MAVİ VE SİYAH ŞİİR KİTABI

MAVİ VE SİYAH

ŞİİRLER

METİN HAKVERDİOĞLU

2020

Mavi umutlar
Siyah gerçekler
Üzerine…

İçindekiler
ŞİİR NEDİR? 9
ARUZ BAHÇESİNDEN 15
GAZEL 16
GAZEL 17
RUB‘Π18
ÖLÜM 19
MU‘AMMÂ 20
GAZEL 21
TAHMÎS-İ ÂMİL ÇELEBİOĞLU 22
GAZEL 23
TAHMÎS-İ NECÂTÎ BEY 24
EYVÂH 25
TUYUĞ 26
RÜBÂÎ 27
LÂ TAHZEN 28
İMARETTEN GEÇERKEN 29
TÂRÎH-İ VEFÂT-I MEHMET ARSLAN HOCA 34
BEYİT 35
GAZEL 35
MÜFRED 36
ZAMAN 37
GAZEL 38
TARİH 38
TARİH – ESKİ YAZI 40
GELME BAHAR 41
İNS 42
HECE ÇİÇEKLERİ 43
BENDEDİR 44
TUZSUZ’A ÖZLEM 1 45
BAHARA AĞIT 48
ŞİİR ÖLMÜŞ 50
ELVEDA 52
UMUT 53
SARIYA DOĞRU 54
OLDU MU? 55
MEVSİM 56
HALVETÎLERİZ 57
TÜRK MARŞI 60
MÜSLÜMAN 63
YA RASULALLAH 64
ŞİRVANLI 66
NİGÂRÎ 68
ÜÇ MAYMUNUN OĞLU 70
BAHAR GÜNEŞİ 72
HAVF VE RECA 73
BOZKURTLAR DİRİLİYOR 74
TÜRKLÜK ŞARKISI 76
DÜNYA TELAŞI 78
HÜMÂ KUŞU 79
TURAN’A DOĞRU 80
BU KAR 82
SENLE DE OLMUYOR SENSİZ DE 83
SELAM 84
YILLAR 86
TURAN’A DOĞRU 87
BİR HÜZÜN BULUTU 89
AMASYA’YA GEL ŞİMDİ 91
KORKAK TAVUKLAR 95
TUZSUZ’A ÖZLEM 2 97
TUZSUZ’A ÖZLEM 3 99
TÜRKLÜK TÜRKÜSÜ 103
BAHAR 105
BENİ DE ÇAĞIR 106
TUZSUZ’UN BAHARI 108
OYUN İÇENDEDİR OYUN 111
SERBEST DÜŞÜNCELER 115
AKADEMİSYEN MANİFESTOSU 116
YAPMA 119
NİSYAN 120
HEYHÂT 122
VAY ANAM VAY! 124
VAKTİDİR 126
SAFFET’E MEKTUPLAR 1 128
SAFFET’E MEKTUPLAR 2 130
MISRA-I BERCESTELER 132
SON 137

ŞİİR NEDİR?
Türk milletinin sert karakterinin altında filizlenen ve kalbinin taşlaşmasını önleyen en temel unsur şiirdir. İnsanlık tarihi boyunca şiiri bir kaçış yeri olarak en iyi kullanan Türk milleti olmuştur. Sonlu olan insanın sonsuzluk kervanına dâhil olduğunu hissetmek için kendisini attığı ılık bir nehirdir şiir. Türk milleti bu nehrin sakin sularından bir medeniyet yeşertmiş ve mülayim kalpler devşirmiştir.
Evet; şiir, özellikle gazel bir medeniyet doğuran remizler ülkesi olmuş ve şairler bu ülkede her şeyi söyleyebilmenin mutluluğunu yaşamışlardır. Hayatı boyunca gözünde bir damla yaş görülmemiş nice devlet adamları o ülkede gözyaşı sellerinde boğulmuş; ancak kimse bu duruma şaşmamıştır. Tüm dünyayı bir işareti ile darmadağın edebilecek hükümdarlar orada miskin bir derviş olup çıkmıştır; ancak buna da kimse şaşırmamıştır. Hayatı, makam-mevki aşkı ile geçip gitmiş nice şair, gazellerinde dünyadan el etek çekmiş ve Hallac-ı Mansur’u kendisine hayran etmiştir, buna da kimseden ses çıkmamıştır. Bu ülkede, şeyhülislamlar meyhaneyi methetmiş, herkes onu alkışlamıştır. Şiirin imgeler ülkesinde herkes eşit olmanın mutluluğunu yaşamış kurtla kuzu dost olmuş, padişahla geda aynı yokluk evini paylaşmıştır. Bu dünyada padişahlar yokluk ülkesinin padişahı olmakla, her şeyi terk edip bir kuru hasır üzerinde uyumakla övünür olmuşlar; benlik, varlık davasından kurtulmuşlardır. Gedalar/ köleler de burada aynı ülkenin padişahı olabilmiş ve belki de gerçek dünyanın padişahından daha şanslı hissetmiştirler kendilerini. Yani, şiir bir kaçıştır, bir mai denizdir, uzak bir ülkedir, eşitleyen bir âlemdir; her şeyin söylenebildiği bir diyardır.
Ancak kesin kuralları olan bir ülkedir şiir ülkesi. İnsanlar oraya elini kolunu sallayarak giremezler. İster okumak için ister yazmak için bu ülkeye dâhil olmak isteyenler “vize” almak zorundadır. Aksi takdirde “kaçak bir sığınmacı”dan ileri gidemezler. Yakalandıkları yerde hemen o ülkeden atılırlar. Pekiyi, nedir bu ülkenin kuralları?
Şiir ülkesinin birinci şartı eşitliktir. Şiir ancak ve ancak her ruhun eşit kabul edildiği yerde yeşeren bir çiçektir. Bu çiçeği “ot” olarak görenlerin o ülkede yeri yoktur. Duyguların saltanatını kabul etmeden şiir âleminde yürümek sırattan geçmekten zordur. Akılla şiirin tek bağı imla ve ölçüdür. Bu temel bilgi olmazsa olmazdır; ancak içeri girdikten sonra gönül her hükmü eline alır. Eskilerin bu âlemdeki yolculuğu şu şekilde idi: şeriat, tarikat, marifet, hakikat. İşte bu seyr-i süluku tamamlamak için yarışan insan ister hükümdar olsun ister bir dilenci fark etmez. Her insan tek bir ruha sahiptir ve ancak onu koruyabilmek ve yüceltebilmek için gelmiştir bu dünyaya. O halde bir ceviz benzetmesi ile açıklanan şu alegoriye bakmak lazımdır: Cevizin dışı yeşil bir manto ile örtülüdür, işte burası şeriattir. Şeriat, yani yeşil manto olmadan ceviz olmaz, cevizi yemek için o kısmı bilmek ve ondan geçmek lazımdır. Yine cevizin yeşil mantosundan sonra gelen tahta kısmı vardır, işte burası tarikattir. Bu kısım da yenmez, onu da kırıp geçmek lazımdır. Yani nefsimizin ceviz kabuğu gibi sert ve kırılmaz olan isteklerini ancak bu aşmada kırıp geçebiliriz. Bundan sonra gelen cevizin incecik zarıdır, bu da marifettir. Bu zarı hassas bir şeklide soymak gereklidir. Bu zar dikkatli soyulmazsa yediğimiz ceviz acı tat verir. O halde marifet ilmine ulaşan kişi artık en hassas anlarını yaşamaktadır. Ve büyük kavuşma: hakikat. İşte bu en temel amacımızdır, cevizin bembeyaz özüdür. Divan şairi, şiir ülkesinde hep bu seyr-i süluku anlatıp durmuştur. Tüm şairler kendilerini hakikate ulaşmış bir Hallac-ı Mansur, bir Mecnun, bir Seyyid Nesimî görmüşlerdir. Şeriat ilmini, tarikat kahrını, marifet hassasiyetini bir araya getirebilen şair artık hakikat göklerinde huzur içinde süzülmektedir. Bu mutluluğu imgeler âlemi denilen bu şiir dünyasından bizim fani dünyamıza kelime kelime taşımaktadırlar. Orada kelimler birer taşıyıcı sembol olmaktan ileri gitmemektedir ve tekke meyhane, kalp kadeh, aşk şarap, şeyh saki olabilmektedir.
Yani, şiir dünyası, bilmeyenlerin çok kolay kaybolabileceği bir âlemdir. Hatta bu âlemin kelime kelime yağan nurlarını, nar/ ateş zannedip şairleri küfürle itham edenlerden dahi olabilirsiniz. Hatta yine bu âlemden gelen kodlu mesajları çözmeden, ilk anlamı ile kabul eden birileri çıkabilir ve bu yolla onlar kendisini helak çukurunda bulabilirler. Velhasıl, bu şiir dünyası o kadar da kolay gezilen bir yer değildir. Orası eşitlerin ülkesidir, ancak o devrin şairinin kültürü ile kendisini eşitleyemeyenler için bir hezimet vadisidir.
Gazeli aşk, şarap, sâkî ve eğlence şiiri olarak tanımlayan yeni neslin divan şiirinin dünyasına adım atması imkânsızdır. Nedir bu aşk, nedir bu şarap, nedir bu sâkî ve nedir bu eğlence? Hiçbiri şu fani dünyanın kavramları değil ki hemen ilk anlamı ile tanımlayıp geçelim. Gariptir, onlarca yıldır bu saçma tanım divan şiirini yeni nesillere anlatırken kullanılmakta. Şairin “Melâli anlamayan nesle âşinâ değiliz” dediği gibi remizlerden, kavramlardan anlamayan nesle bir şeyler anlatacak değiliz. Buradaki aşkın, Allah aşkı; şarabın Allah’a iman; sâkînin şeyh; eğlencenin zikir olduğunu anlamayan veya anlamak istemeyen nesle o şiiri sevdirmek, şiirin o âlemine bu nesli kanatlandırmak imkânsızdır.
Bugün de yobaz düşünceli insanlar şiiri bir eğlence olarak görmekte ve her kavramı birincil anlamı ile kabul edip şairi zemmetmektedir. Şair bugün de özgür değildir. Çevresi onu, her söylediği cümleden sorguya çekmektedir. Kim bu sevgili, kime bu aşk, bu yaşta güzellere şiir mi yazıyorsun? Görüldüğü gibi her devirde şiirin dünyası bir kaçış yeri olmuştur; ancak bu âlemden habersizler hep şaşı bakmış ve bu âlemi yok saymışlardır.
Türk milleti bir zamanlar şiir dünyasından devşirdiği güzelliklerle yeni bir medeniyet inşa etmiştir. Onlar bu fânî dünyadan bunaldıklarında kendilerini şiir âleminin ılık sularına bırakmış ve her türlü incitici, aldatıcı, şeytanlaştırıcı duygudan kendilerini soyutlamışlardır. Gözyaşı pınarlarında yıkanmışlar, kalp kadehlerini Allah aşkının iman şarabı ile doldurmuşlar, sâkînin gösterdiği güzellikleri görmüşler ve sanki, ölmeden önce ölmüş ve cenneti, firdevs-i a’lâda Rablerini müşahede etmişlerdir. Herhalde her şiir bitiminde, o şairler, dudaklarının kenarında bir cennet gülümsemesi, damaklarında bir cennet tadı ile aramıza dönmüşlerdir.
Şiir, güzellikleri görme sanatıdır; ancak bu güzellikler kapitalist ve materyalist dünyanın sapık bakış açısı ile pompaladığı “sırf kadın” güzelliği değildir. Tanrının güzelliğini her güzelde görebilen gözlerdir şairler. “Ben gizli bir hazine idim, bilinmek istedim. Halkı yarattım, nimetlerimi onlara sevdirdim.” diyen yaratıcının amacını gerçekleştiren hassas yürekler ve gören gözlerdir şairler. Materyalist dünyanın tüm saldırılarına rağmen şiir ve şair bu güzelleri ve güzellikleri anlatmaya devam edecektir. Dünün zahid karakteri artık ilgisizlik çukurundaki modern insan olmuştur. Şairin imgeler dünyasından habersiz ve bu dünyaya ilgisiz modern insan, her “sevgili” sözünden bir “âfet-i devran kadın” algılamaktadır. Dünün “şarap” deyince haram olan içkiyi anlayan softasından maalesef bunların bir farkı yoktur.

