)

Bu davranış insandan insana göre değişir. (2006-ÖSS)

Kızımı Fransızca kursuna kayıt yaptırmak istiyorum. (2009-ÖSS)

Bu toplantıda çekinmeden düşünceler dile getirilmeli.

İdare, henüz yarın ders yapılıp yapılmayacağını bildirmedi.

Doğal gaz fiyatlarının ucuzlamasına insanlar olumlu tepki gösterdi.

Küçük kızın saçları bir ayda baya büyümüş.

Ormanda yetişen bir çam fidanını salonunuzdaki saksıya ekemezsiniz.

Viraja hızlı giren aracın lastiği patladı ve kaza yaptı.

Son dakika içerisinde attığı golle takımının galip gelmesine yol açtı.

Bu yemek sadece Karadeniz yöresine özel bir yemektir.

Bu konuda herkesin fikir ve görüşünü almalısınız.

Yarım saat geçmesine rağmen arkadaşım henüz, hâlâ gelmedi.

Güç ve müşkül zamanlarda üstüne düşeni yerine getirir.

Bu konuda öğrenciler aralarında anlaşıp karar verecekler ve uygulayacaklar.

Onlara niçin bu kadar yardım ediyor ve destekliyorsun?

Büyüklere gereken saygıyı göstermeli, incitmemeliyiz.

Misafirleri rahat edecekleri odalara yerleştirmiş, bütün imkânları sağlamıştı.

Adam, çocuklarıyla bazen çok bazen de hiç ilgilenmezdi.

 

Bu karardan vazgeçmeyeceğimi, üzerinde inatla durduğumu biliyorsunuz.

Ailesine rahat bir yaşam sunabilmek için her şeyi gözden çıkarmıştı.

Bu kitapları okumak öğrencilerin ufkunu genişletiyor, farklı dünyaların kapılarını açıyordu.

Üniversitedeki arkadaşlarıyla nadiren ya da hiç görüşemiyor.

Ona nasıl davranacağını bilemediğinden ikilemede kalmıştı.

Ona yapılan bu iyilikler karşılığında eziliyordu.

İhtiyar çobanla konuşmaya devam ediyordu.

Sanatçı bu sabaha karşı yakalandığı amansız hastalık sonucu hayata gözlerini yumdu.

Saatlerdir yürümekten dizlerinin bağı çözülmüştü.

Konuya ilişkin bakanın bugün açıklama yapması bekleniyor.

Bu zor işin üzerinden geleceğine hepimiz eminiz.

Yaramazlıklarıyla hemen, öğretmenin gözüne girdi.

Yarın mutlaka bir gazete almayı unutmayın.

Yarının mutlu günlerine özlem duyuyorum.

Yazar, gelecekle ilgili anılarını yazacakmış.

Yiyecek bir lokma ekmeğimiz hatta yemeğimiz bile yok.

Bu olaydan sonra şirket müdürünün yetkileri elinden alındı ve kovuldu.

Onun önümüzdeki ay, ailesini mutlaka ziyaret edeceğini zannediyorum.

Öğrencileri, teşvik etmeli, yüreklendirmeli, destek olmalıyız.

Olanları böyle değerlendirmek, bu gözle bakmak gerekir.

Duvarları kirletmek ve yazı yazmak kesinlikle yasaktır.

Kuşkusuz bütün çalışmalarının ödülünü sonunda belki alacaksın.

Sözünü ettiğiniz şairin herhâlde on altıncı asırda yaşadığını zannediyorum.

Yaşlı kadının durumu gittikçe kötüleşmiş, yerinden kalkamaz hale gelmişti.

Yanılmıyorsam, bu ikisinin aynı şey olduğunu tahmin ediyorum.

Sürekli kumar oynaması, bütün malvarlığını kaybetmesine vesile oldu.

Haber programları tekrar tekrar vurulan sivilleri gösteriyor.

Eğitim, en etkili televizyonla verilir.

Otobüs yoğun sis yüzünden karşıdan gelmekte olan kamyonla çarpıştı.


[1] Bilal Yüce, Türkçe Bilincimizin Zayıflayışı, Amasya Konferansı.

 

 

NOKTALAMA İŞARETLERİ

Değerli arkadaşlarım bu dersimizin konusu “Noktalama İşaretleri”dir.

Nokta ( . )

1- Cümle sonlarında kullanılır. Belli bir duraklama yapılacağını gösterir.

(Cümle yazdırıldı.)
2- Şiir, kitap, gazete, dergi, yazı başlıklarından sonra nokta kullanılmaz. Bölüm başlıklarından sonra da kullanılmaz.
Büyük Nutuk Gün Eksilmesin Penceremden Giriş V. Bölüm
3- Kurum ve kuruluş isimlerinden sonra nokta kullanılmaz. Sait Çiftçi Dispanseri Müdür Yıldız Sineması)
4- Sık geçen kısaltmalarda nokta kullanılır. (Prof. Dr. T.C.) Ancak kimi kısaltmalarda nokta kullanılmaz. TBMM AET NATO TDK cm kg l fe

5- Sıra bildirmek için sayılardan sonra konur. II. Mehmet III. Selim 5. Cadde XX. yüzyıl

Sıra bildiren sayılarda l’nci (birinci) biçimindeki yazılışlar kısaltma sayılmaz.
6- Tarihleri yazmada gün, ay ve yılı ayırmak için aralarına konur. 09. X. 1986, 1. 3. 1967. Tarihlerde ay adları yazıyla olursa ay adlarından önce ve sonra nokta kullanılmaz. 23 Nisan 1920
7. Saat ve dakikaları ayırmak için kullanılır.
Okul saat 8.30′da başlar.
8- Sıra göstermek için satır başlarına konan harflerden ve sayılardan sonra kullanılır. a, b. 1.1. A. B.
9-Üçlü gruplara ayrılarak yazılan büyük sayılarda gruplar arasına konur. 8.375.562, 27.870.197. Gruplara ayrılan sayılarda nokta kullanılmayabilir.

Virgül ( , )

1-Yazıda arka arkaya gelen eş görevli kelimeler arasına konur. Ali, Mahmut ve Veli samimi arkadaştırlar.
2- Eş görevli cümleler arasına konur. Hızla içeri girdi, çantasını aldı.
3- Cümle içindeki ara sözleri ayırmak için kullanılır. Bütün okullar, İstanbul Lisesi hariç, eylül sonunda açılıyor.
4- Cümle içinde özel olarak vurgu yapılması gereken kelimeden sonra kullanılır. Böylece, her istediğini almış oldu.
5- Sayılarda ondalık bölümleri ayırmak için kullanılır. 45,9 999,9 13,5 587,3
6- Çok uzun cümlelerde özneden sonra kullanılır.

7.Tekrarlanan kelimeler arasına konur. Akşam,yine akşam.-A.Haşim. Ancak, ikilemelerde kelimeler arasına virgül konmaz. Akşam akşam, bata çıka.
8- Hitap kelimelerinden sonra konur. Sayın Başkan, Sevgili kardeşim,
9- Ve, veya bağlaçlarından önce ve sonra virgül kullanılmaz.Oradan buraya gelen ve gidenlerin arkası kesilmiyordu.
10-Bir düşünceyi kabul veya kabul etmeme sözlerinden sonra kullanılır. Hayır, sizin gibi düşünmüyorum. Evet, sizi dinliyorum.’
11-Yazışmalarda yer isimlerini tarihlerden ayırmak için kullanılır.
Beşiktaş, 9 Aralık 1986, Ankara, 3 Mayıs 1960.
12-Ünlem grubu oluşturmak için cümlede ünlem gibi kullanılan kelimeden sonra konur, ünlem ise cümle sonuna alınır.
Arkadaş, yurduma alçakları uğratma sakın!
13- Sayıların yazılışında, kesirleri ayırmak için konur. 38, 6 19,5 0,25
14- Biyografik künyelerde yazar, eser, basım evi vb. maddelerden sonra konur.

Noktalı virgül ( ; )

1-Şekil ve anlamca bağları bulunan cümleleri ayırmak için kullanılır.
At ölür, meydan kalır; yiğit ölür, şan kalır.

Kel ölür , sırma saçlı olur ; kör ölür , badem gözlü olur.
2- Cümle içinde aynı değerde olup virgül ile ayrılmış türleri, grupları ayırmak için kullanılır.
Sınıfın öğrencilerinden Ali, Hasan ve Veli 3-A sınıfına;
Murat, Mehmet, Onur da 3-B sınıfına gönderildiler. Olan oldu, iş işten geçti; gelmese de olur.
3- Virgülle ayrılmış örnekleri farklı örneklerden ayırmak için konur.
İtalya, İngiltere, Fransa; Roma, Londra, Paris.

4) Önceki cümleye “fakat,oysa ,lakin,ancak,çünkü…” gibi bağlaçlarla bağlanan cümlelerde bağlaçlardan önce kullanılır:

*Bu romanı inceledim ;fakat pek beğendiğimi söyleyemem.

*Köye sen git;ancak orada çok fazla kalma.

*Kazanacağım ;çünkü çok çalışıyorum.

NOT: Noktalı virgül, yukarıda sayılan bağlaçlardan önce kullanıldığı gibi bunların yerine de kullanılabilir.

 

*Bugün erken yatmalıyım;yarın sınav var.

*İşinle ne kadar küçük olursa olsun ilgilen; hayattaki tek dayanağın odur.

*Sıkı giyinin ; dışarısı çok soğuk.

 

5) Öğeler arasında anlam karışıklığını önlemek için kullanılır:

*Murat; Hasan, Ali ve Osman’dan daha çalışkanmış.

*Elma; armut, muz ve üzümden yararlıdır.

Not: Noktalı virgülden ve virgülden sonra gelen sözcükler – özel isim değil iseler- küçük harfle başlar.

İki nokta ( : )

1- Bir cümlenin sonunda açıklama yapılacaksa, örnek verilecekse konur.
Başarmanız için bir tek şart vardır: Çalışmak. İnce sesli harflerimiz şunlardır: e, i, ü, ö.
2- İki noktadan sonra gelen açıklama bağımsız bir cümle ile başlıyorsa, cümlenin ilk kelimesi büyük yazılır.

Annesi merak ederek sordu: Bu çalışmadan kırık mı aldın?
3- İki nokta işaretinden sonra örnekler sıralanacaksa ilk kelimenin birinci harfi küçük yazılır. Sınıfın hali şöyleydi: kırık iki masa, yerde sandalyeler.
4- Kataloglarda yazar adları ile eser adları arasına konur.

Yahya Kemal Beyatlı: Eski Şiirin Rüzgarıyla, Kendi Gök Kubbemiz

Üç nokta ( … )

1- Bir sebeple bitirilmemiş cümlelerin sonuna konur.

Burada kırlar o kadar güzel ki…
2- Açıkça yazılması istenmeyen kişi ve yer adları yerine kullanılır.

Onun A… geldiğini kimse bilmiyordu.
3- Kaba sayılan, yazılması istenmeyen sözlerin yerine konur.

Yaptığı… kötülüğünü sonradan anladım diyordu.
4- Bir konuda birtakım örnekler verilirken başkalarının da bulunduğunu belirtmek için kullanılır.

Bu gezide her öğrenci bir yemek getirmişti: köfte, dolma, helva…
5- Alıntılarda; başta ortada ve sonda alınmayan kelime ve bölümlerin yerine konur.
…Türkçenin çekilmediği yerler vatandır, ancak çekildiği yerler vatanlıktan çıkar… Yahya Kemal

Soru işareti ( ? )

1- Soru bildiren cümlelerin sonuna konur.

Nereden geliyorsunuz?
2- Soru bildiren kelimelerden sonra da konur.

Kimsin? Parola nedir?
3- İçinde soru eki olduğu halde soru anlamı vermeyen cümlelerde bu işaret kullanılmaz.
Buradan bir çıktım mı doğru sendeyim. Buldum mu kaçırmam.
4- Bazı kelimeler ve cümlelerde soru bildiren kelime olmadığı halde soru anlamı vardır. O zaman kullanılır.

Adınız? Doğduğunuz yer?
5- Bir söze inanılmadığını, sözün şüphe ile karşılandığını bildirmek için sözden sonra veya cümle sonunda soru işareti parantez içinde konur.
Öğrenci çok çalıştığını(?) söylüyordu. Çok yoruldum dedi(?).
6- Bilinmeyen yer, tarih vb. durumlar için kullanılır.

Yunus Emre (1240?-1320), (Doğum yeri: ?)

Ünlem işareti ( ! )

1-Sevinç, acı, korku, hayret, nefret, bunalma duygularım anlatan cümlelerin sonuna konur.
Ne mutlu Türküm diyene! – Atatürk. Hey, baksanıza! Dur yolcu! Aferin! Alçak! Zalim! Öf! Çok karışmasana be!
2- Ünlem niteliğinde yapılan seslenmelerden sonra da ünlem işareti konur.
Arkadaş! Simitçi!
3- Söylevlerde kullanılır.
Ordular! İlk hedefiniz Akdeniz’dir. İleri!
4- Ünlemden, ünlem niteliğinde kullanılan kelimeden sonra gelen cümle duygu bildiren bir cümle olmazsa, o zaman ünlem bildiren kelimeden sonra virgül konur. Cümle sonunda ise ünlem işareti kullanılmaz. Başka işaretler, nokta, soru vb. kullanılır.
Arkadaş, sana uğurlar olsun. Oh, hava nihayet serinledi.
5- Ünlem işareti parantez içinde bir kelimeden veya cümleden sonra kullanılırsa, küçümseme, alay, dikkat çekme anlamı verir.
Gençliğinde büyük bir atıcı olduğunu söyledi (!). Fizik sınavının birincisi (!) olduğunu söylüyordu.

Çizgi ( – )

1- Konuşmaları göstermek için kullanılır.
– Kimsin?
– Parola nedir?
– Benim, çavuşun.
2- Çizgiden önce konuşan kişinin isimleri de yazılabilir.

Nöbetçi – Kimsin?

Nöbetçi – Parola nedir?

Çavuş – Senin çavuşun.
3- Karşılıklı konuşma şeklinde olmayan sözler de konuşma cizgisi ile verilebilir. Öğretmeninin yanına sokuldu.
– Bana izin veriniz gideceğim, dedi.

Birleştirme çizgisi ( – )

1- Satır sonuna sığmayan kelimeleri birleştirmek için kullanılır.
(Sana dar gelmeyecek mak-

beri kimler kazsın. M. Akif)
2- Dil bilgisi derslerinde kökleri ve ekleri ayırmak için kullanılır.

(Al-mak, ver-mek, taşı-mak)
3- Kelimeleri hecelere bölmek için kullanılır.

(İs-tan-bul, yem-ye-şil, li-se-si)
4- Cümle içinde ara sözleri belli etmek için kullanılır.
Bunu anlatmamdaki maksat -açıklamak gereksiz ya- sizi uyarmaktır.
5- Eski Arapça ve Farsça sözlerde kök ve ekleri ayırmak için kullanılır.
Kelam-ı kibar  Servet-i Fünûn, Cemiyet-i Akvam, Ateş-perest
6- iki soyadını birleştirmede, yabancı yer adlarında kullanılır. Joliot-Curie, Aiscae-Lorraine, Jean-Jacaues Rousseau, Saint-Simon
7- Kelimeler arasında “-den… a, ve, ile, arasında” anlamları-nı vermek üzere kullanılır. Türk-Alman işbirliği, Türkçe-İngilizce sözlük
8- iki veya daha fazla özel kişi ve yer adı arasına konur.

(İstanbul-Ankara yolu, Koç-Sabancı anlaşmazlığı)

Tırnak işareti ( ” ” )

1-Bir yazıda başkasından söz alınıp kullanılacaksa olduğu gibi aktarılan başkasının sözünün basma ve sonuna konur.
Atatürk, “Ne Mutlu Türk’üm Diyene” sözünü bizzat söylemiştir.
2- Söylendiği şekilde yazıya aktarılmayan kişilerin sözleri tırnak içine alınmaz.
Atatürk Türk olmanın mutluluğunu belirtmiştir.
3- Cümle içinde özellikle belirtilmek istenen sözler tırnak içine alınır.
Çok kullandığımız “bay” kelimesi aslında zengin demektir.
4- Tırnak içindeki alıntının sonunda bulunan işaret (nokta, soru işareti, ünlem) tırnak içinde kalır.

“İzmir üzerine dünyada bir şehir daha yoktur!” diyorlar.Yahya Kemal Beyatlı
5- Parça içinde geçen edebî eser isimleri, bilimsel yayınların isimleri de özellikle birkaç kelimeden oluşuyorlarsa tırnak içinde gösterilirler.
“Çalıkuşu” “Babanız Atatürk” “Otuz Beş Yaş”
6- Tırnak içinde yazılan başlıklardan sonra kesme işareti kullanılmaz.
“Han Duvarları”nı okudunuz mu?
7- Gazetelerin, dergilerin başlıkları tırnak içinde yazılmaz.

Söz içindeki aktarma tek tırnak içinde yazılır. Annesi oğluna, “Babana git, sana ‘Neden gelmedin?’ diye sorarsa,annem göndermedi dersin,” dedi.

Parantez ( () )

1- Cümle içinde açıklayıcı bilgiler verilecekse kullanılır.
O kitabın çıkış tarihinde (1968) sen okuma yazma bilmiyordun.
2- Cümle içinde kullanılan ara sözlerin veya cümlelerin başına sonuna konur.

Bugünkü medeniyet yolunda ilerleyişimiz (Daha önceki Müslüman Türk medeniyetleri düşünülürse) pek de büyük bir ilerleme olmasa gerek.)

Kesme işareti ( ‘ )

1- Özel isimlere getirilen ekleri ayırmak için kullanılır.

Ali’den, Asya’da, Atatürk’üm, Türk’e, Venüs’ü
Ancak kurum ve kuruluş adlarından sonra kesme işareti kullanılmaz.
Türkiye Büyük Millet Meclisine, Türk Dil Kurumuna.

Ayrıca kişi adlarından sonra kullanılan unvanlara gelen ekler de ayrılmaz.
Sevinç Hanıma, Ender Beyden, Ali Efendinin.
2- Kısaltmalara getirilen ekleri ayırmak için kullanılır.

TBMM’nin ABD’nin
3- Sayılardan sonra getirilen ekleri ayırmak için kullanılır.

Cumhuriyet 1923′te ilan edildi.
4- Bir harf veya ekten sonra gelen ekleri ayırmak için kullanılır.
n’nin m olması şekli. Türkçede -daş’la yapılmış kelimeler şunlardır.
5- Metre (m), litre (l), kilometre (km) şeklindeki kısaltmalardan sonra kesme işareti kullanılır.
Ankara-İstanbul yolunun 300 km‘lik kısminin yapımı bitmişti.
6- Basım sırasında bazı harfler değişik şekilde dizilse bile (italik, çok belirgin siyah) kesme işareti yine de kullanılır.

Faruk Nafiz’in Han Duvarları’nı okudunuz mu?
7- Gazete ve dergi başlıklarına ek getirilmişse kesme işareti ile ayrılır.
Anayasa’yı, Resmi Gazete’de
8- Özel isimlerden türetilmiş kelimeler (isim, mastar şeklinde fiil ve sıfatlarda) kesme işareti kullanılmaz.
Türklük, Türkleşmek, Türkçülük, İstanbullu, Ankaralı,
Araplaşmak, Romalı, Londralı, Parisli, Türkçenin, Hristiyanlığın. Aydınlıdan.
9- Yabancı özel adların sonundaki çokluk ve yapım ekleri kesme işaretiyle ayrılır.
Bordo’lu
10-Özel isim satır sonunda bitmiş, aldığı eki yazacak yer kalmamışsa o zaman kesme işareti özel ismin sonundaki yerine konur, ismin sonuna gelen ek diğer satırın basına yazılır, ancak birleştirme işareti özel ismin bulunduğu satırın sonuna konmaz. Kesme işaretinin konması yeterlidir.
Dün İstanbul’ dan geldi.

Başarılar dilerim.

Yrd. Doç.Dr. Metin HAKVERDİOĞLU

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Tekrarı

Duygu ve düşünceleri daha açık ifade etmek, cümlenin yapısını ve duraklama noktalarını belirlemek, okumayı ve anlamayı kolaylaştırmak, sözün vurgu ve ton gibi özelliklerini belirtmek üzere noktalama işaretleri kullanılır.

Noktalama işaretlerinden nokta, virgül, noktalı virgül, iki nokta, üç nokta, soru, ünlem, tırnak, ayraç ve kesme işaretleri ait oldukları kelimelere bitişik olarak yazılır ve kesme dışındaki işaretlerden sonra bir harf boşluğu ara verilir.

Nokta ( . )

1. Cümlenin sonuna konur: Türk Dil Kurumu, 1932 yılında kurul­muştur.

Saatler geçtikçe yollara daha mahzun bir ıssızlık çöküyordu. (Reşat Nuri Güntekin)

2. Bazı kısaltmaların sonuna konur: Alb. (albay), Dr. (doktor), Yrd. Doç. (yardımcı doçent), Prof.(profesör), Cad. (cadde), Sok. (sokak), s. (sayfa), sf. (sıfat), vb. (ve başkası, ve benzeri, ve benzerleri, ve bunun gibi), Alm. (Almanca), Ar. (Arapça), İng. (İngilizce) vb.

3. Sayılardan sonra sıra bildirmek için konur: 3. (üçüncü), 15. (on beşinci); II. Mehmet, XIV. Louis, XV. yüzyıl; 2. Cadde, 20. Sokak, 4. Levent vb.

4. Arka arkaya sıralandıkları için virgülle veya çizgiyle ayrılan rakamlardan yalnızca sonuncu rakamdan sonra nokta konur: 3, 4 ve 7. maddeler; XII – XIV. yüzyıllar arasında vb.

5. Bir yazının maddelerini gösteren rakam veya harflerden sonra konur:

I.               1.                            A.            a.

II.              2.                            B.            b.

6. Tarihlerin yazılışında gün, ay ve yılı gösteren sayıları birbirinden ayırmak için konur: 29.5.1453, 29.X.1923 vb.

UYARI: Tarihlerde ay adları yazıyla da yazılabilir. Bu durumda ay adların­dan önce ve sonra nokta kullanılmaz: 29 Mayıs 1453, 29 Ekim 1923 vb.

7. Saat ve dakika gösteren sayıları birbirinden ayırmak için konur: Tren 09.15’te kalktı. Toplantı 13.00’te başladı.

Tören 17.30’da, hükûmet daireleri kapandıktan yarım saat sonra başlayacaktır. (Tarık Buğra)

8. Kitap, dergi vb.nin künyelerinin sonuna konur:

Agâh Sırrı Levend, Türk Dilinde Gelişme ve Sadeleşme Evreleri, TDK Yayınları, Ankara, 1960.

9. Dört ve dörtten çok rakamlı sayılar sondan sayılmak üzere üçlü gruplara ayrılarak yazılır ve araya nokta konur: 1.000, 326.197, 49.750.812 vb.

10. Genel Ağ adreslerinde kullanılır: http://tdk.org.tr

11. Matematikte çarpma işareti yerine kullanılır: 4.5=20, 12.6=72 vb.

Virgül ( , )

1. Birbiri ardınca sıralanan eş görevli kelime ve kelime gruplarının arasına konur:

Fırtınadan, soğuktan, karanlıktan ve biraz da korkudan sonra bu sı­cak, aydınlık ve sevimli odanın havasında erir gibi oldum. (Halide Edip Adıvar)

Sessiz dereler, solgun ağaçlar, sarı güller

Dillenmiş ağızlarda tutuk dilli gönüller (Faruk Nafiz Çamlıbel)

Zindana atılan mahkûmlar gibi titreşerek, haykırarak geri geri kaçmaya uğraşıyorduk. (Hüseyin Rahmi Gürpınar)

Köyde kim çaresiz kalırsa, kimin işi bozulursa İstanbul yolunu tutar. (Ömer Seyfettin)

2. Sıralı cümleleri birbirinden ayırmak için konur:

Umduk, bekledik, düşündük. (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)

3. Uzun cümlelerde yüklemden uzak düşmüş olan özneyi belirtmek için konur:

Saniye Hanımefendi, merdivenlerde oğlunun ayak seslerini duyar duymaz, hasretlisini karşılamaya atılan bir genç kadın gibi koltuğundan fırlamış ve ona kapıyı kendi eliyle açmaya gelmişti. (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)

4. Cümle içinde ara sözleri veya ara cümleleri ayırmak için ara sözlerin veya ara cümlelerin başına ve sonuna konur:

Zemin bu kadar koyu bir kırmızıya dönüşünce, bir an için de olsa, belirginliğini yitiriverdi sivilceleri. (Elif Şafak)

Şimdi, efendiler, müsaade buyurursanız, size bir sual sorayım. (Atatürk)

5. Anlama güç kazandırmak için tekrarlanan kelimeler arasına ko­nur:

Akşam, yine akşam, yine akşam,

Göllerde bu dem bir kamış olsam! (Ahmet Haşim)

6. Tırnak içinde olmayan alıntı cümlelerinden sonra konur:

Adana’ya yarın gideceğim, dedi.

Aç karnına sigara içmekle hiç de iyi etmiyorsun, dedi. (Necati Cumalı)

7. Konuşma çizgisinden sonraki alıntı cümlesinin bitimine konur:

– Bu akşam Datça’ya gidiyor musunuz, diye sordu.

8. Edebî eserlerde konuşma bölümünden önceki ifadenin sonuna konur:

Bahçe kapısını açtı. Sermet Bey’e,

– Bu anahtar köşkü de açar, dedi. (Ömer Seyfettin)

9. Kendisinden sonraki cümleye bağlı olarak ret, kabul ve teşvik bil­diren hayır, yok, evet, peki, pekâlâ, tamam, olur, hayhay, başüstüne, öyle, haydi, elbette gibi kelimelerden sonra konur: Peki, gideriz. Olur, ben de size katılırım. Hayhay, memnun oluruz. Haydi, geç kalıyoruz.

Evet, kırk seneden beri Türkçe merhale merhale Türkleşiyor. (Yahya Kemal Beyatlı)

10. Bir kelimenin kendisinden sonra gelen kelime veya kelime grup­larıyla yapı ve anlam bakımından bağlantısı olmadığını göstermek ve anlam karışıklığını önlemek için kullanılır:

Bu, tek gözlü, genç fakat ihtiyar görünen bir adamcağızdır. (Halit Ziya Uşaklıgil)

Bu gece, eğlenceleri içlerine sinmedi. (Reşat Nuri Güntekin)

11. Hitap için kullanılan kelimelerden sonra konur:

Efendiler, bilirsiniz ki hayat demek, mücadele, müsademe demektir. (Atatürk)

Sayın Başkan,

Sevgili Kardeşim,

Değerli Arkadaşım,

12. Sayıların yazılışında kesirleri ayırmak için kullanılır: 38,6 (otuz sekiz tam, onda altı), 0,45 (sıfır tam, yüzde kırk beş)

13. Metin içinde art arda gelen zarf-fiil eki almış kelimelerden sonra konur:

Ancak yemekte bir karara varıp, arkadaşına dikkatli dikkatli bakarak konuştu.

UYARI: Metin içinde zarf-fiil eki almış kelimelerden sonra virgül konmaz:

Cumaları bahçede buluştukça kıza kendisinin adi bir mektep talebesi olmadığını anlatmaya çalışıyordu. (Halide Edip Adıvar)

Şimdiye dek, ben kendimi bildim bileli kimse Değirmenoluk köyünden kaçıp da başka köyde çobanlık, yanaşmalık etmedi. (Yaşar Kemal)

Meydanlığa varmadan bir iki defa İsmail kendisini gördü mü diye kahveye baktı. (Necati Cumalı)

14. Özne olarak kullanıldıklarında bu, şu, o zamirlerinden sonra konur:

Bu, benim gibi yazarlar için hiç kolay olmaz.

O, eski defterleri çoktan kapatmış, Osmanlıya kucağını açmıştı. (Tarık Buğra)

15. Kitap, dergi vb.nin künyelerinde yazar, eser, basımevi vb. maddelerden sonra konur:

Falih Rıfkı ATAY, Tuna Kıyıları, Remzi Kitabevi, İstanbul, 1938.

Yazarın soyadı önce yazılmışsa soyadından sonra da virgül konur:

ERGİN, Muharrem, Dede Korkut Kitabı, Ankara, 1958.

UYARI: Metin içinde ve, veya, yahut, ya … ya bağlaçlarından önce de sonra da virgül konmaz:

Nihat sabaha kadar uyuyamadı ve şafak sökerken Faik’e bol teşek­kürlerle dolu bir kâğıt bırakarak iki gün evvelki cephe dönüşü kıyafeti ile sokağa fırladı. (Peyami Safa)

Ya şevk içinde harap ol ya aşk içinde gönül

Ya lale açmalıdır göğsümüzde yahut gül! (Yahya Kemal Beyatlı)

UYARI: Tekrarlı bağlaçlardan önce ve sonra virgül konmaz:

Hem gider hem ağlar.

Ya bu deveyi gütmeli ya bu diyardan gitmeli. (Atasözü)

Gerek nesirde gerek nazımda yeni bir söyleyişe ulaşılmıştır.

Siz ister inanın ister inanmayın, bir gün bile durmam.

Ne kız verir ne dünürü küstürür.

Bu kurallar bugün de yarın da geçerli olacaktır.

UYARI: Cümlede pekiştirme ve bağlama görevinde kullanılan da / de bağlacından sonra virgül konmaz:

İmlamız lisanımız düzelince, lisanımız da kafamız düzelince düzele­cek çünkü o da ancak onlar kadar bozuktur, fazla değil! (Yahya Kemal Beyatlı)

UYARI: Metin içinde -ınca / -ince anlamıyla zarf-fiil görevinde kulla­nılan mı / mi ekinden sonra virgül konmaz:

Ben aç yattım mı kötü kötü rüyalar görürüm nedense. (Orhan Kemal)

Öyle zekiler vardır, konuştular mı ağızlarından bal akıyor sanırsın. (Attila İlhan)

UYARI: Şart ekinden sonra virgül konmaz:

Tenha köşelerde ağız ağıza konuşurken yanlarına biri gelecek olursa hemen susuyorlardı.(Reşat Nuri Güntekin)

Gör gözlerinle de aklın yatarsa anlatıver millete. (Tarık Buğra)

Noktalı Virgül ( ; )

1. Cümle içinde virgüllerle ayrılmış tür veya takımları birbirinden ayırmak için konur: Erkek çocuklara Doğan, Tuğrul, Aslan, Orhan; kız çocuklara ise İnci, Çiçek, Gönül, Yonca adları verilir.

Türkiye, İngiltere, Azerbaycan; Ankara, Londra, Bakü.

2. Ögeleri arasında virgül bulunan sıralı cümleleri birbirinden ayır­mak için konur: Sevinçten, heyecandan içim içime sığmıyor; bağırmak, kahkahalar atmak, ağlamak istiyorum.

At ölür, meydan kalır; yiğit ölür, şan kalır. (Atasözü)

3. İkiden fazla eş değer ögeler arasında virgül bulunan cümlelerde özneden sonra noktalı virgül konabilir:

Yeni usul şiirimiz; zevksiz, köksüz, acemice görünüyordu. (Yahya Kemal Beyatlı)

İki Nokta (: )

1.Kendisiyle ilgili örnek verilecek cümlenin sonuna konur:

Millî Edebiyat akımının temsilcilerinden bir kısmını sıralayalım: Ömer Seyfettin, Halide Edip Adıvar, Ziya Gökalp, Mehmet Emin Yurdakul, Ali Canip Yöntem.

2. Kendisiyle ilgili açıklama verilecek cümlenin sonuna konur:

Bu kararın istinat ettiği en kuvvetli muhakeme ve mantık şu idi: Esas, Türk milletinin haysiyetli ve şerefli bir millet olarak yaşamasıdır. (Atatürk)

Kendimi takdim edeyim: Meclis kâtiplerindenim. (Falih Rıfkı Atay)

3. Ses bilgisinde uzun ünlüyü göstermek için kullanılır: a:ile, ka:til, usu:le, i:cat.

4. Karşılıklı konuşmalarda, konuşan kişiyi belirten sözlerden sonra konur:

Bilge Kağan:         Türklerim, işitin!

Üstten gök çökmedikçe,

alttan yer delinmedikçe

ülkenizi, törenizi kim bozabilir sizin?

Koro:                    Göğe erer başımız

başınla senin!

Bilge Kağan:         Ulusum birleşip yücelsin diye

gece uyumadım, gündüz oturmadım.

Türklerim Bilge Kağan der bana.

Ben her şeyi onlar için bildim.

Nöbetteyim! (A. Turan Oflazoğlu)

5. Edebî eserlerde konuşma bölümünden önceki ifadenin sonuna konur:

– Buğdayla arpadan başka ne biter bu topraklarda?

Ziraatçı sayar:

– Yulaf, pancar, zerzevat, tütün… (Falih Rıfkı Atay)

6. Genel Ağ adreslerinde kullanılır: http://tdk.org.tr

7. Matematikte bölme işareti olarak kullanılır: 56:8=7, 100:2=50 vb.

Üç Nokta ( … )

1. Anlatım olarak tamamlanmamış cümlelerin sonuna konur:

Ne çare ki çirkinliği hemencecik ve herkes tarafından görülüveri­yordu da bu yanı… (Tarık Buğra)

2. Kaba sayıldığı için veya bir başka sebepten dolayı açık yazılmak is­tenmeyen kelime ve bölümlerin yerine konur: Kılavuzu karga olanın burnu b…tan çıkmaz.

Arabacı B…’a yaklaştığını söylüyor, ikide bir fırsat bularak arabanın içine doğru başını çeviriyordu. (Ahmet Hamdi Tanpınar)

3. Alıntılarda başta, ortada ve sonda alınmayan kelime veya bölümle­rin yerine konur:

… derken şehrin öte başından boğuk boğuk sesler gelmeye başladı… (Tarık Buğra)

4. Sözün bir yerde kesilerek geri kalan bölümün okuyucunun hayal dünyasına bırakıldığını göstermek veya ifadeye güç katmak için konur:

Sana uğurlar olsun… Ayrılıyor yolumuz! (Faruk Nafiz Çamlıbel)

Binaenaleyh, biz her vasıtadan, yalnız ve ancak, bir noktainazardan istifade ederiz. O noktainazar şudur: Türk milletini, medeni cihanda layık olduğu mevkiye isat etmek ve Türk cumhuriyetini sarsılmaz temelleri üzerinde, her gün, daha ziyade takviye etmek… (Atatürk)

5. Ünlem ve seslenmelerde anlatımı pekiştirmek için konur:

Gölgeler yaklaştılar. Bir adım kalınca onu kıyafetinden tanıdılar:

—      Koca Ali… Koca Ali, be!.. (Ömer Seyfettin)

UYARI: Ünlem ve soru işaretinden sonra üç nokta yerine iki nokta konulması yeterlidir:

Gök ekini biçer gibi!.. Başaklar daha dolmadan. (Tarık Buğra)

Nasıl da akşam oldu?.. Nasıl da yavrucaklar sustu?.. Nasıl da serçecikler yuvalarına sığındı?..(Necip Fazıl Kısakürek)

6. Karşılıklı konuşmalarda, yeterli olmayan, eksik bırakılan cevap­larda kullanılır:

— Yabancı yok!

— Kimsin?

— Ali…

— Hangi Ali?

— …

— Sen misin, Ali usta?

— Benim!..

— Ne arıyorsun bu vakit buralarda?

— Hiç…

— Nasıl hiç? Suya çekicini mi düşürdün yoksa!..

— !.. (Ömer Seyfettin)

UYARI: Üç nokta yerine iki veya daha çok nokta kullanılmaz.

Soru İşareti ( ? )

1. Soru eki veya sözü içeren cümle veya sözlerin sonuna konur:

Ne zaman tükenecek bu yollar, arabacı? (Faruk Nafiz Çamlıbel)

Atatürk bana sordu:

— Yeni yazıyı tatbik etmek için ne düşündünüz? (Falih Rıfkı Atay)

2. Soru bildiren ancak soru eki veya sözü içermeyen cümlelerin sonuna konur:

Gümrükteki memur başını kaldırdı:

— Adınız?

3. Bilinmeyen, kesin olmayan veya şüpheyle karşılanan yer, tarih vb. durumlar için kullanılır: Yunus Emre (1240 ?-1320), (Doğum yeri: ?) vb.