Mavi ve Siyah’taki şiirler, bendenize, şiir âleminden sunulan birkaç damladır.

İnanıyorum ki maviler daimâ siyahlara galip gelecektir.

ARUZ BAHÇESİNDEN

GAZEL

Sâkiyâ ben de senin gül kadehinden içeyim
Geçdi ömrüm doludizgin ben de ondan geçeyim

Zülfünün uçları olsun gönül avında kemend
Söyle sâkî bu kemendden kuş olup mu uçayım

Servi boylum dedi âşık boyu kâmet olana
Hey be sâkî ona servim demeden mi göçeyim

Âh Metînî içecek mey mi ki dünyâ şarabı
Ver de sâkî mey-i bâkî mey-i sâfî içeyim

Fâilâtün Fâilâtün Fâilâtün Fâilün

GAZEL

Bir gözleri âhû gibi dünyâ bilemezsin
Bir baktı mı kalpten onu artık silemezsin

Yoktur onun âfet gülüşünden kaçan ammâ
Aldanma bir an bir dahi hiç kez gülemezsin

Zülfün kokusun almayagör sen o felekten
Bir an asılırsın ama bin yıl ölemezsin

Eyvâh Metin eyvah Metin eyvah Metin eyvâh
Dersin de giden cenneti bir dem bulamazsın

Mefûlü Mefâîlü Mefâîlü Feûlün

RUB‘Î

Sensiz gecenin kapkaradır gözleri hâlâ
Sensiz yüreğim kan dolu çağlar deli deryâ
Sensiz geçemez âlem-i devrân gül-i ra’nâ
Sensiz olamaz sensiz olunmaz beni anla

Mefûlü Mefâîlü Mefâîlü Feûlün

ÖLÜM

Erken her ölüm tatlı bu dünyâ
Rabbim uyanıp bitmese rûyâ
Bülbül ölecek gülleri hamrâ
Erken her ölüm âh deli deryâ

Mefûlü Mefâîlü Feûlün

MU‘AMMÂ

Hakver bileyim ismine uysun deli gönlüm
Hak yolda giden bir ulu ol Hak kulu gönlüm
Beş yüz kere Allah adı hep yâd edesin kim
Ancak odur el-cennet-i bâkî yolu gönlüm

Mefûlü Mefâîlü Mefâîlü Feûlün

GAZEL

Tâze goncam gül ki bir gün mutluluk elden gider
Bir bakarsın bülbül ölmüş ses soluk elden gider

Aynı dünyâ aynı hülyâ aynı mâî kubbeden
Kâm alınmaz hep inan kî pek çabuk elden gider

Her ne gün kî sensiz olmak belki mümkündür derim
Sen nigârın kâmetin gördükte ok elden gider

Bir ateş gözden çalınmış türlü fitnen var senin
Ol gözün efsunlamış kî varla yok elden gider

Bilmedim ben, sen neyimsen, hem senin ben neyinem
Bak Metin buldun murâdın her mülûk elden gider

Fâilâtün Fâilâtün Fâilâtün Fâilün

TAHMÎS-İ ÂMİL ÇELEBİOĞLU

Bir değil bin âh ile sînemde mihmândır elem
Ey güzeller serveri ben şimdi mümkün mü gülem
Bir ümitsiz yalvarıştan gerçek olsa mûcizem
Amma lâkin âh ile sînemde mihmândır elem
Ey güzeller serveri ben şimdi mümkün mü gülem

Söyle sensiz bu cihanda gonca güller açmasın
Gökyüzüm artık gözünden mâvilikler içmesin
Söyle gönlüm son saâdet son diyâra uçmasın
Bir değil bin âh ile sînemde mihmândır elem
Ey güzeller serveri ben şimdi mümkün mü gülem

Fâilâtün Fâilâtün Fâilâtün Fâilün

GAZEL

Dinsizin ahlak satan mistik pazârın görmüşüz
Müslüman kardeşlerin düşman nazârın görmüşüz

Öyle bir devr-i felâket kî bilen gelsin beri
Zâlimin din kisvesinde ber-karârın görmüşüz

Eskiden de zulme dûçâr olmuş idik gerçi biz
Şimdi müslîmden gelen zulmün zarârın görmüşüz

Bak nasıl şeytanca bir aldatmaca kim bu düzen
Öldüren müslîm ölen de eh ne kârın görmüşüz

Allahım bir kurtuluş ihsân edersen belki biz
Akl ü fikr eyler güleriz yetti nârın görmüşüz

Gel Metînî bir du‘âyla yık şu zulmün kal‘asın
Kişver-i câhın nice sengîn hisârın görmüşüz

Fâilâtün Fâilâtün Fâilâtün Fâilün

TAHMÎS-İ NECÂTÎ BEY

Dün yanından şöyle geçtim bir dönüp de bakmadın
Bir kıvılvım beklemiştim kandilimi yakmadın
Sen dedin de ben mi kendim korlarına atmadım
Yâ Rab ol düşman bakışlı yâre n’itdüm n’eyledüm
Sevdiğimden gayrı ol dildâre n’itdüm n’eyledüm

El sözüylen bil ki hiç incinmedim hiç kanmadım
Gâh seversin gâh geçersin cevrine usanmadım
Senden özge hiçbir oda bil ki böyle yanmadım
Gül yüzine bakmadum şimşâdun adın anmadum
Sevdiğimden gayrı ol dildâre n’itdüm n’eyledüm

Bir Metîn var kullarından senle gözlerin açar
Bir de Mecnûn çöllerinde âsi olmuş çar-na-çar
Sonra Ferhat Dağlarından yâre bir muhbir uçar
Âdem olmaz âdeme yakışmaz âdemden kaçar
Sevdiğimden gayrı ol dildâre n’itdüm n’eyledüm

Fâilâtün Fâilâtün Fâilâtün Fâilün

EYVÂH

Bir bahar yollara düşmüş gidiyor âh ki ne âh
Bir ömür yıllara küsmüş gidiyor vâh ki ne vâh
Bir seven dillere düşmüş diyor eyvâh eyvâh
Âh ü eyvâh ne eyvâh ne eyvâh eyvâh!
Bir bahar çöllere düşmüş gidiyor dön bir bak.

Feilâtün Feilâtün Feilâtün Feilün

TUYUĞ

Ruhunun sonsuz cinânından bahar gülmüş sana
Belki cennet bahçesinden bir haber salmış sana
Der ki artık şu cihândan bık da gel benden yana
Ey Metînî geç bu candan emr-i Hak gelmiş sana

Fâilâtün Fâilâtün Fâilâtün Fâilün

RÜBÂÎ

Dünyada bu sırdır onu sor kim bilecekmiş
Nerden geliriz nerdedir en son çile çekmiş
Alnında yazan her hecenin mahkumusun sen
Yalvar bakalım hangi yiğit el silecekmiş

Mefulü Mefailü Mefailü Feûlün

LÂ TAHZEN

Gün olur korkar da lâ-tahzen derim
Gün olur umrumda olmaz kederim
Bir hayat yetmez ki mes’ut olmaya
Âhiret yurdunda uzlet beklerim

Fâilâtün Fâilâtün Fâilün

İMARETTEN GEÇERKEN

Dün İmâretten geçerken anladım kî rûhumuz
Şu Amasyâ şehrinin sonsuz bahârında susuz

Kalbimin zümrüt tepesinden kopardın bir sadâ
Huzr ile doldu bu gönlüm kaldırımda kaldı da

Mâverâya uzanan bir ses ezandan çağladı
Bunca yıldır boş olan kalbim bu aşktan ağladı

O azâmet karşısında hep kesildi nefesim
Sanki sonbahârıma estirdin ılık bir nesim

Ey azîz mâbet yüce mâbet güzel mâbet nesin
Aldı benden benliğimi âh o uhrevî sesin

Bahçe kapından girerken anladım tevâzuyu
Sanki mağrur nefsime baş eğdirir alçak boyu

Kaç gönülden taştırırsın bu doyulmaz arzuyu
Şu şadırvandan içerken kevsere benzer suyu

Âh yağarken üstüme ol an ezanlar nûr nûr
İşte rûhum buldu târifsiz derinden bir huzur

Bir tarafından bakarsın diz çöken cilt cilt ilim
Bir tarafından bakarsın aç bırakılmaz yetim

Ferhad ü Şîrîn misâli âşığın iki çınar
Kaç ömürdür terk edilmez el duâda hep yanar

Bu şehir senden akan nurlarla yıkansa ne var
Geçmişin şimdiye birden aşkla uzansa ne var

Bir de baksam gitmişim ceddimle o pâk devrine
Bir kulak ver bak neler der Mihri Hâtun dinle ne

“Kimdir ol Sultân Ahmed ibn-i Sultân Bâyezîd
Gicesi kadr olsun onun dâimâ gündüzü ıyd”

“Şöyle teşhîs eyledim Mihrî cihânın lezzetin
İlm ile savm u salat imiş kalanı hiç imiş”

Yandı tüm kandillerim gönlümde bir an aşk ile
Mihri bu söz koydu son noktayı kalmaz müşkile

Seni yaptırmış olan bildim girer şol cennete
Âh emînim ceddimiz ermiş huzurla ahrete

Bâyezîd ses verdi birden titredim pek âniden
Türbesinden canlanıp gelmiş gibi ol yeniden

“Kande varam sâye-i serv-i bülendim var iken
Kime kul olam senin gibi efendim var iken”

Mir Nigârî bir taraftan başladı sözlerine
Ol Muhammed âşığı yüz sürdü hep izlerine

“Hamdülillah ey azîzim kim senin kurbânınam
Feyz-i kurbet bulmuşam kim küşte-i peykânınam”

Çift vavı Hamdullahın hû hû çeker hatt aşkına
Doldu rûhum çıktı aklım döndü gönlüm şaşkına

Sen şehâdet parmağından inletirken gökleri
Çifte hâfızlar içerden çınlatır yürekleri

Kubbenin altında tekbîrinle şimdi pek derin
Hisler aldım mağrur oldum âh huzur buldum demin

Ben müezzin mahfilinden dinler iken tekbiri
Bir imam yaktı yanık sesler içinde gökleri

Taş u topraktan olamazsın sen ey mâbet medet
Âh seninle pek güzelmiş pek güzelmiş memleket

Bak Yeşilırmak akarken sonsuza her gün Metîn
Bu azîz mâbet görülsün hep övünsün milletin

Dün imâretten geçerken anladım kî rûhumuz
Şu Amasyâ şehrinin engin bahârında susuz

Fâilâtün Fâilâtün Fâilâtün Fâilün

TÂRÎH-İ VEFÂT-I MEHMET ARSLAN HOCA

Soğuk bir kış gününden gönlüme sensiz hazân düştü
Semâdan kar değil sanki yere fersiz cihân düştü
Bak ‘âlem-i edebîden şol âlem-i ebedîye
Bir allâme cihân olmuş o Mehmet Arslan düştü

Prof. Dr. Fatih KÖKSAL’ın düştüğü tarihtir:

Desin târîhini ebrâc gelsin cümleten Fâtih
Gelir mi âleme böyle muallim Mehmed Arslanveş
1429+12= 1441
كليرمى عالمه بويله معلم محمد آرسلانوش

BEYİT

Bir ‘âlemi yakmaz mısın ol şu‘le çün âh et
Bir âfet-i yektâ sana gülsün de nigâh et

Mefûlü Mefâîlü Mefâîlü Feûlün

GAZEL

Geçersem gonca güller tek şu âlem-i emânetten
Kopan benden değil senden solan benden değil senden

Gülersem bin saadetten uçarsam bir kerâmetten
Bu dem benden değil senden her an benden değil senden

Eğer bir gün şu dünyâ mâvi düşler kurdurursa yâr
Bu zan benden değil senden cinan benden değil senden

Adım Mecnûn yönüm çöllerse hep inlersem âh zâr zâr
Figan benden değil senden inan benden değil senden

Kerem yanmışsa Aslı’mdan Mem’im ölmüş Zin aşkından
Giden benden değil senden viran benden değil senden

Metin gönlün harâb olmuş bu aşklardan kebâb olmuş
Serâb olmuş türâb olmuş yanan benden değil senden.

Mefâîlün Mefâîlün Mefâîlün Mefâîlün

MÜFRED

Bakmaz mı benim ömrüme bir tâze bahâr göz
Yakmaz mı ‘acep lamba-yı ‘aşk kalbini bir köz
Sen bir emelin bahçesi olsan ne çıkar kî
Bak aşk bağının bülbülü yok gülleri öksüz

Mefûlü Mefâîlü Mefâîlü Feûlün

ZAMAN

Beni benden alacaktın niye güldün yüzüme
Hani sonsuz olacaktın yine geldin sözüme
Zaman olmaz sana bağlanmaya imkân ü mekân
Hani gençlik hani şenlik niye döndün güzüme

Feilâtün Feilâtün Feilâtün Feilün

GAZEL

Sana ey gonca gülüm yar mı nigârım mı diyem?
Yoksa kalbimde yanan şûle-i nârım mı diyem?

Bilmezem gözlere âfet sana cennet mi denir?
Şaşmışam âh gül-i ra’nâ sana hûrim mi diyem?

Belki bir gün sana gelmek yine mümkün olacak,
Peki gelsin dediğin gün sana yârim mi diyem?

Bir saadet demi olsun yaşasın senle gönül,
Mâi hülyâ deli deryâ sana varım mı diyem?

Gel Metînî bu gönül hânesi vîrân olusar,
Ona şimden girü külhân sana hârım mı diyem?

Fâilâtün Fâilâtün Fâilâtün Fâilün

TARİH

1 Müjdeler kim yapdı bir maúbûl binâ òaùù ‘aşúına
Oldı parlaú bir münevver yıldız ol dem bunda tâm

2 Müjdeler kim bir ãan‘atkâr òaùùınuñ ãoñ meskeni
Yapdı bu ‘âlî binâyı şehremînüm muntaôâm

3 Müjdeler kim şimdi Óamdullâh rûóı oldı şâd
Baú ne òoş bir melce’ úıldı eylemişken ber-merâm

5 Müjdeler kim istedüñ ãoñ kez Amasya şâd ola
İşte alduñ şimdi òaùùuñ zirvesinden biñ du‘âm

6 Bir cim eksîk úoymayuz sen yaz Metîn târîòini
Oldı Ca‘fer Özdemirle òaùù müzemiz baú tamâm
اولدى جعفر اوزدميرله خط موزه ميز باق تمام
(۲۰۱٨)
7 Óaøret-i ‘Oåmân kitâbından bu hicrî ebcedüñ
Şimdi olduñ ey Amasyam òaùùın ile ãubó-kâm
شيمدى اولدوك اى اماسيم خططك ايله صبح كام
(۱٤۳٩)

Fâilâtün Fâilâtün Fâilâtün Fâilün

TARİH – ESKİ YAZI

مژده لر كيم يابدى بر مقبول بنا خط عشقينه
اولدى پارلق بر منور ييلدوز اول دم بونده تام

مژده لر كيم بر صنعتكار خطنك صوك مسكنى
يابدى بو عالى بنايى شهرامينم منتظام

مژده لر كيم شيمدى حمدالله روحى اولدى شاد
باق نه خوش برملجۀ قيلدى ايله مشكن برمرام

مژده لر كيم ايستدك صوك كز اماسيه شاد اولا
ايشده الدك شيمدى خطك زيروه سندن بيك دعام

بر جيم اكسيك قويمه يز سن ياز متين تاريخينى
اولدى جعفر اوزدميرله خط موزه ميز باق تمام
(۲۰۱٨)

حضرت عثمان كتابندن بو هجرى ابجدك
شيمدى اولدوك اى اماسيم خططك ايله صبح كام
(۱٤۳٩)

GELME BAHAR

Geçti gençlik bitti şenlik gülme artık ey bahar
Sen de çek git sen de terk et gelme artık ey bahar
Bir ömür ardında koştum bir çiçekcik vermedin
Şimdi son demlerde hâlim bilme artık ey bahar

Gel dedim gelmem dedin bak bitti ömrün cevheri
Soldu artık tüm çiçekler sende kalsın al geri
Bir hüzün yağmış da sanki kaplamış bak her yeri
Geçti gençlik bitti şenlik gülme artık ey bahar

Bir Metin varmış desinler bir baharlık ömr ile
İlkbaharlar şurda kalsın hep kederler hep çile
Ağlasın gülsün ne fark yok erdi artık menzile
Geçti gençlik bitti şenlik gülme artık ey bahar
Sen de çek git sen de terk et gelme artık ey bahar

Fâilâtün Fâilâtün Fâilâtün Fâilün

İNS

Bezm-i elestten gelmişem bezm-i cihân yoldur bana
Ben Hak yolun tutturmuşam şeytân nefis kuldur bana

Günler geçer aylar biter insan ömür vârın yiter
Bilmem neden denmez yeter Hak sırların faldır bana

Sâgar da ben sâkî de ben fânî de ben bâkî de ben
Tüm âlemin hâki de ben sâfî şarap güldür bana

Pîr-i mugan benden çıkar fânî olan benden bıkar
Aşk âteşim âlem yakar Mûsâ Mesih dildir bana

Benden yağar hurşîde nûr benden çıkar kalb-i sürûr
Ben küntü kenzenden gurur aldım cihân maldır bana

İnsan olan sırrın bilir ehlen ve sehlen der ölür
Cennet cehennem bir gelir Hakk’a rızâ baldır bana

Hak sırların söyler Metin çöz çöz biter mi hikmetin
Hak yol çetin pek çok çetin tek yol tevekküldür bana

Müstefilün Müstefilün Müstefilün Müstefilün

HECE ÇİÇEKLERİ

BENDEDİR

Uzağa gitmeyen yollar bendedir.
Ateşi bitmeyen çöller bendedir.
Açmayı bilmeyen güller bendedir.
Alnıma yazılmış: “Bu bir bendedir.”
Yaramı saracak merhem sendedir.

Sarmayı bilmeyen kollar sendedir.
Hoşuma gitmeyen haller sendedir.
Çilesi bitmeyen yıllar sendedir.
Alnıma yazılmış: “Bu bir bendedir.”
Yaramı saracak merhem sendedir.

Kovanı yakılmış ballar bendedir.
Kökünden kesilmiş dallar bendedir.
Kavgalı sağ ile sollar bendedir.
Alnıma yazılmış: “Bu bir bendedir.”
Yaramı saracak merhem sendedir.

TUZSUZ’A ÖZLEM 1

Bir yıl daha geçti bak
Papatyalar göçtü bak
Gidemedim köyüme
Yine bahar kaçtı bak
Ömrüm gelip geçti bak

Çiğdemleri dermedim
Kuzuları görmedim
Postum yere sermedim
Yine bahar kaçtı bak
Ömrüm gelip geçti bak

Leylekleri döndü mü
Yağmurları dindi mi
Sobaları söndü mü
Yine bahar kaçtı bak
Ömrüm gelip geçti bak

Turan Ağa kaştadır
Şimdi hayli yaştadır
Motorları iştedir
Yine bahar kaçtı bak
Ömrüm gelip geçti bak

Gölde birikir sular
Gider tarlayı sular
Sabri Dayı at yular
Yine bahar kaçtı bak
Ömrüm gelip geçti bak

Necat’dayım öldü mü
Köy Tepesi soldu mu
Şimdi böyle oldu mu
Yine bahar kaçtı bak
Ömrüm gelip geçti bak

Hamın nene fırını
Gılik yerdi torunu
Düşünmezdik yarını
Yine bahar kaçtı bak
Ömrüm gelip geçti bak

Bekçitepe yeşildir
Güneş ışıl ışıldır
Her insanı asildir
Yine bahar kaçtı bak
Ömrüm gelip geçti bak

Türk’ü Kürd’ü Yörüğü
Hep bir evin direği
Yufka olur yüreği
Yine bahar kaçtı bak
Ömrüm gelip geçti bak

Tuzsuz adın olsa ne
Meyvelerin şahane
Çiçeklendin mi yine
Yine bahar kaçtı bak
Ömrüm gelip geçti bak
Özlem biz biçti bak

Metin köyün kaçmadı
Henüz vakit geçmedi
Ecel seni seçmedi
Yine bahar gelir hak
Ömür fırsat verir kalk

BAHARA AĞIT

Bir kelebek uçtu gönlüme kondu
Bir lalenin kalbi aşk ile yandı
Bülbül güle hayran kavuştum sandı
Ebrul beşi oldu umutlar dondu

Annem baharlarım gelmedi gitti
Sevgiler bağımda hüzünler bitti

Bir çiçek açtı da kalbime aktı
Kumrunun niyazı serviye haktı
Ferhat deli âşık Şirin’e baktı
Ebrul beşi oldu umudu yaktı

Annem Şirinlerim gülmedi gitti
Sevgiler bağında hüzünler bitti

Nergisin gözünden gitmedi hüzün
Baharın tahtına güz dikti gözün
Aslı’yla Kerem’in düştüğü közün
Ebrul beşi oldu savurdu tozun

Annem zâlimler ölmedi gitti
Sevgiler bağında hüzünler bitti

Metinî baharlar bile hüzünlü
Demek ki hazırlık şimdi lüzumlu
Bu dünya bahçemiz çalsa da gönlü
Ebrul beşi dedi, “Bu dünya sonlu”

Annem gönlümüz şad olmadı gitti
Sevgiler bağında baykuşlar öttü.

ŞİİR ÖLMÜŞ

Dur kardeşim kalbini al eline
Bak bakalım benziyor mu diline
Ötmüyorsa bülbül gibi gülüne
Şiir ölmüş şair ölmüş biline

Baharları seherleri görmemiş
Çiçekleri laleleri dermemiş
Beyit beyit aşk bağına girmemiş
Şiir ölmüş şair ölmüş desene

Gözyaşını sevgiliye dökerler
Aşk çölüne umutları ekerler
Ah ederek bulutları yakarlar
Şiir ölmüş şair ölmüş bize ne

İnce ince ruhumuzu işlerdik
Türkü türkü yârimizi düşlerdik
İlahiyle şeytanımız taşlardık
Şiir ölmüş şair ölmüş kime ne

Bir Fuzulî gelemezmiş cihâne
Bir Bakî ki ol bir dürr-i yegâne
Aldırmadık Nedîm düşdü nisyâne
Şiir ölmüş şair ölmüş bahâne

Kalmamış ki kalbi yakan bir şair
Kamamış ki Hakk’a bakan bir şair
Kalmamış ki ruha akan bir şair
Şiir ölmüş şair ölmüş bana ne

Gel metinî fazla matem eyleme
Âlem fenâ amma kötü söyleme
Gidenlerin arkasından ağlama
Şiir ölmüş şair ölmüş biline

İyi dedin sağlık olsun diline!