1496 (?) yılında doğan Fuzuli…

Ankara’dan Antalya’ya arabayla üç saatte (?) gitmiş.

UYARI: mı / mi ekini alan yan cümle temel cümlenin zarf tümleci olduğunda cümlenin sonuna soru işareti konmaz: Akşam oldu mu sürüler döner. Hava karardı mı eve gideriz.

Bahar gelip de nehir çağıl çağıl kabarmaya başlamaz mı içimi geri kalmış bir saat huzursuzluğu kaplardı. (Haldun Taner)

UYARI: Soru ifadesi taşıyan sıralı ve bağlı cümlelerde soru işareti en sona konur:

Çok yakından mı bu sesler, çok uzaklardan mı?

Üsküdar’dan mı, Hisar’dan mı, Kavaklardan mı? (Yahya Kemal Beyatlı)

Ünlem İşareti ( ! )

1. Sevinç, kıvanç, acı, korku, şaşma gibi duyguları anlatan cümle veya ibarele­rin sonuna konur: Hava ne kadar da sıcak! Aşk olsun! Ne kadar akıllı adamlar var! Vah vah!

Ne mutlu Türk’üm diyene! (Atatürk)

2. Seslenme, hitap ve uyarı sözlerinden sonra konur:

Ordular! İlk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri! (Atatürk)

Ey Türk gençliği! Birinci vazifen; Türk istiklalini, Türk cumhuriye­tini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir. (Atatürk)

Ak tolgalı beylerbeyi haykırdı: İlerle! (Yahya Kemal Beyatlı)

Dur, yolcu! Bilmeden gelip bastığın

Bu toprak bir devrin battığı yerdir. (Necmettin Halil Onan)

UYARI: Ünlem işareti, seslenme ve hitap sözlerinden hemen sonra konulabi­leceği gibi cümlenin sonuna da konabilir:

Arkadaş, biz bu yolda türküler tuttururken

Sana uğurlar olsun… Ayrılıyor yolumuz! (Faruk Nafiz Çamlıbel)

3. Alay, kinaye veya küçümseme anlamı kazandırılmak istenen sözden hemen sonra yay ayraç içinde ünlem işareti kullanılır:

İsteseymiş bir günde bitirirmiş (!) ama ne yazık ki vakti yokmuş (!).

Adam, akıllı (!) olduğunu söylüyor.

Kısa Çizgi ( – )

1. Satıra sığmayan kelimeler bölünürken satır sonuna konur:

Soğuktan mı titriyordum, yoksa heyecandan, üzüntüden mi bil-

mem. Havuzun suyu bulanık. Kapının saatleri 12’yi geçmiş. Kanepe-

lerde kimseler yok. Tramvay ne fena gıcırdadı! Tramvayda-

ki adam bir tanıdık mı idi acaba? Ne diye öyle dönüp dönüp baktı?

Yoksa kimseciklerin oturmadığı kanepelerde bu saatte pek başıboş-

lar mı oturur? (Sait Faik Abasıyanık)

 

 

2. Cümle içinde ara sözleri veya ara cümleleri ayırmak için ara sözlerin veya ara cümlelerin başına ve sonuna konur, bitişik yazılır:

Küçük bir sürü -dört inekle birkaç koyun- köye giren geniş yolun ağzında durmuştu. (Ömer Seyfettin)

3. Kelimelerin kökleri, gövdeleri ve eklerini birbirinden ayırmak için kullanılır: al-ış, dur-ak, gör-gü-süz-lük vb.

4. Fiil kök ve gövdelerini göstermek için kullanılır: al-, dur-, gör-, ver-; başar-, kana-, okut-, taşla-, yazdır- vb.

5. İsim yapma eklerinin başına, fiil yapma eklerinin başına ve sonuna konur: -ak, -den, -ış, -lık; -ımsa-; -la-; -tır- vb.

6. Heceleri göstermek için kullanılır: a-raş-tır-ma, bi-le-zik, du-ruş-ma, ku-yum-cu-luk, prog-ram, ya-zar-lık vb.

7. Arasında, ve, ile, ila, …-den …-e anlamlarını vermek için kelimeler veya sayılar arasında kullanılır:Aydın-İzmir yolu, Türk-Alman ilişkileri, Ural-Altay dil grubu, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi, 09.30-10.30, Beşiktaş-Fenerbahçe karşılaşması, Manas Destanı’nda soy-dil-din üçgeni, 1914-1918 Birinci Dünya Savaşı, Türkçe-Fransızca Sözlük vb.

UYARI: Cümle içinde sayı adlarının yinelenmesinde araya kısa çizgi konmaz: On on beş yıl. Üç beş kişi geldi.

8. Matematikte çıkarma işareti olarak kullanılır: 50-20=30

9. Sıfırdan küçük değerleri göstermek için kullanılır: -2 °C

Uzun Çizgi (—)

Yazıda satır başına alınan konuşmaları göstermek için kullanılır. Buna konuşma çizgisi de denir.

Frankfurt’a gelene herkesin sorduğu şunlardır:

— Eski şehri gezdin mi?

— Rothschild’in evine gittin mi?

— Goethe’nin evini gezdin mi? (Ahmet Haşim)

Oyunlarda uzun çizgi konuşanın adından sonra da konabilir:

Sıtkı Bey — Kaleyi kurtarmak için daha güzel bir çare var. Gerçekten ölecek adam ister.

İslam Bey — Ben daha ölmedim. (Namık Kemal)

UYARI: Konuşmalar tırnak içinde verildiğinde uzun çizgi kul­lanılmaz.

Arabamız tutarken Erciyes’in yolunu:

“Hancı dedim, bildin mi Maraşlı Şeyhoğlu’nu?” (Faruk Nafiz Çamlıbel)

Eğik Çizgi ( / )

1. Dizeler yan yana yazıldığında aralarına konur: Korkma! Sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak / Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak / O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak / O benimdir, o benim milletimindir ancak. (Mehmet Akif Ersoy)

2. Adres yazarken apartman numarası ile daire numarası arasına ve semt ile şehir arasına konur: Altay Sokağı No.: 21/6 Kurtuluş / ANKARA

Ülke adı yazılacağında ise:

Atatürk Bulvarı No.: 217

06680 Kavaklıdere / Ankara

TÜRKİYE

3. Tarihlerin yazılışında gün, ay ve yılı gösteren sayıları birbirinden ayırmak için konur: 18/11/1969, 15/IX/1994 vb.

4. Dil bilgisinde eklerin farklı biçimlerini göstermek için kullanılır: -a /-e, -an /-en, -lık /-lik, -madan /-meden vb.

5. Genel Ağ adreslerinde kullanılır: http://tdk.gov.tr

6. Matematikte bölme işareti olarak kullanılır: 70/2=35

7. Fizik, matematik vb. alanlarda birimler arası orantıları gösterirken eğik çizgi araya boşluk konulmadan kullanılır: g/sn (gram/saniye)

Ters Eğik Çizgi ()

Bilişim uygulamalarında art arda gelen dizinleri birbirinden ayırt etmek için kullanılır:C:\Belgelerim\Türk İşaret Dili\Kitapçık.indd

Tırnak İşareti ( “ ” )

1. Başka bir kimseden veya yazıdan olduğu gibi aktarılan sözler tır­nak içine alınır: Türk Dil Kurumu binasının yan cephesinde Atatürk’ün “Türk dili, Türk milletinin kalbidir, zihnidir.” sözü yazılıdır. Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesinin ön cephesinde Atatürk’ün “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir.” vecizesi yer almaktadır. Ulu önderin “Ne mutlu Türk’üm diyene!” sözü her Türk’ü duygulandırır.

Bakınız, şair vatanı ne güzel tarif ediyor:

“Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır.

Toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır.”

UYARI: Tırnak içindeki alıntının sonunda bulunan işaret (nokta, soru işareti, ünlem işareti vb.) tırnak içinde kalır:

“İzmir üzerine dünyada bir şehir daha yoktur!” diyorlar. (Yahya Kemal Beyatlı)

2. Özel olarak vurgulanmak istenen sözler tırnak içine alınır: Yeni bir “barış taarruzu” başladı.

3. Cümle içerisinde eserlerin ve yazıların adları ile bölüm başlıkları tırnak içine alınır:

Bugün öğrenciler “Kendi Gök Kubbemiz” adlı şiiri incelediler.

“Yazım Kuralları” bölümünde bazı uyarılara yer verilmiştir.

UYARI: Cümle içerisinde özel olarak belirtilmek istenen sözler, kitap ve dergi adları ve başlıkları tırnak içine alınmaksızın eğik yazıyla dizilerek de gösterilebilir:

Höyük sözü Anadolu’da tepe olarak geçer.

Cahit Sıtkı’nın Şairin Ölümü şiirini Yahya Kemal çok sevmişti. (Ahmet Hamdi Tanpınar)

UYARI: Tırnak içine alınan sözlerden sonra gelen ekleri ayırmak için kesme işareti kulla­nılmaz: Elif Şafak’ın “Bit Palas”ını okudunuz mu?

4. Bilimsel çalışmalarda künye verilirken makale adları tırnak içinde yazılır.

Tek Tırnak İşareti ( ‘ ’ )

Tırnak içinde verilen cümlenin içinde yeniden tırnağa alınması gereken bir sözü, ibareyi belirtmek için kullanılır:

Edebiyat öğretmeni “Şiirler içinde ‘Han Duvarları’ gibisi var mı?” dedi ve Faruk Nafiz’in bu güzel şiirini okumaya başladı.

“Atatürk henüz ‘Gazi Mustafa Kemal Paşa’ idi. Benden ona dair bir kitap için ön söz istemişlerdi.” (Falih Rıfkı Atay)

Denden İşareti (“)

Bir yazıdaki maddelerin sıralanmasında veya bir çizelgede alt alta gelen aynı sözlerin, söz gruplarının ve sayıların tekrar yazılmasını önlemek için kullanılır:

a. Etken         fiil

b. Edilgen       “

c. Dönüşlü      “

ç. İşteş             “

Yay Ayraç ( )

1. Cümledeki anlamı tamamlayan ve cümlenin dışında kalan ek bilgiler için kullanılır. Yay ayraç içinde bulunan ve yargı bildiren anlatımların sonuna uygun noktalama işareti konur:

Anadolu kentlerini, köylerini (Köy sözünü de çekinerek yazıyorum.) gezsek bile görmek için değil, kendimizi göstermek için geziyoruz. (Nurullah Ataç)

2. Özel veya cins isme ait ek, ayraçtan önce yazılır:

Yunus Emre’nin (1240?-1320)…

İmek fiilinin (ek fiil) geniş zamanı şahıs ekleriyle çekilir.

3. Tiyatro eserlerinde ve senaryolarda konuşanın hareketlerini, durumunu açıkla­mak ve göstermek için kullanılır:

İhtiyar – (Yavaş yavaş Kaymakam’a yaklaşır.) Ne oluyor beyefendi? Allah rızası için bana da anlatın… (Reşat Nuri Güntekin)

4. Alıntıların aktarıldığı eseri, yazarı veya künye bilgilerini göstermek için kullanılır:

Cihanın tarihi, vatanı uğrunda senin kadar uğraşan, kanını döken bir millet daha gösteremez. Senin kadar kimse kendi vatanına sahip ol­maya hak kazanmamıştır. Bu vatan ya senindir ya kimsenin. (Ahmet Hikmet Müftüoğlu)

Eşin var, aşiyanın var, baharın var ki beklerdin

Kıyametler koparmak neydi ey bülbül, nedir derdin? (Mehmet Akif Ersoy)

Bir isim kökü, gerektiğinde çeşitli eklerle fiil kökü durumuna getirilebilir (Zülfikar 1991: 45).

5. Alıntılarda, alınmayan kelime veya bölümle­rin yerine konulan üç nokta, yay ayraç içine alınabilir.

6. Bir söze alay, kinaye veya küçümseme anlamı kazandırmak için kullanılan ünlem işareti yay ayraç içine alınır: Adam, akıllı (!) olduğunu söylüyor.

7. Bir bilginin şüpheyle karşılandığını veya kesin olmadığını gös­termek için kullanılan soru işareti yay ayraç içine alınır: 1496 (?) yılında doğan Fuzuli…

8. Bir yazının maddelerini gösteren sayı ve harflerden sonra kapama ayracı konur:

I)             1)                   A)           a)

II)           2)                    B)           b)

Köşeli Ayraç ( [ ] )

1. Ayraç içinde ayraç kullanılması gereken durumlarda yay ayraçtan önce köşeli ayraç kullanılır: Halikarnas Balıkçısı [Cevat Şakir Kabaağaçlı (1886-1973)] en güzel eserlerini Bodrum’da yazmıştır.

2. Metin aktarmalarında, çevirilerde, alıntılarda çalışmayı yapanın eklediği sözler için kullanılır: “Eldem, Osmanlıda en önemli fark[ın], mezar taşının şeklinde ortaya çık[tığını] söyledikten sonra…” (Hilmi Yavuz)

3. Kaynak olarak verilen kitap veya makalelerin künyelerine ilişkin bazı ayrıntıları göstermek için kullanılır: Reşat Nuri [Güntekin], Çalıkuşu, Dersaadet, 1922. Server Bedi [Peyami Safa]

Kesme İşareti ( ’ )

1. Özel adlara getirilen iyelik, durum ve bildirme ekleri kesme işaretiyle ayrılır: Kurtuluş Savaşı’nı,Atatürk’üm, Türkiye’mizin, Fatih Sultan Mehmet’e, Muhibbi’nin, Gül Baba’ya, Sultan Ana’nın, Mehmet Emin Yurdakul’dan, Kâzım Karabekir’i, Yunus Emre’yi, Ziya Gökalp’tan, Refik Halit Karay’mış, Ahmet Cevat Emre’dir, Namık Kemal’se, Şinasi’yle, Alman’sınız, Kırgız’ım, Karakeçili’nin, Osmanlı Devleti’ndeki, Cebrail’den, Çanakkale Boğazı’nın, Samanyolu’nda, Sait Halim Paşa Yalısı’ndan, Resmî Gazete’de, Millî Eğitim Temel Kanunu’na, Telif Hakkı Yayın ve Satış Yönetmeliği’ni, Eski Çağ’ın, Yükselme Dönemi’nin, Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatı’na vb.

“Onun için Batı’da bunlara birer fonksiyon buluyorlar.” (Burhan Felek)

1919 senesi Mayıs’ının 19’uncu günü Samsun’a çıktım. (Atatürk)

Yer bildiren özel isimlerde kısaltmalı söyleyiş söz konusu olduğu zaman ekten önce kesme işareti kullanılır: Hisar’dan, Boğaz’dan vb.

Belli bir kanun, tüzük, yönetmelik kastedildiğinde büyük harfle yazılan kanun, tüzük, yönetmelik sözlerinin ek alması durumunda kesme işareti kullanılır: Bu Kanun’un 17. maddesinin c bendi… Yukarıda adı geçen Yönetmelik’in 2’nci maddesine göre… vb.

Özel adlar için yay ayraç içinde bir açıklama yapıldığında kesme işareti yay ayraçtan önce kullanılır:Yunus Emre’nin (1240?-1320), Yakup Kadri’nin (Karaosmanoğlu) vb.

Ek getirildiğinde Avrupa Birliği kesme işareti ile kullanılır: Avrupa Birliği’ne üye ülkeler…

UYARI: Sonunda 3. teklik kişi iyelik eki olan özel ada, bu ek dışında başka bir iyelik eki getirildiğinde kesme işareti konmaz: Boğaz Köprümüzün güzelliği, Amik Ovamızın bitki örtüsü, Kuşadamızdaki liman vb.

UYARI: Kurum, kuruluş, kurul, birleşim, oturum ve iş yeri adlarına gelen ekler kesmeyle ayrılmaz:Türkiye Büyük Millet Meclisine, Türk Dil Kurumundan, Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığına, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Başkanlığının; Bakanlar Kurulunun, Danışma Kurulundan, Yürütme Kuruluna; Türkiye Büyük Millet Meclisinin 112’nci Birleşiminin 2’nci Oturumunda; Mavi Köşe Bakkaliyesinden vb.

UYARI: Başbakanlık, Rektörlük vb. sözler ünlüyle başlayan bir ek geldiğinde Başbakanlığa, Rektörlüğe vb. biçimlerde yazılır.

UYARI: Özel adlara getirilen yapım ekleri, çokluk eki ve bunlardan sonra gelen diğer ekler kesmeyle ayrılmaz: Türklük, Türkleşmek, Türkçü, Türkçülük, Türkçe, Müslümanlık, Hristiyanlık, Avrupalı, Avrupalılaşmak, Aydınlı, Konyalı, Bursalı, Ahmetler, Mehmetler, Yakup Kadriler, Türklerin, Türklüğün, Türkleşmekte, Türkçenin, Müslümanlıkta, Hollandalıdan, Hristiyanlıktan, Atatürkçülüğün vb.

UYARI: Sonunda p, ç, t, k ünsüzlerinden biri bulunan Ahmet, Çelik, Halit, Şahap; Bosna-Hersek; Kerkük, Sinop, Tokat, Zonguldak gibi özel adlara ünlüyle başlayan ek getirildiğinde kesme işaretine rağmen Ahmedi, Halidi, Şahabı; Bosna-Herseği; Kerküğü, Sinobu, Tokadı, Zonguldağı biçiminde son ses yumuşatılarak söylenir.

UYARI: Özel adlar yerine kullanılan “o” zamiri cümle içinde büyük harfle yazılmaz ve kendisinden sonra gelen ekler kesme işaretiyle ayrıl­maz.

2. Kişi adlarından sonra gelen saygı ve unvan sözlerine getirilen ekleri ayırmak için konur: Nihat Bey’e, Ayşe Hanım’dan, Mahmut Efendi’ye, Enver Paşa’ya; Türk Dil Kurumu Başkanı’na vb.

3. Kısaltmalara getirilen ekleri ayırmak için konur: TBMM’nin, TDK’nin, BM’de, ABD’de, TV’ye vb.

4. Sayılara getirilen ekleri ayırmak için konur: 1985’te, 8’inci madde, 2’nci kat; 7,65’lik, 9,65’lik, 657’yle vb.

5. Belirli bir tarih bildiren ay ve gün adlarına gelen ekleri ayırmak için konur: Başvurular 17 Aralık’a kadar sürecektir. Yabancı Sözlere Karşılıklar Kılavuzu’nun veri tabanının Genel Ağ’da hizmete sunulduğu gün olan 12 Temmuz 2010 Pazartesi’nin TDK için önemi büyüktür.

6. Seslerin ölçü ve söyleyiş gereği düştüğünü göstermek için kullanılır:

Bir ok attım karlı dağın ardına

Düştü m’ola sevdiğimin yurduna

İl yanmazken ben yanarım derdine

Engel aramızı açtı n’eyleyim (Karacaoğlan)

Şems’in gözlerine bir şüphe çöreklendi: “Dostum ne’n var? Her şey yolunda mı?” (Elif Şafak)

Güzelliğin on par’etmez

Bu bendeki aşk olmasa (Âşık Veysel)

7. Bir ek veya harften sonra gelen ekleri ayırmak için konur: a’dan z’ye kadar, Türkçede -lık’la yapılmış sözler.

 

 

Nokta  
, Virgül
; Noktalı virgül
Üç nokta
? Soru
! Ünlem
Uzun çizgi
‟ ˮ Tırnak
‛ ’ Tek tırnak
Denden
( ) Ayraç
[ ] Köşeli ayraç
{ } Kaşlı ayraç
Kesme
^ Düzeltme (şapka) işareti
+ Toplama işareti, artı
Çıkarma işareti, eksi, kısa çizgi
x ve . Çarpma işareti, çarpı
÷ ve : Bölme işareti, bölü
/ Bölme işareti, bölü, eğik çizgi
\ Ters eğik çizgi
: Bölme, bölü, iki nokta
Karekök
= Eşitlik, eşit
Eşitsizlik, eşit değil
̴̳ Yaklaşık olarak eşit
± Eksiği veya fazlası
% Yüzde
Binde
Üs, dakika
§ ve ∫ Paragraf
./. Yazının arkası var, çeviriniz
./ ve · Son sayfa, bitti
* Kelimeden sonra dipnot; kelimeden önce varsayım
o Derece
=> Devam
Œ Devam; gönderme
~ Benzerlik, yaklaşıklık, denklik
> Büyüktür; dil bilgisinde çıkma
< Küçüktür; dil bilgisinde gelişme
*** Bölüm sonu işareti
  Türk lirası
$ Dolar
Avro
@ Kuyruklu a
Ó Telif hakkına sahip (copyright)
® Telif hakkı alınmış (registered)

 

 

İmla Kuralları Ders Notları

Değerli arkadaşlarım,

Bugünkü konumuz imla kurallarıdır.

İmla, “yazım kuralları” anlamına gelen Arapça bir kelimedir.  İmla kelimesi ayrıca “dolu” doldurulmuş” anlamına da gelir.

Türkiyede, imla kılavuzu çıkarmak ve imla kuraları ile ilgili değişiklik yapmak yetkisi Türk Dil Kurumuna aittir.

Şimdi ilk olarak ayrı yazılan birleşik kelimelere bakalım.

Biliyorsunuz, birleşik kelimeler bazı kurallardan dolayı bazen ayrı bazen bitişik yazılırlar. İşte ayrı yazılan bu kelimler:

1 Etmek, edilmek, eylemek, olmak, olunmak yar­dımcı fiilleriyle kurulan birleşik fiiller, ilk kelimesinde herhangi bir ses düşmesi veya türemesine uğramazsa ayrı yazılır: alt etmek, arz etmek, azat etmek, dans etmek, el etmek, göç etmek, ilan etmek, kabul etmek, kul etmek, kul olmak, not etmek, oyun etmek, söz etmek, terk etmek, var ol­mak, yok etmek, yok olmak

2          Birleşme sırasında kelimelerinden hiçbiri veya ikinci kelimesi anlam değişikliğine uğ­ramayan birleşik kelimeler ayrı yazılır.

a. Hayvan türlerinden birinin adıyla kurulanlar:

ada balığı, ateş balığı, dil balığı, fulya balığı, kedi balığı, kılıç balığı, köpek balığı, ton balığı, yılan balığı; acı balık, bıyıklı balık, dikenli balık vb.

ardıç kuşu, arı kuşu, çalı kuşu, deve kuşu, muhabbet kuşu, saka kuşu, tarla kuşu, yağmur kuşu; alıcı kuş, boğmaklı kuş, makaralı kuş vb.

ağustos böceği, ateş böceği, cırcır böceği, hamam böceği, ipek böceği, uçuç böceği, uğur böceği; ağılı bö­cek, çalgıcı böcek, sümüklü böcek vb.

at sineği, et sineği, meyve sineği, sığır sineği, su sineği, uyuz sineği vb.

deniz yılanı, ok yılanı, su yılanı; Ankara keçisi, dağ keçisi, yaban keçisi; fındık faresi, tarla faresi; dağ sıçanı, tarla sıçanı; Beç tavuğu, dağ tavuğu; ada tavşanı, yaban tav­şanı;

Bu hayvanlar gerçekten balık mı, kuş mu, sinek mi, yılan mı? Cevap “evet” ise ayrı yazım söz konusudur.

b. Bitki türlerinden birinin adıyla kurulanlar:

ayrık otu, beşparmak otu, çörek otu, eğrelti otu, güzelavrat otu, kelebek otu, ökse otu, pisipisi otu, taşkıran otu, yüksük otu; acı ot, sütlü ot vb.

ateş çiçeği, çuha çiçeği, güzelhatun çiçeği, ipek çiçeği, küpe çiçeği, lavanta çiçeği, mum çiçeği, yayla çiçeği, yıldız çiçeği; ölmez çiçek vb.

avize ağacı, ban ağacı, dantel ağacı, kâğıt ağacı, mantar ağacı, öd ağacı, pelesenk ağacı, tespih ağacı vb.

altın kökü, eğir kökü, helvacı kökü, meyan kökü; ek kök, saçak kök, yumru kök vb.

dağ elması, yer elması; çalı dikeni, deve dikeni; köpek üzümü, kuş üzümü; çakal armudu, dağ armudu; at kestanesi, kuzu kestanesi; can eriği, gövem eriği; kuzu mantarı, yer mantarı; su ka­mışı, şeker kamışı; dağ nanesi, taş nanesi; ayı gülü, Japon gülü; Antep fıstığı, çam fıstığı; sırık fasulyesi, soya fasulyesi; Amerikan bademi, taş bademi; Afrika menek­şesi, deniz menekşesi; Japon sarma­şığı, kuzu sarmaşığı; Hint inciri, kavak inciri; armut kurusu, kayısı ku­rusu; kaya sarımsağı, köpek sarımsağı; şeker pancarı, yaban pancarı vb.

kuru fasulye, kuru incir, kuru soğan, kuru üzüm

Bu bitkiler de anlam kaymasına uğramadıkları için ayrı yazılırlar.

baklaçiçeği (renk), narçi­çeği (renk), suçiçeği (hastalık) bakınız çiçek kelimesi anlamını kaybetmiş ve hastalık ismi olmuştur. O halde bitişik yazım söz konusudur.

Canımızı yakacak olan ise şu istisnalardır:

Ses düşmesine uğramış olan çöreotu (Çörek otu) ve yazımı gelenekleşmiş olan semizotu, dereotu bitişik yazılır.

c. Nesne, eşya ve alet adlarından biriyle kurulan birleşik kelimeler:

alçı taşı, bileği taşı, çakmak taşı, Hacıbektaş taşı, ki­reç taşı, lüle taşı, Oltu taşı, sünger taşı, yılan taşı; buzul taş, damla taş, dikili taş, kayağan taş, yaprak taş

ç. Yol ve ulaşımla ilgili birleşik kelimeler:

Arnavut kaldırımı; çevre yolu, deniz yolu, hava yolu, kara yolu, keçi yolu; köprü yol vb.

d. Durum, olgu ve olay bildiren sözlerden biriyle kurulan birleşik ke­limeler:

açık oturum, açık öğretim, ana dili, Ay tutulması, baş ağrısı (hastalık), baş belası, baş dönmesi, çıkış yolu, çözüm yolu, dil birliği, din birliği, güç birliği, iş birliği, iş bölümü, madde başı, ses uyumu, yer çekimi

e. Bilim ve bilgi sözleriyle kurulan birleşik kelimeler:

anlam bilimi, dil bilimi, edebiyat bilimi, gök bilimi, halk bilimi, ruh bilimi, toplum bilimi, toprak bilimi, yer bilimi; dil bilgisi, halk bilgisi, ses bil­gisi, şekil bilgisi

 

3. -r / -ar / -er, -maz / -mez ve -an / -en sıfat-fiil ekleriyle kurulan sıfat tam­laması yapısındaki birleşik kelimeler ayrı yazılır: bakar kör, çalar saat, çıkar yol, döner sermaye, güler yüz, koşar adım, yazar kasa, yeter sayı; çıkmaz sokak, geçmez akçe, görünmez kaza, ölmez çiçek, tükenmez kalem; akan yıldız, doyuran buhar, uçan daire vb.

4. Renk sözü veya renklerden birinin adıyla kurulmuş isim tamla­ması yapısındaki renk adları ayrı yazılır: bal rengi, duman rengi, gümüş rengi, portakal rengi, saman rengi; ateş kırmızısı, boncuk mavisi, çivit mavisi, gece mavisi, limon sa­rısı, safra yeşili, süt kırı vb.

5. Rengin tonunu belirtmek üzere renkten önce kullanılan sıfatlar ayrı yazılır: açık mavi, açık yeşil, kara sarı, kirli sarı, koyu mavi, koyu yeşil vb.

6. Yer adlarında kullanılan batı, doğu, güney, kuzey, güneybatı, güneydoğu, kuzeybatı, kuzeydoğu, aşağı, yukarı, orta, iç, yakın, uzak kelimeleri ayrı yazılır: Batı Trakya, Doğu Anadolu, Güney Kutbu, Kuzey Amerika, Güneydoğu Anadolu, Aşağı Ayrancı, Yukarı Ayrancı, Orta Anadolu, Orta Asya, Orta Doğu, İç Asya, İç Anadolu, Yakın Doğu, Uzak Doğu vb.

7. Kişi adlarından oluşmuş mahalle, bulvar, cadde, sokak, ilçe, köy vb. yer ve kuruluş adlarında, sondaki unvanlar hariç şahıs adları ayrı yazılır: Yunus Emre Mahallesi; Gazi Mustafa Kemal Bulvarı, Ziya Gökalp Bulvarı; Nene Hatun Caddesi; Fevzi Çakmak Sokağı, Cemal Nadir Sokağı; Koca Mustafapaşa; Kâzım Karabekir Eğitim Fakültesi, Sütçü İmam Üniversitesi vb.

8. Dış, iç, sıra sözleriyle oluşturulan bir­leşik kelime ve terimler ayrı yazılır: ahlak dışı, çağ dışı, din dışı, kanun dışı, olağan dışı, yasa dışı; ceviz içi, hafta içi, yurt içi; aklı sıra, ardı sıra, peşi sıra, yanı sıra vb.

9. Somut olarak yer belirten alt ve üst sözleriyle oluşturulan birleşik kelime ve terimler ayrı yazılır: deri altı, su altı, toprak altı, yer altı (yüzey); böbrek üstü bezi, tepe üstü (en yüksek nokta) vb.

10. Alt, üst, ana, ön, art, arka, yan, karşı, iç, dış, orta, büyük, küçük, sağ, sol, peşin, bir, iki, tek, çok, çift sözlerinin başa getirilmesiyle oluştu­rulan birleşik kelime ve terimler ayrı yazılır: alt kurul, alt yazı; üst kat, üst küme; ana bilim dalı, ana dili; ön söz, ön yargı; art damak, art niyet; arka plan, arka teker; yan cümle, yan etki; karşı görüş, karşı oy; iç sa­vaş, iç tüzük; dış borç, dış hat; orta kulak, orta oyunu; büyük dalga, büyük defter; küçük harf, küçük parmak; sağ açık, sağ bek; sol açık, sol bek; peşin fikir, peşin hüküm; bir gözeli, bir hücreli; iki anlamlı, iki eşeyli; tek eşli, tek hücreli; çok düzlemli, çok hücreli; çift ayaklılar, çift kanatlılar

 

Düzeltme işaretinin kullanılacağı yerler aşağıda gösterilmiştir:

Yazılışları bir, anlamları ve söylenişleri ayrı olan kelimeleri ayırt etmek için okunuşları uzun olan ünlülerin üzerine ko­nur: adem (yokluk), âdem (insan); adet (sayı), âdet (gelenek, alışkanlık); alem (bayrak), âlem (dünya, evren); aşık (eklem kemiği), âşık (vurgun, tutkun); hal (sebze, meyve vb. satılan yer), hâl (durum, vaziyet); hala (babanın kız kardeşi), hâlâ (henüz); rahim (esirgeme), rahîm (koruyan, acıyan); şura (şu yer), şûra (danışma kurulu)

Nispet ekinin, belirtme durumu ve iyelik ekiyle karışmasını önlemek için kullanılır: (Türk) askeri ve askerî (okul), (İslam) dini ve dinî (bilgiler), (fizik) ilmi ve ilmî (tartışmalar), (Atatürk’ün) resmi ve resmî (kuruluşlar

 

Türkçede a, e ünlüleri ile biten fiillerin şimdiki zaman çekiminde, söyleyişte de yazımda da a ünlüsü ı, u; e ünlüsü i, ü olur: başlıyor (<başla-yor), oynuyor (<oyna-yor), doymuyor (<doyma-yor), izliyor (<izle-yor), diyor (<de-yor), gelmiyor (<gelme-yor), gözlüyor (<gözle-yor)

Buna karşılık tek heceli olan demek ve yemek fiillerinde, söyleyişteki i ünlüsü yazıya da geçirilir: diyen, diyerek, diyecek, diyelim, diye; yiyen, yi­yerek, yiyecek, yiyelim, yiye, yiyince, yiyip vb. Ancak deyince, deyip sözlerindeki e yazı­lışta korunur

İki heceli bazı kelimeler ünlüyle başlayan bir ek aldıklarında ikinci hecelerindeki dar ünlüler düşer: ağız / ağzı, alın / alnı, bağır / bağrım, beniz / benzi, beyin / beynimiz, boyun / boynu, böğür / böğrüm, burun / burnu, geniz / genzi, göğüs / göğsün, gönül / gönlünüz, karın / karnı, oğul / oğlu; çevir- / çevril-, devir- / devril

Ünlüyle başlayan ek aldıklarında vurgusuz orta hecesindeki dar ünlüsü düşen kelimelerle oluşturulan ikilemelerde ikinci kelimenin dar ünlüsü düşmez: ağız ağıza, burun buruna, koyun koyuna (yatmak), omuz omuza, devirden devire, nesilden nesile, oğuldan oğula, şehirden şehire

İçeri, dışarı, ileri, şura, bura, ora, yukarı, aşağı gibi sözler ek aldıklarında sonlarında bulunan ünlüler düşmez: içerde değil içeride, dışardan değil dışarıdan, ilerde değil ileride, şurda değil şurada, burda değil burada, orda değil orada, yukarda değil yukarıda, aşağda değil aşağıda

 

Bağlaç olan da / de ayrı yazılır ve kendisinden önceki kelimenin son ünlüsüne bağlı olarak büyük ünlü uyumuna uyar: Kızı da geldi gelini de. Durumu oğluna da bildirdi. Sen de mi kardeşim? Güç de olsa. Konuşur da konuşur.

UYARI: Ayrı yazılan da / de hiçbir zaman ta / te biçiminde yazılmaz: Gidip de gelmemek var, gelip de görmemek var (Gidip te gelmemek var, gelip te görmemek var değil)

UYARI: Ya sözüyle birlikte kullanılan da ayrı yazılır: ya da

UYARI: Da / de bağlacını kendisinden önceki kelimeden kesme ile ayırmak yanlıştır: Ayşe de geldi (Ayşe’de geldi değil). Kitabın kapağına da dikkat et (Kitabın kapağına’da dikkat et değil)

Bağlaç Olan ki’nin Yazılışı

Bağlaç olan ki ayrı yazılır: bilmem ki, demek ki, kaldı ki vb.

Türk dili, dillerin en zenginlerindendir; yeter ki bu dil, şuurla işlen­sin. (Atatürk)

Geçmiş zaman olur ki hayali cihan değer.

Birkaç örnekte ki bağlacı kalıplaşmış olduğu için bitişik yazılır: belki, çünkü, hâlbuki, mademki, meğerki, oysaki, sanki. Bu örnekler­den çünkü sözünde ek aynı zamanda küçük ünlü uyumuna uymuştur.

Şüphe ve pekiştirme göreviyle kullanılan ki sözü de ayrı yazılır: Ders bitti, zil çaldı mı ki? Seni öyle göreceğim geldi ki.

Fiil Çekimi ile İlgili Yazılışlar

-a / -e, -acak / -ecek, -ayım / -eyim, -alım / -elim, -an / -en vb. eklerden önce gelen ünlü veya ekin geniş ünlüsü söyleyişe bakılmaksızın a / e ile yazılır: başlaya, gelmeye; başlayacağım, gelmeyeceksin; başlayayım, geleyim; başlayalım, gelmeyelim; başlayan, gelmeyen

Ek Fiilin Yazılışı

Ek fiilin çekimli biçimleri (idi, imiş, ise) ayrı yazılabildiği gibi bitişik olarak da yazılabilir.

Ünsüzle biten kelimelere bitişik olarak yazıldığında i ünlüsü düşer, ayrıca büyük ünlü uyumuna uyar: yorgun-du (yorgun idi), güzel-miş (güzel imiş), gelir-se (gelir ise) vb.

Ünlüyle biten kelimelere bitişik olarak yazıldığında araya y ünsüzü girer ve başındaki i ünlüsü düşer, ayrıca büyük ünlü uyumuna uyar: sonuncu-y-du (sonuncu idi), yabancı-y-mış (yabancı imiş), ne-y-se (ne ise) vb.

http://www.tdk.org.tr/index.php?option=com_content&view=category&id=50&Itemid=1

BAZI KELİMELERİN YAZIMI HAKKINDA

Değerli arkadaşlarım şu kelimeler her zaman soru olarak karşımıza çıkabilir, yazımına ve anlamına dikkat edelim:

 

Maydanoz

Dinozor

Laboratuvar

Sürpriz

Karnabahar

Kılavuz

Traş

Egzoz

Makine

Unvan

Atölye

 

Mütehassis- duygulanmış

Mütehassıs- uzman

Nüfuz etmek- etkilemek

Selef- eski

Halef- yeni

Porte- parasal değer

 

 

Herhangi

Herhalde

Herkes

Bu üç “her” bitişik yazılır diğer tüm “her”ler ayrı yazılır.