ELVEDA

Alsa da ruhumu bir kara sevda
Bahara elveda yaza elveda
Dalarsa yüreğim o eski yâda
Bahara elveda yaza elveda

Solarsa goncalar küsüp bahara
Hayata elveda güze elveda
Dese de yüreğim bu nasıl dünya
Bahane elveda size elveda

Maviler biterse olur kapkara
Ateşe elveda köze elveda
Konsa da mutluluk bir gün dalıma
Bülbüle elveda saza elveda

Ansa da ismimi bin asır sonra
Ne çare elveda bize elveda
Kansa da şu ömrüm bütün yazlara
Sazlara elveda söze elveda

Alsa da ruhumu bir kara sevda
Sakiyâ elveda Nâbî elvedâ
Dalarsa yüreğim o eski yâda
Attilâ elveda Bâkî elvedâ

UMUT

Yağmurla gelirdi hayale hayat.
Yağmurlar kesilir, ne çare, heyhat!
Yorgundu, argındı dedi: “Bi gayret!”
Yüzünde kırışık, elde inâyet.
Dolacak ambarım bu yıl nihâyet.
Hakk’ın deryâsına var mı nihâyet?
Hem bu dünya için hem de âhiret.
Yağmurla gelirdi hayâle hayat…

SARIYA DOĞRU

Yaprağın son demi son bahârıdır
Toprağın son gülü son bir hârıdır.
Sonlara dayanmak kalpsiz kârıdır.
Dayan kalbim dayan yangındır söner,
Leyleklerle gitmişse onlarla döner.

Fenerdir bu dünya yanar ve söner.
Gözünün yaşına bakmadan gider.
Gençlik de böyledir demezsin yeter.
Dayan kalbim dayan yangındır söner
Leyleklerle gitmişse onlarla döner

OLDU MU?

Mecnun olup aşk çölünde kaldım da
Merak ettim Leyla’m beni andı mı?

Ateşlere Kerem gibi daldım da
Merak ettim Aslı’m bana yandı mı?

Şu dağları Ferhat olup deldim de
Merak ettim Şirin suya kandı mı?

Kamber-vâri kırık sazım çaldım da
Merak ettim Arzu’m eve döndü mü

Züleyha-tek öz aşkımın əzəli
Yusuf beni gerçek âşık sandı mı?

Metinîyem zemheride öldüm de
Gonca gülüm benim ile dondu mu?

MEVSİM

Yıldızları sayamazsın
Hayallere doyamazsın
İstesen de duyamazsın
Sessiz geçer aşk mevsimi.

HALVETÎLERİZ

Seyyid Yahya Şirvan açtı yolumuz
Pir İlyas Amasî bizim gülümüz
Habîb Karamanî edeb dilimiz
Halvetîleriz biz halvet dileriz
Allah Allah der de Hakk’a güleriz

Şamahı Bakü’den alınmış hızım
Amasya ilinden yayılmış sözüm
Doğruluk sadakat dolmuştur özüm
Halvetîleriz biz halvet dileriz
Allah Allah der de Hakk’a güleriz

Allah’ın kuluna şaşı bakmayız
Gönüller yaparız asla yıkmayız
İyilik emrinde biz hiç bıkmayız
Halvetîleriz biz halvet dileriz
Allah Allah der de Hakk’a güleriz

Halkamız açıktır girer her millet
Dökülür zikirde her türlü illet
Gel kardeş içinde kalmasın zillet
Halvetîleriz biz halvet dileriz
Allah Allah der de Hakk’a güleriz

Yüz yıllar geçse de bozulmaz ilkem
Her şeyden öndedir inancım ülkem
Huzurdur nereye düşerse gölgem
Halvetîleriz biz halvet dileriz
Allah Allah der de Hakk’a güleriz

Doğuda Türkistan batıda Balkan
Kuzeyde Sibirya güneyde Seylan
Kalpleri ışıttık nur oldu her yan
Halvetîleriz biz halvet dileriz
Allah Allah der de Hakk’a güleriz

Her ilde her çağda bizi sevdiniz
O bizin içinde gizi sevdiniz
Hak yola çağıran sözü sevdiniz
Halvetîleriz biz halvet dileriz
Allah Allah der de Hakk’a güleriz

Bizler ki post ile yoktur işimiz
İlimle yücelmek bizim düşümüz
Cahile düşmanız budur suçumuz
Halvetîleriz biz halvet dileriz
Allah Allah der de Hakk’a güleriz

Saç ile sakalla uğraşmadık biz
Dünya işlerine ağlaşmadık biz
Hak yolu terk edip sığlaşmadık biz
Halvetîleriz biz halvet dileriz
Allah Allah der de Hakk’a güleriz

TÜRK MARŞI

Doğudan batıya bir şanlı akın
Türk oğlu Türk’üz biz tarihe bakın
Bilmeden suçlama atanı sakın
Türk oğlu Türk’üz biz tarihe bakın

Türk oğlu Türk’üz biz tarihe bakın
Türk oğlu Türk’üz biz durmasın akın

Altay’dan Tuna’ya akan bir seliz
Rahmetler taşıyan kutlu bir yeliz
Mazluma açılan müşfik bir eliz
Türk oğlu Türk’üz biz tarihe bakın

Türk oğlu Türk’üz biz tarihe bakın
Türk oğlu Türk’üz biz durmasın akın

İslam’ın nurunda kalpleri yunmuş
Sazının telinde sevdası onmuş
Atının üstünde dağ gibi donmuş
Türk oğlu Türk’üz biz tarihe bakın

Türk oğlu Türk’üz biz tarihe bakın
Türk oğlu Türk’üz biz durmasın akın

Hüdâ’nın elinde hakkın kılıcı
Zalimin evine korku salıcı
Mazlumu her yerde kardeş bilici
Türk oğlu Türk’üz biz tarihe bakın

Türk oğlu Türk’üz biz tarihe bakın
Türk oğlu Türk’üz biz durmasın akın

Analarla dolu ana yurdumuz
Evliya diyarı bizim ordumuz
Yolumuz çiziyor bak bozkurdumuz
Türk oğlu Türk’üz biz tarihe bakın

Türk oğlu Türk’üz biz tarihe bakın
Türk oğlu Türk’üz biz durmasın akın

Gökkubbe çadırım güneş bayrağım
Her yüce şehide uçmag burağım
Türk İslam ülkümdür Turan durağım
Türk oğlu Türk’üz biz tarihe bakın

Türk oğlu Türk’üz biz tarihe bakın
Türk oğlu Türk’üz biz durmasın akın

Dünyaya nizamı biz vermedik mi
İslam’ı yaymaya söz vermedik mi
Ağlayan yetime diz vermedik mi
Türk oğlu Türk’üz biz tarihe bakın

Türk oğlu Türk’üz biz tarihe bakın
Türk oğlu Türk’üz biz durmasın akın

Metinî Türklüğü anlayan anlar
Gelecek bilirim o eski günler
Bir şanlı şafakta son bulur kinler
Türk oğlu Türk’üz biz tarihe bakın

Türk oğlu Türk’üz biz tarihe bakın
Türk oğlu Türk’üz biz durmasın akın

MÜSLÜMAN

Her bühtandan ayrıyız, hiç demedik gayrıyız;
Doğru yoldan yürürüz, bir muhlis ins ü cânız

Kim ki bize gül atar, hâr olur bize batar;
Kalbinde tek aşk yatar, bir hâlis âşıkânız.

Gelmedik davâ için, gülmedik dünyâ için;
Sevmedik kübrâ için, bir âciz garîbânız.

Allah’adır arzımız, kullara yok sözümüz;
Hakk’a döndük yüzümüz, bir garip zâhidânız.

Şirvan ilden göçsek de, Amasya’yı seçsek de;
Bu dünyâdan geçsek de, bir fânî dervişânız

Hamza Nigârî sözün, inci mercandır özün;
Hakk’a dönmüşdür yüzün, bir ârif şâirânız.

Metinî sen vâris ol Nigârî tek hâlis ol
Gel ilmine hâris ol bir tuhaf câhilânız

Allah’ı Muhammed’i âlî seven dostânız
Ne Sünnî’yiz ne Şiî, bir hâlis Müslümânız.

YA RASULALLAH

Gül bahçemiz ol da gül koklat bize
Güldür yüzümüzü yâ Rasulallah
Gülmedi bahtımız vâh hâlimize
Dindir sızımızı yâ Rasulallah

Ruyâmızda olsun gel bir kerecik
Ümmetin yaşını sil bir kerecik
Çok kırsak da seni gül bir kerecik
Döndür yüzümüzü yâ Rasulallah

Gül bahçenin bekçisiydik bir zaman
Halifeydik adalettik şaşmayan
Türk’ten dilenirdi kâfir el-amân
Göster izimizi yâ Rasulallah

Şimdi esen yeller sanki veremli
Güller solmuş bahçıvanlar elemli
Ümmetine küffar olmuş keremli
Açtır gözümüzü yâ Rasulallah

Kuşlar uçar Medine’ne konarlar
Âşıkların için için yanarlar
Yaralarım oluk oluk kanarlar
Buldur özümüzü yâ Rasulallah

Ne olur bir devir gelse yeniden
Ümmetin Türk ile gülse yeniden
Bir şafak vaktinde hemen âniden
Harlat közümüzü yâ Rasulallah

Metinî güllerin hasıdır Nebi
Ümmetin gülüdür Hakkın habîbi
Şefaat gününün gerçek sahibi
Çok et azımızı yâ Rasulallah

Buldur özümüzü yâ Rasulallah
Döndür yüzümüzü yâ Rasulallah
Harlat közümüzü yâ Rasulallah
Açtır gözümüzü yâ Rasulallah
Dindir sızımızı yâ Rasulallah
Güldür yüzümüzü yâ Rasulallah

ŞİRVANLI

Şirvanlı derlerdi benim aslıma
Şirvan’ı unuttuk Kür’ü unuttuk
Bak şanlı Müselman denmiş neslime
Selamı unuttuk piri unuttuk

Allah’a sığındık Şirvan’dan çıktık
Ermeni zulmünden usandık bıktık
Şanlı bir hicretle bentleri yıktık
Zalimi unuttuk zoru unuttuk

İsmail Şirvani sönmeyen çıra
Mir Hamza Nigari gark oldu nura
Bilmedik kadrini üflendi sura
Âlimi unuttuk nuru unuttuk

Gözlerde kalmamış bir damlacık yaş
Gönüller kapkatı san misal-i taş
Ne oldu düşmanla yemezdik biz aş
Moskof’u unuttuk Çar’ı unuttuk

Anadolum bizi bağrına bastı
Zalimin ipini kökünden kesti
Nisyanın rüzgarı sonra bir esti
Anayı unuttuk yarı unuttuk

Hazar Hazar diye atardı kalpler
Kazak’tan Bakü’ye akardı alpler
Nuri Paşa geldi kaçıştı kelpler
Vefayı unuttuk kârı unuttuk

Metinî Türk oğlu Türk olmak güzel
Şirvanlı, Azerî ırk olmak güzel
Yalnız taş olunmaz kırk olmak güzel
Yokluğu unuttuk varı unuttuk

NİGÂRÎ

Yıllar yılı aşk oduyla yan gayrı
Dünya bağı aşk bitirir san gayrı
Kıyamete son adımdır son gayrı
Gel gör bizi hal neyledi Nigârî
Çöz bu sırrı bir daha gel çöz heri

Sen Nigâr’ı ruyalarda ararsın
Nigâr deyip aşk çölüne yürürsün
Şimdi gelsen aşk nasılmış görürsün
Gel gör bizi hal neyledi Nigârî
Çöz bu sırrı bir daha gel çöz heri

Erkekler mi kadınlar mı karıştı
Kız erkeği sokaklarda sarıştı
Müslümanlar buna nasıl alıştı
Gel gör bizi hal neyledi Nigârî
Çöz bu sırrı bir daha gel çöz heri