 

“şey”lerin hepsi ayrı yazılır:

Her şey

Bir şey…

 

“gün”lerden sadece “bugün” bitişik yazılır.

O gün

Her gün….

 

 

Vazgeçemek

Varsaymak

Öngörmek

Bitişik yazılırlar

 

Ne…ne de

Hem …hem de

Ya …ya da

 

Bitişik yazılan “ki”ler

SANKİ

OYSAKİ

MADEMKİ

BELKİ

A

HALBUKİ

ÇÜNKÜ

E

MEĞERKİ

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Büyük harflerin kullanımı ile ilgili şu hususlar önemlidir:

Unvanların  yazımında özel ismin önündeki  unvanların büyük harfle yazıldığını unutmayalım:

Ben Doktor Metin Bey’im.

Ben Çiftçi Ahmet Efendi’nin oğluyum.

Sokağa çıktığımızda Ayşe Teyze bize şekerleme verirdi.

Yalnız bu unvanların akrabalık bildirmesi halinde   özel ismin yanında da olsa küçük harfle yazılması mecburidir:

Ayşe teyzem bizimle uzun yıllar yaşadı.

 

Yön ismilerinde ise can alıcı nokta yer isminden önce mi sonra mı geldiğidir.

Yer ismi yön isminden önce gelirse yön ismi küçük harfle yazılır:

Burası Amerika’nın kuzeyidir.

Tersi olursa büyük yazılır:

Burası Kuzey Amerika’dır.

Kısaltmaların yazımında dikkat edilecek husus ise şudur:

Kurum isimleri ilk harfleri ile ve büyük harflerle kısaltılır ve bunlara glene ekler kısaltmaya göre şekillenir:

TBMM’ye      DSİ’den

Sadece T.C. kısaltmasında araya nokta konur.

Özel isim olmayan kelimelerin kısaltması küçük harfle başlar.

C. (cilt), s. (sayfa), bkz.(bakınız), vb. (ve benzeri), vs. (ve saire), is. (isim), sf. (sıfat),

hz. (hazırlayan), çev. (çeviren), ed. (edebiyat), fiz. (fizik), kim. (kimya)

 

EN ÇOK HATA YAPILAN HUSUS SORU EKİDİR. Çarşıda on adım atınız, mutlaka mi eki ile ilgili bir yanlış kullanım görünüze çarpar:

“mi” Soru Ekinin Yazımı

Hem isimlere hem de fiillere getirilen bir çekim ekidir.

” “-mİ”, kendinden önceki kelimden her zaman ayrı (bir kelime gibi) yazılır:

Gelecek miydin? (fiile)
Sen misin? (isme)
Geldi mi?, okuyor mu?, onlar mı?, özgün mü?…
Sen burada mısın?
Bizi duyuyor musunuz?

 

“de” ve “ki” bağlacı ile ilgili durum da bundan farklı değildir:

Her zaman kendinden önceki ve sonraki kelimelerden ayrı ve “de, da” şeklinde yazılır; bitiştirilmez, “te, ta” şeklinde yazılmaz.

“ya” ile birlikte kullanıldığında da ayrı yazılır: “ya da”
İsimlerden sonra da kullanılabilir, fiillerden sonra da.

Kelimenin son hecesine kalınlık-incelik bakımından uyar. Ama ünsüz uyumuna bağlı değildir, yani -te, -ta şekilleri yoktur.

Gölgende ban da bana da yer ver.
Ateşten kızaran bir gül arar da
Gezer bağdan bağa çoban çeşmesi.
Bu soruyu Ali de mi bildi?
Sorsan da söylemem.

 

“ki” Bağlacının, “-ki” İlgi Zamirinin ve “-ki” Yapım Ekinin Yazımı

Aşağıda bu bağlacın ve iki ekin birbirinden ayırt edilmesi için dikkat edilmesi gereken noktalar da verilmiştir.

Duydum ki unutmuşsun….

Bağlaç olan “ki” ayrı yazılır.

Arabadaki çanta

Nasıl çanta/ arabadaki/  sıfat yapım eki olan “ki” bitişik yazılır.

Bu çanta benim, seninki nerede?

Seninki / senin çantan /ilgi zamir olan “ki” bitişik yazılır.

 

Sayıların yazımında şu husus çok öenmilidir.

Harflerle yazılan birden fazla sayının her biri ayrı yazılır.

Yüz yirmi beş milyon, on altı, yedi yüz iki,

 

Tarihlerin Yazımı

a. Tarihler zaman birimi olarak en kısadan en uzuna doğru sıralanır: gg.aa.yyyy:
30 Haziran 1998
30.06.1998
30/06/1998

 

Yabancı Kelimelerde Büyük “i”nin Yazımı

Lâtin harflerini kullanan yabancı milletlerin yazı sistemlerinde büyük “i harfi noktasız yazılır. Ibsen, Indiana...

 

Satır Sonunda Kelimelerin Bölünmesi

Satır sonunda, yer kalmadığı için yarım kalan kelimelerin bölünmüş olduğunu, yani devamının altta olduğunu göstermek için satır sonunda kısa çizgi kullanılır:

… O zaman gördü ki, küçük çocuk, memleketlisi, minimini yavru ağlıyor. Ses-

sizce, titreye titreye ağlıyor.

Birleşik kelimeler de tek kelime gibi telâffuz edilerek heceleme buna göre yapılır.

……………………………………………………………………………………. ba-
şöğretmen Atatürk …………………………………………………………. il-
kokuldayken ………………………………………………………Karaosma-
noğlu’nun……………………………………………………..

Kelimeler satır sonunda ve başında bir tek harf kalacak şekilde bölünmez. Aşağıdaki gibi kullanımlar yanlıştır:

…………………………………………………………………………………..a-
rabayla ………………………………………………………………………u-
çurtmamızın ………………………………………………………….cami-
i …………………………………………………………………………….niha-
î………………………………..

Doğruları şöyle olacaktır:

……………………………………………………………………………..ara-
bayla ……………………………………………………………………uçurt-
mamızın ……………………………………………………………………ca-
mii ………………………………………………………………………….ni-
haî………………………………

Özel isimlerde ve rakamlarda kesme işareti satır sonuna geliyorsa ve kesme işaretinden sonraki kısmın alt satıra geçmesi gerekiyorsa bu durumda kısa çizgi kullanılmaz:

……………………………………………………… Geçen yıl Ankara’
daki akrabalarımıza ………………………………………………1996′
da ………………………………………….

 

İmla ile ilgili pekçok husus mevcuttur; ancak bizlerin BU KURALLARIN sadece yukarıda belirtilen kısmına uymamız dahi, yazılarımızı hatasız ve daha anlaşılır kılacaktır.

 

 

Başarılar dilerim. Yrd. Doç. Dr. Metin HAKVERDİOĞLU

 

 

Yanlış yazım ile ilgili günlük yaşamdan ilginç örnekler:

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

AYKIRI FİKİR!

Dilin inceliklerini öğrenme sürecini hızlandırmak

Toplumun özellikle genç kesimi Genel Ağ ve cep telefonu sayesinde şimdi daha çok yazı yazı­yor. Çok yazı yazmak, dilin inceliklerini öğrenme sürecini hızlandırır. Bir dil ne kadar çok yazılırsa, o kadar işlenir ve gelişir. Diğer diller gibi Türkçe de bilişim çağında Genel Ağ ve cep telefonu üze­rinden daha çok yazılıyor. “Eskiden mektup yazar­dık, bayramlarda posta kartı atardık” diyenlerin hayıflanmasına ve üzülmesine gerek yok. Onlar, nostalji (geçmişe özlem) olsun diye hâlâ mektup yazıp posta kartı atabilirler. Artık dünyanın hızla değiştiğini fark etmemiz ve bilişim çağına ayak uy­durmamız gerekiyor. Dünyanın değişmesiyle ha­berleşme biçimi de değişti. Telefonla konuşmanın pahalı olduğunu bilen insanlar ya bilgisayarının başına oturup uzun veya kısa e-postalar yazıyor ya da cep telefonunun tuşlarına hızla basarak kısa mesaj gönderiyor. Haberleşmede bir azalma, kısıt­lanma olduğunu söylenemez. Mesajlarda mektu­bun veya posta kartının sıcaklığını bulamayanlar belki de çağa ayak uyduramayanlardır.

David Crystal, önemli sonuçlar ortaya koyuyor. İnsanlar herhangi bir de­neye veya bilimsel çalışmaya değil, gözlemleri so­nucu elde ettikleri düşüncelerinin doğru olduğuna inanıyor. Hâlbuki, devrinden şikâyet ve geçmişe özlem, insanlığın asırlardır süren ortak vasfı değil midir? Yaşadığımız şartlardan her zaman şikâyet ediyoruz ve geçmişi özlüyoruz. Özlediğimiz geç­mişi, günümüzle nesnel olarak karşılaştırma im­kânımız yok. Böyle bir arayışın içinde de değiliz. Crystal, araştırmaları sonucunda kısa mesaj yazan gençlerin daha kolay iletişim kurduğunu söylüyor. Yazar, şimdiye kadar yanlış bildiğimiz veya inan­dığımızın aksine, cep telefonuna erken yaşta sahip olan çocukların dil gelişiminin daha hızlı olduğu­nu, kelime haznelerinin genişlediğini ve derslerde yüksek not aldıklarını da ortaya koyuyor.

Velhasıl, dilseverlerin endişelenmelerine ge­rek yok. Genel Ağ veya telefon mesajlarında sesli harfleri atarak kısaltma yapanlar, dili bozmuyor­lar. Aksine bireysel olarak kendi dillerini geliştiri­yor ve dilin daha yoğun biçimde kullanılarak öm­rünün uzamasına katkıda bulunuyorlar.

Türkçe için hiç endişelenmeyin. İki yüz mil­yon insanın kullandığı bir dilin öleceği endişesini taşımak, bilim insanlarını güldürüyor. Siz gururla Türkçe okuyup yazmaya devam edin yeter ki! Son yıllarda dile duyarlı geniş kitleleri endişelendiren dilde yaşananlar ise bir değişimden ibarettir. Bu değişimin yüzyıllardır devam ettiğini, günümüz­de olduğu gibi gelecekte de devam edeceğini dü­şünmek ve bilmek gerekir.

Kısa Mesaj Dili Türkçeyi Bozuyor mu? – Prof. Dr. Mustafa Argunşah

 

 

 

Posted in Makalelerim | TÜRK DİLİ DERSLERİ NOTLARI için yorumlar kapalı

ŞİİRLERİM

HAVF VE RECA

Dünya gözüyle gördüm ya bir kere
Kalbimde taht kurdun en olmaz yere
Yoramam ne hayra ne de şerlere
Bilirim kalacak bu giz mahşere

Mahşere kalsa da gördüğüm rüya
Kalbimde akseder billur bir suya
Baharlar beklerim hayalim bu ya
Bilirim dalacak sensiz uykuya

Uykuya dalsa da kaşları çatık
Kalbimde atıyor umutlar tık tık
Diyelim mahşerde gözümüz açtık
Bilirim dolacak tüm cennet ışık

Işıklar salmışsın sonsuz mahşere
Kalbimde taht kurdun en olmaz yere
Yoramam ne hayra ne de şerlere
Dünya gözüyle gördüm ya bir kere

Gazel
(Mihrî bugünün dilinde yazsaydı…)

Ben umardım ki seni yar ve vefadar olasın
Ne bilirdim ki canım böyle cefakar olasın

Bil ki sen cevr kitabından beni eksik komadın
Dostluğun hakkı ise ancak ola var olasın

Reh-i aşkında neler çektiğimi ey dost benim
Bilesin bir gün ola ‘aşka giriftar olasın

Sözüme uymadın ey asılası kalp dilerim
Zülfün uçlarına hep asıl da berdar olasın

Sen ki can gülşeninin bir taze gül goncasısın
Ne revadır ki her eğri dikene yar olasın

Beni âzâde iken aşka giriftar eyledin
Göreyim sen de benim gibi giriftar olasın

Beddua etmedim amma o Hudadan dilerim
Bir senin gibi cefakara heveskar olasın

Şimdi bir halde ki gönlüm acıyan düşmanına
Der ki Lâ Edri gibi sen de siyahkâr olasın

BOZKURTLAR DİRİLİYOR
Yeter ettiğin zulüm
Yeter saldığın ölüm
İşte diyorum sözüm
Köhne dünya bil artık
Bozkurtlar diriliyor!

Ya adalet ver bize
Ya son ver şu boş söze
İşte diyorum yüze
Gözyaşını sil artık
Bozkurtlar diriliyor!

Ey turanın bülbülü
Ey cihanın şen gülü
Gözletme sağı solu
Bir kez olsun gül artık
Bozkurtlar diriliyor!

Âleme nizam verdik
Ruhlara selam derdik
Hem kağandık hem erdik
İslam bana yol artık
Bozkurtlar diriliyor!

Gittiğin günden beri
Zulüm sardı her yeri
Yalvarırım dön geri
Türk yenilmez ol artık
Bozkurtlar diriliyor!

Mavi gök bassa bile
Kara yel esse bile
Haram yol kesse bile
Çok bekletme de artık
Bozkurtlar diriliyor!
Bozkurtlar diriliyor!
Bozkurtlar diriliyor!

Sana her dem olabilsem bile vâsıl cânân
Niye bilmem gelemez gönlüme itmân bir ân

Zaman

Beni benden alacaktın niye güldün yüzüme
Hani sonsuz olacaktın yine geldin sözüme
Zaman olmaz sana bağlanmaya imkan ü mekan
Hani gençlik hani şenlik niye döndün güzüme

TÜRKLÜK ŞARKISI

Bir kardeşlik destanı
olur bizim şarkımız
Dünyaya nizamını
verir bizim ırkımız
Mazlumun yanındayız
budur bizim farkımız

Bir kardeşlik fermanı
olur bizim şarkımız
Kürşat’la sarayları
yıkar bizim kırkımız

Dünya bir çadır misal
o bizim durağımız
Güneş ki bayrağımız
Türklüğe çerağımız
Adalet bir küheylan
o bizim burağımız

Bir kardeşlik meydanı
olur bizim şarkımız
Kürşat’la sarayları
yıkar bizim kırkımız

Metinî âleme yön
verir bizim ırkımız
Türk İslam nurlarıyla
döner bizim çarkımız
Zalime sur oluruz
budur bizim farkımız

Bir kardeşlik destanı
olur bizim şarkımız
Kürşat’la sarayları
yıkar bizim kırkımız

Anladım Bilmedin Gönül Yaramı Cânân
Bilmedin Anladım Yaramı Gönül Her An
Gönül Yaramı Bilmedin Anladım Hicrân
Yaramı; Gönül, Anladım Bilmedin Suzân
Cânân Her An Suzân Hicrân Bilmedin

Dünya Telaşı

Bir kuş gibi ömrüm elimden uçtu
Dünya telaşında geçti günlerim
Bu nasıl bir işti bu nasıl kuştu
Bir güle konmuştum uçtu günlerim

Bir telaş bir telaş bir telaş geçti
Görmedim çiçekler ne zaman açtı
Aklım anlamadı feleğim şaştı
Son kadeh sunmuştum içti günlerim

Yıldızlar gökte mi kiraz dalda mı
Baharlar bitti de kefen yolda mı
Mutluluk söyleyin para pulda mı
Sonsuzdur sanmıştım kaçtı günlerim

Ağlasam inlesem artık nafile
Telaşlar içinde geçti kafile
Dönmez ki bir ömür ah u vâh ile
Köz olup yanmıştım saçtı günlerim

Metinî yok mudur bu derde ilaç
Ağardı bembeyaz, pamuk mu bu şaç
Uçup uçup gitti seninçün çok geç
Bir dala konmuştum uçtu günlerim

Sonsuzdur sanmıştım geçti günlerim

Metin Hakverdioğlu

Fâ’ilâtün Fe’ilâtün Fe’ilâtün Fe’ilün
Bir bahar yollara düşmüş gidiyor… âh ki ne âh
Bir ömür yıllara küsmüş gidiyor… vâh ki ne vâh
Bir seven dillere düşmüş diyor… eyvah eyvâh
Âh ü eyvâh… ki eyvâh… ki eyvâh… eyvâh!
Bir bahar çöllere düşmüş gidiyor… dön bak.
Metin Hakverdioğlu

Hüma Kuşu

Bir asır bekleriz ey hüma kuşum
Baharlar yazlara döndü gelmedin
Bin asır sürecek belki de kışım
Yazlarım buzlara döndü gelmedin

Gökler yıldızları sağdı yerlere
Geceler kapkara çöktü her yere
Bir ışık Allah’ım çıktık mahşere
Kaynayan sularım dondu gelmedin

Ne olur nevruzda çiçeklerle gel
Sevgi sal üstüme yüreklerle gel
Ülkü ülkü yücel dileklerle gel
Ülkümün ülkesi yandı gelmedin

Bir asır bekleriz ey hüma kuşum
Gelmedin gelmedin farıdı yaşım
Bin asır sürecek belki de kışım
Yazlarım buzlara döndü gelmedin

Metin Hakverdioğlu

NİGARİ DEYİŞLER
Her bühtandan ayrıyız, hiç demedik gayrıyız;
Doğru yoldan yürürüz, bir muhlis ins ü cânız
Kim ki bize taş atar, gül olur bize batar;
Kalbinde tek aşk yatar, bir hâlis âşıkânız.
Gelmedik dava için, gülmedik dünyâ için;
Sevmedik kübrâ için, bir âciz garibânız.
Allah’adır arzımız, kullara yok sözümüz;
Hakk’a döndük yüzümüz, bir garip zâhidânız.
Karabağ’dan göçsek de, Amasya’yı seçsek de;
Bu dünyadan geçsek de, bir fani dervişânız
Hamza Nigârî sözü, inci mercandır özü;
Hakk’a dönmüşdür yüzü, bir ârif şâirânız.
Allah’ı Muhammed’i âlî seven dostânız
Ne Sünnî’yiz ne Şiî, bir hâlis Müslümanız.
Metin HAKVERDİOĞLU

OLDU MU?

Mecnun olup aşk çölünde kaldım da
Merak ettim Leyla’m beni andı mı?

Ateşlere Kerem gibi daldım da
Merak ettim Aslı’m bana yandı mı?

Şu dağları Ferhat olup deldim de
Merak ettim Şirin suya kandı mı?

Kamber- vari kırık sazım çaldım da
Merak ettim Arzu’m eve döndü mü

Metini’yem zemheride öldüm de
Merak ettim gonca gülüm dondu mu?

TUYUĞ
Ruhunun sonsuz cinânından bahar gülmüş sana
Belki cennet bahçesinden bir haber salmış sana
Der ki artık şu cihândan bık da gel benden yana
Ey Metînî geç bu candan emr-i Hak gelmiş sana

BU KAR
bu kar bu kar bu kar bu kar
bir gün olur benden bıkar
bu kar bu kar bu kar bu kar
yolum anılara çıkar
bu kar bu kar bu kar bu kar
bir gün yüzümüze yağar
bu kar bu kar bu kar bu kar
nur olur kabrime sızar
Bu kar bu kar bu kar bu kar
firkat olur kalbim yakar
Bu kar bu kar bu kar bu kar
Bir gün olur benden bıkar.

Akademisyen Manifestosu
Biz münevverler olarak,
Söz veririz ki,
Biz,
Görmeyenlere göz,
Duymayanlara söz,
Gülümseyen bir yüz,
Üşüyen kalplere yaz,
Çıkılmayan dağlara iz,
Duran çarklara hız,
Çıplak kalana bez,
Ağlayan gencime diz,
İlim yolunda hız,
Düşman için giz,
Millet için biz,
Olacağız.
Biz,
Hainler için sur.
Türklük için gurur,
Atalar için onur,
Öğrencimizle mağrur,
Musa’nun çıktığı Tur,
İsa’nın yoğurduğu hamur,
Süleyman’ın yolundaki mur,
Peygamberimin alnında nur,
Olacağız.
Biliyoruz ki,
Biz olmazsak,
Atomu bölemezdi insan,
Damarda sıhhatle akmazdı kan,
Duygular kalplerde bulmazdı can,
Fikirler uçuşmazdı her an,
Belki de okunmazdı Kur’an,
Viran olurdu bu dünya, viran,
Bilinmezdi ne can ne de canan,
Bulamazdı güzelliği inan,
Olamazdı Yavuz’a râm cihan,
Gezemezdi Kanuni’de o kan,
Veremezdi Atatürk’e vatan,
Türk’e nasip olamazdı bu şan.
Diyoruz ki,
Bizim,
Kopar belki ama eğilmez başımız,
Cübbemizde düğme kabul etmez kumaşımız,
Ademle birdir ilim yaşımız,
Cennete çevirmektir memleketi düşümüz,
Hak ve adalet dağıtmaktır işimiz,
İlim yolunda çatılmaz kaşımız,
Türk oğlu Türk’e dönüştürür aşı’mız,
Kim yerse helalinden aşımız,
Kapımız açıktır yok asla şaşımız,
Hainlere yaman olur kışımız,
Dostlarına sevgi dolu içimiz ve dışımız,
Biz olmasak diyoruz,
Nasıl yetişecek bahçemizde gül,
Nasıl öpülecek saygı ile el,
Nasıl şakıyacak bilgi ile dil,
Nasıl enerjiye dönüşecek yel,
Nasıl nameleri döktürecek tel,
Nasıl barış dolu olur her il,
Nasıl insan olur şu kupkuru kil,
Nasıl kardeş olur sağ ile sol,
Nasıl nizam-ı âleme bulunur yol,
Nerde bulunacak ibadetli kul,
Nerde bulunacak harcanacak pul,
Nerde bulunacak huzurumuz bol,
Nasıl Türk’e denir gel de baş ol.
Biz olmalıyız
Çünkü,
Biz,
Görmeyenlere göz,
Duymayanlara söz,
Gülümseyen bir yüz,
Üşüyen kalplere yaz,
Çıkılmayan dağlara iz,
Duran çarklara hız,
Çıplak kalana bez,
Ağlayan gencime diz,
İlim yolunda hız,
Düşman için giz,
Millet için biz,
olacağız.
Biz münevver olacağız.
(Hocam Nejat SEFERCİOĞLU’ndan Mülhem) Metin HAKVERDİOĞLU

Gazel

(Mihrî bugünün dilinde yazsaydı…)

 

Ben umardım ki seni yar ve vefadar olasın

Ne bilirdim ki canım böyle cefakar olasın

 

Bil ki sen cevr kitabından beni eksik komadın

Dostluğun hakkı ise ancak ola var olasın

 

Reh-i aşkında neler çektiğimi ey dost benim

Bilesin bir gün ola ‘aşka giriftar olasın

 

Sözüme uymadın ey asılası kalp dilerim

Zülfün uçlarına hep asıl da berdar olasın

 

Sen ki can gülşeninin bir taze gül goncasısın

Ne revadır ki her eğri dikene yar olasın

 

Beni âzâde iken aşka giriftar eyledin

Göreyim sen de benim gibi giriftar olasın

 

Beddua etmedim amma o Hudadan dilerim

Bir senin gibi cefakara heveskar olasın

 

Şimdi bir halde ki gönlüm acıyan düşmanına

Der ki Lâ Edri gibi sen de siyahkâr olasın

 

 

 

 

 

 

Oldu mu?

Mecnun olup aşk çölünde kaldım da
Merak ettim Leyla’m beni andı mı?

Ateşlere Kerem gibi daldım da
Merak ettim Aslı’m bana yandı mı?

Şu dağları Ferhat olup deldim de
Merak ettim Şirin suya kandı mı?

Züleyha-tek öz aşkımın əzəli.
Yusuf beni gerçek aşık sandı mı?

Kamber- vari kırık sazım çaldım da
Merak ettim Arzu’m eve döndü mü

Metini’yim zemheride öldüm de
Gonca gülüm benim ile dondu mu?

 

GAZEL

Tâze goncam gül ki bir gün mutluluk elden gider

Bir bakarsın bülbül ölmüş ses soluk elden gider

 

Aynı dünyâ aynı hülyâ aynı mâî kubbeden

Kâm alınmaz hep inan ki pek  çabuk elden gider

 

Her ne gün kî sensiz olmak belki mümkündür derim

Sen nigârın kâmetin gördükte ok elden gider

 

Bir ateş gözden çalınmış türlü fitnen var senin

Ol gözün efsunlamış kî varla yok elden gider

 

Bilmedim ben, sen neyimsen, hem senin ben neyinem

Buldu Lâ Edrî  murâdın her mülûk elden gider

 

Heyhat

Saadet güneşi doğacak bir gün

Seni gözlediğim mavi denizden

Lakin,

Şu an,

Ağlıyor kalbim deniz artık ölgün

Ufukta batan güneş şimdi yorgun

 

Saadet güneşi doğacak bir gün

Seni gözlediğim mavi denizden

Bil ki ,

Şu an,

Ağlıyor gonca bahçe sensiz solgun

Ufukta batan güneş sensiz yorgun

 

Saadet güneşi doğacak bir gün

Seni gözlediğim mavi denizden

Sanki,

Şu an,

Ağlıyor bülbüller yine dalgın

Ufukta batan güneş yine yorgun

 

Heyhat,

Elbet,

Saadet güneşi doğacak bir gün

Seni gözlediğim mavi denizden

Ancak

Şu an,

Doğmuyor güneşler sanki dargın

Kalbim uzak denizlere sürgün.

NİSYAN

Âh isyanım nisyanıma
Oysa ilaçtır yarama.

Uçurumlardan düşerim,
Tozlu nisyan çukuruna.

 

İnan, mutluysam biraz da,

Onun sayesinde aslında.
Çalışmalıysan onun yüzünden.
Korkuyorsam çıldırmaktan,
Sığınıyorum onun  tozlu kollarına.

 

Biliyorum iyi değil.
Ama başka çarem yok,
Bırak düşeyim yollarına.

Yoksa çıldırmamak elde değil.

 

İsyanım mı nisyanımdan ,
Nisyanım mı isyanımdan.
Bilmiyorum.
Bilerek kendimi atıyorum,
Senin derin uçurumlarına.

 

Görüyorum herkes aynı.
Onlar da  bu işte mazur.
Yoksa nasıl dayanır bir ana yüreği,
Yavrusunun yokluğuna…

 

Nisyanım yorganım.
Nisyanım, ah yorgunum.
Hayatım tekrarlar elinde tekerrür.
Nisyanım. İşte bundan isyanım.

Nisyanım. Ben bir insanım.
Sığınağım, korunağım, durağım.
Beynimin yeli, aklımın seli.
İyileri alma ne olur!

 

 

 

VAKTİDİR

 

Dostum, ayrılık vakti gelmişse

Aşktan.

O şarkıyı çalamazsın yine baştan.

Âh,

O bir Eftelya,

sen bir Paskal, çoktan…

Bak!

Oyun bitmiş,

Perde inmiş, yaş geçmiş!

 

 

Artık ayrılık vakti gelmişse

Aşktan.

O şarkıyı çalamazsın yeni baştan.

Âh,

O bir Finten

Sen bir Davalaciro

Kanlar akmış,

Gemiler batmış, Kuasimodo!

 

Gülüm, ayrılık vakti gelmişse

Aşktan.

Son şarkıyı çalamazsın yeni baştan.

Âh,

O bir Leylâ, sen bir Mecnûn,

Ayrılık!

Bak,

Hasret çekmiş, çöller yakmış, yok artık!

 

Artık ayrılık vakti gelmişse

Aşktan

O şarkıyı çalamazsın yeni baştan

Ahmet Cemil,

O Lâmiâ, yok, yok artık!

Mavi gözler, şiir sözler,

Boş, boş artık!

 

Metin HAKVERDİOĞLU

 

 

 

 

 

 

 

 

 

MA!

 

Tarifsiz bir ânı yaşamış kalbim,

Dinle! Senle de olmuyor sensiz de.

 

Acizlik nasıl şey elbet bilirim;

Anla! Senle de olmuyor sensiz de.

 

Sizi seviyorsam bundan size ne!

Gülme! Senle de olmuyor sensiz de.

 

Gökyüzüm maviye doyar mı diye,

Sorma! Senle de olmuyor sensiz de.

Sarışın Tahmis

Yaprağın son demi,  son bahârıdır.

Toprağın son gülü,  son bir hârıdır.

Sonlara dayanmak, kalpsiz kârıdır.

Dayan kalbim dayan, yangındır söner,

Mavilerle gitmişse, onlarla döner.

Bir fener bu dünya, yanar ve söner.

Gözünün yaşına, bakmadan gider.

Gençlik de böyledir, demezsin “yeter”.

Dayan kalbim dayan, yangındır söner,

Goncalarla gitmişse onlarla döner.

 

TAHMİS

 

Bir değil bin âh ile sînemde mihmândır elem

Ey güzeller serveri âh şimdi mümkün mü gülem

Bir ümitsiz yalvarıştan gerçek olsa mucizem

Amma lâkin âh ile sînemde mihmandır elem

Ey güzeller serveri âh şimdi mümkün mü gülem

 

Söyle sensiz bu cihanda gonca güller açmasın

Gökyüzüm artık gözünden mavilikler içmesin

Söyle gönlümden saâdet son diyâra uçmasın

Bir değil bin âh ile sînemde mihmândır elem

Ey güzeller serveri âh şimdi mümkün mü gülem

 

FÂİLÂTÜN  FÂİLÂTÜN  FÂİLÂTÜN  FÂİLÜN

Mihman: misafir

Sever: baş

 

 

Her neye baksa gözün bil sırr‐ı Sübhân andadır

 

Her neye baksa gözün bil sırr‐ı Sübhân andadır,

Her ne işitse kulağın mağz‐ı Kur’ân andadır.

Her şeye mahlûk gözüyle baksan ol mahlûk olur,

Hak gözüyle bak ki bî‐şek nûr‐i Yezdân andadır.

Kesret‐i emvâca bakma cümle bir deryâ dürür,

Her ne mevci kim görürsün bahr‐ı ummân andadır.

Vahdeti kesrette bulmak, kesreti vahdette hem,

Bir ilimdir ol ki kamu ilm‐ü irfân andadır.

İbret ile şeş cihetten görünen eşyâya bak,

Cümle bir âyînedir kim vech‐i Rahmân andadır.

Söyleyen ol, söylenen ol, gören ol, görünen ol,

Her ne var âlâ ve esfel bil ki cânân andadır.

Mazhar‐ı tammı veli Âdem yüzüdür şüphesiz,

Künh‐ü zâtı hem sıfâtı cümle yeksân andadır.

Haşr u neşr ile Sırât u dûzah u mâlik azab,

Hem dahi Rıdvân u cennet hûr u gılmân andadır.

Görünen sanma Niyâzî’ nin heman sen mülkünü,

Gönlü bir virânedir genc‐i pinhân andadır.

Niyaz-i Mısri

 

Öyle Bakma

 

Ne olur hüznü alıp koynuna,

öyle bakma

Ne olur inciler takıp gerdana,

öyle bakma

Ne olur saçını atıp arkana,

öyle bakma

Ne olur kaşını çatıp da cama,

öyle bakma

Ne olur boynunu  büküp kalpleri

öyle yakma

 

Dudağında acıdan bir tebessüm

olmasın

Gözlerinde gülücükler şu soğukta

solmasın

İçindeki fırtınayı bırak eller

bilmesin

Ne olur kaşını çatıp da cama,

öyle bakma

Ne olur boynunu büküp kalpleri

öyle yakma

 

 

Yağmur Duası – Sezai Karakoç (1951)

Ben geldim geleli açmadı gökler;

Ya ben bulutları anlamıyorum,

Ya bulutlar benden bir şey bekler.

Hayat bir ölümdür, aşk bir uçurum…

Ben geldim geleli açmadı gökler

Bir yağmur bilirim, bir de kaldırım:

Biri damla damla alnıma düşer;

Diğerinde durup göğe bakarım.

Ne şehir, ne deniz kokan gemiler:

Bir yağmur bilirim, bir de kaldırım.

Nedense aldanmış bir gece annem,

Afsunlu bir gömlek giydirmiş bana.

İşte vuramadı gökler bana gem,

Dinmedi içimde kopan fırtına.

Nedense aldanmış ilk gece annem.

Biri çıkmış gibi boş bir mezardan,

Ortalıkta ölüm sessizliği var.

Bana ne geldiyse geldi yukardan,

Bana ne yaptıysa yaptı bulutlar,

Biri çıkmış gibi boş bir mezardan.

İyi ki bilmiyor kalabalıklar

Yağmura bakmayı cam arkasından,

İnsandan insana şükür ki fark var;

– Birine cennetse, birine zindan –

İyi ki bilmiyor kalabalıklar.

Yağmur duasına çıksaydık dostlar,

Bulutlar yarılır, hava açardı.

Şimdi ne ihtimal, ne imkân var.

Göğe hükmetmekten kolay ne vardı,

Yağmur duasına çıksaydık dostlar!

Ben geldim geleli açmadı gökler;

Ya ben bulutları anlamıyorum,

Ya bulutlar benden bir şey bekler.

Hayat bir ölümdür, aşk bir uçurum;

Ben geldim geleli açmadı gökler.

 

 

 

 

İMARETTEN GEÇERKEN

Dr. Metin HAKVERDİOĞLU

 

Dün İmâretten geçerken anladım ki rûhumuz

Şu Amasya şehrinin sonsuz bahârında susuz

 

Kalbimin zümrüt tepesinden kopardın bir nidâ

Huzr ile doldu bu gönlüm kaldırımda kaldı da

 

Mâverâya uzanan bir ses ezandan çağladı

Bunca yıldır aç olan kalbim bu sesle ağladı

 

O azâmet karşısında hep kesildi nefesim

Sanki sonbahârıma estirdin ılık bir nesim

 

Ey azîz mâbet yüce mâbet güzel mâbet nesin

Aldı benden benliğimi âh o uhrevî sesin

 

Bahçe kapından girerken anladım tevâzuyu

Sanki mağrur nefsime baş eğdirir alçak boyu

 

Kaç gönüle tattırırsın bu doyulmaz arzuyu

Şu şadırvandan içerken Kevsere benzer suyu

 

Âh yağarken üstüme ol an ezanlar nûr nûr

İşte rûhum buldu târifsiz derinden bir huzur

 

Bir tarafından bakarım diz çöken cilt cilt ilim

Bir tarafından bakarım aç bırakılmaz yetim

 

Ferhad ü Şîrîn misâli âşığın iki çınar

Kaç ömürdür terk edemez el duâda hep yanar

 

Bu şehir senden akan nurlarla yıkansa ne var

Geçmişin şimdiye birden aşkla uzansa ne var

 

Bir de baksam gitmişim ceddimin o pâk devrine

Bir kulak ver bak neler der Mihri Hâtun dinle ne

 

“Şöyle teşhîs eyledim Mihrî cihânın lezzetin

İlm ile savm u salat imiş kalanı hiç imiş”

 

Yandı tüm kandillerim gönlümde bir an aşk ile

Mihri bu söz koydu son noktayı kalmaz müşkile

 

Seni yaptıran yapan bildim girer şol Cennete

Âh emînim ceddimiz ermiş huzurla himmete

 

“Kimdir ol Sultân Ahmed ibn-i Sultân Bâyezîd

Gicesi kadr olsun onun dâimâ gündüzü ıyd”

 

Bâyezîd ses verdi birden titredim pek âniden

Türbesinden canlanıp gelmiş gibi ol yeniden

 

“Kande varam sâye-i serv-i bülendim var iken

Kime kul olam senin gibi efendim var iken”

 

Mir Nigârî bir taraftan başladı sözlerine

Ol Muhammed âşığı yüz sürdü hep izlerine

 

“Hamdülillah ey azîzim kim senin kurbânınam

Feyz-i kurbet bulmuşam kim küşte-i peykânınam”

 

Çift vavı Hamdullahın hû hû çeker karşımdan

Doldu rûhum çıktı aklım âh o an başımdan

 

Sen şehâdet parmağından inletirken gökleri

Çifte hâfızlar içerden çınlatır kubbeleri

 

Kubbenin altında şimdi tekbirinle pek derin

Hisler aldım mağrur oldum âh huzur buldum demin

 

Ben müezzin mahfilinden dinler iken tekbiri

Bir imam yaktı yanık sesler içinde gökleri

 

Taş ve topraktan olamazsın sen ey mâbet medet

Âh seninle pek güzelmiş pek güzelmiş ibadet

 

Bak Yeşilırmak akarken sonsuza gün gün Metîn

Bu azîz mâbet görülsün hep övünsün milletin

 

Dün imâretten geçerken anladım ki rûhumuz

Şu Amasya şehrinin engin baharında susuz

 

Gideceksin biliyorum

 

Gideceksin biliyorum.