Ağlasam hâlime gözde yaşım yok
Dağlara vuracak dertli başım yok
Helalden yenecek tatlı aşım yok
Gel gör bizi hal neyledi Nigârî
Çöz bu sırrı bir daha gel çöz heri

Torunların seni bilmez oldular
Bilenlerin saçın başın yoldular
Hüseyinler şimdi Mervan oldular
Gel gör bizi hal neyledi Nigârî
Çöz bu sırrı bir daha gel çöz heri

Aşk deyince hep kadına yandılar
Allah aşkı bir hevestir sandılar
Şeytanlara böyle nasıl kandılar
Gel gör bizi hal neyledi Nigârî
Çöz bu sırrı bir daha gel çöz heri

Nigâr Nigâr diye gezdin dağları
Nur eyledin sahraları bağları
Şu dünyada değiştirdin çağları
Gel gör bizi hal neyledi Nigârî
Çöz bu sırrı bir daha gel çöz heri

Şimdi esen yeller bile veremli
Mecnun Şirin Şirin şimdi Keremli
Aşk geziyor diyarları elemli
Gel gör bizi hal neyledi Nigârî
Çöz bu sırrı bir daha gel çöz heri

ÜÇ MAYMUNUN OĞLU

Tüm dünyayı bir riyadır kapladı
Cehaleti Müslümanlar topladı
Yüreğine yağlı kurşun sapladı
Ben bir garip üç maymunun oğluyum
Ben görmedim ben duymadım bilmiyom

Deryalarda Aylan bebek ölürken
Kırçıl Halep susuzluktan solarken
Mezarlara kefensizler dolarken
Ben bir garip üç maymunun oğluyum
Ben görmedim ben duymadım bilmiyom

Acep nedir bu dünyanın garazı
İnsanlığa verdi para marazı
Hangi kardeş mirasına tam razı
Ben bir garip üç maymunun oğluyum
Ben görmedim ben duymadım bilmiyom

Türban altı tayt giyenler çoğaldı
Pantolonlar daraldıkça daraldı
Kalplerimiz nasıl böyle karardı
Ben bir garip üç maymunun oğluyum
Ben görmedim ben duymadım bilmiyom

Kulaklarım tıkalıdır ahlar ne
Görmüyorum şu çekilen ohlar ne
Anlamadım Müslümanlar yuhlar ne
Ben bir garip üç maymunun oğluyum
Ben görmedim ben duymadım bilmiyom

Kefereden meded umar gezersin
Ona kızar yine ona benzersin
Fitne için gözlerini süzersin
Ben bir garip üç maymunun oğluyum
Ben görmedim ben duymadım bilmiyom

Söylesem ne çıkar sussam ne çıkar
Çiğnesem ne çıkar kussam ne çıkar
Bu dünyadan benim hissem ne çıkar
Ben bir garip üç maymunun oğluyum
Ben görmedim ben duymadım bilmiyom

Metini canını sıkma boş yere
Çift akacak nurlu kirli bu dere
Hesaplar kalacak artık mahşere
Ben bir garip üç maymunun oğluyum
Ben görmedim ben duymadım bilmiyom

BAHAR GÜNEŞİ

Bir bahar bulutu ol da gönlüme
Yağ be çisil çisil bahar güneşim

Şu kuru kalbimi bahar yelinde
Duy be fısıl fısıl bahar güneşim

Sanma ki zincirler bileklerime
Bağ be şakır şakır bahar güneşim

Çiçekli bir umut salıp ömrüme
Gül be ışıl ışıl bahar güneşim

Saadet hükmünü alıp eline
Gel be tıpır tıpır bahar güneşim

Bir eşsiz gülüsün gönül bağımın
Gez be tiril tiril bahar güneşim.

HAVF VE RECA

Dünya gözüyle gördüm ya bir kere
Kalbimde taht kurdun en olmaz yere
Yoramam ne hayra ne de şerlere
Bilirim kalacak bu giz mahşere

Mahşere kalsa da gördüğüm rüya
Kalbimde akseder billur bir suya
Baharlar beklerim hayalim bu ya
Bilirim dalacak sensiz uykuya

Uykuya dalsa da kaşları çatık
Kalbimde atıyor umutlar tık tık
Diyelim mahşerde gözümüz açtık
Bilirim dolacak tüm cennet ışık

Işıklar salmışsın sonsuz mahşere
Kalbimde taht kurdun en olmaz yere
Yoramam ne hayra ne de şerlere
Dünya gözüyle gördüm ya bir kere

BOZKURTLAR DİRİLİYOR

Yeter ettiğin zulüm
Yeter saldığın ölüm
İşte diyorum sözüm
Köhne dünya bil artık
Bozkurtlar diriliyor!

Ya adalet ver bize
Ya son ver şu boş söze
İşte diyorum size
Gözyaşını sil artık
Bozkurtlar diriliyor!

Ey Turanın bülbülü
Ey cihanın şen gülü
Gözletme sağı solu
Bir kez olsun gül artık
Bozkurtlar diriliyor!

Âleme nizam verdik
Ruhlara selam derdik
Hem kağandık hem erdik
İslam bana yol artık
Bozkurtlar diriliyor!

Gittiğin günden beri
Zulüm sardı her yeri
Yalvarırım dön geri
Türk yenilmez ol artık
Bozkurtlar diriliyor!

Mavi gök bassa bile
Kara yel esse bile
Haram yol kesse bile
Çok bekletme de artık

Bozkurtlar diriliyor!

Bozkurtlar diriliyor!

Bozkurtlar diriliyor!

TÜRKLÜK ŞARKISI

Bir kardeşlik destanı
olur bizim şarkımız
Dünyaya nizamını
verir bizim ırkımız
Mazlumun yanındayız
budur bizim farkımız
Bir kardeşlik fermanı
olur bizim şarkımız
Kürşat’la sarayları
yıkar bizim kırkımız
Dünya bir çadır misal
o bizim durağımız
Güneş ki bayrağımız
Türklüğe çerağımız
Adalet bir küheylan
o bizim burağımız
Bir kardeşlik meydanı
olur bizim şarkımız
Kürşat’la sarayları
yıkar bizim kırkımız

Metinî âleme yön
verir bizim ırkımız
Türk İslam nurlarıyla
döner bizim çarkımız
Zalime sur oluruz
budur bizim farkımız
Bir kardeşlik destanı
olur bizim şarkımız
Kürşat’la sarayları
yıkar bizim kırkımız

DÜNYA TELAŞI

Bir kuş gibi ömrüm elimden uçtu
Dünya telaşında geçti günlerim
Bu nasıl bir işti bu nasıl kuştu
Sonsuzdur sanmıştım uçtu günlerim

Bir telaş bir telaş bir telaş geçti
Görmedim çiçekler ne zaman açtı
Aklım anlamadı feleğim şaştı
Son kadeh misali içti günlerim

Yıldızlar gökte mi kiraz dalda mı
Baharlar bitti de kefen yolda mı
Mutluluk söyleyin para pulda mı
Sonsuzdur sanmıştım kaçtı günlerim

Ağlasam inlesem artık nafile
Telaşlar içinde gitti kafile
Dönmez ki bir ömür ah u vâh ile
Köz olup yanmıştım saçtı günlerim

Metinî yok mudur bu derde ilaç
Ağardı bembeyaz pamuk mu bu şaç
Uçup uçup gitti seninçün çok geç
Bir dala konmuştum uçtu günlerim
Sonsuzdur sanmıştım geçti günlerim

HÜMÂ KUŞU

Bir asır bekleriz ey hüma kuşum
Baharlar yazlara döndü gelmedin
Bin asır sürecek belki de kışım
Yazlarım buzlara döndü gelmedin

Gökler yıldızları sağdı yerlere
Geceler kapkara çöktü her yere
Bir ışık Allah’ım çıktık mahşere
Kaynayan sularım dondu gelmedin

Ne olur nevruzda çiçeklerle gel
Sevgi sal üstüme yüreklerle gel
Ülkü ülkü yücel dileklerle gel
Ülkümün ülkesi yandı gelmedin

Bir asır bekleriz ey hüma kuşum
Gelmedin gelmedin farıdı yaşım
Bin asır sürecek belki de kışım
Yazlarım buzlara döndü gelmedin

TURAN’A DOĞRU

Dedim ki Turan’ı diriltmek gerek
Dedi olmaz olmaz o tren gitti
Dedim ki Turan’ın âşığı çoktu
Dedi unut gitsin o film bitti

Bu korku bu elem bu esef neden?
Dedi gelmez artık o yaprak uçtu
O zaman bu beden bu nefes neden?
Dedi olsun olsun hevesti geçti

Allah’ım esirlik böyle mi tatlı
Dedi ses çıkarma evim o katlı
Şaşırma kardeşim Türk hür azatlı
Dedi geçti gitti o sandık kitli

Turan kardeşliktir hak adalettir
Dedi boş yaşamak hoş rehâvettir
Alplik erenlik şimdi bize gerektir
Dedi dik yaşamak bir rezâlettir.

Biz böyle değildik ne zaman olduk
Dedi huzuru biz gavurdan aldık
Dedim Allah’ım bu bir kâbus mu?
Dedi dert etme ki yaşadık öldük

Dik durup da doğru yürümek yok mu?
Dedi gurur için ömrümüz çok mu?
Bir nefeslik ömre ebedi yakma
Dedi bak etrafına onurlu tok mu?

Dünya bir elime konsa da Turan
Alnımda ışıktır hazret-i Kur’an
Zâlime kılıcım, mazluma her an
Anayım, babayım; ne büyük bir şan

BU KAR

bu kar bu kar bu kar bu kar
bir gün olur benden bıkar
bu kar bu kar bu kar bu kar
yolum anılara çıkar
bu kar bu kar bu kar bu kar
bir gün yüzümüze yağar
bu kar bu kar bu kar bu kar
nur olur kabrime sızar
Bu kar bu kar bu kar bu kar
firkat olur kalbim yakar
Bu kar bu kar bu kar bu kar
Bir gün olur benden bıkar.

SENLE DE OLMUYOR SENSİZ DE

Tarifsiz bir ânı yaşamış kalbim,
Dinle! Senle de olmuyor sensiz de.

Acizlik nasıl şey elbet bilirim;
Anla! Senle de olmuyor sensiz de.

Sizi seviyorsam bundan size ne!
Gülme! Senle de olmuyor sensiz de.

Gökyüzüm maviye doyar mı diye,
Sorma! Senle de olmuyor sensiz de.

SELAM

Doğarken güneşe batarken aya
Selam olsun selam aleyküm selam
Göz atıp geçtiğim yalan dünyaya
Selam olsun selam aleyküm selam

Bir fânî rüyası olan ömrüme
Bir sükût deryası olan kalbime
Âh inat kayası olan sabrıma
Selam olsun selam aleyküm selam

Rüzgârlar kıskandı ömür hızımı
Çözemedim gitti alın yazımı
Kehkeşan çözmedi benim gizimi
Selam olsun selam aleyküm selam

Nerde kaygısız güldüğüm günler
Nerde mavi göğü deldiğim günler
Nerde yürekleri çaldığım günler
Selam olsun selam aleyküm selam

Şimdi ağaran baş sızlayan dize
Şimdi yenmeyen aş küllenen köze
Şimdi dinmeyen yaş gülmeyen yüze
Selam olsun selam aleyküm selam

Metînî bu hayat böyledir böyle
İster sükût et istersen ağla
Münker’le Nekîr’i görünce söyle
Selam olsun selam aleyküm selam

YILLAR

Sonsuza açılan kanatlarımı,
Attın ateşlere âh yakan yıllar.
Alnıma çizdiğim inatlarımı,
Döndürdün sellere âh akan yıllar.

Mutluluk bir vadi yürüdüm geldim.
Aynı mehtab ile güneşe güldüm.
Vakit ki sevgimi binlere böldüm.
Ağlattı gönlümü âh kalan yıllar.