Adım gibi hem de,

Üç vaktin birinde,yarım bırakıp bu öyküyü,

Dertlerimi azdırıp,

Şiirleri küstürüp,

Şarkıları susturup gideceksin.

 

Çakallar’a bahar gelmeyecek belki bir daha,

Yeşilırmak yeşil akmayacak belki,

Halkalı Sokakta, Torumtay’da.

Yüz kapısında Yüzevler’in.

Ayak izlerimi süpürmeyecek çöpçüler.

Ve gece bekçileri,

Düdük çalmayacak ardım sıra.

Adın kalmayacak taş duvarlarda,

Başıma uçacak bu kentin bütün binaları.

 

Kapayıp kapıları çıkıp da gideceksin!

Dağları üzerime yıkıp da gideceksin!

 

Gideceksin biliyorum,

Adım gibi hem de.

Üç vaktin birinde, yarım bırakıp bu öyküyü

 

Maviden öteye renk,

Sevgiden kutsal kavram,

Ölümden öteye adres yok.

Sen yoksan, hiçbir şey yok.

Ne rüzgarda saçların kısrak yelesi,

Ne çise düşmüş toprakta kokun,

N ede bütün pembeler de dudakların var.

Yok bile yok, bütün lugatlarda.

Kaldırımları yok bu kentin.

Sokakları yok parke taşlı.

Kerpiçten evleri yok artık yıkık dökük,

İnsanları bile yok anla işte!

Bil cümlesi defnedilmiş Tekirdede’ye

Bir çırpıda,

Balık istifi,

Koyun koyuna mahrem sayılmadan.

Su gibi…sabun gibi…gökte bir yıldız gibi…

 

Düşten bir nehir gibi akıp da gideceksin

Bu şehri baştan başa yakıp da gideceksin.

Gideceksin biliyorum,

Adım gibi hem de;

Üç vaktin birinde,yarım bırakıp bu öyküyü

 

Işıkları söndürüp,

Kepenkleri kapatıp,

Paslı bir kilit vurup, iflas etmiş yüreğime.

Kâh bir kedi yavrusu gibi, kasap kapısına

Kâh günah çocuğu gibi cami avlusuna.

Arkana bile bakmadan, koşarcasına

Bu sevdaya baş komadan,

Gözlerimde yaş komadan,

Taş üstüne taş komadan gideceksin.

Seninle gidecek sana ait ne varsa

Bir ben kalacağım bu kentin orta yerinde

Bir başıma,

Paramparça,

Darmadağın,

Ve kan tükürdüğüm kaldırımlar.

Kalp yetmezliği,

Karaciğer yetmezliği,

Ve kendime yetmezliğim.

Yetmezlikler içinde

Bir deli daha eklenecek sokaklarına

 

Tırnak uçlarına kadar kara sevdalı

Ve kızılca kıyamete atılmış, yorgun yüreğiyle

Hakkını helâl edip,

Aşkımı yalan edip,

Gönlümü talan edip,

Acıları gönlüme ekip de gideceksin

Savurup saçlarını çekip de gideceksin.

 

Gideceksin biliyorum,

Adım gibi hem de;

Üç vaktin birinde, yarım bırakıp bu öyküyü

 

Ya bir Eylül akşamı yapraklar dökülürken,

Ya bağ bozumunda Ekim ayında,

Ya da Kasım da göçmen kuşlara yoldaş olup,

Kırağı düşerken kasım patlara,

Beni öksüz,

Beni darmadağın,

Beni anadan üryan bırakıp,

Memleketin orta yerinde

Biliyorum gideceksin;

Şiir, mektup ne varsa çöpe doldurup,

Parçalayıp bütün fotoğrafları,

Gırtlağına basıp bütün anıların,

Ve anasını ağlatıp umutlarımın yediden yetmişe.

Sır yüklü, sabır yüklü, kahır yüklü

Bana bile söylemeden sevdiğini

 

Yüreğime köz bırakıp,

Beni bana küs bırakıp,

Kapkara bir yas bırakıp,

 

Unut beni elveda deyip de gideceksin,

Diri diri mezara koyup da gideceksin.

 

Mehmet HOPAL

Kıta

 

Mefâîlün Mefâîlün Mefâîlün Mefâîlün

 

 

Geçersem gonca güller tek şu âlem-i emânetten

Kokan benden değil senden solan benden değil senden

 

Gülersem bin saadetten uçarsam bir kerâmetten

İnan benden değil senden yalan benden değil senden

 

Eğer  bir gün şu dünyâ mâvi düşler kurdurursa yâr

İnan  benden değil senden cinan benden değil senden

 

Adım Mecnûn yönüm çöllerse hep inlersem âh zâr zâr

Figan benden değil senden inan benden değil senden

 

Kerem yanmışsa Aslı’mdan  Mem’im ölmüş Zin aşkından

Giden  benden değil senden ölen benden değil senden

 

Metin gönlün harâb olmuş bu aşklardan kebâb olmuş

Serâb olmuş türâb olmuş yanan benden değil senden.

 

 

 

 

Gazel

 

Fâilâtün Fâilâtün Fâilâtün Fâilün

 

Sana ey gonca gülüm yar mı nigarım mı diyem?

Yoksa kalbimde yanan şûle-i nârım mı diyem?

 

Bilmezem gözlere âfet sana cennet mi denir?

Şaşmışam âh gül-i ra’nâ per-i  hûrim mi diyem?

 

Belki bir gün sana gelmek yine mümkün olacak,

Peki gelsin dediğin gün sana yârim mi diyem?

 

Bir saadet demi olsun yaşasın senle gönül,

Mâi hülyâ deli deryâ sana vârım mı diyem?

 

Gel Metînî bu gönül hânesi  vîrân olusar,

Ona şimden girü külhan sana hârım mı diyem?

 

Lâ Edrî

YILLAR

Sonsuza açılan kanatlarımı,

Attın ateşlere âh yakan yıllar.

Alnıma çizdiğim inatlarımla,

Döndün sitareye âh akan yıllar.

 

Ey güzel günlerin mavi baharı,

Terk et gel ne olur şu sonbaharı!

 

Mutluluk bir vadi yürüdüm geldim.

Aynı mehtaba, aynı güneşe güldüm.

Vakit ki sevgimi binlere böldüm.

Ağlattı gönlümü âh kalan yıllar.

 

Görmesin gözlerim eskilerimi,

Olmasın anlayan ezgilerimi,

Ne çare kırmışım gözgülerimi,

İttin olmazlara âh yalan yıllar.

 

Isısızlık bir vadi yürüdüm geldim.

Rahatı olmayan yıllarda öldüm.

Ayrılık ne demek anladım, bildim.

Dinletti matemi âh ölen yıllar.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

AMASYA
Ben sende var oldum sevdalar şehri
Ben sana tutsağım sana sürüldüm
Sende yudumladım zevk ile zehri
Sende cevap buldum, sende soruldum
Ey  şehir ben sana sende vuruldum.

Uyandım gafletten, dirildim sende
Öfkemde, sabıra sarıldım sende
Sevdaya gark olup karıldım sende
Ben ki buzul idim, sende kor oldum
Ey  şehir ben sana sende vuruldum.

Baharı yaşadı yaz ile  güzüm
Aklım yüreğime bulmadı çözüm
Sevgiden öteyi görmedi gözüm
Duydum, anlamadım bakar kör oldum
Ey  şehir ben sana sende vuruldum.

Cenneti görürüm sende her yerden
Doğru yolu buldum, kurtuldum şerden
Yıkandım, arındım küfürden kirden
Tepeden tırnağa sende duruldum
Ey  şehir ben sana sende vuruldum.

Dağı taşı sevda ile sızlanır
Yeşilırmak yatağında nazlanır
Misketinde misk ü amber gizlenir
Ben sende gerçeğim sende sır oldum
Ey  şehir ben sana sende vuruldum.

Bahar gelir, üste cennet taşınır
Altı tarih, medeniyet kuşanır
Bir sevdadır anlatılmaz yaşanır
Aşka kapı, ben nefrete sur oldum
Ey  şehir ben sana sende vuruldum.

Lokman’dan Şirin’e seslendim, duydu.
Gözleri pınardı gözyaşı suydu
Seven sevilene hep gönül koydu
Gönül vermeyene küstüm darıldım
Ey  şehir ben sana sende vuruldum.

Mum olup eridi dağlar kibrinden
Sulara yol verdi külünk sabrından
Sev deyip doğruldu Ferhat kabrinden
Arayı arayı aşkı yoruldum
Ey  şehir ben sana sende vuruldum.
MEHMET HOPAL

NİSYAN

İsyanım nisyanıma
Bazen ilaçtır yarama.
Bazen uçurumlardan düşerim,
Tozlu nisyan çukurlarına.

Mutluysam biraz da onun sayesinde.
Çalışmalıysan onun yüzünden.
Korkuyorsam çıldırmaktan,
Sığınıyorun onun  tozlu kollarına.

Biliyorum iyi değil.
Ama başka çarem yok,
Düşerim yollarına.
Yoksa çıldırmamak elde değil.

İsyanım mı nisyanımdan ,
Nisyanım mı isyanımdan.
Bilmiyorum.
Bilerek kendimi atıyorum,
Onun derin uçurumlarına.

Görüyorum herkes aynı.
Onlar da  bu işte mazur.
Yoksa nasıl dayanır bir ana yüreği,
Yavrusunun yokluğuna…

Nisyanım yorganım.
Nisyanım, ah yorgunum.
Hayatım tekrarlar elinde tekerrür.
Nisyanım. İşte bundan isyanım.

Nisyanım. Ben bir insanım.
Sığınağım, korunağım, durağım.
Beynimin yeli, aklımın seli.
İyileri alma ne olur.

İMARETTEN GEÇERKENDr. Metin HAKVERDİOĞLU
Dün İmâretten geçerken anladım ki rûhumuzŞu Amasya şehrinin sonsuz bahârında susuz
Kalbimin zümrüt tepesinden kopardın bir nidâHuzr ile doldu bu gönlüm kaldırımda kaldı da
Mâverâya uzanan bir ses ezandan çağladıBunca yıldır aç olan kalbim bu sesle ağladı
O azâmet karşısında hep kesildi nefesimSanki sonbahârıma estirdin ılık bir nesim
Ey azîz mâbet yüce mâbet güzel mâbet nesinAldı benden benliğimi âh o uhrevî sesin
Bahçe kapından girerken anladım tevâzuyuSanki mağrur nefsime baş eğdirir alçak boyu
Kaç gönüle tattırırsın bu doyulmaz arzuyuŞu şadırvandan içerken Kevsere benzer suyu
Âh yağarken üstüme ol an ezanlar nûr nûrİşte rûhum buldu târifsiz derinden bir huzur
Bir tarafından bakarım diz çöken cilt cilt ilimBir tarafından bakarım aç bırakılmaz yetim
Ferhad ü Şîrîn misâli âşığın iki çınarKaç ömürdür terk edemez el duâda hep yanar
Bu şehir senden akan nurlarla yıkansa ne varGeçmişin şimdiye birden aşkla uzansa ne var
Bir de baksam gitmişim ceddimin o pâk devrineBir kulak ver bak neler der Mihri Hâtun dinle ne
“Şöyle teşhîs eyledim Mihrî cihânın lezzetinİlm ile savm u salat imiş kalanı hiç imiş”
Yandı tüm kandillerim gönlümde bir an aşk ileMihri bu söz koydu son noktayı kalmaz müşkile
Seni yaptıran yapan bildim girer şol CenneteÂh emînim ceddimiz ermiş huzurla himmete
“Kimdir ol Sultân Ahmed ibn-i Sultân BâyezîdGicesi kadr olsun onun dâimâ gündüzü ıyd”
Bâyezîd ses verdi birden titredim pek ânidenTürbesinden canlanıp gelmiş gibi ol yeniden
“Kande varam sâye-i serv-i bülendim var ikenKime kul olam senin gibi efendim var iken”
Mir Nigârî bir taraftan başladı sözlerineOl Muhammed âşığı yüz sürdü hep izlerine
“Hamdülillah ey azîzim kim senin kurbânınamFeyz-i kurbet bulmuşam kim küşte-i peykânınam”
Çift vavı Hamdullahın hû hû çeker karşımdanDoldu rûhum çıktı aklım âh o an başımdan
Sen şehâdet parmağından inletirken gökleriÇifte hâfızlar içerden çınlatır kubbeleri
Kubbenin altında şimdi tekbirinle pek derinHisler aldım mağrur oldum âh huzur buldum demin
Ben müezzin mahfilinden dinler iken tekbiriBir imam yaktı yanık sesler içinde gökleri
Taş ve topraktan olamazsın sen ey mâbet medetÂh seninle pek güzelmiş pek güzelmiş ibadet
Bak Yeşilırmak akarken sonsuza gün gün MetînBu azîz mâbet görülsün hep övünsün milletin
Dün imâretten geçerken anladım ki rûhumuzŞu Amasya şehrinin engin baharında susuz
Gideceksin biliyorum
Gideceksin biliyorum. Adım gibi hem de, Üç vaktin birinde,yarım bırakıp bu öyküyü, Dertlerimi azdırıp, Şiirleri küstürüp, Şarkıları susturup gideceksin.
Çakallar’a bahar gelmeyecek belki bir daha, Yeşilırmak yeşil akmayacak belki, Halkalı Sokakta, Torumtay’da. Yüz kapısında Yüzevler’in. Ayak izlerimi süpürmeyecek çöpçüler. Ve gece bekçileri, Düdük çalmayacak ardım sıra. Adın kalmayacak taş duvarlarda, Başıma uçacak bu kentin bütün binaları.
Kapayıp kapıları çıkıp da gideceksin! Dağları üzerime yıkıp da gideceksin!
Gideceksin biliyorum, Adım gibi hem de. Üç vaktin birinde, yarım bırakıp bu öyküyü
Maviden öteye renk, Sevgiden kutsal kavram, Ölümden öteye adres yok. Sen yoksan, hiçbir şey yok. Ne rüzgarda saçların kısrak yelesi, Ne çise düşmüş toprakta kokun, N ede bütün pembeler de dudakların var. Yok bile yok, bütün lugatlarda. Kaldırımları yok bu kentin. Sokakları yok parke taşlı. Kerpiçten evleri yok artık yıkık dökük, İnsanları bile yok anla işte! Bil cümlesi defnedilmiş Tekirdede’ye Bir çırpıda, Balık istifi, Koyun koyuna mahrem sayılmadan. Su gibi…sabun gibi…gökte bir yıldız gibi…
Düşten bir nehir gibi akıp da gideceksin Bu şehri baştan başa yakıp da gideceksin. Gideceksin biliyorum, Adım gibi hem de; Üç vaktin birinde,yarım bırakıp bu öyküyü
Işıkları söndürüp, Kepenkleri kapatıp, Paslı bir kilit vurup, iflas etmiş yüreğime. Kâh bir kedi yavrusu gibi, kasap kapısına Kâh günah çocuğu gibi cami avlusuna. Arkana bile bakmadan, koşarcasına Bu sevdaya baş komadan, Gözlerimde yaş komadan, Taş üstüne taş komadan gideceksin. Seninle gidecek sana ait ne varsa Bir ben kalacağım bu kentin orta yerinde Bir başıma, Paramparça, Darmadağın, Ve kan tükürdüğüm kaldırımlar. Kalp yetmezliği, Karaciğer yetmezliği, Ve kendime yetmezliğim. Yetmezlikler içinde Bir deli daha eklenecek sokaklarına
Tırnak uçlarına kadar kara sevdalı Ve kızılca kıyamete atılmış, yorgun yüreğiyle Hakkını helâl edip, Aşkımı yalan edip, Gönlümü talan edip, Acıları gönlüme ekip de gideceksin Savurup saçlarını çekip de gideceksin.
Gideceksin biliyorum, Adım gibi hem de; Üç vaktin birinde, yarım bırakıp bu öyküyü
Ya bir Eylül akşamı yapraklar dökülürken, Ya bağ bozumunda Ekim ayında, Ya da Kasım da göçmen kuşlara yoldaş olup, Kırağı düşerken kasım patlara, Beni öksüz, Beni darmadağın, Beni anadan üryan bırakıp, Memleketin orta yerinde Biliyorum gideceksin; Şiir, mektup ne varsa çöpe doldurup, Parçalayıp bütün fotoğrafları, Gırtlağına basıp bütün anıların, Ve anasını ağlatıp umutlarımın yediden yetmişe. Sır yüklü, sabır yüklü, kahır yüklü Bana bile söylemeden sevdiğini
Yüreğime köz bırakıp, Beni bana küs bırakıp, Kapkara bir yas bırakıp,
Unut beni elveda deyip de gideceksin, Diri diri mezara koyup da gideceksin.
Mehmet HOPAL

R.Tagore “Ne çıkar ateşböceği sansalar bizi.”

Düşünüyorum da,
Sanırım en büyük korkumuz olduğumuz gibi görünmek.
Yumuşacık kalbimizin fark edilmesi,
Naif yönlerimizin keşfedilmesi,
Cesaretsizliğimizin anlaşılması,
Korkularımızın paylaşılması,
Sanki zarar göreceğimizin en büyük işareti.
Kabuklarımızın altında
Kendimizi saklamakta ne kadar da ustayız.
Ve ne kadar güçlü korunuyoruz, kalkanlarımızın ardında.
Hissedilmeden, el değmeden, sevgimizi göstermeden.
İstiridyeler, deniz minareleri, midyeler.
Kirpiler ve kaplumbağalar gibi.
Sahi koruyor mu bizi bu çatlamamış sert kabuk?
Kimse incitemiyor mu duygularımızı, inançlarımızı, benliğimizi?
Yoksa zarar mı veriyor bu ürkeklik, bu kabuk bize.?
Hissettiklerimizi gölgeliyor, yansıtmıyor mu gerçek kimliğimizi?
Duygularımızı bastırıyor, el ele tutuşmamızı engelliyor mu?
Eğer bir yıldız gibi ışıl ışılsam ve bir yıldız kadar parlak.
Ne çıkar ateşböceği sansalar beni.?
Belki en hoyrat yürek bile ateşböceğinin
O uçucu, masum, sevimli çocuksuluğuna
El kaldırmaya kıyamaz?
Güçlü kapıların arkasına kilitlemesem kendimi,
Korkaklığımi, sevgi isteğimi
En insani yönlerimi kayıtsızca sunabilsem
Bu sert kabuğun ağırlığından kurtulup
Bir kuş gibi uçacağım özgürce.
Anlaşılacağım ve bir ayna gibi yansıyacağım
Karşımdakine.
O da çözülecek belki.
Samimi ve güvenliksiz, silahsız biriyle göz göze gelince.
Oysa bir görebilsek bunu.
Kalmadı böyle insanlar demesek.
Güven duygusuna bu kadar muhtaç olmasak.
Kırılmaktan korkmasak.
İncinsek, yaralansak.
Ne olur bir darbe daha alsak.
Yeniden açsak kendimizi, atabilsek o kabuğu.
Denesek.
Risk alsak.
Yanılsak.
Fark etmez.
Tekrar, tekrar bıkmadan denesek.
Ve kucaklaşsak yeniden.
Tıpkı eskisi gibi.
Ne olduğunu anlayamadığımız o onbeş yıldan öncesi gibi.
O zaman fark edeceğiz.
Ne kadar özlediğimizi birbirimizi.
Neler biriktirdiğimizi,
Kaybolan değerlerimizi ne kadar özlediğimizi.
Beraber geldik beraber gidiyoruz oysa.
Vakit az, paylaşmak, sarılmak için.
Yaşadığımız coğrafya zor, sartları ağır.
Yüreği daha fazla küstürmemek lazım.
Sırtımızda ağır küfeler, her gün katlanan.
Ve koşullar bir türlü düzelmeyen.
Sevgiye çok ihtiyacımız var.
Ufukta kara bir kış görünüyor.
Ancak birbirimize sokulursak atlatırız o günleri.
Kırın o sert, o ağır kabuklarınızı.
Kurtulun bu yükten.
Korumuyor o kabuklar, aksine zarar veriyor bize.
Yalnızlığa mahkum ediyor bizleri.
Hem hepimiz bir yıldızız.
Ne çıkar ateşböceği sansalar bizi.

NİSYAN

İsyanım nisyanıma

Bazen ilaçtır yarama.

Bazen uçurumlardan düşerim,

Tozlu nisyan çukurlarına.

Mutluysam biraz da onun sayesinde.

Çalışmalıysan onun yüzünden.

Korkuyorsam çıldırmaktan,

Sığınıyorun onun  tozlu kollarına.

Biliyorum iyi değil.

Ama başka çarem yok,

Düşerim yollarına.

Yoksa çıldırmamak elde değil.

İsyanım mı nisyanımdan,

Nisyanım mı isyanımdan.

Bilmiyorum.

Bilerek kendimi atıyorum,

Onun derin uçurumlarına.

Görüyorum herkes aynı.

Onlar da  bu işte mazur.

Yoksa nasıl dayanır bir ana yüreği,

Yavrusunun yokluğuna…

Nisyanım yorganım.

Nisyanım, ah yorgunum.

Hayatım tekrarlar elinde tekerrür.

Nisyanım. İşte bundan isyanım.

Nisyanım. Ben bir insanım.

Sığınağım, korunağım, durağım.

Beynimin yeli, aklımın seli.

İyileri alma ne olur.

Mevsim

Yıldızları sayamazsın

Hayallere doyamazsın

İstesen de  duyamazsın

Sessiz geçer aşk mevsimi.

Yürüyorum

Uykular haram bana

Yürüyorum karanlıklara

Beni biraz anlasana

Yürüyorum karanlıklara

Bak ne söylüyorum sana

Yürüyorum karanlıklara

Sarıya Doğru

Yaprağın son demi  son bahârıdır

Toprağın son gülü  son bir hârıdır.

Sonlara dayanmak kalpsiz kârıdır.

Dayan kalbim dayan yangındır söner,

Leyleklerle gitmişse onlarla döner.

Fenerdir bu dünya  yanar ve söner.

Gözünün yaşına bakmadan gider

Gençlik de böyledir demezsin yeter.

Dayan kalbim dayan yangındır söner

Leyleklerle gitmişse  onlarla döner.

UTANSIN

Tohum saç , bitmezse toprak utansın!

Hedefe varmayan mızrak utansın !

Hey gidi küheylan , koşmana  bak sen!

Çatlarsa ,doğuran  kısrak utansın !

Eski çınar şimdi Noel ağacı;

Dallarda iğreti yaprak utansın!

Ustada kalırsa bu öksüz yapı,

Onu sürdürmeyen çırak utansın !

Ölümden ilerde  varış  dediğin ,

Geride ne varsa bırak utansın !

Ey bin bir tane solmayan tek renk,

Bayraklaşmıyorsan bayrak utansın !    N Fazıl Kısakürek

OTUZ YAŞ ÇIĞLIKLARI

Günlerin nasıl aktığını,

Sen nereden bileceksin.

Kalbimi nasıl yaktığını,

Sen nereden bileceksin.

Tatlı yenilen  aşıma,

Zehri nasıl kattığını,

Sen nereden bileceksin.

Otuz yaşta kır saçıma,

Hüznü nasıl taktığını ,

Sen  nereden bileceksin.

Ağlar iken göz yaşıma,

Niçindir, neden aktığını,

Canım nasıl soracaksın?

Korku dolu rüyalarımı,

Nasıl hayra yoracaksın.

Günlerin nasıl aktığını,

Sen nereden bileceksin.

Ağlar iken göz yaşımı,

Gülüm  nasıl sileceksin?

Unutma ki ey sevgilim;

Bu menzile geleceksin.

Elbet sen de solacaksın. (8 ve 9lu)

UMUT

Yağmurla gelirdi hayale hayat.

Yağmurlar kesilir, ne çare, heyhat !

Yorgundu, argındı  dedi :“Bi gayret.”

Yüzünde kırışık, elde inayet.

Dolacak ambarım bu yıl nihayet.

Hakk’ın deryasına var mı nihayet?

Hem bu dünya için hem de ahiret.

Yağmurla gelirdi  hayale hayat… (6+5li)

Fikri arı oldum ,gönlü gül oldum
Gülden anlayanı bulamadım ki…
Kalbi petek oldum ,dili bal oldum
Baldan anlayanı bulamadım ki…

Yol aradım yol bilmezler içinde
Figan ettim dil bilmezler içinde
Ömrüm geçti hal bilmezler içinde
Halden anlayanı bulamadım ki…

Maksut’um der ele döktüm derdimi
Bulut oldum sele döktüm derdimi
Ozan oldum tele döktüm derdimi
Telden anlayanı bulamadım ki…..

Alıp gideriz

Bir gün olur-.—

Olmaz olur-.—

Gün biterken-.—

Güller ölür-.—

Bir bakarsın-.—

Akşam olur

Can kuşumdur-.—

Gelmez olur.

Başımı alıp giderim…

Bu, bu gündür.

Bir ömürdür.

Ağlasan da,

Son günündür.

Başını alır gidersin

Sevgi sendin

İlk gidendin

Belki bir gün

Döneceksin

Ayrılıktan,

Yanacaksın.

Mutlu oldum,

Sanacaksın.

Başını alıp dönersin

BENDEDİR

Uzağa gitmeyen yollar bendedir.

Ateşi bitmeyen çöller bendedir.

Açmayı bilmeyen güller bendedir.

Alnıma yazılmış:” Bu bir bendedir.”

Yaramı saracak merhem sendedir.

Sarmayı bilmeyen kollar sendedir.

Hoşuma gitmeyen haller sendedir.

Çilesi  bitmeyen   yıllar sendedir.

Alnıma yazılmış:” Bu bir bendedir.”

Yaramı saracak merhem sendedir.

Kovanı yakılmış ballar bendedir.

Kökünden kesilmiş dallar bendedir.

Kavgalı sağ ile sollar bendedir.

Alnıma yazılmış : Bu bir bendedir.”

Yaramı saracak merhem sendedir.

“Tarlada çiçek ot sayılmaz mı;

Saksıda  karpuz yok sayılmaz mı?”

BEN OLAYDIM

Senin yolunda  gülen yüzde bir, ben olaydım.

Senin için ağlayan bir göz de ben olaydım.

Çöl yollarında yalın ayak, başı açık,

Ağlaya ağlaya, inleye inleye gelen olaydım.

Senin ayağının tozu olmak şerefine eren

Bir talihli dervişin de ben olaydım.

Senin yolunda  bir ölen de ben olaydım.

Ben benlikten çıkıp keşke sen olaydım.

Rehberim, peygamberim diyen olaydım.

Senin için ağlayan bir göz de ben olaydım.

Ne olurdu sanki ey talihim bin yıl önce,

Medine yolarında bir sürünen olaydım.

Onun yolunda  bir ölen de ben olaydım.

Onun düşmanlarına batan bir diken olaydım.

Onun yolunda yırtık bir keten olaydım.

Senin yolunda  bir ölen de ben olaydım.

KIYAS VE DEĞERLENDİRME

Beni dinle ey kadı
Bozuldu işin tadı
Zulümse eğer adı

Kenan yapsa da aynı
Yunan yapsa da aynı

Söylenecek söz varsa
Söyle sende yüz varsa
Hak’ka tecavüz varsa

Nokta yapsa da aynı
Yekta yapsa da aynı

İpe sermeyin unu
Herkes biliyor bunu
Hazineden soygunu

Turgut yapsa da aynı
Nemrut yapsa da aynı

Zirvedeki uç beyi
Çeker gözden sürmeyi
Rüşvet alıp vermeyi

Fazıl yapsa da aynı
Rezil yapsa da aynı

Halka tepeden bakan
Göğsüne benlik takan
Yalana yatıp kalkan

Moiz olsa da aynı
Vaiz olsa da aynı

Doğruluktan kaçan zat
Menfaatı seçen zat
Haram yiyip-içen zat

Murdar olsa da aynı
Serdar olsa da aynı

Bu gemi böyle gitmez
Giderse zulüm bitmez
Kim örnektir fark etmez

Hasmım olsa da aynı
Nefsim olsa da aynı …

ABDURRAHİM KARAKOÇ

AKİF’TEN

ASIM’DAN

Ağlasın milletin evlâdı da bangır bangır

Durma hürrîyeti aldık diye sen türkü çağır!

Zulmü alkışlayamam zâlimi aslâ sevemem

Gelenin keyfi için  geçmişe kalkıp sövemem

Biri ecdâdıma saldırdı mı ,hattâ boğarım…

Boğamazsın ki!

Hiç olmazsa yanımdan kovarım.

Üç buçuk soysuzun ardında zağarlık yapamam;

Hele, hak nâmına haksızlığa aslâ tapamam.

Doğduğumdan beridir âşığım istiklâle

Bana hiç tasmalık etmiş değil altın lâle.

Yumuşak başlı isem, kim demiş uysal koyunum?

Kanayan bir yara gördüm mü yanar tâ ciğerim.

Adam aldırma da geç git , diyemem, aldırırım

Çiğnerim , ciğnenirim, hakkı tutar kaldırırım.

Zalimin hasmıyım ammâ severim mazlumu

 

KOCAKARI İLE ÖMER

( mefâilün- feilâtün- mefiâlün- feilün)

 

Kenar-ı Dic/lede  bir kurt/ aşırsa bir/  koyunu

Gelir de ad/l-i İlahi/ sorar Ömer/den_ onu

 

Bir ihtiyar/ karı bi- kes/ kalır Ömer /mes’ul

Yetimi  gir/ye -i husran/ alır Ömer/ mes’ul

 

Bir aşiya/n-ı sefalet/ bakılmayıp/ göçse

Ömer kalır/ yine altın/da  hiç değil/ kimse

 

Zemine gad/r ile  bir dam/la kan  dökün/ce biri

Damla bir/ koca girdap /olur  boğar/  Ömer’i

 

Ömer duyul/mada  her kal/bin inkisa/rından

Ömer koğul/mada her ma/temin  civa/rından

 

Ömer hali/fe iken baş/ka kim çıkar/ mes’ul

Ömer ne yap/sın İlâhi / beşer zalum /ü cehul

 

HARNAME

( feilatün- mefailün- feilün)

 

Bir eşek var/ idi zaif/ ü nizar

Yük elinden/ katı şikes/te vü zar

 

Gah odunda vü gah suda idi

Dün ü gün kahr ile kısuda idi

 

Ol kadar çeker idi yükler ağır

Ki teninde tü komamıştı yağır

 

Dudağı sarkmış u düşmüş enek

Yorulur arkasına konsa sinek

 

Toranır idi arpa arpa teni

Gözi görücek bir avuç samanı

 

 

 

 

Viran Bağ

( feilatün -feilatün- feilün)

 

Yine bir sof/rada  şen şak/raktık

Gün denizler/de sönerken /baktık

Ve çobanlar /gibi dallar/ yaktık

 

Uyuduk kırda gezindik dağda

O yazın  ah o engin çağda

Geçti en son günü Viranbağ’da

 

 

KARA  SEVDA

 

Bir kerre sevdaya tutulmayagör

Ateşlere yandığının resmidir

Aşık dediğin Mecnun misali kör

Ne bilsin alemde ne mevsimidir.

 

Dünya bir yana o hayal bir yana

Bir meşaledir Pervaneyim ona

Altında bir ömür geze dolana

Ağladığım yer penceresi midir?

 

Bir köşeye  mahzun çekilen için

Yemekten içmekten kesilen için

Sensiz uykuyu haram bilen için,

Ayrılık ölümün diğer ismidir.

Cahit Sıtkı Tarancı

 

OTUZ BEŞ YAŞ ŞİİRİ

 

Yaş otuz beş! yolun yarısı eder.

Dante  gibi ortasındayız ömrün.

Delikanlı çağımızdaki cevher,

Yalvarmak yakarmak nafile bu gün.

Gözünün yaşına bakmadan gider.

 

Şakaklarıma kar  mı yağdı ne var?

Benim mi Allah’ım bu çizgili yüz?

Ya gözler altındaki mor halkalar?

Neden böyle düşman görünürsünüz ,

Yıllar yılı dost bildiğim aynalar?

 

Zamanla nasıl değişiyor insan!

Hangi resmime baksam ben değilim.

Nerde o günler , o şevk , o heyecan?

Bu güler yüzlü adam ben değilim;

Yalandır kaygısız olduğum yalan.

 

Hayal meyal şeylerden ilk aşkımız:

Hatırası bile yabancı gelir.

Hayata beraber başladığımız,

Dostlarla da yollar  ayrıldı bir bir;

Gittikçe artıyor yalnızlığımız.

 

Gök yüzünün başka rengi de varmış!

Geç fark ettim  taşın sert olduğunu.

Su insan boğar , ateş yakarmış!

Her doğan günün bir dert olduğunu ,

İnsan bu yaşa gelince anlarmış.

 

Ayva sarı ,nar kırmızı , son bahar!

Her yıl biraz daha benimsediğim.

Ne dönüp duruyor havada kuşlar?

Nerden çıktı bu cenaze ? ölen kim?

Bu kaçıncı bahçe gördüm tarümar?

 

Neylersin ölüm herkesin başında.

Uyudun uyanamadın olacak.

Kim bilir nerde, nasıl, kaç yaşında?

Bir namazlık saltanatın olacak,

Taht misali o musalla taşında.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Amasya MANİLERİ

 

Ayna attım çayıra

Şavkı düştü bayıra

İkimiz de sevdalı

Allah bizi kayıra

 

Ey güzeller güzeller

İsterse gelsin seller

Amasya’ma bağlıyım

Ne derse desin eller

 

Bahçedir evin önü

Bekliyorum düğünü

Unutamam bir türlü

Seni gördüğüm günü

 

Aşkı içtim tasından

Tattım da meyvasından

Yarim rengini almış

Amasya elmasından

 

Elmasından

Altından elmasından

Yarim yanağın güzel

Amasya elmasından

 

Pınarın başı sarı

Dibinde tası sarı

Allah alnıma yazmış

Gözü gök saçı sarı

 

Mektup yazdım bilesin

Okuyup da gelesin

Bu mektubun üstünde

Durmayıp da gülesin

 

Dertliyim dermanım yok

Köylüyüm harmanım yok

İsterem yare gidem

Elimde fermanım yok

 

Eşme buldum tası yok

Yüzük buldum  taş yok

Şurada bir kuş öter

Bencileyin eşi yok

 

Selam olsun dağlara

Su yürüsün bağlara

Nasibin böyle imiş

Düşmüşüm sevdalara

 

Ay dedim aydın beni

Ne hale  koydun beni

Yelkensiz gemi gibi

Ortaya koydun beni

 

Karanlık açmak ister

Kelebek kaçmak ister

Benim cahil gönlüm de

Yare kavuşmak ister

 

Keklik taştan el eder

Eşine gel gel eder

İki gönül bir olsa

Taşı deler yol eder

 

Elbisem benek benek

Kapıya vurdum deynek

Emim kızı dururken,

El kızı neyim gerek

 

Çoraplar milden olur

Sevdalar dilden olur

Bu Amasya sevdası

Nazlı yarimden olur

Kırmızı gülden olur

Elmayla gülden olur

Irmakta selden olur

 

 

Arabası dört çeker

Amasya’da ser çeker

Yalınız yatan kızlar

Gece gündüz ah çeker

 

Amasya yollarında

Bilezik kollarında

Allah canımı alsın

O yarin kollarında

 

Amasya’nın  içinde

Tıp tıp atıyor yürek

Sevgilim yeter bize

Para pul neye gerek

 

Amasyalı Zileli

Pınarları filkeli

Kızlar olmuş bir şeker

Alıp alıp yemeli

 

Altın yüzük yaptırdım

Samsun ustalarına

Doktor ilaç vermiyor

Sevda hastalarına

 

Amasyalı ezelden

Gönlü geçmez güzelden

Gönlümün gözü çıksın

Bakmasaydım ezelden

 

Metince Maniler:

 

Sağ mısın

Kaymak mısın yağ mısın

Yüreğimde dağ mısın

Bu gün aklıma düştün

Sağrı mısın sağ mısın

 

 

Yar demez

İnsan bulur var demez

Yaz gününde kar demez

Gönülsüzce sevenler

Karı der de yar demez

 

 

 

 

 

Milletvekili Marşı

Sormayın kim olduğumu
Ben bilmem, liderim bilir
Varlığımı yokluğumu
Ben bilmem, liderim bilir.