Görmesin gözlerim eskilerimi,
Olmasın anlayan ezgilerimi,
Ne çare kırmışım gözgülerimi,
İttin olmazlara âh yalan yıllar.

Isısızlık bir vadi yürüdüm geldim.
Rahatı olmayan yıllarda öldüm.
Ayrılık ne demek anladım, bildim.
Dinletti matemi âh ölen yıllar.

Ey güzel günlerin mavi baharı,
Terk et gel ne olur şu sonbaharı!

TURAN’A DOĞRU

Bir çiçek açıyor Şirvan bağında
Gülüyor çocuklar Turan’a doğru
Bir güneş doğuyor Altay dağında
Geliyor balalar Turan’a doğru

Kırgız’ım Kazak’ım Türkmen’im Oğuz
Eğer zulüm varsa biz orda yoğuz
Zalime korkuyuz mazluma bağız
Suluyor civanlar Turan’a doğru

Türk’tür ortak adım buna inandım
İslam’ın renginde nura boyandım
Zulmün pençesinden kaleler sındım
Alıyor yiğitler Turan’a doğru

Batsa da güneşler ne çıkar ay var
Yıldızı solmayan gökte saray var
Şahadet bir kımız diyen bir Hayy var
Biliyor şehitler Turan’a doğru

Doğu Türkistan’dan Bosna’ya kadar
Bu dünya zalime dar olacak dar
Önümde alperen Şamillerim var
Geliyor bozkurtlar Turan’a doğru

Kızıl elma selam selam der sana
Selamet pınarı hak yoldur bana
Bu pınardan artık iç kana kana
Diliyor erenler Turan’a doğru

Metinî sazını asma duvara
Kardeşlik türküsü Turan’a vara
Turan’ı çağıra her düşen dara
Çalıyor ozanlar Turan’a doğru

BİR HÜZÜN BULUTU

Annesiz çocuklar güler mi bilmem
Yüzünden o hüznü siler mi bilmem
Sebâtî hâlini yavrusun görse
Kabrinde huzuru diler mi bilmem

Bir resim üç küçük üzülmüş melek
Sebâtî evinde yıkılmış direk
Allahım bu hüzne dayanmaz yürek
Zaman ki şu zulmü siler mi bilmem
Ey hüzn çocuklara musallat olma
Annesiz gözlere acıyla dolma
Ey hüzün ne olur karşımda gülme
Sebâtî bu çile dolar mı bilmem
Ne acı bir bakış fesli küçüğüm
Belli ki acılar hep düğüm düğüm
Ey zalim kainat bilme öldüğüm
Anacım saçını yolar mı bilmem
Erkendir her ölüm garip bu dünya
Sebâtî gidince bitti bak rüya
Bir resim bir hüzün çocuk bu güya
Annesiz çocuklar güler mi bilmem

AMASYA’YA GEL ŞİMDİ

Kirazları ballanmış
Elmaları allanmış
Bak Şirvanî güllenmiş
Amasya’ya gel şimdi
Şöyle şinle gül şimdi

Pirler yolun gözlüyor
Seni dostlar özlüyor
Ah ne sırlar gizliyor
Amasya’ya gel şimdi
Şöyle şinle gül şimdi

Saat kulem hay benim
Kubbelerim say benim
Köprülerim yay benim
Amasya’ya gel şimdi
Şöyle şinle gül şimdi

Kuba Cami yüksektir
Evliyası bir tektir
Ipılık bir yürektir
Amasya’ya gel şimdi
Şöyle şinle gül şimdi

Bayezid’i gez heri
Şu sırları çöz heri
Mihrî gibi yaz heri
Amasya’ya gel şimdi
Şöyle şinle gül şimdi

Semaverde közü var
Söyleyecek sözü var
Türk’ün burda özü var
Amasya’ya gel şimdi
Şöyle şinle gül şimdi

Tek kapıdan çıktım de
Yalıboyu baktım de
Bir cigara yaktım de
Amasya’ya gel şimdi
Şöyle şinle gül şimdi

Mir Hamza evliyası
Evliyalar rüyası
Kabri dünya bahası
Amasya’ya gel şimdi
Şöyle şinle gül şimdi

Halvetiler ocağı
Sanki ana kucağı
Velidir dört bucağı
Amasya’ya gel şimdi
Şöyle şinle gül şimdi

Şehzadeler beldesi
Hayran eder herkesi
Sanki rüya ülkesi
Amasya’ya gel şimdi
Şöyle şinle gül şimdi

Bir vadi ki ters semer
Dağları sanki mermer
Şirinler yüze güler
Amasya’ya gel şimdi
Şöyle şinle gül şimdi

Metin sözü kısa kes
İster gürle ister es
Burda mutlu bak herkes
Amasya’ya gel şimdi
Şöyle şinle gül şimdi

KORKAK TAVUKLAR

(Gerçek ve mücadeleci din adamları müstesna)
Ey kendini din adamı sananlar
Makam için cayır cayır yananlar
Zoru görüp bir köşeye sinenler
Yazık size yazık korkak tavuklar
İkiyüzlü temelsizler lavuklar

Memleketi din satanlar yakıyor
Bizimkiler aval aval bakıyor
Sonra çıkıp bir de maval satıyor
Yazık size yazık korkak tavuklar
İkiyüzlü temelsizler lavuklar

İçi fitne fücur ile fokurdar
Ağzındadır her an galiz küfürler
Yılan bana dokunmadı şükür der
Yazık size yazık korkak tavuklar
İkiyüzlü temelsizler lavuklar

Dinci tayfa cennet alıp satarlar
Mantar gibi her köşede biterler
Bizimkiler maaş alıp yatarlar
Yazık size yazık korkak tavuklar
İkiyüzlü temelsizler lavuklar

Memlekete gözdikenler göz oydu
Arsız güruh hem çoğaldı hem soydu
Bunu bunlar ne konuştu ne duydu
Yazık size yazık korkak tavuklar
İkiyüzlü temelsizler lavuklar

Ya İlahî yatmak buna verilmiş
Göbekleri gerildikçe gerilmiş
Önlerine dünya ahret serilmiş
Yazık size yazık korkak tavuklar
İkiyüzlü temelsizler lavuklar

Ebu Azam eğmiş miydi başını
Yemiş miydi hak yiyenin aşını
Toplamıştı bu dünyadan göçünü
Yazık size yazık korkak tavuklar
İkiyüzlü temelsizler lavuklar

Ne var bir de şu Metin’i dinlesen
Millet için inim inim inlesen
Çıkar için her kayığa binmesen
Yazık size yazık korkak tavuklar
İkiyüzlü temelsizler lavuklar

Yok yok Metin bunlar haram sevmezler
Yanlış dedin küfretmezler sövmezler
Makam için gemlerini gevmezler
Özür size özür korkak tavuklar
İkiyüzlü temelsizler lavuklar

TUZSUZ’A ÖZLEM 2

Yine yeni bir bahar
Ne güzel hatıran var
Çiçeklerin sanki kar
Tuzsuz beni bekliyor
Bak yüreğim tekliyor

Şu tepeler yaylaktı
Harkın altı otlaktı
Hep atları kısraktı
Tuzsuz beni bekliyor
Bak yüreğim tekliyor

Muhiddin’in pınarı
Yeşil olur kenarı
Akar gider suları
Tuzsuz beni bekliyor
Bak yüreğim tekliyor

Kamışlı’da ot boldu
Şimdi sarardı soldu
Acep bize ne oldu
Tuzsuz beni bekliyor
Bak yüreğim tekliyor

Çekereğe girerdik
İnek güder çimerdik
Akşama dek yüzerdik
Tuzsuz beni bekliyor
Bak yüreğim tekliyor

Günler bize ay idi
Mutluluk bir tay idi
Tüm dünyamız köy idi
Tuzsuz beni bekliyor
Bak yüreğim tekliyor

Karagedik aşılır
Varay’a dek koşulur
Şimdi buna şaşılır
Tuzsuz beni bekliyor
Bak yüreğim tekliyor

Serkiz’in çamuruna
Motor battı curcuna
Ferguson’un gücü ne
Tuzsuz beni bekliyor
Bak yüreğim tekliyor

Pala Dayı at nallar
Sabri Dayı çay yollar
Hani nerde bu kullar
Tuzsuz beni bekliyor
Bak yüreğim tekliyor

Muhacir mahallesi
Şirvanlı’nın palesi
Hatır gönül bilesi
Tuzsuz beni bekliyor
Bak yüreğim tekliyor

Ömrümüz gelip geçti
San pınardan su içti
Sevdiklerin hep göçtü
Tuzsuz beni bekliyor
Bak yüreğim tekliyor

Metin Tuzsuz sevgisi
Sana Allah vergisi
Selamla sen herkesi
Tuzsuz beni bekliyor
Bak yüreğim tekliyor

TUZSUZ’A ÖZLEM 3
BİZİM KÖYÜN GÜLLER

Bizim köyün Tuzsuz derler adına
Yine düştü anam atam yâdıma
Henüz girdim sayın altı yedime
Ne tatlıydı anam bacım halleri
Mis kokardı bizim köyün gülleri

Her birinin ayrı ayrı adın yaz
Nenem vardı adı gibi İsminaz
Ne kışları dururlardı ne de yaz
Ne tatlıydı anam bacım halleri
Mis kokardı bizim köyün gülleri

Ana dedim benim anam Fatmagül
Tuzsuz içre evliyadır böyle bil
Misafiri ayırmazdı tanış el
Ne tatlıydı anam bacım halleri
Mis kokardı bizim köyün gülleri

Hanım nene fırınını yakmıyor
Mayasızlar misler gibi kokmuyor
Bizim açlar mayıl mayıl bakmıyor
Ne tatlıydı anam bacım halleri
Mis kokardı bizim köyün gülleri

Mümine’ydi hala derdim teyzeme
Pale derdi, Şirvanlıya benzeme!
Lokma dökmüş bol bol aşır az yeme
Ne tatlıydı anam bacım halleri
Mis kokardı bizim köyün gülleri

Ayten anne Hikmet nine nerede
Nam salmıştı kısmetleri burada
Ağalık da onlarındı çile de
Ne tatlıydı anam bacım halleri
Mis kokardı bizim köyün gülleri

Sabri Dayı âşık mıydı eşine
O yüzden mi çabuk gitti peşine
Bakmadı ki ecel gözün yaşına
Ne acıydı anam bacım halleri
Mis kokardı bizim köyün gülleri

Perzad Hala Cevriye’yle dost idi
Zayda Hala radyosuyla mest idi
Ne de çabuk o günlerim eskidi
Ne tatlıydı anam bacım halleri
Mis kokardı bizim köyün gülleri

Nigar eme dua eder gezerdi
Canibe Ablaya yürek üzerdi
Allah’ım yine de dünya güzeldi
Ne tatlıydı anam bacım halleri
Mis kokardı bizim köyün gülleri

Hakime Halanın hakim haline
Ayhan Abla hep gülerdi kendine
Olsa da çileler düzü düzine
Ne tatlıydı anam bacım halleri
Mis kokardı bizim köyün gülleri

Nenem Halise imiş halis bir kadın
Ben görmedim eller söylerdi yâdın
Almış mı bilmem ki dünya muradın
Ne tatlıydı anam bacım halleri
Mis kokardı bizim köyün gülleri

Daha nice sayamadım yıllar var
Bize dua etmiş nice diller var
Annemin kardeşi nice güller var
Ne tatlıydı anam bacım halleri
Mis kokardı bizim köyün gülleri

Metin sen de bu güllere dua et
Onlar sana kaş kırmadı nihayet
Ruhlarıçün bir fatiha eda et
Ne tatlıydı anam bacım halleri
Mis kokardı bizim köyün gülleri

TÜRKLÜK TÜRKÜSÜ

Gel Türk oğlu hatırla şu mâzini
Şehidini ak tolgalı gazini
Çok çekmiştin hak ümmetin nazını
Ey Türk oğlu âlem nizam bekliyor
İnsanlığın nabzı artık tekliyor

Gel ki Uygur bebeleri gülsünler
Gel ki artık firavunlar ölsünler
Gel ki müslim gayri müslim bilsinler
Ey Türk oğlu âlem nizam bekliyor
İnsanlığın nabzı artık tekliyor

Sen gelince gonca güller açmıştı
Adaletin yüce dağlar aşmıştı
Boşnak kardeş İslamlığı seçmişti
Ey Türk oğlu âlem nizam bekliyor
İnsanlığın nabzı artık tekliyor

Hani şimdi gezindiğin sahralar
Hani şimdi doldurduğun sofralar
Yemen ilde yaman yazar mısralar
Ey Türk oğlu âlem nizam bekliyor
İnsanlığın nabzı artık tekliyor

Bağdat Basra yıkılıp kül olmadan
Myanmar’da son nefer de ölmeden
Filistin’in gül yüzleri solmadan
Ey Türk oğlu âlem nizam bekliyor
İnsanlığın nabzı artık tekliyor

Ne sanatı ne kültürü ne ilmi
Yetişmedi yeni Sinan değil mi
Yunus Emre’m kurudu mu yeşil mi
Ey Türk oğlu âlem nizam bekliyor
İnsanlığın nabzı artık tekliyor

Ben gelmedim dava için diyordu
Benim işim sevi için diyordu
Helal aşın kavim kardaş yiyordu
Ey Türk oğlu âlem nizam bekliyor
İnsanlığın nabzı artık tekliyor

Bir daha gel bir daha gel bir daha
Cihan elin açmış yüce Allah’a
İstiyoruz Türklük gibi bir vaha
Ey Türk oğlu âlem nizam bekliyor
İnsanlığın nabzı artık tekliyor

Metin sözü çok da fazla uzatma
Kanlı zaten şu yaraya tuz atma
Güller açar Turan elde acz etme
Ey Türk oğlu âlem nizam bekliyor
İnsanlığın nabzı artık tekliyor

BAHAR

Bülbüller şakısa günler bitmese
Baharlar gelse de artık gitmese
Her gün bayram olsa baykuş ötmese
Allah’ım bu bahar cennet mi nedir
Çiçekler gülüyor hikmet-i kebir

Bir mavi menekşe bir kızıl gonca
Her yanı kaplamış dört yaprak yonca
Hep bunu beklerim ömrüm boyunca
Allah’ım bu bahar cennet mi nedir
Çiçekler gülüyor hikmet-i kebir

Yeşili çıldırmış alı çıldırmış
Meyveden kırılan dalı çıldırmış
Sade deli değil veli çıldırmış
Allah’ım bu bahar cennet mi nedir
Çiçekler gülüyor hikmet-i kebir

Esti nesim-i nev açıldı güller
Açsın bizim dahi gönlümüz derler
Sakiyâ mey sun salınsın dilber
Allah’ım bu bahar cennet mi nedir
Çiçekler gülüyor hikmet-i kebir

Aşk ile ötsün gönlümde bülbül
Misklerle dökülsün ömrüme sümbül
Şimdi gökler melek yerler ise gül
Allah’ım bu bahar cennet mi nedir
Çiçekler gülüyor hikmet-i kebir

Metin bu dünyadır değil ki baki
Kalbini uzatma değildir saki
Bir hayal olmuşsun dedim illâ ki
Allah’ım bu bahar cennet mi nedir
Çiçekler gülüyor hikmet-i kebir

BENİ DE ÇAĞIR

Kabe’ni özledim seni özledim
Aşkın ateşini canda gizledim
Davetin bekledim yolun gözledim
Ne olur yanına beni de çağır
Bu nasıl bir firkat ne kadar ağır

Karadır saçların içinde nur var
Lebbeyk sedasında tam bir sürur var
Bana da bana da bir damla nur ver
Ne olur yanına beni de çağır
Allah’ım bu firkat ne kadar ağır

Hasretinle ömrüm geçti gidiyor
Yeşil kubben gönle ateşten bir kor
Kavuşmak bir hayal alışmak çok zor
Ne olur yanına beni de çağır
Bu nasıl bir firkat ne kadar ağır

Ömrümün biterken yazları sensiz
Bir hazan rüzgarı esiyor sessiz
Ölmeden dünyada kavuşsaydık biz
Ne olur yanına beni de çağır
Allah’ım bu firkat ne kadar ağır

Kabe’ne aşığım kubbene meftun
Siyahla yeşilin kalbimde efsun
Bu gönül yangında bu gönül mahzun
Ne olur yanına beni de çağır
Bu nasıl bir firkat ne kadar ağır

Ne zaman yoluna etsem azimet
Dünyanın işleri vermedi fırsat
Elimi kolumu bağladı minnet
Ne olur yanına beni de çağır
Allah’ım bu firkat ne kadar ağır

Metin sen kalbini bu aşk ile yak
Kabe’nin Ravza’nın yollarına bak
Allah’tan dileyip varmayan hiç yok
Ne olur yanına beni de çağır
Bu nasıl bir firkat ne kadar ağır

TUZSUZ’UN BAHARI

Ağladım mı güldüm mü
O günlerde oldum mu
Yaşadım mı öldüm mü
Sene dokuz yüz seksen
Mevsimler hep ilkbahar
Tuzsuz güllük ve gülşen
Tuzsuz mesut bahtiyar

Kerkenesler uçardı
Taze güller açardı
Kızlar bakıp kaçardı
Sene dokuz yüz seksen
Mevsimler hep ilkbahar
Tuzsuz güllük ve gülşen
Tuzsuz mesut bahtiyar

Televizyon bilmedik
Tepelerden inmezdik
Öyle yarım gülmezdik
Sene dokuz yüz seksen
Mevsimler hep ilkbahar
Tuzsuz güllük ve gülşen
Tuzsuz mesut bahtiyar

Pancardandı motorum
Kırılmazdı hatırım
Gökyüzüydü çadırım
Sene dokuz yüz seksen
Mevsimler hep ilkbahar
Tuzsuz güllük ve gülşen
Tuzsuz mesut bahtiyar

Bayram tatlı geçerdi
Kuyu yanı coşardı
Herkes mesut yaşardı
Sene dokuz yüz seksen
Mevsimler hep ilkbahar
Tuzsuz güllük ve gülşen
Tuzsuz mesut bahtiyar

Lütfi dayım müdürdür
Peyman hoca ömürdür
Tek kaygımız kömürdür
Sene dokuz yüz seksen
Mevsimler hep ilkbahar
Tuzsuz güllük ve gülşen
Tuzsuz mesut bahtiyar

Metin dostlarını an
O günlere şimdi yan
Artık deli akmaz kan
Sene dokuz yüz seksen
Mevsimler hep ilkbahar
Tuzsuz güllük ve gülşen
Tuzsuz mesut bahtiyar

OYUN İÇENDEDİR OYUN
Oyun içindedir oyun!
Oyun içindedir oyun!
Duyun kardeşlerim duyun!
Eğer değilseniz koyun!
Duyun bir de benden duyun!
Bu nasıl bir düzen deyin!
Beyin kaynatıyor beyin!
Yeyin bir biriniz yeyin!
Biri Alevidir deyin!
Birin adı Sünni koyun!
Oyun gözlerini oyun!
Oyun içindedir oyun!
Oyun içindedir oyun!
Koyun musun ulan koyun!
Yeyin ahlaksızlar yeyin!
Aksırıncaya dek yeyin!
Tıksırınacaya dek yeyin!
Haram helal neymiş deyin!
Sonra bir de hacc eyleyin!
Yuyun günahları yuyun!
Oyun içendedir oyun!
Oyun içindedir oyun!
Dininizin altın oyun!

Uyuşturan haram suyun,
Kadehine servet yayın!
Sayın helalullah sayın!
Sayın helalullah sayın!
Sonra evde eşe kıyın!
Sonra evde çocuk döğün!
Döğün şerefsizler döğün!
Oyun içindedir oyun!
Oyun içindedir oyun!
Kıyın ana avrat kıyın!
Kıyın ana avrat kıyın!
Soyun bacısını soyun!
Söğün anasına söğün!
Övün ahlaksızı övün
Doyun haramlara doyun!
Oyun içindedir oyun!
Oyun içindedir oyun!
Her pisliğe güzel deyin!
Örfün der ki düzgün giyin,
Soyun kızım şimdi soyun!
Senden istenen bak bugün
Soyun isteğince soyun!
Bakıyorlar diye sevin!
Eyin başınızı eyin!
Amerika senin dayın!
Müslümana kafir deyin!
Kardeş deyin etin yeyin!
Yeyin birbiriniz yeyin!
Düşmanların öp eteğin!
Neyin kaldı söyle neyin?
Allah için bir kez duyun!
Neyin kaldı müslim neyin?
Allah içinbir kez duyun!
Oyun içindedir oyun!
Oyun içindedir oyun!
Yuyun kanlı eller yuyun!
Petrol için canlar kıyın!
Arap deyin Dürzi deyin!
Sayın düşmanları sayın!
Farsi deyin Türkî deyin
Soyun müslümanı soyun!
Allah emri olan toyun!
İçki olmuş helal suyun!
Sünnet toyu alkol kuyun!
Beyin kaynatıyor beyin!
Oyun içindedir oyun !
Oyun içindedir oyun!
Benim dinim budur deyin!
Yeyin haramları yeyin
Ahret şurubuyken meyin!
Dünyadaki hali deyin!
Yeyin haramları yeyin!
İçin için helal sayın!
Sayın şehvetleri sayın!
Ekran ekran fuhuş yayın!
Sonra ana avrat sayın!
Sayın şerefsizler sayın!
Yeyin bir biriniz yeyin!
Yayın nefretleri yayın!
Oyun içindedir oyun!
Oyun içindedir oyun!
Koyun musun ulan koyun!
Oyun içindedir oyun!
Oyun içindedir oyun!
Duyun kardeşlerim duyun!
Eğer değilseniz koyun!
Duyun bir de benden duyun!
Metin asil senin soyun!
Türk milleti eğmez boyun!
Koyun değil inan koyun!
Elbet bulur her ark suyun!
Bozulur bu kirli oyun!
Duyun şerefsizler duyun!
Duyun şerefsizler duyun!
Türk uyanır biter oyun!
Türk uyanır biter oyun!