Gözlerim hep ona bakar
Kaldır der, ellerim kalkar
Gül, menekşe nasıl kokar
Ben bilmem, liderim bilir…

Ne içip, ne yiyeceğim
Sırtıma ne giyeceğim
Nerede ne diyeceğim
Ben bilmem, liderim bilir…

İçimdeki riyaları
Süreceğim boyaları
Göreceğim rüyaları
Ben bilmem, liderim bilir…

Sıkı tutarım aramı
Ye derse, yerim haramı
Süt beyaz, kömür kara mı
Ben bilmem, liderim bilir…

Enim nasıl, boyum nasıl
Fikrim nasıl, huyum nasıl
Kullanacak oyum nasıl
Ben bilmem, liderim bilir…

Hasta mıyım, sıhhatta mı
Sadakatım ifratta mı
Otuz gün ay mı, hafta mı
Ben bilmem, liderim bilir…

Hicap nedir, örtü nedir
Kurt-kuş, böcek-börtü nedir
İyi nedir, kötü nedir
Ben bilmem, liderim bilir…

Hürmetim tamdır zatına
Minder olurum altına
Uyarım talimatına
Ben bilmem, liderim bilir…

Teslim ettim irademi
Böyle yürür benim gemi
Varsa beynimi, midemi
Ben bilmem, liderim bilir…

A. Karakoç

OSMAN YÜKSEL SERDENGEÇTİ ‘DEN

 

İMPARATORLUĞA MERSİYE

 

Bin yıl oldu toprağına basalı

Hayli oldu kılıçları asalı

Bülbüllerin onun için tasalı,

Sazlar kırık ayar tutmaz telleri

Biz neyledik o koskoca elleri?..

Yol görünür, hakan emir verirdi,

Dalga dalga ordularım yürürdü,

Hamlemizden dağlar taşlar erirdi

Dolu dizgin aştık nice belleri,

Biz neyledik o koskoca elleri?..

Yıldız doğar, tarihimiz belirir,

Sabah olur, ulufeler verilir,

Bir seferde dört krallık  serilir,

Al al ettik kara kara tülleri,

Biz neyledik o koskoca elleri?..

Ferman çıkar, dal kılıçlar takınır,

Meydanlarda Rabb’a dua okunur,

Gölgemizden bütün cihan sakınır,

Andırırdık coşkun akan selleri ,

Biz neyledik o koskoca elleri?..

Kosovalar , Plevneler bizsizdir,

Yosun tutmuş camilerim ıssızdır,

Boynu bükük minareler öksüzdür,

Açmaz olmuş kızanların gülleri,

Biz neyledik o koskoca elleri?..

Hali görür, geleceği sezerdik,

Bir zamanlar ta vistülde gezerdik,

Haritayı biz  kendimiz çizerdik,

Fetheyledik deryaları, çölleri,

Biz neyledik o koskoca elleri?..

Rodopların ak başları yaslıdır,

Serdengeçti gönül artık usludur,

Rüzgarları bile matem seslidir,

Zafer zafer der , eserdi yelleri,

Biz neyledik o koskoca elleri?..

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

SERANAT          Mustafa Özçelik

Bu müzik seninle başladı bu çalkantılı akım

Kayaları yumuşatan bu ağrı                      (mutluluk,birliktelik ,aşk)

Dikkati unutturan imge                             (Aşığa Bağdat sorulmaz.)

Bu geçmiş zaman sayfalarında özlenen saat

Her gün biraz daha  kendimizden uzaklaştığımız

Zamansız ve mekansız kaldığımızda

gecede seninle                (İmge bir süstür, her süs herkese

yakışmaz)

Artık kendimi seninle tanır

ve tanınır oldum                     ( Seninle var oldum)

Bir yokluğu mu kucakladım diye düşünmedim hiç      (Ayrılığı hiç düşünmedim)

Sorular sorup

Formüller aradım

Sınırsız bir akıma dönüştü zaman

Bir eski zaman yarasını daha kanattım yeniden ( özlem)

Yazgı dedim teslim oldum

muazzam esmerliğine

Bir miladi tarih olsun istemedim      (samimiyet , sevgi, sırdaşlık)

Sarıldım ve sırrımı sundum sana

İnsanlar gecikmiş bir gecenin kıyılarında

Tuhaf ve emanet rüyalar görürken

Kurnaz olmayı aklından geçiren

Adamları sevmedim

Bir terazi almadım elime                           (Yabancılaşmış toplum)

Hep vermek istedim

Takvimlere ve saçlarıma aldırmayıp

Her gün boğulacağım dalgalarına alışarak (hayat)

Denizde martıları sevmenin

Sarhoşluğunu yaşadım

Bu yeniden doğmak                         (Seninle olmak senin varlığına alışmaktı)

ve yağmurlara alışmaktı                            (Alışmak, birliktelik)

Birlikte yürüdük

Yeniden anlam kazanan kelimelerle

Gece trenlerini sevdik

Akşamın karanlık saatlerini

Tenha sularını bir ırmağın

badem çiçeklerini

Bir sıcaklığa tutunup

Öylece hayatı ve ölümü yokladı

Gecenin serin sularını paylaştık gizlice (şehir)

Çarşıları karanfil kokuyordu şehrin

Ve eşkıyaları yoktu

Bilmiyorum kaç ömür sığdı bir gecenin

düşlerine

Salt duyguya dönüştük

Rehin kaldı aklımız                                   (Akıl ötesiydik)

Esmerliğin katıldı toprağa                         (ölüm)

bekçi düdüklerini sevdik

Gittin tozlu bakışların kaldı                      (ayrılık)

Şehrin kaderi değişti

Yoruldum sabahları sevmedim artık

Uyanmak korkunçtu

anladım gecenin kehanetini              (gece)

Yalnız kaldım kıyında

Kaybolmuş bir denizin yasını tuttum (sevgili)

Düşlerimde solgun çiçekler görüp ağladım

Umutla sarıldım telefonlara

Soğuk yüzlerinde cesaret aradım

Hep yüzümü çarptım aynalara

yorumsuzdu sözleri

Kalp ağrıları                                                       (realite)

İçimde sessizce dans eden akrebin hüneri

Bir hayatın makyajını

Yüzünün güzellik reçetelerini                    ( Ayrılık ve herşeyin kötü gitmesi)

Bir mecnun kimliğine bürünüp

Seni anmak artık zor

İçimde en harlı ateşler

senden kalan bir iz gibi

Bir uyarıya dönüşüyor hatıran

bir mahrem çığlığa

Geriye kalan nedir şimdi

Ey bir türlü denizini bulamamış nehir

Korkunç şüphelerle titreyen  aklımız

Bilmeli artık

Bu çalkantılı gökyüzünün altında

Melekle insan

Telefonla sekreter arasında fark var

Aynalar susuz tayfaları unutup

bize bakıyorlar

Delice aksediyor ruhumuza

doğrular ve yanlışlar

Artık öfkemi ve yenilmişliğimi

Serin sulara batırıp

Yeni  yorumlarla

Bir melek ordusuyla bakmalıyım yüzüne

Çünki yeni güzelliklerin tablosunda

yine sen varsın

Olgunlaşan bir meyvenin

bilgelik derslerini öğrendim

Varoluş sırrım  seninle tamamlanıyor

anlamasan da

Zaman geçiyor

Geciken bir akşamın kıyısında

Martıların deniz görmemesi hakikate aykırı

Bahar diyorsan

İçinde dalgın  gözlerini açıp

Hayata katılmanın tutkusu

seni de tanımlamalı

Çünki her şey biraz daha aşikar

Ve hızla yayılıyor

Çiçeklerden usanıyor

ve çocukları sevmiyorsun

Yılan ve akrep günleri içine giriyor

Yalnız ve hatırasız kalıyoruz

Öfkesi kabaran bir adam geçiyor yanımızdan

Saç modelinin

Ne anlama geldiğini soruyor

Hızla solan ve soyulan duygular çevremizde

İçimiz daralıyor

Kağıtlara sarılıyoruz

Tabletlere  ve köleliğe

Kirlenen ve eskiyen şeylere

Yeni alışkanlıklarla tanışıyor

Unutuyoruz yorumsuz bir  habere dönüşüyor

hayatımız

İşte rüzgarımız

Bir defa daha son defa esiyor ülkenden

Ben ne kadar sabırlı ve sarışın

olmayı öğrensem de

Telefonlara aldırmıyor

Ve anlaşılmıyor sesim

Yağmura ve bulutlara daha yakın

Bir depremi gizliyor içinde

Bir işaret bekliyor senden

İçimdeki mağrada sonsuz yankılar

Hayatımızın gelecek sayfaları önünde

Dalgalara doğru sonsuz bir koşu

Yalvaran kelimelerle

bir daha ıslatıp toprağını

Serin ve el değmemiş duygularımla

Güneşimi çocuklara veriyorum

İnsan olsak diyorum

Ateşi yeniden tutuşturulan

Kralların şapkasına gülüp geçsek yakınlarından

Bir dervişin gözlerindeki

huzuru bulsak

Serin rüzgarlarla uyansa bedenimiz

Geçen zaman geometrisinde

tuşlardan usanmış

Kağıtlardan sorulardan saatlerden

Bu kaçıp gelmelerden  sıyrılarak

Yıldızına uzansam

Çoban ateşinin içine gizlenerek

Şehirlerimizin gurur kalelerine

Askerlerimizi göndersek

Başımız dönse sevinçten

Beklenen günler gelir mi geri

Yeniden yeniden sevsek güvercinleri

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

NERDESİN

 

Geceleyin bir ses böler uykumu

İçim ürpermeyle dolar: – Nerdesin?

Arıyorum yıllar var ki ben onu.

Aşıkıyım beni çağıran sesin

 

Gün olur sürüyüp beni derbeder,

Bu ses rüzgarlara karışır gider.

Gün olur peşimden yürür beraber.

Ansızın haykırır bana : – Nerdesin?

 

Bütün sevgileri atıp içimden .

Varlığımı yalnız ona verdim ben.

El verir ki bir gün bana derinden

Ta derinden bir gün bana “Gel” desin.

 

 

 

 

 

 

Baki Gazel

 

Nâm u nişâne  kalmadı  fasl-ı bahârdan

Düşdi çemende berg-i dıraht i’tibârdan

 

Eşcâr-ı bağ hırka-i tecrîde girdiler

Bâd-ı hazân  çemende el aldı çenârdan

 

Her yaneden ayağına  altun akup gelür

Eşcâr-ı bâğ  himmet umar cûy-bârdan

 

Sahn-ı çemende turma salınsun sabâyile

Âzâdedür nihâl  bugün berg -i bârdan

 

Bâkî çemende haylî perîşân imiş varak

Benzer ki bir şikâyeti var rüzgârdan ,

***             ****

Âvâzeyi  bu â‘leme Dâvût gibi sal

Bâkî kalan bu kubbede bir hoş sadâ imiş

****

 

 

 

 

 

 

 

Hitabe

 

Gökler yıldızları yere sağarken,

Dualar kalplerden göğe akarken,

Şafaklar atarken , güneş doğarken,

Öfken olmalı can , sevdan olmalı.

Kara gecelerle    kavgan olmalı.

 

Güneş  aşk verirken güllerimize,

Acılar batarken ellerimize,

Ağıtlar değerken dillerimize,

Öfken olmalı can , sevdan olmalı.

Kara gecelerle    kavgan olmalı.

 

Kanayan topraktan bir taze kanla,

Yeşeren yapraktan bir özge canla,

Bir umut, bir hışım, bir heyecanla.

Öfken olmalı can , sevdan olmalı.

Kara gecelerle    kavgan olmalı.

 

Dağlarda  susmayan ezgiler için.

Alnımda beliren çizgiler için.

Kartal kanadında sezgiler için.

Öfken olmalı can , sevdan olmalı.

Kara gecelerle    kavgan olmalı.

 

Yine dağ başını duman kaplarken,

İhanet saf olup zulmü toplarken,

Gece hançerini bize saplarken,

Öfken olmalı can , sevdan olmalı.

Kara gecelerle    kavgan olmalı.

 

Analar korkusuz uyusun diye,

Bebeler ağıtsız büyüsün diye ,

Çocuklar yarına yürüsün diye,

Öfken olmalı can , sevdan olmalı.

Kara gecelerle    kavgan olmalı.

Buğra Kurt

 

Amasya Nizam-ı Alem  Ocakları

 

“Bir şulesi var ki şem’-i  canın

Fanusuna sığmaz âsumanın”

 

 

Şeyh Galip’ten

Terc-i bend

 

Ey dil ey dil neye bu rütbede  pür gamsın  sen

Gerçi virane isen genc-i mutalsamsın sen

Secde ferma-yı melek zat-ı mükerremsin sen

Bildiğin gibi değil cümleden akvemsin sen,

Ruhsun nefha-yı Cibril ile tev’emsin sen

Sırr-ı Hak’sın  mesel-i İsi-i Meryem‘sin sen

 

Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen

Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen

 

Merteben ayn-ı müsemmadadır esma sanma

Merciin Halik-i eşyadadır eşya sanma

Gördüğün emr-i muhakkakları rüya sanma

Başkasın kendin suretle heyula sanma

Keşf it sabit olan maniyi dava sanma

 

Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen

Merdüm-i dîde-i ekvâm olan âdemsin sen

 

 

 

 

 

 

İNSAN HAKLARI

 

Özgür doğdum, özgür yaşamak istiyorum.

İnsanı özgürlükten yoksun bırakmak ,

Ruhunun yarısını  çalmaktır biliyorum.

Özgür doğdum özgür yaşamak istiyorum,

Kardeşliği  kalbimde taşımak istiyorum

 

İnsan değil mi  dünyada varlığın  şereflisi?

İyilik, güzellik , sevgi ve sanatın  gediklisi.

Varlığın en güzeli , kainatın sevimlisi.

Özgür doğdum özgür yaşamak istiyorum,

Kardeşliği  kalbimde taşımak istiyorum

 

Her şey insanla bu kadar güzeldir madem,

Niçin yakıp yıkar bu dünyayı bu adem,

Bosna’da, Kosova’da niçin kaygı niçin elem?

Özgür doğdum özgür yaşamak istiyorum,

Kardeşliği  kalbimde taşımak istiyorum

 

Yüreklerin birliği yıkacaktır her kini.

Sevgi, kardeşlik  milyon edecektir bir bini.

Biliriz ,insanı güzelliğe  eriştirmeli  dini?

Özgür doğdum özgür yaşamak istiyorum,

Kardeşliği  kalbimde taşımak istiyorum

 

Tut elimi kardeşim , kardeş olalım artık.

On Aralık da  olsun sarmaş olalım artık.

İnsan hakları hepimizin, bir baş olalım artık

Özgür doğdum özgür yaşamak istiyorum,

Kardeşliği kalbimde taşımak istiyorum.

Metin Hakverdioğlu

 

Elbet Biter Bu Hayat

“Dönülmez akşamlarda”;  dersen “eyvah” kâr etmez…

Azıksız gidenlere , beyhude  “vah”, kar etmez…

Batan ömür güneşi yalnız mahşerde doğar,

Şafaktan medet umma , gelen sabah kar etmez…

Azgın nefsin elinde çark olup çevrilirken ;

İman harap olursa ne yapsan “ah” kar etmez…

Bir zindan karanlığı kitlenir yüreğine ,

Dünyaya esir olma , mala tamah kar etmez…

Hakk’a teslimiyettir, gönüllerin ilacı,

Maddeye meftun kalbe  , nur-u dergah kar etmez…

Ne servet , ne iktidar, ne rütbe ne de makam,

O’nun mağfiretinden gayri penah kar etmez…

Deruni karanlığa Kur’an’nın nuru gerek,

Kalpler mühürlenmişse ,  küfrü ıslah kar etmez…

Kul, kabre hazırlansın, kabir hazırlanmasın .

Som altından olsa da  son karargah kar etmez…

“Her kelime bir kabuk” , mana içinde saklı.

Anlayan anlar bunu , ismi agah kar etmez…

Kıblesiz denizlerde  boşuna kürek çekme ,

Bize Beytullah gerek, başka cenah kar etmez…

Alınan her nefesi ,Veren’e  yar olalım,

Aşk-ı İlahi yoksa , bil ki salah  kar etmez…

Saçımdaki her beyaz bir sevdanın ahıdır,

Güle sevdalı güneş ; aşkı , günahkar etmez…

Sensin bütün dertlere derman olan Allah’ım,

Kelime-i Tevhidsiz hiç bir felah kar etmez.

Mehmet Güneş

 

En Fazla Yüz Yıl Yaşarsın Dostum

 

En fazla yüz yıl yaşarsın dostum

Göz açıp kaparken geçer yılların

Gördüğün herkesi dost edin ki

Görüp göreceğin peşindir dostum

En fazla yüz yıl yaşarsın dostum

 

Yalnız bir iğne deliği açmış sana  göz

Işığın ordandır , sevgin ordandır

Hangi güzel göz ki yere akmadı

Hangi güzel yüz ki toprak olmadı

Yalnız bir karış toprak olmuş sana göz.

 

 

 

 

 

 

 

 

ŞİİRLER

 

ŞİİR

Arif  Nihat Asya

 

Kutsal konuları inananlara bırak

Onlar senin maskaran  değil;

Memleketin imanı

Senin yaygaran değil.

Kitabımı yırtmışsın ,

Kitabım senin paçavran değil.

Dinlemesini bilen anlar sözümden ,

Çıldıran değil saldıran değil.

Döndürüp durma elinde devrimleri

Devrimler senin makaran değil.

Şehitlerden söz etme,

Onlar senin kadavran değil.

Temiz eller kurmuştur bu memleketi,

Senin zembereğini kuran değil.

 

 

 

 

 

 

Kalbimi Yuva Yapacağım Yetim Çocuklarıma

 

Hangi şair dokunur şu sıcak göz yaşıma.

Hangi kalem yazar ki çektiğim azapları.

Sorsalar cevabım yok niçin ağladığıma,

Sebepsiz deyip geçin, çektiğim ahlarıma.

Yolum uzun bırakın, bırakın gideceğim!

Binlerce yıllık tarihi, sanatı sereceğim.

Tertemiz beyinlere ben ölsem de,

Sevgiyi ölümsüzlüğü vereceğim.

Kalbimi yuva yapacağım yetim çocuklarıma.

Metin Hakverdioğlu.

 

Aşık Kerem’den

Bir han köşesinde  kalmışım hasta

Gözlerim kapıda kulağım seste

Kendim gurbet elde gönlüm sılada

Gelme ecel gelme üç gün ara ver

Al benim sevdamı götür yara ver

 

Erzurum dağları duman dildedir

Başım yastıktadır gözüm yoldadır

Aslı hayın yardır adam aldadır

Gelme ecel gelme üç gün ara ver

Al benim sevdamı götür yara ver

 

 

Erzurum dağları kardır geçilmez

Her adama gizli sırdır  açılmaz

Ayrılık şerbeti zehir içilmez

Gelme ecel gelme üç gün ara ver

Al benim sevdamı götür yara ver

 

 

Felek sen mi kaldın bana gülecek

Akıttın göz yaşım kimler silecek

Dediler Kerem’e Aslı’n gelecek

Gelme ecel gelme üç gün ara ver

Al benim sevdamı götür yara ver

 

 

 

 

 

 

 

KÖROĞLU’DAN

KİZİROĞLU MUSTAFA

 

Bir atı var Ala Paça  , peh peh peh

Mecel vermez Kırat  kaça , hey hey hey

Az kaldı  ortamdan biçe

Ağam kim , paşam kim, nigar kim , hanım kim?

Kiziroğlu Mustafa Bey

Bir Bey’in oğlu

Zor Bey’in oğlu

Hay edende haya teper, peh peh peh

Huy edende huya teper, hey hey hey

Köroğlu’nu suya seper

Ağam kim , paşam kim , nigar kim, hanım kim?

Kiziroğlu Mustafa Bey

Bir Bey’in oğlu

Zor Bey’in oğlu

Bir fendinen geldi geçti , peh peh peh

Hışmı dağı deldi geçti, hey hey hey

Ağam kim, paşam kim, nigar kim, hanım kim

Kiziroğlu Mustafa  Bey

Bir Bey’in oğlu

Zor Bey’in oğlu

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İlk Bahar Akşamlarında

 

Bir yağmur fısıldar kulaklarıma.

İçimde ürperme kalbimde hüzün.

Serin bir meltemdir genzimi yakan.

İçimi üşütürüm kaldırımlarında,

İlk bahar akşamlarında.

 

Yorgunsam atarım kendimi kollarına,

İlk bahar aşığım çiçekli yollarına.

Sevgi, çiçektir; ümitler böcek,

Bakarım, dalarım, ararım hani gerçek?

Sevgiler âlemi Cennet böyle olsa gerek

İçimi üşütürüm kaldırımlarında,

İlkbahar akşamlarında.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

ONUNCU YIL MARŞI

 

Çıktık açık alınla

On yılda her savaştan

On yılda on beş milyon genç

Yarattık her yaştan.

 

Başta bütün dünyanın

Saydığı baş kumandan

Demir ağlarla ördük

Ana yurdu dört baştan.

 

Türk’üz  Cumhuriyetin

Göğsümüz tunç siperi

Türk’e durmak yaraşmaz

Türk önde Türk ileri!

 

Bir hızla kötülüğü

Geriliği boğarız

Karanlığın üstüne

Güneş gibi doğarız.

 

Türk’üz bütün başlardan

Üstün olan başlarız

Tarihten önce vardık

Tarihten sonra varız.

 

Türk’üz  Cumhuriyetin

Göğsümüz tunç siperi

Türk’e durmak yaraşmaz

Türk önde Türk ileri!

 

Faruk Nafiz Çamlıbel

Behçet Kemal Çağlar

 

 

 

 

BU VATAN, BU MİLLET ,BU BAYRAK BİZİM

 

Kars’tan, Malazgirt’ten, başlar temeli,

Bu vatan, bu millet, bu bayrak bizim.

Yan bakan olursa kırılır eli

Bu vatan, bu millet, bu bayrak bizim.

 

Sevgi ile tutuşursak el ele,

Huzurla yaşarız çekmeyiz çile.

Her türlü varlığı, nimeti  ile,

Bu vatan , bu millet, bu bayrak bizim.

 

Anadolu Türk’ün tapulu yurdu.

Üzerinde şanlı devletler kurdu.

Bayrağın uğruna çok şehit verdi.

Bu vatan , bu millet, bu bayrak bizim.

 

Herkes bunu bilir eğilmez başım.

Dedem , babam, anam, bacım kardaşım,

Kimseye verilmez toprağım taşım.

Bu vatan , bu millet, bu bayrak bizim.

 

Şöyle geçmişe bak , yönümüz birdir.

Bu günümüz birdir, dünümüz birdir.

Çok şükür İslâm dinimiz birdir.

Bu vatan , bu millet, bu bayrak bizim.

 

Tarih sayfasına şan vermedik mi?

Bizler üç kıtaya yön vermedik mi?

Uğruna binlerce can vermedik mi?

Bu vatan , bu millet, bu bayrak bizim.

 

Gelecekte parlak günlere dikkat!

Birlikte dirlik var bunlara dikkat!

Çekemeyen var onlara dikkat!

Bu vatan , bu millet, bu bayrak bizim.

 

Bizi başkasıyla bir tutmasınlar.

Yeleli aslanı unutmasınlar.

Hepimiz kardeşiz uyutmasınlar.

Bu vatan , bu millet, bu bayrak bizim.

 

Türkler dirilmiştir , biliyor dünya;

Bir ucu Avrupa , bir ucu Asya.

Bizden size selam olsun Avrasya.

Bu vatan , bu millet, bu bayrak bizim.

 

Şeref der sevgiyle besleniyorum.

Vatan aşkı ile  hisleniyorum.

Bütün kainata sesleniyorum.

Bu vatan , bu millet, bu bayrak bizim.

ŞEREF TAŞLIOVA

 

 

 

 

 

 

Posted in Makalelerim | ŞİİRLERİM için yorumlar kapalı

MOLEKÜLER EDEBİYAT DERGİSİ

AFİŞ DERGİ FAALİYETLERİ BU SAYFADAN TAKİP EDİLEBİLİR.

Posted in Makalelerim | MOLEKÜLER EDEBİYAT DERGİSİ için yorumlar kapalı

OSMANLI EDEBİYATI NUMUNELERİ ÇEVİRİ KİTAP

EBCED MATİK İNDİREbced

MEHMET CELAL’İN OSMANLI EDEBİYATI NUMUNELERİ ADLI ESERİNİ  BASIMA HAZIRLADIK. YAKINDA ORİJİNAL METNİ İLE BİRLİKTE KİTAPÇILARDA BULUNABİLECEK.

TÜM OSMANLI EDEBİYATI SEVENLERİNE DUYURULUR.

Yrd. Doç. Dr. Metin HAKVERDİOĞLU

Yrd. Doç. Dr. A. Rıza AYAR

 

Posted in Makalelerim | OSMANLI EDEBİYATI NUMUNELERİ ÇEVİRİ KİTAP için yorumlar kapalı

SÜHEYL İLE NEVBAHAR ROMANI

Yemen’de sonsuz gibi görünen bir şehrin en merkezinde yükselen hükümdarlık sarayı muhteşem ve gıpta edilecek bir güzellik içinde tüm şehri tepeden bakan bir edayla izliyor; insanlar bu ihtişam karşısında ezik bir nazarla tek katlı binalarından bu çok katlı hayal beldesini seyrediyordu.

Posted in Makalelerim | SÜHEYL İLE NEVBAHAR ROMANI için yorumlar kapalı

EBCEDMATİK İNDİR


Yrd. Doç. Dr. Metin HAKVERDİOĞLU

 

http://www.youtube.com/watch?v=mCkoiF1nl3Y

ŞEHZADE MUSTAFA MERSİYESİ

Taşlıcalı Yahya Efendi’nin mersiyesi terkib-i bend nazım şekliyle oluşturulmuştur ve yedi benttir. Aruzun ” Mefâilün feilâtün mefâilün feilün” kalıbıyla yazılmıştır.

I. Bend
1. Meded meded bu cihanın yıkıldı bir yanı
Ecel celâlîleri aldı Mustafa Hânı

1. Meded, meded! Bu dünyanın bir tarafı yıkıldı. Çünkü ecel eşkıyaları Mustafa Han’ı yakaladılar ve boğdular.

2. Tohındı mihr-i cemâli bozuldı erkânı
Vebale koydılar âl ile Al-i Osmânı

2. Onun güneş gibi parlak olan yüzü battı ve maîyeti bozuldu.  Osmanoğullarını hîle ile günaha soktular.

3. Geçerler idi geçende o merd-i meydânı
Felek o canibe döndürdi şâh-ı devrânı

3. Padişahın yanında o yiğidin sözü geçtikçe onu çekiştirirlerdi. Nihayet devir padişahını felek, onların yönlendirmek istedikleri tarafa döndürdü.

4. Yalancının kurı bühtanı bugz-ı pinhânı
Akıtdı yaşumızı yakdı nâr-ı hicrânı

4. Yalancının kuru iftirası ve gizli düşmanlığı gözümüzün yaşını akıttı, gönlümüzde ayrılık ateşi yaktı.

5. Cinayet etmedi cânî gibi anun cânı
Boguldı seyl-i belâya tagıldı erkânı

5. Zavallı şehzade caniler gibi bir cinayet işlememişken, Belâ seline düşüp boğuldu. Bütün yanında bulunan yakınları darmadağın oldu.

6. N’olaydı görmeye idi bu macerayı gözüm
Yazuklar ana reva görmedi bu rayı gözüm

6. Keşke şu olayı gözüm görmemiş olsaydı. Doğrusu ya, şehzade hakkındaki hükmü doğru ve uygulanan cezayı adalete uygun görmedim.

II. Bend
1. Tonandı ağlar ile nurdan menâra dönüp
Güşâde hatır idi şevk ile nehâra dönüp

1. Şehzade beyaz bir elbise giymiş, bu haliyle nurdan bir minareye dönmüştü.

Babasını göreceği için mutluluktan parlayan yüzü gündüzü andırıyordu.

2. Göründi halka dıraht-ı şükûfezâra dönüp
Otag u haymeleri karlu kûhsâra dönüp

2. Şehzade halka çiçek açmış bir ağaç gibi göründü, Otağ ve çadırları da karlı dağlara benziyordu.

3. Tururdı şâh-ı cihan hiddet ile nâra dönüp
Yürürdi kulları yanında lâle-zara dönüp

3. Cihan padişahı olan Kanunî Sultan Süleyman hiddetten ateşe dönmüştü, Yanında yürüyen adanılan da bir lâle tarlasını andırıyordu.

4. Müzeyyen idi bedenlerle ak hisara dönüp
El öpmeğe yüridi mihr-i bî-karâra dönüp

4. Padişahın çadırları bedenlerle süslenmiş, ak hisara dönmüştü. Şehzade ise sevincinden güneş gibi yerinde duramaz bir hale gelmiş ve el öpmek için otağa doğru yürümüştü

5. Tolmadı gelmedi çünkim o mâh-pâre dönüp
Görenler ağladılar ebr-i nev-bahâra dönüp

5. Ay parçası gibi şehzade battı, babasının otağından dönüp gelmedi.

Sonra onun cenazesini görenler yağmur yağdıran bahar bulutu gibi ağlasınlar.

6. Bir ejdehâ-yı dü-serdür bu hayme-i dünyâ
Dehânına düşen olur hemîşe nâ-peydâ

6. Bu dünya çadırı, dâima ağzına düşenin görünmez olduğu iki başlı bir ejderhadır.

III. Bend
1. O bedr-i kâmil ol âşinâ-yı bahr-i ulum
Fenaya vardı telef etdi anı tâli’-i şûm

1. Ayın ondördü gibi bilgili ve ilim denizinin tanışı olan o şehzade yok olup gitti. Uğursuz talih zavallıyı telef etti.

2. Dögündi kaldı hemân dâg-i hasret ile nücûm
Göyündi şâm-ı firakında doldı yâş ile Rûm

2. Gök yüzünde birer yara gibi görünen yıldızlar şehzadenin, hasretiyle dövündü kaldı.

Osmanlı ülkesi onun ayrılığı akşamında hasretle yandı tutuştu, gözleri yaşlarla doldu.

3. Kara geyürdi Karamana gussa etdi hücum

O mâhı ince hayâl ile etdiler ma’dûm

3. Hüzün ve keder hücumu Konya halkına karalar giydirdi. O ay yüzlü şehzadeyi, ince hesaplar, ustaca entrikalarla yok ettiler.

4. Tolandı gerdenine hâle gibi mâr-ı semûm

Kazâ-yı Hak ne ise razı oldı ol merhum

4. Zehirli bir yılan, yani cellâdın kemendi şehzadenin boynuna hale gibi kuşandı.

Rahmetli kaderi ne ise ona boyun eğdi.

5. Hatâsı gayr-ı muayyen günâhı nâ-ma’lûm
Zihî şehîd ü saîd ü zihî şeh-i mazlum

5. Hatası görülmemiş ve günahı bilinmemişken öldürülen şehzâde, Ne mübarek ve manen ne mutlu bir şehîd ve ne derece zulme uğramış bir sultândır!

6. Yıkıldı yer yüzine aslına rücû etdi
Saadet ile hemân kurb-ı hazrete gitdi

6. Şehzâde yer yüzüne yığılıp kaldı ve aslı olan toprağa döndü. Şehîdlik mutluluğuyla İlâhî makam civarına gitti.

IV

1Getürdi arkasını yire Zâl-i devr ü zemân

Vücûdına sitem-i Rüstem ile irdi ziyân.

Zamanın Zal’i [şehzadenin] arkasını yere getirdi, vücuduna Rüstem’in zulmü ile zarar geldi.

2Döküldi gözyaşı yılduzları çoğaldı figân

Dem-i memâtı kıyâmet güninden oldı nişân.

Gözyaşı yıldızları döküldü, feryat çoğaldı; onun ölüm saati kıyamet gününü andırdı.

3Girîv ü nâle vü zâr ile toldı kevn ü mekân

Akar su gibi müdâm aglamakda pîr ü cüvân

Kâinat feryat, figan ve inilti ile doldu. Genç, ihtiyar [herkes] akar su gibi durmadan ağlamakta.

4Vücûd iline akın saldı akdı eşk-i revân

Eyâ serîr-i seâdetde pâdişâh-ı cihân.

Ey saadet tahtında [oturup duran] cihan padişahı! Dökülen gözyaşları vücut ülkesine akın salıp aktılar.

5O cân-ı âdemiyân oldı hâk ile yeksân

Diri kala ne revâdur fesâd iden şeytân.

O insanların canı [gibi sevdiği şehzade] toprak ile bir oldu.Fitne çıkaran şeytanın diri kalması reva mıdır?
6Nesîm-i subh gibi yirde koma âhumuzı

Hakâret eylediler nesl-i pâdişâhumuzı.

Padişahımızın soyunu tahkir ettiler. Âhımızı sabah rüzgârı gibi yerde bırakma.

V

1Bir iki egri fesâd ehli nitekim şemşîr

Bir iki nâme-i tezvîri kıldı katline tîr.

Kılıç gibi eğri birkaç fesatçı, birkaç sahte mektubu [şehzadeyi] öldürmeye ok gibi kullandılar.

2Gelür ezelde mukadder olan kalîl ü kesîr

Hezâr kayserün oldı leyâl-i ömri kasîr

Ezelde az veya çok olarak takdir edilen [her şey başa] gelir. Binlerce kayserin ömür geceleri kısa oldu.

3Eceldür âdeme derbend-i teng ü târ-ı asîr

Zarûrîdür bu iki ugrar ana cüvân ile pîr.

Ölüm insan için dar ve karanlık olan zorlu bir geçittir.Genç ve ihtiyar [herkesin] ona uğraması kaçınılmazdır.

4Yirini zîr-i zemîn eyledi o mihr-i münîr

Yirini gitdi cihândan nite ki merd-i fakîr.

O parlak güneş yer altına yerleşti.Dünyadan fakir bir kimse gibi yerinerek gitti.

5Bu vâkıa olumaz halka kâbil-i tabîr

Ki  Erdişîr-i velâyetde ola âdet-i şîr.

Bu rüyanın halka yorumlanması mümkün olamaz.Velayetin Erdişîr’inde arslan âdeti bulursun.

6Bunun gibi işi kim gördi kim işitdi aceb

Ki oglına kıya bir server-i Ömer-meşreb.

Acaba böyle bir işi kim görmüş, kim işitmiştir?  Ömer tabiatlı bir hükümdar oğluna kıysın.

 

VI

1Ferîd-i âlem idi âlim idi alem idi

Muhammed ümmetine mevti mevt-i âlem idi.

Âlemde biricik idi, âlim idi [hatta] çok âlim idi.Onun ölümü Muhammet ümmetine âlemin ölümü gibi oldu.

2Ziyâde mâtem idi haylî emr-i muzam idi

Salâh ü zühdî kavî itikâdı muhkem idi.

[Şehzadenin ölümü] büyük bir yas, pek büyük bir hadiseydi. Onun iyiliği, zühdü ve takvası kuvvetli, inancı sağlamdı.

3Meşâyih ile musâhib ricâle hemdem idi

Kerâmetiyle kerîmü’l-hisâl âdem idi.

Şeyhlerle sohbet eder, rical ile bir arada olurdu. Kerem ve ihsanıyla yüce hasletlere sahip bir kimseydi.

4Nücûm gibi cihândîde vü mükerrem idi

Vücûdı muhteşem ü şevketi muazzam idi.

Yıldızlar gibi dünya görmüş ve hürmet edilen idi. Vücudu ihtişamlı ve heybeti azametliydi.

5Tevâzu ile selâmında hôd müsellem idi

Aceb o bedr-i temâmun ne âdeti kem idi

Onun tevazu ile selam alıp verişi de [herkesçe] bilinirdi. Acaba o tam dolunay [gibi olgun zat] ın ne huyu kusurluydu?

6Hayflar oldı ana iftirâ ile gitdi

Huzûr-ı Hakk’a duâ vü senâ ile gitdi

Ona çok yazık oldu, iftira ile gitti. Allah’ın huzuruna dua ve övgülerle gitti.

 

VII

1Sipihrün âyenesinde göründi rûy-i fenâ

Kodı bu kesret-i dünyâyı kıldı azm-i bekâ

Feleğin aynasında yokluğun yüzü göründü;[bunun üzerine şehzade] bu çokluk alemini bırakarak sonsuzluk âlemine yöneldi.

2Garîbler gibi gitdi o yollara tenhâ

Çekildi âlem-i bâlâya hemçü mürg-i Hümâ.

Kimsesizler gibi o yollara yalnız başına gitti. Hüma kuşu gibi yüce âleme çekildi.

3Hakîkaten sebeb-i rifat oldı düşmen ana

Nasîbi olmasa ta’n mı bu cîfe-i dünyâ.

Gerçekte düşman onun yücelmesini sağladı. Bu dünya leşi onun kısmeti olmasa buna şaşılır mı?

4Hayât-ı bâkîye irişdi rûhı ey Yahyâ

Şefîkı rûh-ı Muhammed refîkı zât-ı Hüdâ.

Ey Yahya! [Şehzadenin] ruhu sonsuz hayata kavuştu. Şefkatçisi Muhammet’in ruhu, yoldaşı ise Allah’ın zatı[dır].

5Enîsi gâyib erenler celîsi ehl-i safâ

Ziyâde ide yaşum gibi rahmetin Mevlâ

Dostu gayb erenleri, oturup kalktığı kimseler safa ehli[dir]. Allah rahmetini yaşım gibi çok eylesin.
6İlâhî cennet-i Firdevs ana durag olsun

Nizâm-ı âlem olan pâdişâh sag olsun.

Allah’ım! Firdevs cenneti ona mesken olsun. Âleme nizam veren padişah sağ olsun.

 

Taşlıcalı Yahya (1489-1582)

 

 

EBCED MATİK İNDİREbced

Posted in Makalelerim | EBCEDMATİK İNDİR için yorumlar kapalı

yeniler/duyurular

ahmed yesevi   divanı hikmet ilginç kitap flash halinde

http://ulkuyaz.org/DivaniHikmet/dhikmet.html

 

http://www.alvord.k12.ca.us/alvordhigh/English%20III/IIIB3%2036-49.pdf

İNGİLİZCE SORULAR ELİOT HAKKINDA

IYP_protokolu

1002 tubitak desteği hakkında

Araştırma Projelerinde En Çok Karşılaşılan İade Nedenleri

Posted in Makalelerim | yeniler/duyurular için yorumlar kapalı

ESKİ TÜRK EDEBİYATI DERS NOTLARI

TAZARRUNAME KİTAP HALİ SON

ETE ÖDEVLER EĞİTİM

 

 

 

Neşati bile redifli gazel

gitdin ammâ ki kodun hasret ile cânı bile

NECATİ GAZEL DÖNE DÖNE

NECATİ BEY DÖNE DÖNE GAZELİ

ESKİ YAZI HALİ

 

 

http://www.yagmurdergisi.com.tr/archives/konu/divan-edebiyatinin-muhtevasi-uzerindeki-tartismalar

BU MAKALE OKUNMALIDIR.

DİVAN EDEBİYATI MİLLİ MİDİR, GAYRI-MİLLİ Mİ?

 

 

 

SUNUM ÖDEVLERİ (ETE) EĞİTİM FAK. TÜRKÇE

ETE TÜRKÇE ÖDEVLER son

HATTAT ŞAİR MEHMED RASİM EFENDİ VE BİR KASİDESİ

SEMPOZYUM METNİ

SEMPOZYUM HATTAT RASİM

 

 

MAZMUNUNUN MAZMUNU İSKENDER PALA  BU ADRESTE:

http://mozdemire.files.wordpress.com/2006/10/mazmun-iskender-pala.doc

 

MİR HAMZA PANELİ KONUŞMA METNİ

MİR HAMZA NİGARİ PANEL KONUŞMASI

 

Eski Türk Edebiyatı Şekil Bilgisi

Eski Türk Edebiyatına Giriş ŞEKİL VE ÖLÇÜ

HAYALİ BEY HAKKINDA               GEÇMİŞ ZAMAN OLUR Kİ HAYALİ CİHAN DEĞER

HAYALİ BEY DİVANI LİNKİ: http://www.belgeler.com/blg/2cv0/hayali-bey-divani

hayali gazeli

ggggg ESKİ YAZI İLE buraya tıklayın

VİZE NOTLARI

türkçe öğrt. vize not

türkçe öğrt. vize not gündüz

baki divanı E KİTAP HALİNDE SABAHADDİN KÜÇÜK

http://ekitap.kulturturizm.gov.tr/dosya/1-128335/h/bakidivanisabahattinkucuk.pdf

BAKİ HAKKINDA

Nâm u nişane kalmadı fasl-ı bahardan
Düşdü çemende berg-i dıraht itibârdan

Eşcâr-ı bâğ hırka-i tecrîde girdiler
Bâd-ı hazân çemende el aldı çenârdan

Her yanadan ayağına altun akup gelir
Eşcâr-ı bâğ himmet umar cûy – bârdan

Sahn-ı çemende durma salınsın sebâyile
Âzâdedir nihâi bugün berg ü bârdan

Bâkî çemende haylî perîşân imiş varak
Benzer ki bir şikâyeti var rûzgârdan

Vezni: Mef’ûlü Fâilâtü Mefâîlü Fâilün

SUNU ÖDEVLERİ

İMARETE KASİDE

eskitürk eğitim ödevleri GÜNDÜZ TÜRKÇE BÖLÜMÜ

eskitürk ödevler gece bölümü TÜRKÇE BÖLÜMÜ

 

fuzuli’de aşk ve aşık kavramı_hakverdioğlu_metin_TT

LEYLA İLE MECNUN MESNEVİSİ

Leyla ve Mecnun, bir aşk öyküsüdür. İki sevgilinin birbirlerine olan sevgileri Mecnun’un ilahi aşka ulaşmasıyla farklı bir boyut kazanır.

Okuyucunun Yüzeydeki metinle bağlantısının kopmaması için Yüzeydeki metinin çalışmanın bütününe dağılmış ayrıntılı bir özeti bulunmakla birlikte alıntılanan beyitlerin Türkçe nesir diliyle sadeleştirilmeleri ile de bu ilgi korunmaya çalışılmıştır. Yine de okuyucunun Yüzeydeki metine hakim olması ve onu bir bütün olarak değerlendirebilmesi için burada Yüzeydeki metinin pek ayrıntılı olmayan bir özetinin verilmesi yararlı olacaktır:

Mecnun’un babası bir kabile reisidir. Ama arkasında yerine bırakacağı bir varisi  yoktur. Allah(c.c.) bir gün onun dualarını kabul eder ve bir oğlu dünyaya gelir. Çocuğa Kays adını takarlar. On yaşına ulaşınca sünnet edip okula yollarlar.

Kays okulda kendisi gibi bir öğrenci olan Leyla’yı görür. Bir bakışta birbirlerine âşık olurlar. Kays’ın Leyla’ya karşı olan yakından ilgisi okulda dedikoduya yol açar. Leyla’nın annesi dedikoduları duyunca kızını azarlar ve bir daha okula göndermez. Kays okula gelip Leyla’yı göremeyince büyük bir üzüntü yaşar ve günlerce ağlar. Adı Kays iken Mecnun olur.

Mecnun’un arkadaşları güzel bir bahar gününde kır gezintisi yapmak isterler. Gönlü üzüntüyle dolu Mecnun’u eğlendirmek, neşelendirmek için yola koyulurlar. Konak yerine geldiklerinde Leyla onlardan önce arkadaşlarıyla oraya gelmiş ve orada çadırını kurmuş bulunmaktadır. İki sevgili göz göze geldiklerinde bayılıp yere düşerler. Kız arkadaşları Leyla’yı ayıltıp hemen evine götürürler. Arkadaşları tarafından ayıltılan Mecnun eve dönmek istemez.

Mecnun çölde tek başına kalır. Arkadaşları olan biteni gidip Mecnun’un babasına anlatırlar. İhtiyar, oğlu için çöllere düşer. Mecnun’u bulduğu zaman, Leyla bizim evde seni bekliyor, diye kandırıp eve getirir. Evde annesi Mecnun’a öğütler verir. Öğütler kâr etmeyince babası, Leyla’yı babasından istemek için yola koyulur.

Leyla’nın babası Mecnun’un deliliğini gerekçe göstererek kızını vermez. Şayet deliliği iyileşirse bu kararından döneceğini, o zaman kızını Mecnun’la evlendirebileceğini belirtir. İhtiyar evine eli boş dönünce oğlunun iyileşmesi için her söyleneni yerine getirir. İhtiyara en son çare olarak oğlunu Kabe’ye götürmesi öğütlenir. İhtiyar oğlunu bir tahtırevana yerleştirerek bir umutla Kabe’nin yolunu tutar.

Mecnun Kabe’de aşk hastalığından kurtulma yerine bunun daha da artırılması yönünde Allah’a(c.c.) duada bulunur. Bu duruma tanık olan ihtiyar çaresiz bir biçimde ortada kalır. Mecnun babasından ayrılarak çölün yolunu tutar.

Mecnun yolda rastgeldiği bir dağa gönül derdini açar. Bir gün avcının elinden bir ceylan yavrusunu bir başka gün de bir güvercini avcıya  bedellerini ödeyerek kurtarır.

Leyla babasının evinde çaresizdir. Gönül derdini sırasıyla muma, pervaneye, aya, melteme, buluta açar; ama bunlardan gönül derdine bir deva bulamaz.

Leyla bir gün yolda İbni Selam adlı zengin bir adamla karşılaşır. İbni Selam bir görüşte Leyla’ya âşık olur. Adam yollayıp Leyla’yı babasından istetir. Leyla İbni Selam’la nişanlanır.

Araplar arasında Nevfel adlı bir yiğit vardır. Bu kişi kahramanlığı ve cesareti ile şöhret bulmuş bir komutandır. Bir mecliste Mecnun’un şiirlerini duyar, onun acıklı aşk öyküsünü de dinleyince Mecnun’a acır ve yardım etmeye karar verir. Mecnun’u çölde arayıp bulur, ona makamında bir yer verir.

Nevfel, Leyla’nın babasına bir ültimatom yollayarak, Mecnun ile Leyla’nın evlendirilmesi konusundaki emrini bildirir. Leyla’nın babasının mensup olduğu kabile, bu isteğe savaşla karşılık verir.

Mecnun, savaşta kendisi için çarpışan Nevfel’in tarafını tutması gerekirken Leyla’nın babasının mensup olduğu kabilenin askerlerinin galip gelmesini ister. Bu yüzden hiçbir savaşta yenilmemiş olan Nevfel bu savaşta bir türlü galip gelemez. Bu durum Nevfel’e bildirilir. Nevfel Mecnun’a yardım etmekten vazgeçer, onurunu kurtarmak için düşmanına bir kez daha saldırır. Bu sefer muzaffer olur. Ama yeminini yerine getirerek Leyla ile Mecnun’u evlendirmez.

Mecnun sevgilisini görmek için dilenci kılığındaki bir ihtiyarla anlaşarak kendisini zincire vurup sevgilisinin bulunduğu yere gider. Bir başka kez de gözlerini bağlayıp “Ben körüm, dünyayı göremiyorum.” diyerek bu bahaneyle sevgilisinin bulunduğu yere gidip gizlice onu seyreder.

İbni Selam Leyla ile evlenir. Ama Leyla gerdek gecesi uydurduğu bir öykü ile İbni Selam’ı kandırıp korkutur. Onunla ilişkiye girmez.

Mecnun’un Zeyd adlı vefalı bir arkadaşı vardır. Zeyd de Mecnun gibi bir güzele, Zeyneb adlı birisine âşıktır. Zeyd Mecnun’a İbni Selam’la Leyla’nın evlendiği haberini getirir. Mecnun sevgilisine sitem dolu bir mektup yazar. Zeyd, İbni Selam’a muskacı olduğunu, Leyla’nın derdine deva bulacağını söyleyerek ondan Leyla ile başbaşa kalma iznini alır. Zeyd, Mecnun’un mektubunu Leyla’ya verir. Leyla da yazdığı yanıt mektubunda İbni Selam’la halvet etmediklerini ve gönlünün hâlâ Mecnun’da olduğunu söyleyerek sevgilisini rahatlatmaya çalışır.

Birgün Mecnun’un babasına şöyle bir acı haberi iletirler: Leyla’nın babası, kızını dillere doladığı için Mecnun’u kabile reisine şikayete gitmiş ve Mecnun’un  öldürülmesini istemiştir. İhtiyar, bu acı haberi işitince Mecnun’u bulmak için çöllere düşer.

Mecnun babasının eve dönme isteğini reddeder. Babası Mecnun’daki bazı olağanüstü halleri görünce ona nasihat etmekten vazgeçerek onu kendi haline bırakır.

Evine yalnız başına dönen ihtiyar, kısa zamanda bu dünyaya gözlerini kapar. Mecnun vefasız bir avcıdan babasının ölüm haberini duyar, mezarına giderek gözyaşlarını döker.

Birgün Mecnun çölde gezerken kendisi ile Leyla’nın resimlerinin çizili olduğu bir levha görür. Hemen Leyla’nın resmini siler, kendi resmini bırakır. Bu duruma tanık olan birisi bunu yadırgar. Mecnun seven ile sevilen arasında bir ikiliğin bulunamayacağını, sevgilinin ruh, kendisinin ise ona vücut olduğunu söyleyerek kendisini savunur.

Mecnun çölde yabani hayvanlarla arkadaşlığın ötesinde bir ilişki kurar. Adeta onları yöneten bir hükümdardır.

Mecnun karanlık bir gecede  sırasıyla Merkür’e, Merih’e ve Allah’a(c.c.) yalvararak onlardan gönül derdine bir çare bulmalarını ister. O gecenin sabahında en yakın arkadaşı Zeyd onu ziyarete gelir ve ona İbni Selam’ın ölüm haberini getirir. Mecnun rakibi olan İbni Selam’ın ölüm haberini işitince ağlamaya başlar. Zeyd, bu duruma şaşırır; onun sevinmesi gerekirken üzülmesine bir anlam veremez. Mecnun Zeyd’e her ikisinin de  Leyla’ya âşık olduklarını ama İbni Selam’ın canını verip sevgiliye kavuşmasını kıskandığını belirterek ağlamasına bir gerekçe gösterir.

Leyla eşi İbni Selam’ın ölümünden sonra baba evine döner. Orada İbni Selam’ı bahane ederek asıl aşkı, yani Mecnun için gözyaşı döker.

Leyla’nın kabilesinde bir gece göç çanı çalar. Herkes alelacele yola koyulur. Leyla  da  üzerinde mahmeli olan bir deveye biner. Gönül derdini deveye anlatmaya başladığı sırada deve kervandan ayrılır, çölün yolunu tutar. Gün ağarıp Leyla uyanınca kervandan ayrı düştüğünü anlar. Çölde yol iz bilen birisini aramaya başlar. Farkında olmadan Mecnun’la karşılaşır. Yabancının Mecnun olduğunu öğrenince çok sevinir. Kavuşmanın sevinciyle kendisini Mecnun’a sunar. Ama Mecnun bu aşk teklifini reddeder. Çünkü tuttuğu aşk yolunda olgunlaşmış, mecazi aşktan ilahi aşka ulaşmıştır. Leyla sevgilisinin bu yeni halini önce yadırgadıysa da sonra anlayışla karşılar. Kendisini aramaya çıkmış kervan bekçisi ile kabilesine döner.

Leyla evine döndüğünde onulmaz aşk yarası yüzünden hastalanır, yatağa düşer. Ölüm kapısını çalmak üzere iken gönül derdini annesine açar. Ona bu sevdada Mecnun’un hiçbir suçunun olmadığını söyler. Sevgilisini temize çıkardıktan sonra dünyaya gözlerini kapar.

Leyla’nın ölüm haberini Zeyd’den öğrenen Mecnun onunla Leyla’nın mezarına gider. Mezarı kucaklar ve Leyla diyerek ruhunu orada teslim eder. Mecnun’u  Leyla’nın mezarına  defnederler. Zeyd mezarlığı türbe haline getirerek o kutsal mekanın bekçiliğini üstlenir.

Zeyd bir gece mezarın toprağına dayanmış vaziyette uyuduğunda rüyasında Leyla ile Mecnun’u cennette görür.

Âşık Paşa (1272-1333)

Âşık Paşa 14. yüzyıl Anadolu sahasında yetişmiş ünlü tasavvuf şairlerindendir. O da Gülşehri gibi 14. yüzyılın kültür merkezlerinden olan Kırşehir’dendir. Aşık Paşa hakkında kaynaklarda çeşitli bilgiler bulunmakla birlikte, bu bilgilerin doğruluğu incelenmeye muhtaç olup, çoğu biri ötekinden aktarma bilgilerdir. Aşık Paşa’nın asıl adı kaynaklarda Ali olarak geçer; adını ise mutasavvıf yani “Hak aşığı” olduğu için aldığı söylenir, paşa da askerlikle ilgili bir rütbe olmayıp “ağabey, ileri gelen kişi” tamlarına gelen “beşe, peşe” kelimelerinden bozmadır. Böylece paşanın, büyüklüğü, ululuğu gösteren bir kelime olup, saygı-sevgi nişanesi olarak eski Türkçe’de kullanıldığı anlaşılıyor.

Aşık Paşa’nın ailesi Horasan’dan Anadolu’ya gelmiştir, soylu bir aileden olan Aşık Paşa’nın dedesi Baba İlyas, Horasan’dan Anadolu’ya gelmiş, babası Muhlis Paşa ise Anadolu’da doğmuştur. Kaynaklardan öğrenildiğine göre Aşık Paşa, Kırşehir’de doğmuş, Osman ve Orhan Gazi zamanında yaşamıştır. Hacı Bektaş-ı Veli‘nin çağdaşıdır. Aşık Paşa’nın iyi bir öğrenim gördüğü, Arapça, Farsça ve İslami bilgileri bildiği, tasavvuf türünü edindiği sufiyane şiirler yazdığı, siyasete katıldığı gene kaynakların verdiği bilgiler arasındadır.

Aşık Paşa’nın Türk dili ve edebiyatı açısında en önemli ve eseri Garib-name‘dir. 12.000 Beyit dolayında olan Garib-name dini-tasavvufi konulu bir Mersiye olup halka tasavvufu öğretmek amacıyla yazılmıştır. Bir bakıma Aşık Paşa, Mevlana Celaleddin Rumi‘nın mesnevi‘sinde yaptığını Türkçe olarak Garibname’de yapmıştı. Nitekim, Mesnevi’nin hem biçim özellikleri, hem de içeriği bakımından Garib-name’ye etkisi olmuştur. 1330 yılında yazılmış olan -name, aynı zamanda Türk edebiyatının ilk büyük te’lif mesnevisidir. Eser, yüzyılın diğer mesnevilerinin kalıbıyla; fa’ilatün / fa’ilatün / fa’ilün kalıbıyla yazılmıştır. Mesnevi, bab denen on bölüme ayrılmış ve her babda da o babın sayısına uygun konular anlatılmıştır. Bu bakımdan eserin geometrik bir düzene sahip oluşu dikkat çeker.

Garib-name, konusu bakımından dini-tasavvufi ve ahlaki bir eserdir. Tasavvufu tanıtıcı ve öğretici bilgiler vermesinin yanısıra, “insan-ı kamil” olmayı öğütleyen ahlaki, didaktik bir hüviyete sahiptir. Ayrıca, mesnevi 14. yüzyıl Anadolu Türkçesinin özelliklerini taşıması bakımından dil çalışmaları için önemlidir. Daha da önemlisi, Aşık Paşa 14. yüzyıl Anadolu’sunun siyasi ve ideolojik birliğinin sağlanmasında ve halkı eğitmekte anadilinin gücüne ve yararına inanmış bir aydındır. Bu nedenle Garib-name’de Türkçeye önem verilmesi gerektiğini belirtmiş ve eserini bilinçli olarak Türkçe yazmıştır. Kısacası Garib-name, bilgilendirici, öğretici yanıyla önemli olduğu kadar, yazıldığı dönemin dil özelliklerini taşıması ve Anadolu’da gelişen edebi dilin Türkçe olması konusunda, Aşık Paşa’nın duyarlılığını göstermesi bakımından da dikkate değer bir kaynaktır.

Şiirlerinde “Aşık, Aşık Paşa, Muhlisoğlu Aşık” mahlaslarını kullanmış olan Aşık Paşa’nın bir divanı oluşturacak sayıda olmamakla birlikte manzumeleri de bulunmaktadır. Aşık Paşa’nın bazı manzumelerinde mahlas bulunmamaktadır. Çoğu aruzla, kimileri de heceyle yazılmış olan bu manzumeler Yunus Emre’nin şiirlerine benzemekle birlikte, Aşık Paşa’nınkiler lirizm yönünden daha fakirdir. Garib-name ve sözünü ettiğimiz manzumelerinden başka Aşık Paşa’nın Vasf-ı Hal-i Herkesi, Fakr-name adlı kısa mesnevileriyle, manzum-mensur karışık bir Kimya Risalesi ve bir de 59 beyittik küçük hikayesi bulunmaktadır.

Devrin bilgin ve şairleri başka dillerle şiirler yazar, kitaplar yazarken Aşık Paşa’nın Çağlar ötesi bir görüşle Türk ve Tacik cümle yoldaşlarını gaflet uykusundan uyarmak için Garipname’sini öz Türkçe ile yazışı ve:

Gerçi kim söylendi bunda Türk dilli
İlle masum oldu mani menzili
Çün bulasın cümle yol menzillerin
Yirme gel pes Türk ve Tacik dillerin

Kamu dilde var idi zabt-u usul
Bunlara düşmüş idi cümle ukul
Türk diline kimesne bakmaz idi
Türklere her giz gönül akmaz idi

Türk dahi bilmez idi ol dilleri
İnce yolu ol ulu menzilleri
Bu kitap anunçin geldi dile
Kim bu ehli dahi mani bile

Türk dilinde yeni manalar bulalar
Türk-Tacik cümle yoldaş olalar
Yol içinde birbirini yirmiye
Dile bakıp maniyi hor görmiye

diye haykırışı bugün bile derin derin düşündürecek bir olaydır. Bu ruhu yabancı baskılar altında Türkün asil benliğini korumak amacıyla kurulan Babailer kuralının feyizli ve aydınlık bağrından aldığı kuşkusuzdur.

OSMANLI DÖNEMİ TÜRK EDEBİYATI ÖZET

Eski Türk edebiyatı özeti yukarıda

arkadaşlar e postam:  hakverdioglu@hotmail.com

MİLLİLİK GAYRİ MİLLİLİK  PROF. DR. CİHAN OKUYUCU

http://www.yagmurdergisi.com.tr/archives/konu/divan-edebiyatinin-muhtevasi-uzerindeki-tartismalar

1506 BAHARINDA MİHRİ

Gelin yüz yıllar öncesinin güzel bir ilkbaharına şöyle uzanalım. Belki hayata daha gülen gözlerle bakıp gelecek baharın mutlu hayallerini şimdiden kurmaya başlarız.

Yıl 1506. Bundan tam beş yüz yıl öncesi. Amasya’da bir şaire; o belki de bu şehrin en güzel ilkbaharlarından birini doya doya yaşıyor. Adı: Mihri Hatun.

Bu şehirde o yüzyılda da dallar yemyeşil, şeftaliler pespembe, erikler yemyeşildi. Yeşilırmak yine yeşil akıyor, Yalı Boyu evlerinde onu seyreden Mihri dilinden gayri-ihtiyari şu beytin döküldüğünü fark ediyordu belki de:

Gülsitân itmiş bu ârâyı ser-a-ser nev-bahar
Hâne-ber-hâne müzeyyen eylemiş rengin çiçek

“Bahar baştan başa bu yerleri gül bahçesi haline getirmiş; yer yer öbek öbek, rengârenk çiçeklerle her evi süslemiş”

Yıl 1506. Bundan tam beş yüz yıl öncesi. Amasya’da bir şaire, dışarıda çıldırmış baharı görüp, ömrünün hep baharını gördüğü şehzadesine bahar kasideleri söylüyor:

Nev-bahar hüsnin ki ter-i tâze olsun tâ-ebed
Nice kim ola çemen iklimine serdâr gül

“Ey çemen iklimine serdar olan gül (şehzadem), ilkbahar güzelliğin sonsuza kadar ter ü taze olsun.”

Bir bahar günü Amasya’yı gezen Mihri, Künicek denilen mevkide hem mânevi hem de maddi bir baharı görmekte, duymakta, koklamakta, hissetmektedir:

Bu makâmuñ ismini gerçi dimişler Künicek
Dillere virür hayât-ı âb-ı revân göricek

Otı sünbül hâki ´anber âbı kevser halkı hub
Cennete benzetdim anı ben heman dem göricek

“Bu yerin ismine gerçi Künicek demişler amma, aslında görür görmez, ab-ı hayat çeşmesi gibi gönle ölümsüzlük veren yer denilmeliydi diye düşündüm.

Oranın otu sümbül, toprağı amber, suyu Kevser, halkı güzeldir. Orayı o an Cennete benzettim.”

Mihri’nin bu kadar beğenip meth ettidiği yer Amasya’nın en tanınmış evliyası olan Kurtboğan Baba’nın türbesinin bulunduğu İstasyon mevkiinden başkası değildir. Burada ilginç ve kimsenin bilmediği bir gerçeği de gün yüzüne çıkarmak yararlı olacaktır: Kurtboğan Baba olarak biline zat-ı muterem Şerafeddin Hamza hazretleridir. Kendisine lakab olarak “Akşemseddin” denilmektedir. Aslında o, Fatihin hocası meşhur Akşemseddin hazretlerinin babası ve şeyhinden başkası değildir.

O yıllarda Amasya Sancağının bir ilçesi hükmünde olan Ladik’te de aynı havayı teneffüs eder şairimiz:
Yapılmış bir serîri ´âli eyvan
Yeşil yapraklar olmuş ona seyvan
İçindedür anuñ ol Şâh-ı Devran
Ne hoş yaylak imiş bu şehr-i Lâdik

“Bir iç açıcı yüce eyvan yapılmış o yerde ki, yeşil yapraklar ona gölgelik olmuştur. Onun içinde o Şah-ı Devran bulunmaktadır. Bu Ladik şehri ne hoş bir yayla imiş.”

Ömrünü bir güle dokunmadan geçiren Mihri bu talihsiz başını taşlara vurur:

Kimseler dil haste olup düşmesün yardan cüda
Kimsenüń şehrinde ‘âlem gözüne dar olmasun”

Kimseler gönül derdi ile hasta olup yardan ayrı düşmesin ve kimsenin şehrinde alem gözüne dar olmasın. diyerek kendi halinden de haber vermektedir.

Diğer hem cinslerinin haklarını da o yüzyılda dahi savunmaktan geri kalmamış; erkeklerin kadınlar hakkındaki ön yargılarına isyan etmiş, devrin saksı çiçeği hükmündeki sessiz ve bahar ömürlü kadınlarının sesi olmuştur:

Çünki nâkıs ´akl olur dirler nisâ
Her sözüñ magrûr tutmakdur revâ

Lîk Mihrî dâ´inüñ zannı budur
Bu sözi der ol ki kâmîl usludur

Bir müennes yegdurur kim ehl ola
Biñ müzekkerden ki ol na-ehl ola

Bir müennes yeg ki zihni pâk ola
Biñ müzekkerden ki bî-idrâk ola.

“Kadınlar eksik akıllı olur derler, o yüzden (ey Mihr) her sözünü – kadınları temsil ettiğin için- mağrur tutman gereklidir. Lâkin bu hususta Mihri kardeşinizin fikri şudur: Bu kadar sözler söyler- bu kadar güzel şiirler söyler -o hâlde her kadın gibi- o kamil ve akıllıdır.

İşinin ehli bir kadın yeğlenmelidir işinin ehli olmayan bin erkeğe. Zihni açık, zeki bir kadın yeğlenmelidir bin anlayışsız erkeğe.”

Nevruz baharın müjdecisi, Türklerin önem verdiği bayram günlerindendir. Şehzade Ahmet yine bir nevruz vesilesi ile övülmekte:

Gerçi eyyâmında nevrûzuñ çemen sultânıdur
Lîk fahr eyler k´ola bezmüñde hizmetkâr gül

“Gerçi gül Nevruz gününde çemenin sultanıdır amma, senin meclisinde hizmetkarlıktan şeref duyar.”

Şehzade Ahmet ömrünün baharındadır ve her türlü övgüye lâyık bir konumdadır. Babasının gözdesi olması da ayrıca şaire ilham vermektedir.

Mihri Amasya’da baharlar yaşamış, fakat yazlar görüp meyvesini veremeden göçmüş talihsiz bir şairedir. O, güzel ve alımlı bir kadın olmasına rağmen büyük ihtimalle kadınlara mahsus hastalıklardan dolayı hiç evlenememiş ve dışarıda baharın gül gül geldiğini gördükçe şöyle haykırmak zorunda kalmıştır:

Degmedüm bir güle bu tali’i yok başumı gör
Tutaram bunca zaman oldı ki gülzar eteğin

“Bunca yıldır gülzar eteğini tuttuğum hâlde (Gül bahçesi yetiştirmeye çalıştığım halde). Değmedim bir güle şu talihsiz başıma bak.”

Talihli olduğu iki husus ise: Canı kadar sevdiği iki şehzadenin – Bayezid ve Ahmed- hep bahar misali güzel günlerini görmüş, acı sonlarına şahit olmamış olması ve hayat felsefesini ilim ve iman üzerine kurarak hem dünya hem de ahiretini kazanmış olmasıdır. Bakınız bu hususlarla ilgili divanında hangi ipuçları var?

Devrin ünlü şair ve musiki-şinaslarından Makami ona diyor ki:

Bag-ı hüsnüñdeki şeftâlülerüñ oldı erik
Dimedüm mi anı vaktinde iken saklama sat

Bir zaman idi ki sen cânı derâgûş idenüñ
Gündüzi ´ıyd olur idi gicesi Kadr u Berât

Şimdi bir hâldesüń kim ilenen düşmenine
Dir ki Mihrî gibi hüsnüńe irişsün âfât

Ger mezârına güzar eyleyesin işidesin
Mihri Mihrî diyü çagırdugını anda nebât

Ey Mihri, güzellik bağında şeftalilerin erik oldu. Sana, “Onları saklama vaktinde sat.” demedim mi? Öyle zamanların vardı ki seni saranın gündüzü bayram olurdu, gecesi Kadir ve Berat.

Şimdi öyle bir haldesin ki herkes düşmanına şöyle hitap ediyor: “Mihri gibi senin güzelliğine de afat erişsin.”” Eğer onun mezarına uğrarsan işitirsin ki orada otlar dahi Mihri Mihri diye ağlaşırlar.

İşte hayat felsefesi:

Şöyle teşhis eyledüm Mihrî cihanuñ lezzetin
İlm ile savm u salat imiş kalanı hiç imiş **

Ey Mihri, cihanın lezzetini şöyle teşhis ettim: ilim ile ibadetler… gerisi hiç imiş.

Amasya’da bir kelebek ömrü kadar güzel ve kısa bir bahar yaşayan Mihri her Amasya baharında sevgi saygı ve hayretle anılsa yeridir. [1]


[1] Hakverdioğlu, Metin, Mihri Hatun Divanı Edisyon-Kritik, Yüksek Lisans tezi. Ankara, 1997

Mazmunun en iyi  tanımı  Ali Nihat Tarlan tarafından  yapılmıştır : “Bir şeyi , o şeyin vasıflarını  veya  o şeyi çağrıştıracak (tedai ettirecek) kelime ve kavramları  zikrederek  bir ibarenin  içinde  gizlemektir”

Mazmun  beyit  veya dörtlük içinde sakalmış  gizli  söz, kavram veya varlık ismi demektir. Şiiri  okuyan bu  mazmuna  vakıf olduğu anda şiir onun için daha bir çekici olacaktır.

Osmanlı Müellifleri : Bursalı Mehmet Tahir de bu konularda adı geçen önemli bir isimdir.

Temel mazmun  kitabımız Ahmet  Talat Onay’ın “Divan Şiirinde Mazmun”  kitabıdır.Bu konda kafa yoran kişiler  sırayla Ali Nihat Tarlan , Mehmet Çavuşoğlu, Mine Mengi, İskender  Pala’dır.

ÖNEMLİ  MAKALELER:

İskender  Pala’nın “ Mazmunun Mazmunu”   adlı Dergahtaki yazısı bu konuda  hayli  doyurucudur. 1993 Dergah

Mehmet  Çavuşoğlu: “Mazmun”  Türk Dili  C.48 sayı: 388,89, 1984

Mazmun kesinlikle bir istiare değildir, hüsn-i ta’lil  hiç değildir. Şiirdeki manadır diyenler  yanılmaktadır. İham  veya  tevriye  veya telmih de olamaz mazmun, mazmun kendi başına orijinal bir  sanattır.

Kamus Tercümesinde  “tazmin  bu kelimeden  türetilmiştir ve  bir nesneyi bir  zarf   içre  koymaktır.” Zımmul kitap: kitabın içi

Mehmed  Salahi  (Kamus-ı  Osmani) nükteli  ,cinaslı,  sanatlı  söz  demektir.

Nükte nedir: dikkatle  anlaşılabilen ince  ,dakik  manadır ( Yeni  Türk Lügati- Ali Sedat Bey) demek ki  gizlilik esastır  mazmunda.

Ahmet Vefik Paşa( Lehce-yi  Osmani) :  zımmen  söylenmiş  misal,  cinaslı  söz.

Remzi Lügati: Bir  mana-yı  hafiyi mutazammın  olan  kelama  denir.

Şemseddin Sami(Kamus-ı Türki) mana ,meal, mefhum. Nükteli  ve  cinaslı  söz.

Mustafa Nihat  Özön: Edebiyat ve Tenkit  Sözlüğü: Mazmun  genel olarak  anlam demektir.

Namık Kemal’e göre manadır

Abdül Baki Gölpınarlı’ya  göre de , manadır.

Muallim Naci: Istılahatı Edebiye: mana, meal,  anafikir

Kamus – ı Türki —Şemseddin Sami

Kamus-ül  Alam— Mütercim Asım  -Farsça Türkçe

Yeni Tarama Sözlüğü—TDK

Derleme  Sözlüğü

Divan Şiiri  Şairler  Sözlüğü — M. İsen

Lügat-i Naci-  Muallim Naci

İskender  Pala —Divan Edebiyatı Sözlüğü

Concordance : Hadis  kaynagımız, içinde 8büyük hadis kitabının  bilgileri var.

Mecelletün-Nisab:  ayetlerle ilgili  kaynağımız. Fihrist

Mehmet Salahi: Kamus-ı Osmani

Ahmet Vefik Paşa: Lehce-yi  Osmani

Remzi Lügati

Mustafa Nihat  Özön : Edebiyat  ve Tenkit  Sözlüğü

Muallım Naci:  Istılahat-ı Edebiyye.

MAZMUN İLE İLGİLİ KAYNAKÇA

Mine Mengi: Divan Şiiri Yazıları- akçağ

Çavuşoğlu, Mehmet (1984) “Mazmûn”  , Türk Dili  ,(388-89), 189,205.

İpekten, Haluk(1883),  “Divan Şiirinde Mazmûnlar” , Atatürk  Üniversitesi S.B. Enstitüsü Dergisi,    (1), 9-13.

Mengi, Mine(1992), “Mazmûn  Üzerine Düşünceler”, Dergãh ,III: 34,10-11

Mengi , Mine (2000) , “Divan Şiir Dilindeki Mana,Mazmun ,Nükte Kelimler” Divan Şiiri Yazıları,  Ankara ,30-44.

Mengi ,Mine (2000) , “Mazmun Üzerine  Düşünceler” ,  Divan Şiiri Yazıları, Ankara, 45-61.

Onay , Ahmet Talat(1992) , Eski Türk Edebiyatında  Mazmunlar,hz. Cemal Kurnaz, Ankara.

Pala, İskender(1993),  “Mazmunun  MAZmunu”, Dergah, (35).

Tarlan, Ali Nihat(1981) , Edebiyat Meseleleri , İstanbul.

Tarlan, Ali Nihat( 1985) Fuzuli Divanı Şerhi , I-III, İstanbul.