SERBEST DÜŞÜNCELER

AKADEMİSYEN MANİFESTOSU

(Biz münevverler olarak söz veririz ki,)

Biz,
Görmeyenlere göz,
Duymayanlara söz,
Gülümseyen bir yüz,
Üşüyen kalplere yaz,
Çıkılmayan dağlara iz,
Duran çarklara hız,
Çıplak kalana bez,
Ağlayan gencime diz,
İlim yolunda hız,
Düşman için giz,
Millet için biz,
Olacağız.
Biz,
Hainler için sur.
Türklük için gurur,
Atalar için onur,
Öğrencimizle mağrur,
Musa’nun çıktığı Tur,
İsa’nın yoğurduğu hamur,
Süleyman’ın yolundaki mur,
Peygamberimin alnında nur,
Olacağız.
Biliyoruz ki,
Biz olmazsak,
Atomu bölemezdi insan,
Damarda sıhhatle akmazdı kan,
Duygular kalplerde bulmazdı can,
Fikirler uçuşmazdı her an,
Belki de okunmazdı Kur’an,
Viran olurdu bu dünya, viran,
Bilinmezdi ne can ne de canan,
Bulamazdı güzelliği inan,
Olamazdı Yavuz’a râm cihan,
Gezemezdi Kanuni’de o kan,
Veremezdi Atatürk’e vatan,
Türk’e nasip olamazdı bu şan.
Diyoruz ki,
Bizim,
Kopar belki ama eğilmez başımız,
Cübbemizde düğme kabul etmez kumaşımız,
Ademle birdir ilim yaşımız,
Cennete çevirmektir memleketi düşümüz,
Hak ve adalet dağıtmaktır işimiz,
İlim yolunda çatılmaz hiç kaşımız,
Türk oğlu Türk’e dönüştürür aşı’mız,
Kim yerse helalinden aşımız,
Kapımız açıktır yoktur asla şaşımız,
Hainlere yaman olur kışımız,
Dostlarına sevgi dolu içimiz ve dışımız,
Biz olmasak diyoruz,
Nasıl yetişecek bahçemizde gül,
Nasıl öpülecek saygı ile el,
Nasıl şakıyacak bilgi ile dil,
Nasıl enerjiye dönüşecek yel,
Nasıl nameleri döktürecek tel,
Nasıl barış dolu olur her il,
Nasıl insan olur şu kupkuru kil,
Nasıl kardeş olur sağ ile sol,
Nasıl nizam-ı âleme bulunur yol,
Nerde bulunacak ibadetli kul,
Nerde bulunacak harcanacak pul,
Nerde bulunacak huzurumuz bol,
Nasıl Türk’e denir gel de baş ol.
Biz olmalıyız
Çünkü,
Biz,
Görmeyenlere göz,
Duymayanlara söz,
Gülümseyen bir yüz,
Üşüyen kalplere yaz,
Çıkılmayan dağlara iz,
Duran çarklara hız,
Çıplak kalana bez,
Ağlayan gencime diz,
İlim yolunda hız,
Düşman için giz,
Millet için biz,
olacağız.
Biz münevver olacağız.

YAPMA

Ne olur hüznü alıp koynuna,
öyle bakma.
Ne olur inciler takıp gerdana,
öyle bakma.
Ne olur saçını atıp arkana,
öyle bakma.
Ne olur kaşını çatıp da cama,
öyle bakma.
Ne olur boynunu büküp kalpleri
öyle yakma .

Dudağında acıdan bir tebessüm
Olmasın.
Gözlerinde gülücükler şu soğukta
Solmasın.
İçindeki fırtınayı bırak eller
Bilmesin.
Ne olur kaşını çatıp da cama,
öyle bakma.
Ne olur boynunu büküp kalpleri
öyle yakma.

NİSYAN

İsyanım nisyanıma
Bazen ilaçtır yarama.
Bazen uçurumlardan düşerim,
Tozlu nisyan çukurlarına.

Mutluysam biraz da onun sayesinde.
Çalışmalıysan onun yüzünden.
Korkuyorsam çıldırmaktan,
Sığınıyorun onun tozlu kollarına.

Biliyorum iyi değil.
Ama başka çarem yok,
Düşerim yollarına.
Yoksa çıldırmamak elde değil.

İsyanım mı nisyanımdan ,
Nisyanım mı isyanımdan.
Bilmiyorum.
Bilerek kendimi atıyorum,
Onun derin uçurumlarına.

Görüyorum herkes aynı.
Onlar da bu işte mazur.
Yoksa nasıl dayanır bir ana yüreği,
Yavrusunun yokluğuna…

Nisyanım yorganım.
Nisyanım, ah yorgunum.
Hayatım tekrarlar elinde tekerrür.
Nisyanım . İşte bundan isyanım.

Nisyanım. Ben bir insanım.
Sığınağım, korunağım, durağım.
Beynimin yeli, aklımın seli.
İyileri alma ne olur.

HEYHÂT

Saadet güneşi doğacak bir gün
Seni gözlediğim mavi denizden
Lakin,
Şu an,
Ağlıyor kalbim deniz artık ölgün
Ufukta batan güneş şimdi yorgun

Saadet güneşi doğacak bir gün
Seni gözlediğim mavi denizden
Bil ki ,
Şu an,
Ağlıyor gonca bahçe sensiz solgun
Ufukta batan güneş sensiz yorgun

Saadet güneşi doğacak bir gün
Seni gözlediğim mavi denizden
Sanki,
Viran,
Ağlıyor bülbüller yine dalgın
Ufukta batan güneş yine yorgun

Heyhat,
Elbet,
Saadet güneşi doğacak bir gün
Seni gözlediğim mavi denizden
Ancak
Canan,
Doğmuyor güneşler sanki dargın
Kalbim uzak denizlere sürgün.

VAY ANAM VAY!

Kırmızı giyinmiş
Bahar geçti
Kapımdan
Yüzü ay, kaşı yay, doru tay, vay anam vay!

Salındı saba,
Açtı goncaları
Hâbından
Yüzü ay, kaşı yay, doru tay, vay anam vay!

Sarından utan başak,
Kızar nar ayıbından
Yüzü ay, kaşı yay, doru tay, vay anam vay!

Dişinin beyazında kar,
La’linin kızılında kan
Yüzü ay, kaşı yay, doru tay, vay anam vay!

Bu kadar salınmak
Servide de olmaz,
Fettan
Yüzü ay, kaşı yay, doru tay, vay anam vay!

Mavi hayallerin
Rrüzgârıyla yandı cihan
Yüzü ay, kaşı yay, doru tay, vay anam vay!

Her adımı
Bir yürek hoplatır
Her an inan,
Yüzü ay, kaşı yay, boyu tay, vay anam vay!

VAKTİDİR

Dostum, ayrılık vakti gelmişse
Aşktan.
O şarkıyı çalamazsın yine baştan.
Âh,
O bir Eftelya,
Sen bir Paskal, çoktan…
Bak!
Oyun bitmiş,
Perde inmiş, yaş geçmiş!

Artık ayrılık vakti gelmişse
Aşktan.
O şarkıyı çalamazsın yeni baştan.
Âh,
O bir Finten
Sen bir Davalaciro
Kanlar akmış,
Gemiler batmış, Kuasimodo!

Gülüm, ayrılık vakti gelmişse
Aşktan.
Son şarkıyı çalamazsın yeni baştan.
Âh,
O bir Leylâ, sen bir Mecnûn,
Ayrılık!
Bak,
Hasret çekmiş, çöller yakmış, yok artık!

Artık ayrılık vakti gelmişse
Aşktan
O şarkıyı çalamazsın yeni baştan
Ahmet Cemil,
O Lâmiâ, yok, yok artık!
Mavi gözler, şiir sözler,
Boş, boş artık!

SAFFET’E MEKTUPLAR 1
Saffet,
Bana biraz oralardan bahset.
Kopmadan önce benim için de kıyamet,
Ne olur, bir zahmet,
Bana biraz oralardan bahset.
Biliyorum, ölüm kimine afet,
Kimine ölüm bir ziyafet.
Ama ne olur Saffet,
Bana ölmeden evvel
Oralardan bahset.
İster rüyamda et ziyaret
İster hayal içindedir hayal et.
Biliyorum, biliyorum bir gün ben de geleceğim nihayet.
Ama ölmeden evvel bir zahmet
Benim için de kopmadan kıyamet
Öte öte âlemlerden,
Bana biraz bahset.
Sen göçtüğünde bildim ki ölüm bir alamet.
Bilemiyorum nihayet,
Ya fekalet
Ya selamet.
Saffet,
Ne olur bana oralardan bahset.
Görünür mü kara toprak altında o cennet?
Nasıl bir şey ruh denilen emanet?
Vücut hapsinden kurtulan ruh-ı mücerret,
Acaba olur mu o karanlık kabrinde müreffeh?
Saffet,
Bu hayatta da vardır elbet keramet.
Ben bulamadım ne olur sen bahset.
Ne olur bir kez beni
Rüyada olsun ziyaret
Et!

SAFFET’E MEKTUPLAR 2
Saffet ,
Bana biraz oralardan bahset.
Buralar bildiğin gibi nihayet.
Kimi gün cinayet
Kimi gün ziyafet.
Boş ver be Saffet,
Dünya burası işte sonu nedamet.
Kalmamış ibadet,
Kalmamış zerafet,
Kalmamış icazet,
Kalmamış keramet,
Kalmamış keramet,
Girmemiş ele hakikat.
Sen en iyisi oralardan bahset.
Kabirden görünür mü o güzelim cennet!
Ya da cehennem-vari sonsuz kıyamet!
Saffet,
Güller orada da açar mı,
Sarı, kırmızı, lacivert?
Yağmurlar yağar mı rahmet rahmet?
Veya Saffet,
Yüzüne vurur mu rüzgarlar şefkat
İle okşayan bir ele benzer,
Letafet.
Yoksa yüze mi vurulur günahlar felaket !
Felaket!
Saffet,
Bana oralardan bahset.
Dünya denilen pörsümüş teravet,
Tazelemiyor beni nihayet.
Biliyorsun Saffet,
Burada insanlar aç ve yoksul, diz boyu rezalet.
Ya da tokluktan azıyorlar sefahet üstüne sefahet.
Sokakları dolduran binlerce cenabet,
Din kavgası yapıyorlar almışlar da icazet.
Saffet,
Bu dünya bir garabet,
Sen boş ver oralardan bahset.
Yeryüzü denilen bu yalancı cennet,
Yer altında buluyor mu nihayet?
Sahi oralarda mı sonsuz bereket?
Orada mı bâkî denen memleket?
Orada mı Tanrı ile muhabbet?
Orada mı meleklerle ziyafet?
Saffet,
Bana biraz olsun oralardan bahset.
Rüyada olsun et be ziyaret!
Ne olur ölmeden önce bi-gayret
Geleceğim yolları nur et!
Küllü nefsin zaikatün mevt!

MISRA-I BERCESTELER

Allah’ı Muhammed’i âlî seven dostânız
Ne Sünnîyiz ne Şii bir hâlis Müslümânız
Nigârî

Pâre pâre olsa da bir pare şefkat eylemez
Ol perî bilmem ne ister bu dil-i sad-pâreden
Sebâtî

Ey Sebâtî olayum dirsen eger vâsıl-ı yâr
Sen dahi hâr olagör tâ tutasuñ yâr etegin
Sebâtî

Ne derdüme dermân it
Ne katlüme fermân it
Bu cevri de her ân it
Lâyık mıdur ey gül-fem
Sebâtî

Bu nasıl adl ü adâlet bu nice lutf u kerem
Kanımuz içdi yine şîr gibi Şirvânlı güzel
Sebâtî

Ey âfet-i cân fitne-i devrân olacaksın
Cânlar yakıcı şîveli cânân olacaksın

Sen mehd-i nezâketde o dem kim süd emerdin
Ben söyler idüm server-i hûbân olacaksın
Sebâtî

Kâf-ı aşka gitdiler sîmurg-ı ankâ seyrine
Gördiler kim aşk imiş sîmurg-ı ankâdan garaz
Sebâtî

Gül gül dimekle gülmez güller güler yüzünsüz
Bî-çâre bülbül itdi çok âh u zâr sensüz
Sebâtî

Terk-i cân itsün cihânda her ki cânânın sever
Aşkdan lâf urmasun ol kimse kim cânın sever
Sebâtî

Sâkiniñ mînâsın alsam elinden
Nûş eylesem mey-i sahbâ dilinden
Cüdâ düşdüm yârânlarıñ ilinden
Gel beri yanıma gör hâlim nedir
Tâlibî

Naat

Ey kalplerin dermânı gel
Ehlen ve sehlen merhabâ
Ey gönlümün sultanı gel
Ehlen ve sehlen merhabâ

Gel devrimiz dolmuş cehil
Ey müctebâ ey Mustafâ
Tüm derdimiz olsun kalil
Ehlen ve sehlen merhabâ

Şen bülbülü oldun gönül bağımın
En nâdîde ânısın gençlik çağımın
Yeşeren umutlar bizim sevgilim
Masmavi gökyüzüm, yazım sevgilim
Allah’tan emanet oldun ömrüme
Melekler misali doldun gönlüme

SON