Uçar, Şahin (1996) ,  “Varlığın Ma’nã ve   Mazmûnu  Hakkında  Mülãkat” , Yeni Şafak.

Mazmûn

“Bir cümlenin , bir mısraın , bir deyimin içerdiği  ve onlardan herkesin  anladığı hakikī ve mecazī  mãnã.”

Altı çizili kısım mazmunun asıl ilkesi  olan gizliliğe  ters düşüyor  .Bu yüzden bu tanım  hatalıdır.

“Asıl mãnãnın yanında  bir isme, bir atasözüne ,  bir olaya  telmih.”

Bu tanımda da telmih ve lügaz ile  bir mazmun  birlikteliği veya aynılığı  hissediliyor. Lügaz da ünlü birisim saklıdır, oysa mazmunda herhangi bir varlık,  mumu, güneş, çiçek, yara  … anlamı gizlenmiş olabilir. Telmih ise ayrı bir  edebi sanattır. Dolayısıyla bu tanımda eksik ve yanıştır.

“Bir şeyi , o şeyin vasıflarını  veya o şeyi  çağrıştıracak  kelime  ve kavramları  zikrederek  bir  ibarenin  içinde gizlemek.”

En doğru tanım budur ve bu Ali Nihat Tarlan’ın  tanımıdır  .Anahtar  sözleri veriyor ,  cevabı gizliyor.

Peki Mazmundan  Ne  Anlamış Şairler ?

Hattunun  afet_i can oldugını bildürdün                                                  demektir ki vukuf

Lutf kıldun ki meni vakıf_ı mazmun itdün  (Fuzuli)         gizlidir ve herkes anlayamaz

Açıldı gonca tumarı vü ma’lum oldı mazmunı                   gizli sırrı tomara sarılmış

Budur kim fevt kılmam mevsim_i gül_gunı  (Fuzuli)       sihri helal var Mazmun iki mısrada

da anlamlı

Eşit derd_i dilüm efsane_i Mecnuna meyl itme

Kim ol efsaneden hem anlanan mutlak bu mazmundur  (Fuzuli)            gizli dert   mazmun=

mana

Ezel katibleri ‘uşşak bahtın kare yazmışlar

Bu mazmun ile hat ol safha_i ruhsare yazmışlar  (Fuzuli)          iham-ı tenãsüb  var -hikmet

(Katipler)  mana

Görse bir şahid_i mazmun ile beytim Mani

Nakz iderdi utanup Çinde beytü’s_sanemi     (Yenişehirli Belığ)            şahid = güzel nakz=

Kırmak  mazmun  burada mana- gizli mana=nakş

Teveccüh itmez idüm şi’re Nabiya bu kadar

Beyan_ı sırr_ı hikem olmayaydı mazmunı           hikmetin sırrı= mazmun= gizli

Kameti bir mısra’_ı ber_ceste_i na_yabdur        na-yab  = bulunmaz   boyu mısra

Şive_i çeşmanı Ferri anda hoş mazmundur         göz gizli dildir.   Mazmun = anlam

Şi’rüm imza itdi gördi lafz_u ma’namı havas         mazmunu has demek  özel ve gizli

Sabit oldı olduğu her beytinün mazmunı has                       demektir.

Açılmasın gül_i mazmun sarır hame muhal         mazmun (mana gelmeli ki kalem  oynasın

Sabih bülbüle hep nale itdürgen gül olur

 

Ol güşeler ki çeşm_i füsun_sazı gösterür                        en güzel  beytte anlam  gizlidir.

Mazmun_ı ‘işve ma’nı_i şeh_beyt_i nazdur  (Tıflı)

Bikr_i hayali şahıd_i ma’naya ‘akd idüp              şiirde akla gelmedik hayal ve bilinmeyen

Oldı Sabih gevher_i mazmun cihazumuz                 mazmun gerekir cevher gibi gizli

Came_i nazm içre her bir taze mazmunum Sabih         Sabih’in  mazmunları o kadar taze ki

Farkı yok im’an olınsa şuh_ı endek_saleden         şiir elbisesi giyince hep çocuk gibi durur

Mısra’ı ber_ceste_i bala_yı mevzunun şeha               boy  gölge  ikilemi  iki mısra  olmuş

Eylemiş mazmun_ı sayen şah_beyt_i intihab  (Sakıb dede)

Harf harf eser-i ‘ışka yüzin sürmez idi                                 mıstar= satır çizgisi

Aşina olmasa mazmunına mıstar didigün  (Sakıb Dede)    aşina gizli zıtlığı

Eylemem mazmunına Cibrili mahrem Na’ilı               Sevgilinin sırrını Cebrail bile duymadı

Gamzeler kim fitneden ifşa-yı raz eyler bana         mi’raçta  peyg.  İki kaş arası sırrını hatırla

Burada mazmun –mi’ractır

Gazel_i Nabi üstada getürdün Sabit

Zımn_ı ma’nada bu mazmunları temsil gibi              zımn-ı mana: gizli mana= mazmun

Birinün namı kalem biri varakbiri devat

Biri ma’na biri mazmun biri hüsn_i ta’bir  (Nabı)

Mazmun çalmak eshel idi neyleyüm Sabih

Turmaz kitab_ı ruyını canan açar kapar                   fal bakmak- kitap açmak- gizlice

Gör ne sayyad_ı kemend_endaz_ı i’cazum Sabih

Sayd olur ahu_yı mazmun deşt_i ma’nadan bana             mana  çölünde mazmun ahusu                                                                                                avlama    gizliyi aramak

Sakı-i kilk-i terüm şã’irleri itdi Sabīh

Bezm-i ma’nãda mey-i mazmûn-ı rengīnümle mest

Feyz-i ezelī tã-be-ebed dilde Sabīhã

Ãsar-ı tecellī-i mezãmīne sebebdür

Sabīh īhãm u mazmûn u nikãt-ı nazmı terk it kim

Degüldür tab’-ı ‘ãlem dikkat-i eş’ãrdan mahzûz

 

Sabīhã tãr u pûd-ı nükte vü mazmûndan nazmum

Tokınmış kãrgãh-ı dilde maňnen bir kumãş olmış

 

ÖRNEKLER

Bu cism-i nizãr üzre döküp jãle-i eşki

Çün rişte-i cãn gevher-i ma’nãda nihãnız (Neşãtī)          mum  mazmunu

Dün Fuzûlī ãrızun görgeç revãn tapşurdı(verdi) cãn      arızın(güneş ) doğdu ,mum  söndü

Lãf idüp dirdi ki cãnum var amãnet-dar imiş             mum sönme mazmunu

Ey Fuzûlī kıldı cãnum riştesin pür-pīç-ü tãb

Bir perīveş dil-berüň sevdã-yı zülf-i pür-hamı           mum mazmunu

 

Rişte-i cãnum yiter it pür-girīh

Salma ser-i zülf-i semen-sãya tãb tab :kıvrım (mumun ipinin kıvrımı)

Riştedür cismüm ki devr-i çarh virmiş tãb aňa                               parlak: sirab

Merdüm-i çeşmüm düzer her dem  dür-i sīrãb aňa (Fuzûlī)             mum mazmunu

Şeb-i hicrãn yanar cãnum töker kan çeşm-i giryãnum

Uyarur halkı efgãnum kara bahtum uyanmaz mı (Fuzûli)           mum mazmunu

Bir igne itdi meni za’f riştem ol kandur                               mum mazmunu

Ki muttasıl tökilür çeşm-i hûn feşãnumdan (Fuzûlī)

Edã-yı şükr-i hadengüňdür ol sadã ki çıhar                           mum mazmunu

Zamãn zamãn tökilen katre katre kanumdan (Fuzûlī)

Yandurup eczã-yı terkībüm külüm virsem yile

Yoh yoluňdan dönmegüm varum senüňdür cüz’ü kül

Rãz-ı derûnı taşraya salmak revã degül                                             raz-ı derun: gizlisır

Budur günãhı kim asılur muttasıl ceres (Fuzûlī)                  ceres:  çan        Hallac-ı Mansur

Pelãs-pãre-i rindī be-dûş u kãse be-kef

Zekãt-ı mey virilür bir diyãre dek giderüz (Nã’ilī)                 derviş mazmunu olabilir

Vãdīleri rīg u şīşe-i gam

Kumlar sagışınca hüzn ü mãtem (Şeyh Gãlib)

Şīşe-i çeşmüm yoluň kumıyla ey sengīn göňül

Pür idüpbir gün bu nev’ile geçürem sã’atüm (Hayãlī)                     kum saati  mazmunu

 

Rig-i harem-i Ka’be-i kûyuňla habībüm

Tolaydı gözüm şīşeleri kanı o sã’at (Selīkī)                           kum saati

Gözümüz şīşeleri izi tozından pür olup                                 kum saati

Acep ol günlere ãhī ire mi sã’atümüz

Şafak-gûn kan içinde dãgını seyr eyler ãşıklar

Güneşde zerre görmezler felekde ayı bilmezler (Hayãlī)     ah mazmunu   ah : ilah

Menüm tek hīç kim zãr u perīşãn olmasun yã Rab

Esīr-i derd-i ‘ışk u dãg-ı hicrãn olmasun yã Rab (Fuzûlī)           dağ= ah= ilah

Nisãr-ı şefkatüňdür kim olur izhãr-ı hamdüň çün                  inci mazmunu   nisar= hediye

Fuzûlī tīre-tab’ından kelãm-ı cãn-fezã peydã                      tire-tab: karanlık baskısı

İzüň tozını tartarsam n’ola gözümle yollarda               inci  mazmunu, terazi-göz- iki gözlü

Efendüm cevherin kadrin bilene göz terãzûdur (Ahī)     inci tozu göze iyidir.

Geh var didi dehãnuňa agyãr gãh yok                        yüzük oyunu mazmunu  mühür kimde

Ol hãtem oldı dīv-i Süleymãn oyuncagı (Necãtī)        ise  Süleyman odur.  Div= şeytan

Süleyma’nın yüzüğünü  şeytan bir kez çalar. 

Saçlaruňdan isteyem dirdüm bu göňlüm hãtemin yüzük oyunu mazmunu

Güldüğüňden korkaram agzuňda pinhãn olmasun  (Ahmed Paşa)     mimik taklidi bu oyunda

Bãzīçe-i nãzda harekãt-ı nigãhdan yüzük oyunu mazmunu

Bildüm ki hãtem-i dil-i meyyãl sendedür     (Cem’ī)sevgilinin  aşkı öyleki orada herşey kaybolur

 

Hem-ãgûşī-i fincãn-ı arakdan kaçmaz ammã kim       yüzük oyunu mazmunu: fincan, kaçmak,

Nigīn-i la’lin ol bãzīçeyi ahşam içün saklar (Nedīm)    nigin=yüzük, bazice, ahşam

Aradum hãtem-i dil bende yok ammã bilmem                    hatem: yüzük oyunu

Dest-i zülfüňde mi la’lüňde mi sende midür (Tayyibī)

Dil gird-i leb-i la’l-i şeker-hãda bulındı                                 hatem: yüzük oyunu

Hãtem arar ol sohbet-i havãda bulındı (Kãmī)

Güm-geştedür hayãl-i leb-i la’li dīdede                      hatem: yüzük oyunu

Mesnevi şerhleri:

Sarı Abdullah Şerhi

Ankaravī Şerhi

Gölpınarlı Şerhi

Bursalı İsmail Hakkı Şerhi

Farsça kelimedir. Farsça’dan  dilimize  geçmiştir.

Türk Ansiklopedisi  EskiTürk Edebiyatı  Maddesi:   okunacak.

Kamus – ı Türki —Şemseddin Sami

Kamus-ül  Alam— Mütercim Asım  -Farsça Türkçe

Yeni Tarama Sözlüğü—TDK

Derleme  Sözlüğü

Divan Şiiri  Şairler  Sözlüğü — M. İsen

Lügat-i Naci-  Muallim Naci

İskender  Pala —Divan Edebiyatı Sözlüğü

Concordance : Hadis  kaynagımız, içinde 8büyük hadis kitabının  bilgileri var.

Mecelletün-Nisab:  ayetlerle ilgili  kaynağımız. Fihrist

Mehmet Salahi: Kamus-ı Osmani

Ahmet Vefik Paşa: Lehce-yi  Osmani

Remzi Lügati

Mustafa Nihat  Özön : Edebiyat  ve Tenkit Sözlüğü

Mesnevi  kökü : senav  gibidir  . Çünkü  i’lalli  bir kelime olduğu için   sondaki ye   vav olarak  ortaya  çıkar.

14.  yüzyıl  mesnevi  yüzyılıdır.

Dini içerikli  mesnevilerin  başında  Mevlana Mesnevisi  gelir.  Onun  önemli  şerhleri şunlardır.

Gölpınarlı  Şerhi, Ankaravi  Şerhi , Abidin Paşa Şerhi, Bursalı İsmail Hakkı Şerhi bunlar  birbiri ile  mukayese edilebilir.

Mukayesede kaynağı nedir?  Nasıl anlaşılmış?  Nasıl tercüme edilmiş?soruları  önemlidir.

Mukayeseli Edebiyat  : Hasibe Mazıoğlu

Ahmet Sevgi: Molla Cami -Kırk Hadis

Türk Edebiyatında  Mesnevi : Fahir  İz

Mesnevi-Ahmet Ateş (çalışmaları  meşhur)

Mesnevi: Süheyl Ünver

Fahir  İZ: Eski Türk Edebiyatında  Nazım 2

ALİ  CANİP  YÖNTEM –Mevlana’nın Mesnevisi  üzerine   s. 86

KUTADGU BİLİG: EN ÖNEMLİ  VE İLK  TÜRK  MESNEVİSİ , SİYASETNAMESİ.

Üç  nüshası vardır: Fergane—–  Mısır—-Viyana Nüshaları … Viyana Nüshası  Uygur harfleri iledir. Bu da 4 yüz yıl sonra dahi  Uygur  Alfabesinin  terk edilmediğini  ve kültürün canlılığına  bir  işarettir.  ( BU ESERİ   FİŞLE)

KUTADGU BİLİGDE DEVLET TEŞKİLATI: REŞAT GENÇ

AMİL ÇELEBİOĞLU:  E.T.E. ÜZERİNE MAKALELER.: 13-15. yüzyıllarda Mesnevilerde Mevlana Tesiri.

NASİHAT NAME ÇİZGİSİ  ÖNEMLİDİR… NABİ- HAYRİYE;  LÜTFİ… LÜTFİYYE…

Türkiyat Mecmuası:  son sayı: Nasihat nameler- Mahmut Kaplan133.s

Garipname adlı eserin  transkripli halini bulursan al . Ama çok paran olmalı.

İLK   TÜRKÇE MESNEVİ:

KUTADGU BİLİG- YUSUF HAS HACİP   SİYASET NAME

GARİP NAME

Garip-name  ünlü bir mesnevidir. Aşık Paşa’nın  eseridir.  10 babdır. Mürettepdir. Mevlana mesnevisi gibi  karışık ve iç içe değildir. Her bab  10 destana ayrılmıştır. Mükemmel bir   eserdir. Her bab  bir konuyu içine alır.

Garipname’deki ilk  bab  Osmanlıdaki  birlik  fikrinin de  kaynaklığını teşkil eder. Çakmak hikayesi  olarak anlatılır. Çakmak eskiden  kav- çakmak taşı ve taşdan  yararlanılarak  elde edilirdi. Bu üçünden  bir tanesi eksik olunca  ateş  yanmaz. Birlik  fikri buradan hasıl olur .

Aşık Paşa ilk  Türkçüdür. Eserinde  Türkçe’ye ters düşen terkipler mevcut değildir.  Bu yüzyıl terkipsiz  ve güzel bir  Türkçe kullanmada yarışan , Arapça ve Farsça kelime kullanmaktan  kaçınan  ünlü  mesnevicilerin  asrıdır. (14. yy ) Bu iş  zordur ama devrin alimleri  buna talip olmuşlardır. Bunun  temel sebebi de Beylikler Dönemindeki  Türkçe yazma  ve yazdırma  isteğidir. Beyler kendi  halkı ile  daha yakın olmak için  bunu teşvik etmişlerdir.

Keşke  bu iz takip edilseydi.

Garip namede   Mesnevi tesiri  söz konusudur. Hatta bazı hikayeler aynen alınmıştır. “üzüm” hikayesi buna örnektir.  Eskiler bir hikayeyi başkası kullandı diye kullanmazlık etmezlerdi. Hatta bunu saygı vesilesi  sayarlardı.

Bu “üzüm” hikayesinde Arap, Türk ve Fars  aynı maddeyi almak ister ama  farklı ifade eder. Yani insanlar  aynı şeyi ister ama farklı ifade ederler.

Metod şu:  Konu veriliyor, kıssa anlatılıyor,  hisse  çıkarılıyor.

Mukayeseli edebiyat için ilginç  bir konu Garipnamede  Mesnevi etkisi.

Çift Kaharamanlı Aşk Hikayeleri

Süheyl-i Nevbahar, Mesut bin Ahmed’in pek  göze çarpmamış ama çok değerli bir eserdir.  Dehri Diçin kütüphanesindeki  yazma en eski nüshasından  oğlu  Cem  Dilçin tarafından Doktora tezi olarak çalışıldı.

Hangi  kitabın tercümesi olduğu belli değildir.  Ama Garip name gibi o devrin terkipsiz  öz Türkçe  taraftarı bir eserdir. Arapça ve Farsça  terkiplerden arınmıştır.

Bu yolda  Türkçeci olarak  Gülşehri, Aşık Paşa , Mesut bin Ahmet sıralanabilir.

Bu eserin  giriş kısmı okunmalıdır. 14. yy  mesneviciliği ele alınmış. Sebeb-i telif ve Hatime kısmı ilginç  açıklamalara yer veriyor.  Özellikle dil ile ilgili olarak şu noktalara  değiniyor Ahmet bin Mesut:  5450…. beytler

  1. 1. Türk dili mesnevi yazmak için geniş imkanlı değil  dar imkanlara sahiptir.
  2. 2. Türkçe ile bir fikri ifade etmek zordur.
  3. 3. vezin sıkıntısı Arapça ve Farsça kullanmadığın zaman had safhadadır.
  4. 4. Kavramları ifadede  kelime bulmak zordur.
  5. 5. Türkçe , Arapça  ve Farsça ile temelde farklıdır.
  6. 6. Bu eser pek iyi olmadı  ama Türkçe için  bu sıkıntıya değer.
  7. 7. Alim birisi  görse  , bu adam hiç terkip ve tertip bilmez mi der ama ne yapayım. Bu sebepten kakır(kızar) ve onu rekik ( tutuk – kekememsi) bulur.*** bu beyt yorumlanmalıdır. Ömer Seyfettinden yıllar önce terkipsiz  dil önerisi.
  8. 8. İlk bin beytini  yeğenim yazdı ben yaklaşık  6000 beyt olarak tamamladım.
  9. 9. Asıl adını Kenzü’l Bedâ’i  koydum ama halk ona Süheylü Nevbahar diyebilir.

HURŞİD NAME – ŞEYHOĞLU MUSTAFA

Bir aşk hikayesi olmasından  çok dil yönünden  GARİPNAME ye   benzemesi ile  önem kazanır. Aşık Paşa ile paralel bir  dilde  sadelik  ve terkipsizlik  anlayışı mevcuttur.

Hoca Mesut- Aşık Paşa- Gülşehri- Şeyhoğlu  Mustafa   === Türkçeciler

İstanbul Yazma Divanlar Katologu  önemlidir. Elinde bulunmalı.

Erzurum Ünv.  Agah Sırrı Levent Kütüphanesi  orada pek çok eser mevcut.

Milli Kütüphanede filmler var. (Divanların)  Gerektiğinde ara…

“Kelamın Yüceliği” adlı bir yazı yaz. Suret ve musikiden  daha üstün olduğunu  ele al.  Kelam- resim-  müzik.

Nurullah Ataç’tan  oku…

Divanlardan  “söz- suhan” redifli şiirler ara…

Gül ü Mül    mesnevisini oku…

Şerh-i Cezire-yi Mesnevi—-  Şeyh Galip-  Turgut Karabey-Erzurum

Gülzar-ı Esrar- Abdurrahman Naci

ÇİFT  KAHRAMANLI  MESNEVİLER

VAMIK  U  AZRA-               LAMİ –          Gönül Ayan

HÜSN  Ü AŞK –                   ŞEYH GALİP  -Hüseyin Ayan

YUSUF U ZÜLEYHA –       ŞEYYAD   HAMZA- 17.YY

HÜSREV Ü ŞİRİN  –                        KUTUP                  14.YY

CEMŞİD  Ü  HURŞİD-        AHMEDİ                   15.YY

HURŞİD- NAME –    ŞEYHOĞLU S.MUSTAFA             Hüseyin Ayan 14.YY

SÜHEYL Ü NEVBAHAR-  HOCA MESUTCem Dilçin 14.YY

LEYLA  VÜ  MECNUN –    EDİRNELİ ŞAHİDİ  15.YY

ETHEM Ü  HÜMA-             …

VARKA VÜ  GÜLŞAH-

VİS Ü RAMİN –

ŞAH U GEDA –

MİHR Ü MAH –

MİHR Ü VEFA-

MİHR Ü MÜŞTERİ –

HÜMA VÜ  HÜMAYUN –

GÜL Ü HÜSREV-

FERRUH  U GÜLRUH-

GÜL  Ü BÜLBÜL-

CENK DESTANLARI

İSKENDER NAME –AHMEDİ

GAZAVAT NAME-SELİM GİRAY

DÜSTUR NAME- ENVERİ

KUTUPNAME- UZUN FİRDEVSİ

DİNİ TASAVVUFİ  MESNEVİLER

MESNEVİ- MEVLANA-Amil Çelebioğlu

GARİPNAME- AŞIK PAŞA –Kemal Yavuz

MEVLİD- SÜLEYMAN  ÇELEBİ

HİLYE- HAKANİ

MUHAMMEDİYE-YAZICIOĞLU MEHMET-Amil Çelebioğlu

DİDAKTİK  MESNEVİLER

HAYRİYE- NABİ

LÜTFİYE-  SÜMBÜL  ZADE VEHBİ

KIYAFET NAME – HAMDİ

HEVES NAME- TACİZADE CAFER ÇELEBİ

TUHFE- SÜMBÜLZADE VEHBİ

ŞERENGİZLER

ŞEHRENGİZ-İ EDİRNE –  BURSA  KONYA…

Bu dersin  ilk ve en  önemli el altı kitabı  sözlüklerdir. Birinci elden bilgiye bu  sözlüklerle ulaşılır.

En önemli sözlüğümüz, H.Kazım Kadri’nin  “Büyük  Türk Lügatı”dır Kelimelerin  pek çok  mecazi ve  değişik anlamı   bu lügatte  bulunur.

Dilin zenginliği  mecaz, deyim ve ata sözlerinden  gelir. Türkçe’de bu daha bir  önemlidir. Şerh  için günümüzde  o kelimenin  manası yanında  dün  ne anlamalara geldiği de önemlidir.

Edebiyatçı  kelimelerle uğraşır  ,malzemesi odur. O halde  şerhte  kelime   en önemli  unsurdur.

Büyük Türk Lügatine nasıl bakarız:   kelimenin Arapça’daki  üç  temel  harfi  bulunur. Bu harflerden ilki alfabetik olarak aranır. Müştakı olan aranan kelime  bulunur…

Yani:   mekteb  kelimesi için   “kef” “te” “be” den  kef’e bakılır bunun içinden  müştakı olan  mekteb  bulunur.

Bu   sözlük dört cilttir. (alınmalı)  ilk iki   cilt  eski yazı  son iki cilt  yeni yazıdır.

Kamus  Tercümesi: Mütercim Asım ,  Arapça Türkçe  bir  sözlük  . Sözlük  konsunda  mükemmel  bir  yere  sahiptir.  İçinde  çok  geniş  hususlar  yer alır. Kimi zaman bir hikaye,  kimi zaman  bir kıssa…ayrıca sade  dillidir.

Kelimelerin terkibi  iştikaki sülasidir. Üçlü köke  dayanır.  Yalnız  bunda   kökün  son harfi  “bab”  oluşturur  ilk önce  o aranır; sonra  ilk harfi fasıl  oluşturur, ona  bakılır.  Yani ; müslüman kelimesinin  üçlü  kökü  -“s  l   m” dir  ,o halde   “mim”  babının   “sin”  faslına  bakmalıyız.

Diğer  sözlükler:

Kamus – ı Türki —Şemseddin Sami*

Kamus-ül  Alam— Mütercim Asım  -Farsça Türkçe

Yeni Tarama Sözlüğü—TDK *

Derleme  Sözlüğü

Divan Şiiri  Şairler  Sözlüğü — M. İsen*

Lügat-i Naci-  Muallim Naci

İskender  Pala —Divan Edebiyatı Sözlüğü*

Concordance : Hadis  kaynagımız, içinde 8büyük hadis kitabının  bilgileri var.

Mecelletün-Nisab:  ayetlerle ilgili  kaynağımız. Fihrist

Metodumuz  sefayı al  , kederi  bırak olmalı;  çünki  hayatta  aksi  halde bir  gelişme  olamaz. Ya hep  ya hiç  demek  en kötü  yoldur  ,her  şeyin bir  güzel  yönü vardır , o halde onu alıp  diğer  yönünü  bırakalım.

Mevlana bir   denizdir, hemen içilmez  onu arıt , biraz uğraş,  biraz çabala; Yunus  bir ırmak , hemen iç içebildiğin kadar.

Amil Çelebioğlu yumuşak  mizaçlıydı ,  Orhan Şaik Gökyay sert  mizaçlıydı. İkisi de gereklidir. Arı  gibi her çiçekten bir şeyler  almayı bilmeliyiz. Bilgi  birbirini çağrıştırır, nerede   ne zaman  , ne  bulacağımızı  bilemeyiz.  Bir yazma eser içinde başka bir  eser de  bulunabilir. Mecmu’a-yı  Eş’arlara  dikkat etmeli.   Amasya kütüphanesi  bu anlamda  büyük bir hazinedir.

***Ahmet Sevgi: Molla Cami -Kırk Hadis

Ahmet Vefik Paşa: Lehce-yi  Osmani

Concordance : Hadis  kaynağımız, içinde 8büyük hadis kitabının  bilgileri var.

Derleme  Sözlüğü

Divan Şiiri  Şairler  Söz

FAHİR İZ –TÜRK EDEBİYATINDA NESİR-NAZIM

İskender  Pala —Divan Edebiyatı Sözlüğü

İskender  Pala’nın “ Mazmunun Mazmunu”. 1993 Dergah

Kamus – ı Türki —Şemseddin Sami

Kamus-ül  Alam— Mütercim Asım  -Farsça Türkçe

Lügat-i Naci-  Muallim Naci

Divan Edebiyatı İsimler Sözlüğü — M. İsen

Mecelletün-Nisab:  ayetlerle ilgili  kaynağımız. Fihrist

Mehmet  Çavuşoğlu: “Mazmun”  Türk Dili  C.48 sayı: 388,89, 1984

Mehmet Salahi: Kamus-ı Osmani

Mukayeseli Edebiyat  : Hasibe Mazıoğlu

Mustafa Nihat  Özön : Edebiyat  ve Tenkit  Sözl

Remzi Lügati

Nejat Sefercioğlu :Nev’i  Divanı Tahlili

TÜRK DİLİ  DİVAN ŞİİRİ ÖZEL  SAYISI ALINACAK.

TÜRK EDEBİYATI  ANSİKLOPEDİSİ

Türk Edebiyatında  Mesnevi : Fahir  İz

Yeni Tarama Sözlüğü—TDK

Gölpınarlı  Şerhi, Ankaravi  Şerhi ,

Abidin Paşa Şerhi,

Bursalı İsmail Hakkı Şerhi

DİVANLARLA İLGİLİ  KAYNAKÇA :

**Ali Nihat Tarlan : Şeyhi Divanı Edisyon kritik

Ahmet Paşa Divanı  “    “             Akçağ  — MEB

Necati Beg Divanı   “      “            Akçağ  —  MEB

Zati Divanı       “       “                     (1000 gazel)

**Fuzuli Divanı Şerhi                                Ank.

Hayali Beg Divanı  Edisyon Kritik   İÜ. Yay

Şeyh Galip Hayatı- Şiirleri

**Mehmet Çavuşoğlu:      İslam Ansiklopedisi “Baki”Maddesi    TDV

Yahya  Beg Divanı’ndan Seçmeler                  KTB

**Hayali Beg Divanı’ndan Seçmeler                “

Necati Beg Divanı Tahlili                        MEB

Necati Beg Divanı’ndan Seçmeler                   Tercüman

Hayreti Divanı  Edisyon Kritik

Divanlar Arasında           ********************

Abdülbaki Gölpınarlı:       Fuzuli                                                                       İst.

Baki                                                                          İst.

Naili-i Kadim                                                           İst.

Nedim Divanı                                                         İst.

Şeyh Galib Divanı’ndan Seçmeler                   MEB

Şeyh Galip Hayatı – Şiirleri                                  Varlık

Abdülkadir Karahan:        Nabi                                                  TKB -İslam Ans.

Nef’i Divanı’ndan Seçmeler        İst. Ünv.  İslam Ans.

Fuzuli Muhiti- Hayatı – Şahsiyeti                       TKB

Tunca Kortantamer:         Ahmedi Divanı

İsmail Ünver :                     Neşati                                                                      TKB

**Nejat Sefercioğlu :         **Nev’i  Divanı Tahlili

Hüseyin Yorulmaz:           Divan Edebiyatında Nabi Ekolü                        Akçağ

Mine Mengi:                                    Nabi

Haluk İpekten:                    Fuzuli Hayatı Sanatı Eserleri                             Akçağ

Baki , Hayatı, Sanatı,  Eserleri                Akçağ

Naili Divanı Edisyon Kritik              İst. Ve Akçağ                                                                  Naili                                                   TKB

Şeyh Galip, Hayatı , Sanatı , Eserleri         Akçağ

Hasibe Mazıoğlu:               Nedim                                                                      TKB

Fuzuli Divanından Seçmeler                             TKB

Nedim’in Divan Şiirine Getirdiği Yenilikler Akçağ

**Cemal Kurnaz:                Şeyhi Divanı Edisyon Krıtik                               Akçağ

Osmanlı Şairleri- Muallim Naci               MEB

**Hayali Beg Divanı Tahlili                      Akçağ

**Harun Tolasa:                 **Ahmet Paşanın Şiir Dünyası               Ank.

Ali Alparslan :                     Ahmed Paşa                                                          TKB

Şeyh Galib                                                              TKB

Hüseyin  Ayan:                  Nesimi Divanı                                                        Akçağ

Nahid Aybet:                       Fuzulide Maddi Kültür                                         TKB

**Kenan Akyüz:                  *Fuzuli Divanı                                             Akçağ

Agah Sırrı Levent:             Türk Edebiyatında Şehrengizler

( Yahya Beg-Neşati Zati)

Divan Edebiyatı

Sabahaddin Küçük:         Baki Divanı Tenkitli Basım                                 TDK

Baki Divanından Seçmeler                                TKB

Faruk K. Timurtaş:            Baki Divanından Seçmeler                                Ank.

Muhsin Kalkımış:   Şeyh Galib Divanı                                     Akçağ

Tahir Olgun :                      Bakiye Dair                                                 İst.

Rekin  Ertem:                      Yahya Divanı                                                         Akçağ

*Metin Akar:                  **Su Kasidesi Şerhi                             Diyanet

**Sudī- Vehbī-Sururī-Konevī:     **Hafız Divanı Şerhi              yazma

GENEL KAYNAKÇA:

Mine Mengi:                                    Eski Türk edebiyatı Tarihi                                  Akçağ

Nihat Sami Banarlı:           RTET                                                           MEB

Muallim Naci:                      Osmanlı Şairleri                                                     TDK

Halil Erdoğan Cengiz:      Divan Şiiri Antolojisi                                            Bilgi

“           “              “                :  Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi

Dergah:                                Büyük Türk Klasikleri

Fuat Köprülü:                     Divan Edebiyatı Antolojisi

Türk Edebiyatı Tarihi

Mustafa İsen:                      Acıyı Bal Eylemek                                     Akçağ

Atilla Özkırımlı:                   Türk Edebiyatı Ansiklopedisi

İskender Pala:                    Divan Şiiri Antolojisi

Fahir İz:                                Türk Edebiyatında Nazım                                   Akçağ

Saadettin Nusret:              Türk Şairleri

İslam Ans.

Türk Ans.

RAMAZANİYELER, Methiyeler,  Hicviyeler diğer önemli türlerdir.

Türler ve şekiller hakkında bibliyografya :

Gazel:                                               Ahmet Ateş

Divan Şiirinde Gazel:                    Cem Dilçin

Kaside:                                            F Krenkow

Kaside:                                            Mehmet Çavuşoğlu

Divan Şiirinde Musammatlar      .:Halil Erdoğan Cengiz

Mesnevi                                           : İsmail Ünver

Müstezat                                          : Mehmet Deligönül

Şarkı                                                 : Yılmaz Öztuna

Tuyug                                                           : Fuat Köprülü

Divan Edebiyatı                             : Ömer Faruk Akün ( İslam Ans.)

Örneklerle Türk Şiir Bilgisi         : Cem Dilçin

Türk Edebiyatında Nazım                       : Hikmet İlaydın

Ansiklopedik Divan Sözlüğü     : İskender Pala

Türk Edebiyatında Mazmunlar  : A. Talat Onay

Istılahat-ı Edebiye                         : Mualim Naci

Divan Edebiyatı                             : Agah Sırrı Levent

Fahir İz                                             : Eski Türk Edebiyatında Nazım

 

8.11.2001

YAZI FİKRİ: Hafız’ın  birinci  beytinin  divan edebiyatına etkileri:   Bilig8/kış99 daki yazı örnektir.

YAZI FİKRİ: Bilginin  manzumeleştirilmesinin  yararı nedir? Manzum bir tezkire tanıt.

BİR YAZI YAZARKEN  YÜZYIL ÖZELLİKLERİNİ İYİ BİR HOCAYI ÖRNEK ALARAK  ÇIKART.

HAFIZ NAME: İranlı bir  yazarın . Terimler   sayfalarca açıklanmış. Farsça. Seçme gazeller var.

THE GAZAL OF HAFIZ: İtalya’da basılmış. İngilizce. İndeks kısmı çok iyi. Her kelimenin  indeksi yapılmış.  Meselã  vefã kelimesi nerelerde nasıl geçiyor.

Hafız Divanında  Ayet , Hadis ve Kelam-ı Kibarlar  Türkiye’de basılmış bir kitap ara.

KEŞFÜZZÜNUN: KATİP ÇELEBİ: Bu kitabı bulursan kaçırma. 2cilt, iki de zeyli var.

Lisan-ı Gayb  = Hafız Divanı   diğer adı   Bu kitapla  fal bakıldığı için  Falname de denir.

UNUTULMAZ MISRALAR:HİLMİ  SOYKUT

AHMET PAŞANIN ŞİİR DÜNYASI: Harun  Tolasa  ara ,al.

Hafız Divanında  Dizeler  İndeksi : Yakup Şafak   ara ,bul, al.

ESKİ TÜRK EDEBİYATI ÜZERİNE MAKALELER: AMİL ÇELEBİOĞLU ”Edebiyatımızada  Mesnevi Tesiri”   oku..

Necati’nin  Şiirine Mihri’nin  nazireleri…  önce N.S. Banarlının nazire maddesini oku, araştır , yaz.

23.112001

rLš*²«  ˆUJì  ëÔ«d¦  uš²œ  Âœ¬  rŽ­ﻋ             rš½  ÊbìUŽì«   pL*½u½  —«Ë  vÔdHì  —b­  ‰Ë«

Ol  ḳadar nefreti  var göñlümüñ insandan  kim

‘Aksim  âdemdür  deyü   mir’âta  nigâh  eyleyemem

Şimdi bu beyti  şerh etmek için  ne yapmalı:

1- Bu beyt  kimin olabilir?   Nabi’nin  olabilir. Niçin?  Çünki  hikemi bir tarzda   yazılmış.

2- “eyleyemem” redifi ile  divan taraması  yapıp   kolayca bulabiliriz  şairini  .Veya Unutulmaz mısralar adlı “UNUTULMAZ MISRALAR:HİLMİ  SOYKUT”  bu eserden bakarız.

3-Divana  baktık ve  şu  beyt  karşımıza  çıktı:

Ḫalḳdan göñlümüñ  ol  mertebedür  vaḥşeti  kim

‘Aksim âdem diyü  mir’ate  nigâh eyleyemem

Şimdi bu farkın  belirtilmesi gerekir. Aslını  tahkik  etmek her zaman  bize  bir kapı  açar. İfade  ilk  yazıldığından  daha yumuşak  bir ahl almış.

4-Veznine bak.  “feilâtün feilâtün feilâtün feilün”

5-  Asli  harfleri ile yaz-  Transkripsiyonunu  yap- ilk metni ara- vezni  bul- kelimelere  bak-   sözlük kullan – ikinci anlamları kaçırma-  Sözlükten, “Bildiğin kelimeye  on defa, bilmediğine  bir defa  bak.”

6- Nefret: tiksinme , kerih   görmek,  ürkmek..

Vahşet:  gam,  gussa,  halvet,  yabanilik,  vahşilik, ıssızlık, korku,   dehşet,  korkunç.

7-    Bu günkü  dile  çevir.

a-    Hiçbir ilave  ve çıkarma yapmaksızın nesir cümlesi  halina  getirmek.

b-Yabancı  kelimelerin  anlamları  verilerek   ve  terkipler  çözülerek   bu  dile  düzgün  cümle halinde  çevirmek.

a- Gönlümün  insanlardan  ol kadar  nefreti  var kim;Aksim  âdem diyü  mir’âta   nigâh  eyleyemem

b- İnsanlardan  o kadar nefret ediyorum ki, aksim  adam  olduğu  için   aynaya bakamam.

Burada  şair  bunu bu  gün  söyleseydi   nasıl ifade ederdi  sorusuna cevap  aranmalıdır.

Şu ana kadar  şairin ne  dediğini ortaya  koyduk. Bundan  sonra    şerhe  geçilecek. Şerhte   kişinin  kültürü  ve beytten ne anlayabildiği   önemlidir.

Beyt  bir  evdir, eve  kapıdan  girilir. O halde  anahtar  kelimeyi bul.

İlk  anahtar  kelime  “insan”dır.  Şairin  beyitte  girdiği hayal  alemi  keşfedilmeli. Onun  ruh haline  ulaşılmalıdır.

İnsanlardan  niçin  nefret ediyor?

Niçin  insanlığından   utanıyor?

Eşref-i mahlukat,  Belhum- adal  kavramları kavramları   Kur’an’dan   okkunmalıdır.

Kur’an ve Hadise bak.  Müfehrese bak. Fihriste bak.  Mücem’e  bak.

Mevlana bu hususta ne demiş?

Yunus ne demiş?

İnsanlarla ilgili  yazılar. Zulümler  vahşetler…

Şeyh Galip’ten  “Zübte-yi ‘âlemsin…”  beyti  alınmalı.

Dersin ilk emri: “ yazı   çalışması yap ve yayınlat”

rš½  ÊbìUŽì«   pL*½u½  —«Ë  vÔdHì  —b­  ‰Ë«

rLš*²«    ˆUJì     ëÔ«d¦    ušœ     Âœ¬  rŽJ

 

Ol  ḳadar nefreti  var göñlümüñ insandan  kim

Aksüm  âdem  deyü   mir’âta  nigâh  eyleyemem

“feilâtün feilâtün feilâtün feilün”

Göñlümün  insanlardan  ol ḳadar  nefreti  var kim;’aksim  âdem diyü  mir’âta   nigâh  eyleyemem.

Nefret: tiksinme , kerih   görmek,  ürkmek..

Vahşet:  gam,  gussa,  halvet,  yabanilik,  vahşilik, ıssızlık, korku,   dehşet,  korkunç.

‘Aks: Çarpma  , urma , ziya veya bir  suretin bir yere vurup dönmesi  veya  orada  görünmesi ,yankılanma , ters ,żıd ,  ḫilâf ,  muġayir ,tersine.

İnsanlardan  o kadar nefret ediyorum ki, aksim  adam  olduğu  için   aynaya bakamam.

Bu beytin Nâbȋ Divânında  geçen şekli şöyledir:

Ḫalḳdan göñlümüñ  ol  mertebedür  vaḥşeti  kim

‘Aksim âdem diyü  mir’ate  nigâh eyleyemem*

İlk  insan Hz. Adem  yaratılırken  melekler  Allah (CC)’a  “Yer yüzünde  kan dökücü, bozgunculuk çıkarıcı  birini mi  yaratacaksın?” demişlerdi. Burada meleklerin  daha yaratılmamış bir varlığın , kan dökücü  ve bozgunculuk  çıkarıcı olacağını biliyor  gibi  konuşmaları ilginçtir. Bu hususa şöyle bir açıklama  getirilebilir : Dünyada insandan  önce  cinler  yaşıyordu ve durmadan bozgunculuk çıkarıp  kan döküyorlardı. Allah(CC) , bu tayifeyi  dünyadan  sürme işini cinlerin en ulusu  İblis’e   verir. İblis bu işte gösterdiği başarıdan övünerek  gurura kapılır. Ve insan yaratıldığında  ona secde etmek istemez. Melekler de  bu olaylardan kıyasla  Allah (CC)’a bu  soruyu sorarlar.  İnsan yaratıldıktan sonra da İblis, Allah (CC) tarafından  verilen bir müddet zarfında  insanları doğru yoldan  çıkarmaya  çalışmak, yani imtihanın  “yanlış cevap” kısmı olmakla  görevlendirilir.

Dünyada insanlar  hak ve batıl olmak üzere iki yolda yürümektedir. İşte “hak yol” bozguncu ve kan dökücü olmama; “batıl yol” ise  olmadık  ve umulmadık kötülükleri yapamakta kendinde yetki görüp her türlü  bogunculuğu yapma yoludur.

Burada bir önemli  noktayı gözden kaçırmamak  gerekir: Hikemȋ tarzın  en  büyük şairlerinden  biri olan Nâbȋ , her  kötü görünenin de kötü olmadığını  yani, şer görünenin  hayır, hayır görünenin şer olabileceğini  bilir . Nitekim , Habȋb –i Neccar  ,Yâsin  Suresinde  anlatılan  kıssasında  kendisine acıyarak bakan ,  hatta kendisinin başını  vücudundan  ayıranlara  acımakta  ve “ keşke  kavmim Allah(CC)’ın bana ihsanından haberdar  olsalardı.”mealinde  sözler sarfetmektedir.

Biz , kötülükleri  zahiren  kötü olarak görürüz, tıpkı Hızır (AS)’ın  Hz.Musa ile yolculuğunda yaptığı  şeylerde olduğu gibi.

Oysa dünya, Erzurumlu İbrahim Hakkı’nın :

Dime  şu  niçin şöyle

Yirincedir  ol öyle

Bak sonuna  sabreyle

Mevlâ görelim neyler

Neylerse güzel eyler

Buyurduğu gibidir.  Hiçbir şey göründüğü gibi değildir.

Şeyh Galib’in :

Hoşça bak zatına kim zübde-yi  ‘âlemsin sen

Merdüm-i dȋde-yi  ekvân olan âdemsin sen

dediği  insan oğlu,  bu imtihan  dünyasında “hak” veya “batıl” yolun yolcusu olamakta  hürdür ;  ama birinde “ eşref-i mahlukat- zübde-i âlem”   diğerinde          “ belhüm  adal- esfele’s-safilȋn” olmaktadır .

Hz.Mevlânâ’nın da  “Eğer insan suretle insan olsaydı  Ahmet’le Ebucehil  müsâvi olurdu;  Ruh, seni en yüksek  göklere çıkarırken  sen en aşağılıklara , su ve çamura doğru gittin; Ebu Müseylim’in lakabı  yalancı olarak  kaldı , Muhammed’e de akıllılar sahibi dendi;- Fena insanla aynı duruma düşmek… Kötüye  kötülükle  mukabele  edersen aranda  ne kalır.”gibi  birer inci tanesi olan  sözleri konuyu özetlemektedir aslında.

Yûnus’un iyi ile kötü ayrımı gayet net ve  tüm insanlığa şâmildir:

Bir kez  gönül yıktın ise

Bu kıldığın namaz değil

Yetmiş iki millet dahi

Elin yüzün yumaz değil

Yol oldur ki  doğru vara

Göz oldur ki Hakk’ı göre

Er oldur alçakta dura

Yüceden bakan göz değil.

Yukarıda söylediğimiz gibi şair  her ne kadar  insandan nefret etmekte ise de bunun hikmetini de gözden uzak tutamaz. İyinin  anlaşılması için, kötü; artının  olması için, eksi  şarttır.

İyi ve kötü üzerine  bu genel açıklama  daima  göz önünde bulundurulmak  şartıyla şairin  beytte  bahsettiği nefretin kaynağını araştırmaya çalışalım. Acaba  şairi insandan ve insanlığından  bu kadar utandıran olaylar neler olabilir?

Urfalı Nabȋ’nin  hayatına göz attığımızada onu insanlığından  utandıracak üç  durumdan söz etmemiz   mümkün olur:

1- Nabi, bir ara Musahib  Mustafa  Paşa’nın  kethudalığından  azlini  istemiş  ve  bu isteği kabul edilmiş.  Bu yüksek makamından  ayrılan  Nabi’yi çok şaşırtan  olaylar  peşi peşi  sıra gelmiş. Bir zamanlar önünde el pençe  divan duranlar artık onu  görese de selam vermemek için yollarını  değişitirir olmuşlar. Eskiden dalkavukluk edenler şimdilerde dönüp yüzüne bakmamaktadırlar:

Bu durmunu “Kaside-yi  Azliyye  der   Senâhânȋ -yi Musahib  Mustafa Paşa” adlı şiirinde nefis, iğneleyice  ve insanların sadece  mevki sahiplerine  , kendilerinden  bir şey beklediklerine  olan  gösterişili  ve  riyâkârlıkla  beslenmiş hürmet ve hayranlıkların  nasıl küstahlığa  dönüştüğünü  canlı ve  tesirli bir uslupla  dile getirir.

Kanı kendü kulunam  deyü  perestişler  iden **

Eylemez  yolda  düçar olsa   bile   redd-i selâm

Kani ol  terk-i edeb   deyü kuûd  eylemeyen

Eylemez şimdi  mecâlisde  bulundukça  kıyâm

Kanı  gördükçe  kemân-veş ham eden kametini

Zahm  açar  tȋr-sıfat  şimdi  sudur etse kelâm*

Şair  o günlerde yaşadığı bu ve benzerȋ durumlardan  dolayı insanlığından  nefret getirip,  aynaya dahi bakmaktan  çekinmiştir, aksinin insan olduğunu  görme ihtimali  var diye.  Aynı  gazel***deki şu beyt de yakınları ile ilgili bir  durumun habercisidir:

Düşer ibrâm –ı aḥibbâ  ile  yâ ġaflet ile

Yoḫsa  ben  ḳaṣd ile  tedbȋr-i  günâh eyleyemem

2- Bu hususta ikinci  ve önemli bir ihtimal de , şairin  Halep’te   geçirdiği uzun  yıllardan sonra İstanbul’a   dönüşünde , kendisini  akın akın ziyaret edenleri çekemeyen  ve ağır sayılabilecek şu beyti yazan Osman-zade Tâib’in bu anlamsız, kırıcı hareketi  olmuştur denebilir :

Hemşehrȋlerin tâ o kadar kesreti  var kim **

Nâbȋnin  evi şimdi Katır Hanına  benzer

Bu zerafetten yoksun  beyt  Osman-zade Tâib’in çekemezliğini göstermesi  yanında insalığında en süfli   duygularından birini ortaya  koyması ve muhatabını çok derinden  ,hatta insalığından  utandırcak kadar , yaralaması  gayet mümkündür.

3- Nabi,  bu beyti ile  genel olarak Habil – Kabil   mücâdelesinden , Nemrut –İbrahim, Firavun-Musâ , Ebu Cehil – Hz Muhammed … kadar  tüm insanlığın doğru – eğri, hak-batıl, hoşgörü- tahammülsüzlük tarihinden ve  bu tarih sayfalarındaki  vahşet dolu sahneleri telmihle  insalığından  nefret ediyor olabilir.

“Mana şairin karnındadır.” diyen  Arap atasözüne  uyarak bu üç ihtimal şairi  “nefret” ile “insanlık” kelimesini  bir arada kullanacak kadar üzmüş diyebileceğimiz gibi , Somali,Bosna, Çeçenistan, Doğu Türkistan zulümlerine  kadar da  sözün  çemberini genişletip bu güne de tıpa tıp uyan  bir şablon beytle karşı karşıya olduğumuzu iddia edebiliriz. Mâlesef  zulüm , dünyada  payidar olamasa da özellikle Müslümanları hiç  rahat bırakmamış ve  insan olan herkesi insanlığından utandıran tablolar daima yaşanır olagelmiştir.

İnsanlık Hz.Ademden bugüne kadar  iyi ile  kötüyü atomundaki eksi ve artı gibi daima  yanında taşımış, ondan bazen insalığından  nefret  edecek kadar  bizâr olmuş bazen de bununda bir hikmeti vardır deyip  sabretmiştir.

Metin Hakverdioğlu

Konya-2001

Kaynakça:

Gökdemir, Ayvaz,  Yunus Emre-Güldeste,  Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara,1990.

Çelebioğlu,Amil, Erzurumlu İbrahim Hakkı,  Kültür ve Turizm  Bakanlığı Yayınları, Ankara ,1988.

Karahan, Abdülkadir, Nabi, Kültür ve Turizm  Bakanlığı Yayınları, Ankara , 1987.

İzbudak, Veled- haz. Abdülbaki Gölpınarlı, Mesnevi –Mevlâna , MEB Yayınları,İstanbul, 1990.

Bilkan, Ali Fuat, Nabȋ Dȋvânı , MEB. Yayınları, İstanbul, 1997.

Kur’an-ı Kerim Me’âli- Diyanet İşleri Başkanlığı.

Kortantamer, Tunca,  Eski Türk Edebiyatı –Makaleler,  Akçağ,Ankara,1993.

Şemseddin  Sami, Kamûs-ı Türkȋ,Çağrı Yayınları,İstanbul,1999.

Büyük Türk Klasikleri, Ötüken –Söğüt,İstanbul,1985


* Bilkan, Ali Fuat, Nâbi Divanı , MEB Yayınları, İstanbul,1997.

.

* Hani senin  kulunum diyerek  -adeta-  sana  tapınır  gibi olan , şimdi, yolda sana rastlasa  selâmını bile almaz. Hani karşında  edebe aykırı  düşer diye düşünüp  oturmayan ,şimdi,  bulunduğu bir meclide ,toplantılarda , sen  gelince  ayağa dahi kalkmaz.

Hani seni  gördükçe    ,boyunu  keman  gibi eğen  şimdi söz  söylese, ok misali  yara  açar.

** Karahan, Abdülkadir, Nabi, Kültür ve Turizm  Bakanlığı Yayınları, Ankara , 1987

*** Nabi Divanı, Gazel 512 , s.847

 

Posted in Makalelerim | ESKİ TÜRK EDEBİYATI DERS NOTLARI için yorumlar kapalı

sempozyum fotografları

Posted in Makalelerim | Leave a comment

AMASYA ÜNİVERSİTESİ TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI BÖLÜM BAŞKANI

http://www.amasya.edu.tr/akademik/fakulteler/fen-edebiyat-fakultesi/personel/akademik-personel.aspx?id=1652  akademik adresim

Amasya University, Head of the Department of Turkish Language and Literature

Posted in Makalelerim | Leave a comment

HAMZA NİGARİ AMASYA KÜLTÜRÜNÜ ARAŞTIRMA MERKEZİ

Aşk Şairi Seyyid Nigârî

Muhsin YOLCU

Hicretin ikinci yılında, baskılardan dolayı uzak yerlere gitmeye mecbur bırakılan ehl-i beytten bazı aileler yurt edinmek için Kafkasya’yı tercih etmişlerdi. Bu bölge yönetimleri, söz konusu ailelere değer vermişler, bu ailelerden vergi almamışlar ve askerlikten muaf tutmuşlardı. Seyyid olduklarına dair ailelere berat vermişlerdi. İşte bu ailelerin torunlarından biri olan Seyyid Nigârî de bu coğrafyada, Karabağ’a bağlı Perküşad kasabasının Cicimli köyünde 1805 yılında dünyaya geldi. Babası Seyyid Emir Paşa, annesi ise Hayrünnisa Hanım’dı.

“Nesl-i İsmail’sin aslı Arab / Âl-i Muhammed’sin âl-i nesebsin / Müntehâbsın silsile-i zehebsin / Ey Seyyid Nigârî ey Karabağî ” dörtlüğünde Seyyid Hamza Nigârî, kendisinin Peygamberimizin soyundan olduğunu belirtir. Âlim ve salih bir insan olan babası Emir Paşa’ya paşalık unvanı, dedesi Rükneddin Paşa’dan geçmiştir. Babası Dağıstan’da siyasi sebeplerden dolayı şehit edildiği zaman Seyyid Hamza Nigârî, henüz dokuz aylık bir bebekti.
Küçük yaştan itibaren Seyyid Hamza’nın eğitim ve terbiyesine önem verilmiştir. Özellikle annesi onun eğitimi için medreselere gitmesini sağlamıştır. Arapça ve Farsça öğrenmiş olan Mir Hamza Nigârî, on beş yaşından sonra Karabağ’da Karapirim Köyü’ne giderek Karakuş Mahmut Efendi’den ders almaya başlar. Birkaç yıl Şeki tarafına giderek Küçük Dehne denilen yerde Şikest Abdullah Efendi’nin rahle-i tedrisinden geçer.

Seyyid Nigârî, Şirvân’ın Şamahı ve Şeki kasabalarında eğitimini tamamladıktan sonra bir mürşid bulabilmek için yollara düşer. 1830’lu yıllarda Mevlana Halid-i Bağdâdî Hazretlerinin şöhretini işiterek Harput’a gider. Burada Mevlânâ Halid-i Bağdâdî’nin 1826’da Şam’da kolera sebebiyle vefat etmiş olduğunu öğrenir. Bir gece rüyasında gördüğü Hazret-i Ali’nin isteğine uyarak Halid-i Bağdâdî’nin talebelerinden Şeyh İsmail Şirvânî’ye intisab etmek üzere Şirvân bölgesindeki Kürtemiri’ye gider ve şeyhe intisap eder. Ruslar Şeyh İsmail Şirvânî’yi bir müddet sonra Sibirya’ya sürer. Müritleri yardımıyla Sibirya’dan kaçmayı başaran İsmail Şirvânî, Sivas’a yerleşir.1

Sivas’ta sülûkunu tamamladıktan sonra İsmail Şirvânî’yle birlikte Amasya’ya gelir. Amasya’da Şeyh İsmail Şirvânî’nin dergâhında tarikat terbiyesine ve tahsiline devam eder. Amasya Gümüşlü Medresesi’nde dersler alır ve hâlvete girer. Seyyid Nigârî, mürşidinin izniyle Konya’ya gider. Mevlânâ’nın türbesinde erbain çıkarır. Daha sonra Mekke ve Medine’ye giderek ziyaretlerde bulunur, buralarda da erbain çıkarır. Kudüs ve Şam’ı da ziyaret ettikten sonra tekrar Amasya’ya döner. Seyyid Nigârî, mürşidine bir yıl kadar hizmet ettikten sonra irşad için icazet alır.2
1948’de Şeyh İsmail Şirvânî’nin halifesi ve Nakşibendi tarikatının tanınmış mürşitlerinden biri olarak Karabağ’ın Perküşad kasabasına gider. Burada tarikat ve hakikat nurlarını yaymaya başlayan Seyyid Hamza Nigârî, Sünni Karapapak (Terekeme) Türklerinin içinde nüfuz ve tesir sahibi olur. Bölgedeki şiî-sünnî çatışmasını önlemeye çalışır.

Allah’ı Muhammed’i Ali seven dostaniyiz
Ne sünniyiz ne şii biz hâlis müselmânız
Çâr yârı isteriz zira ki Mustafa’nın
Dostuna dostuz Allah hasmına hasmaniyiz
gibi mısralarında ehl-i beyt sevgisinin izleri görülür.

Seyyid Nigârî, burada kaldığı süre içinde Emine Hanım’la evlenir ve Siraceddin adlı bir oğlu olur.

Çubuk içen bir zat olan Hamza Nigârî’nin sohbetine bir gün bir sofu gelir. Gelen adam, içinden, “İyi bir hoca ama çubuk içiyor.” diye geçirir. Sohbet devam ederken gelen adam oturduğu yerde uyuyakalır. Uyuklarken kendini asr-ı saadette görür. Rüyasında Resulullah Efendimiz bir sokakta bir yere gitmektedir. Ahâliden gençler, çocuklar gelip Efendimizin elini öperler. Sofu adam Resulullah Efendimizin elini öpmek için davrandığı sırada ayağı bir taşa takılır ve düşer. Düşünce uyanır. Bakar ki Şeyh Hamza Nigârî’nin sohbetindedir. Hamza Nigârî dönüp yüzüne bakar ve “Çubuğuma takılmasaydın Resulullah Efendimizin elini öperdin.” der.3

Seyyid Nigârî, Kırım Muharebesi’ne birçok müridiyle iştirak ettikten sonra Kars tarafından Anadolu’ya geçerek orduya katılır. Savaştan sonra 1851 yılında memleketinden ayrılarak Erzurum’a gelir. Erzurum’un Bakırlar Mahallesi Camii dershanesinde üç yıl kalarak tarikat ve marifet dersi verir. Bu vazifesi sırasında kendisine beş yüz kuruş maaş bağlanır.4 Alvarlı Efe Hazretlerinin babası olan Hüseyin Efendi de Seyyid Nigârî’nin yanında manevî ilimler tahsilini tamamlamak gayesiyle iki erbain çıkartır. Seyyid Nigârî Hazretleri daha sonraları Efe Hazretleri’nin Divanı’na önemli feyiz kaynağı olur.

1854 yılında İstanbul’a giden Hamza Nigârî, buradaki sohbetleriyle kısa sürede geniş bir çevre tarafından tanınır. İstanbul’da kaldığı günlerde Mustafa Reşit Paşa ile görüşür. Paşa, kendisine Fatih’teki Emir Buhârî Dergâhı’nın şeyhliğini teklif ettiyse de Seyyid Hamza Nigârî teklifi kabul etmemiş, aynı yere halifesi Taşâbâdîzâde Mustafa Sabri Efendi’nin atanmasını sağlamıştır.5
Seyyid Nigârî, bir sene kadar İstanbul’da kaldıktan sonra Amasya ve Erzurum’a gelerek hadis ve tefsir dersleri verir. Bu arada hanımını ve oğlu Siraceddin’i de memleketinden getirtir ve 1865’te Amasya’ya yerleşir. Burada irşat ve ilim tedrisi ile meşgul olur. 1875 yılında oğlu Siraceddin vefat eder.

Zamanla yayılan şöhreti ve cemaatinin büyüklüğü Amasya’nın ileri gelenlerini rahatsız etmeye başlar. Amasya müftüsü Hacı İsa Efendi, Seyyid Nigârî’ye bağlandıktan sonra görevinden istifa eder. Daha sonra bu göreve Seyyid Nigârî’nin atanması, kendisinin yerinde gözü varmış zannına kapılan Hacı İsa Efendi’yle aralarının açılmasına sebep olur. Siyasi güç oluşturduğu yolundaki tevzirât sebebiyle İstanbul’a çağrılır ve Amasya’yı terk etmesi istenir. Bunun üzerine 1878’de Merzifon’a çekilir. Orada irşat ile meşgul olmaya devam eder. Fakat Amasya’da kazandığı şöhret ve nüfûz bazı kimseleri hâlâ rahatsız etmektedir. İsyan edecek diye çıkartılan dedikodular sonucunda 1883’te Mir Hamza Nigârî hakkında bir mazbata düzenlenerek, irade-i padişah ile Merzifon’dan çıkarılıp İstanbul’a gönderilir.6

İstanbul’da altı ay kaldıktan sonra yine hakkında ikinci defa bir mazbata düzenlenerek Anadolu’ya sevk kararı alınır. Harput’a sürgün edilir.

1886 yılında Harput’a giden Seyyid Nigârî burada bir buçuk sene kadar yaşadıktan sonra 1888 yılının Muharrem ayında Hakk’ın rahmetine kavuşur. Vasiyeti gereği cenazesi sevenleri tarafından Amasya’ya getirilerek Bayezid Mahallesi’nde hazırlanan kabre konur. Bu kabrin etrafında daha sonraları Azerbaycan’dan gelen yardımlarla amcasının oğlu Mir Hasan tarafından bir camii ve türbe yapılır. O dönemde uzun süren yolculuğa rağmen cenazesinin çürümemesi onun kerameti olarak gösterilir.

Amasyalı şair Sebâtî, Seyyid Nigârî’nin ölümü üzerine
“Hatif-i gaybi getirdi söyledim tarihini
Gitti hayfâ cihândan mürşîd-i âğâhımız”
tarihini düşmüştür.

Rivayete göre Seyyid Hamza, dokuz yaşlarındayken Karabağ hanedanından Nigâr Hanım isminde ilâhî aşka düşmüş bir kadını rüyasında görür ve ona âşık olur. Bundan on yıl sonra ilim tahsili için Şirvan’a giderken bir handa Nigâr Hanım’la karşılaşır. Nigâr Hanım’ın “Gördüğün rüya hatırında mıdır?” demesiyle cezbeye kapılır. Tahsilden sonra aşk-ı mecâzî aşk-ı hakikîye dönüşür. Bu hadise Seyyid Nigârî’nin manevi terakkisine sebep olduğu için “Nigârî” mahlasını alır.7 Seyyid Nigârî’nin Türkçe Divân’ından başka Farsça Divân’ı, “Fütühât-ı Mekkiye’ye Tevzihat” ve “Nigârname” isimli eserleri de vardır.

Seyyid Nigârî’nin Azeri Türkçesiyle yazmış olduğu Divan’ı halifelerinden Erzurumlu Puslu Mahmut Efendi’nin himmetiyle 1885’te İstanbul’da Süleyman Efendi Matbaası’nda; 1910 yılında Hacı Musa Efendi tarafından Tiflis’te Gayret Matbaası’nda olmak üzere iki defa basılmıştır.

Şiirlerinde kelimeleri ustalıkla seçip kullanan Seyyid Nigârî, vezin olarak çok başarılı değildir. Divan edebiyatına ait mazmunları eserlerinde çokça kullanır. Mürettep Türkçe Divan’ının tek yazma nüshası Ankara Milli Kütüphane’de Yz. A. 5181 numarayla kayıtlıdır. Bu Divan’da 643 gazel, 129 rübai, 48 kıt’a, terkib-i bent şeklinde yazılmış 28 bentlik sâkiname, 21 terkib-i bent, 18 terci-i bent, 5 tahmis, 3 müstezat, 49 adet hece ölçüsüyle yazılmış şiir, 1 mektup, Çayname ve Menâkib-i Seyyid Nigârî isimli iki mesneviden oluşmuştur.8

Seyyid Nigârî, tarikata girdikten sonra hem aruz ölçüsüyle, hem hece ölçüsüyle şiirler söylemeye başlar. Seyyid Nigârî’nin şiirleri geniş halk kitleleri tarafından beğenilerek sohbet ve zikir meclislerinde ezberlenip okunur. Seyyid Nigârî, bu şiirleri vasıtasıyla Doğu Anadolu’da çokça tanınır.

Nigârî’nin Azerbaycan’da bulunduğu sırada müritleri arasında Ağa Rasim, Dilbâzî, Şahnigâr, Hanım Rencur, Hacı Mecid Efendi, Kadı Mahmud Efendi birçok şair yetişmiştir. Seyyid Nigârî, için her şey aşktan gelir. Üstadı İsmail Şirvânî, Seyyid Hamza için “Mîr Hamza, aşk-ı ilâhî ile mahv-ı vücûd etmiştir. Anın mürşîdi aşktır.” demesi onun üstadının “aşk” olduğunu anlatır.

Dipnotlar
1. Bezbân-ı Türkî Divân-ı Seyyid Nigârî, Haz. Kurtuluş Altunbaş, 2004 İstanbul.
2. Divân-ı Seyyid Nigârî, Azmi Bilgin, Kule İletişim Yayınevi 2003.
3. http://sadiky.blogspot.com./2007/05/turul-inaner-sinema-bir-ibret-ve-hikmet.html
4. Seyyid Nigârî Divanı Muzaffer Akkuş, Niğde Üniveristesi Yayınları, 2001.
5. Seyyid Nigârî Divanı Muzaffer Akkuş, Niğde Üniveristesi Yayınları, 2001.
6. Bezbân-ı Türkî Divân-ı Seyyid Nigârî, Haz: Kurtuluş Altunbaş, 2004 İstanbul.
7. Seyyid Nigârî Divanı Muzaffer Akkuş, Niğde Üniveristesi Yayınları, 2001.
8. Seyyid Nigârî Divanı Muzaffer Akkuş, Niğde Üniveristesi Yayınları, 2001.

 

MİR HAMZA NİGARİ AMASYA KÜLTÜRÜNÜ ARAŞTIRMA MERKEZİ

MİRAS DERNEĞİNİN FOTOLARI LİNKİ

http://www.facebook.com/pages/SEYY%C4%B0D-M%C3%8ER-HAMZA-N%C4%B0G%C3%82R%C3%8E/111831058059#!/mirasictimaibirlik

AVAZ TV YAYINI VİDEOSU MİR HAMZA NİGARİ BU LİNKTE

http://www.youtube.com/watch?v=9CsII0i-HPM

Terci’-bend-i Seyyid Mir Hamza Nigarî

1.         Sana ey tâc-ı serim/ şâh-ı şerî‘at mı diyem

Efser-i dîn mi vü/ yâ cukka-i millet mi diyem

2.         Kamer-i leyle-i isrâ mı /hidâyet mi diyem

Sâyir-i ‘arş-ı berîn/ tâyir-i kudret mi diyem

3.         Gül-i gülzâr-ı safâ /bülbül-i ülfet mi diyem

Der-i deryâ-yı vefâ/ kân-ı sehâvet mi diyem

4.         Kulzüm-i lutf mı / yâ kûh-ı kerâmet mi diyem

Ni‘met-i mahz mı/ yâ ‘âleme rahmet mi diyem

5.         Bilmezem ‘aynına âfet /sana sûret mi diyem

Şaşmışam vasfda âyâ / buna hayret mi diyem

6.         Sana Ahmed mi / Muhammed mi / mahabbet mi diyem

Yoksa mahbûb-ı Hudâ / şâh-ı melâhat mı diyem

1.         Gark-ı deryâ-yı günâham / eger ey tekyegehim

Gam degül lutfunıla kim / bana neyler günehim

2.         Bulmuşam çâre-i mihrinle/ ki ey rûy-ı mehim

Feyz-i çeşminden alur  dârû / derûn-ı tebehim

3.         Kaşların şâm u ruhın / vakt-i seher secdegehim

Şâm nâlemle yanar / âhımıla subh-gehim

4.         Pây-mâl eyle bu ser-geşteni/ kim hâk-ı rehim

Dolanam başına göster yüzün/ ey serv-i sehim

5.         Olmasun dîde-i ter / gayra olursa nigehim

Kalmışam mahz-ı tereddüde/ ki ey pâdişehim

6.         Sana Ahmed mi / Muhammed mi / mahabbet mi diyem

Yoksa mahbûb-ı Hudâ / şâh-ı melâhat mı diyem

1.         İştiyâkın giceler / ‘âşıkı bîdâr eyler

Mest çeşmin hevesi / mâil-i dîdâr eyler

2.         Kâkülün tâlib-i sevdânı / hevâdâr eyler

Dili şehdâb-ı lebin  / zevki şeker-hâr eyler

3.         İltifâtın nazar ehlini / haber-dâr eyler

Mey-i sermest gözün / gãfili hüşyâr eyler

4.         Gamzen erbâb-ı dili /  sâhib-i esrâr eyler

Tûtî-i tab‘ı lebin şevki / şeker-hâr eyler

5.         İdemem vasf seni / ‘aşk-ı şirînkâr eyler

Tab‘-ı ter ey gül-i ter / şevk-ıla tekrâr eyler

6.         Sana Ahmed mi / Muhammed mi / mahabbet mi diyem

Yoksa mahbûb-ı Hudâ / şâh-ı melâhat mı diyem

1.         Tab‘-ı Hassânıma her şâ‘iri /yeksân dimezem

Sıfatın söylerem er korkarım/ âsân dimezem

2.         Sana Kur’an dimese / men sene insân dimezem

‘ Ârızın mushaf-ı Mevlâ /nice Kur’an dimezem

3.         Sana cân virmeyene  /sâhib-i îmân dimezem

Cân nedir kim anı ey büt /sene kurbân dimezem

4.         Cân fedâ olmasa / kurbânın olam cân dimezem

Gayrı peykân-ı gamın derdime / dermân dimezem

5.         Seyf-i Mevlâ kaşına / yay-ı Nerîmân dimezem

Âşikãre diyirem  / bu sözi pinhân dimezem

6.         Sana Ahmed mi / Muhammed mi / mahabbet mi diyem

Yoksa mahbûb-ı Hudâ / şâh-ı melâhat mı diyem

1          Ne gam Ahmed-i muhtâr / ki gam-hârımdır

Râh-ı sevdâda Muhammed / ki mededkârımdır

2          Dem-be-dem şîr-i mahabbet / ki hevâdârımdır

‘Aşk-ı mahbûb-ı Hudâ kim /  heme dem yârımdır

3          Hıdmet-i şâh-ı melâhat / ki güzel kârımdır

Medhin ey dilber-i zîbâ / şirîn ezkârımdır

4.         Deheninden ne diyem / cân gibi esrârımdır

Vasf-ı şehdâb-ı lebin / bâ‘is-i eş‘ârımdır

5.         La‘line virmege cân / şevk-ıla efkârımdır

Şeş-der-i hayret-i sevdâda / bu güftârımdır

6.         Sana Ahmed mi /Muhammed mi / mahabbet diyem

Yoksa mahbûb-ı Hudâ  /şâh-ı melâhat mı diyem

1          ‘Ârızın Mîr Nigârî / ki temâşâ eyler

İltifât eylemez agyâra / tehâşâ eyler

2          Gül-i gülzâra nazar eylemez / hâşâ eyler

Gülşen-i ‘aşkını ey gonçe / ki me’vâ eyler

3.         Mest ü lâ yu‘kal özin / bülbül-i şeydâ eyler

Meyl-i serv eylemez / ol kãmet-i bâlâ eyler

4.         Reh-güzârında özin / bî-ser ü bî-pâ eyler

Hâk-i râh-ı kademin / ol ki musallâ eyler

5.         Şîşe-i çeşmimi / ol kühl-i mücellâ eyler

Senden ey mâh seher ü şâm / temennâ eyler

6.         Sana Ahmed mi / Muhammed mi / mahabbet mi diyem

Yoksa mahbûb-ı Hudâ / şâh-ı melâhat mı diyem

Mir Hamza Nigarî

Hamza Nigari Amasya Kültürünü Araştırma Merkezi

Amasya Üniversitesi

 

MİR HAMZA HAKKINDA YAZImir HAMZA HAKKKINDA YAZI

MİR HAMZA NİGARİ  SEMPOZYUM ÖZETİ  BİLDİRİ BELGESİ-ÖRNEĞİ

BİLDİRİ BELGESİ-ÖRNEĞİ MİR HAMZA

MİR HAMZA NİGARİ SEMPOZYUNU HAKKINDA GÖRÜŞLER

MİR HAMZA NİGARİ SEPOZYUMU BİLDİRİLERİ LİSTESİ

nigari-fuzuli-karşılaştırma-BİLDİRİ-SON-ŞEKLİ3

Posted in Makalelerim | Leave a comment

LALE DEVRİ KİTAP

LALE DEVRİ KİTAP

makale yer demir gök bakır şiirleri

file:///C:/Users/ACER/Downloads/5000079755-5000108616-1-PB.pdf

LALE DEVRİ HAKKINDA YAZDIĞIM

NEVŞEHİRLİ DAMAT İBRAHİM PAŞA İÇİN YAZILAN LALE DEVRİ KASİDELERİ ADLI KİTABIM SAGE YAYINLARINDAN ÇIKTI.

idefix’te satılmakta:

http://www.idefix.com/Kitap/tanim.asp?sid=D33GXNJSQ0V8R5NWTCF0&searchstring=lale devri

Posted in Makalelerim | Leave a comment